Ne isteyeyim daha dağlardan, otlardan, yağmurlardan-bir sırt uğruna, bir kasık teline, ulaşmak için hevesin kokusuna, ve fazlası. Üçyüz metre ötede canı birikenim, elimin avucu daha yakın, ne isteyeyim daha, ne isteyeyim ben daha? Ormanları aştım, çatlağını dudaklarımın geçtim, deliği kulağımın öpülmüş, ben daha ne isteyeyim?
İsteyeyim daha.
Vatan uğruna can vermişler kadar tuttum, ben daha ne isteyeyim sarı renkten, mavilerden, yeşillerden, turkuazlardan? Türk’ü az olsam da istesem yine daha çok renk, kıyılardan, ihtimallerden, geçsem de ulaşsam en kaygan, en azgın yosunlara, ‘Ne Mutu Türk’üm’ desen yine bana.
Düşsem, düşlesem dört mevsim dışını, hecelesem, telaffuz etsem kuyruksokumunu, birleştirsem gözlerinle onları bir kez daha. Karşılıksız aşk desem, yine istesem, daha çok istesem, ulaşsam tek taraflı yarımadalara. Püskürtsem tüküremediklerimi, ovalasam titrer gibi, ikimizin de doğduğu köylerde buluşsak bu kez, bir sen tamamlasan teferruat işleri, bir ben. Ne istesem daha kıvrımlı dağlardan, ovalardan, mükemmel pürüzsüz sırtından, bir vatan haini kadar hükmüm var biliyorsun, istedikçe, ulaşmak hedef olmuş tek taraflı anal yaralara.
Bir vatan haini kadar hükmüm var işte, istedikçe korkuları, bertaraf eden sarı, mavi ve yeşilin uyum içinde uyuyan, helak olmuş helaları. İlk karşılaşmalar her zaman güzeldir, güzel olanın yanında. İlk ihanetler bir yonca. Kıvransam da yine istesem, açık açık silkelensem, istesem bunu da kapalı kapılar ardında. Bir demet çiçek alıp gitsem bir başkentten öbürüne, çalsam kapısını, bulmasam da, bir dal bıraksam, o Baf’ta, ben Omorfo’da, anlar nasıl olsa benim de bir anadan doğduğumu:
Vatan Haini*
Kaç şiir, kaç şarkı durdurabilir nefes hatlarını?/ Dolduramayan telaşlı dünya, tiroitlerinden geçip katastrofik kehanet kustu, kulak zarına saptı Tara Kanalı’nda./ Boğumu küstü hallenerek, stratejik hatalar selden muzdarip, doğal afet, koydu öpüp alnına, itiraf etti en büyük düşmanından gebe kaldığını./ Yedi karnını silksen de doğuramaz beynim türbülans aralığını./ Asker girer rüyasına hep, anlatır her fırsatta./ En yanlış doğrular, kabul etti, mutlu mağduriyetin hırs sandıklarını./ Muhtacın sahip olmadığı havaalanları, transit vaka kaynağı, yoğurdu ömrü peteğinden kopan arı kovanı./ Kısalan genç hayatlar getirdi aklıma trafik kazaları./ Kurtarır gibi, acır gibi…/ Bir bildiğim var öksürürken, domatesi ikiye bölerken./ Bir bildiğim var, koyun üstü yatıp kütüphaneden çaldığım kitaplarla yargılanırken./ Vicdan işini çözdü, geçti iş işten./ İki nefes arası baş edilemez korkulara sahip oldum yine./ Hastalık, kaza-bela, itibar, yüz kızartıcı suçlar silsilesi./ Ahlak da neyin nesiymiş, kan kalbin attığı takviye takvimi./ Altı aylık kınasını memleketten vazgeçiş süsüyle yaksak, eşikten geçen kekikli peksemet batıracak suçsuz kanlı bayrakları zeytinyağına./ Tarih batırır gibi tarlalara, Seamus Heaney.
*Baba Rahmi’nden




