AktüelRöportajMurat Belge ile Söyleşi: Türkiye’den Kıbrıs’a Bakış – I

Türkiye ve Kıbrıs birbirine yakın coğrafyalar. O kadar ki, Türkiye'deki mahdut milliyetçi söylemler adayı “Yavru Vatan” diye celbederek ya da yansıtarak tanımlıyor.
Gazedda Kıbrıs Gazedda KıbrısKasım 29, 2021
“insan_ticareti"
Gazedda_Patreon

İbrahim Beyazoğlu -DAÜ İletişim Fakültesi öğretim üyesi ve gazeteci 

Türkiye ve Kıbrıs birbirine yakın coğrafyalar. O kadar ki, Türkiye’deki mahdut milliyetçi söylemler adayı “Yavru Vatan” diye celbederek ya da yansıtarak tanımlıyor. Kıbrıs Türkiye’de az biliniyor. Bu coğrafi yakınlığa rağmen, mesele Kıbrıs ve Kıbrıs insanına gelince, birçok Türkiyeli bu sorunun kühnüne varamamış izlenimi veriyor. Öte yandan, Kıbrıslı Türkler, Türkiye ve orada yaşanan gelişmelere az çok hakimken, benzer yaklaşımı Türkiye’nin neredeyse ruhuna sinmiş olan popüler Kıbrıs-kamuoyu için iddia etmek zor. Maalesef gündelik konfor alanını giderek besleyen iletişimsiz bir bilme şekli yüzünden, Kıbrıs Türkiye’de eksik ve yanlış biliniyor. Egemen-ideolojik kavramsal çerçevelerden dolayı, adadaki şartların niteliği, derinliği, hakkı verilerek bilinmiyor.

Murat Belge ile Kıbrıs’ın Türkiye’de neden bu kadar az bilindiğine dair bir söyleşi gerçekleştirdik. “Adaya ve ada halkına yönelik hakaret derecesine varan yanlış anlamalar ve popüler klişeler neden ideolojik bir kabuk bağlamış” sorusuyla söyleşiye başladık. 

Belge, bugünkü somut durumu oluşturan tarihselliği anlamak açısından güçlü, bütünlüklü ve toparlayıcı bir içgörü sundu. Belge’nin söyleşimiz boyunca işaret ettiği bağlamlar ve yapılar, bugün bile adanın hakkıyla anlaşılmamış tarihsel sürecini şekillendirmeye devam ediyor. 

Murat Belge: Kıbrıs’ın Türkiye için son derece önemli bir konu haline gelmesi, malum, ellilerde, Demokrat Parti iktidarında olmuş bir şey.  O zamandan beri süregelen bu ilgide her zaman bana sağlıksız görünen bir şey hissetmişimdir. Şöyle özetleyeyim:  sorun ya da tartışma ya da talep, her neyse, Kıbrıs diye bildiğimiz ada üstünde yaşayan Türk kökenli insanlar olmakla birlikte, kısa bir süre sonra, vurgu bu insanlardan adanın kendisine, yani bir araziye, bir toprak parçasına kayar. 

“Niçin böyle oluyor?” diye kendime sorunca,  bu tavrın nereden kaynaklandığını düşününce, bunu bir “fütuhat” takıntısına bağlıyorum. “Takıntı” diyorum, bunu derken bilinçli düzeyde olan bir şeyden söz etmiyorum.  Bilinçli olarak “Biz bir imparatorluk sahibiydik, bunu elimizden aldılar. Şimdi o imparatorluktan geri alabileceğimiz ne varsa almalıyız diye düşünen birileri olabilir—hatta kesin olarak vardır, diyebilirim. Ama bu tür düşünen kişileri kastetmiyorum. Akıllarında “imparatorluk” gibi kavramlar pek de olmayan,  bunu tarihi süreci içinde düşünme ihtiyacı duymayan insanları düşünüyorum.  “İmparatorluk” bir toplumsal varoluş biçimi.  Bu tür bütün biçimler insana bir “dünya görüşü”. Dünyayı kavrama tarzı verir;  bu doğallaşır, onu yaratan koşullar değişse de, o bakış biçimi değişmez, olduğu yerde kalır. Bunu anlatmak istiyorum.

Osmanlı İmparatorluğu bir İslam devletiydi. Ama Müslümanlar’ın çoğunlukta olduğu bir imparatorluk değildi. Dolayısıyla Müslümanlar burada “efendi”nin kendileri olduğu duygusuyla yaşıyorlardı ve yanıldıkları da söylenemezdi.  Müslümanlar arasında Türkler vardı ve Türk oldukları için özel bir itibar belki görmüyorlardı. Hatta “Etrak-ı bi-idrak” gibi küçümseyici yaklaşımlar sık sık hatırlatılır. Öyle de olsa, Osmanlı İmparatorluğundan geriye kalan “Türkiye” oldu. Bunun böyle olacağını Türkler hep bilmişti.

Dolayısıyla bugün Türkler “Kıbrıs” dediklerinde Kıbrıs’ta yaşayan Türk kökenli insanlardan önce bir zamanların görkemli imparatorluğunun geri alınabilir bir parçasını anlıyor, daha doğrusu otomatikman bunu düşünüyorlar.  O insanlar da önemli. Çünkü o toprağın “geri alınabilir” olmasını onlar sağlıyor. Tabii bu, onları “araçsal” bir konuma sokuyor.

1880’lerden beri ayrı yaşamışız.  Şüphesiz farklılaşmışız. Yani onlar bizden farklılaşmışlar. Aramızda bir uyuşmazlık durumu olduğunda onlar bize uymalı.  Ayrıca biz “kurtarıcı”yız. Onun için de kararları biz veriyoruz ve genellikle vermeden önce danışma gereği de duymuyoruz. Onun için Kuzey Kıbrıs’ın bağımsız bir devlet olduğuna dünyayı inandırmaya çalışırken “Size bir Meclis yapacağız” demekte bir tuhaflık olacağı aklımıza gelmiyor. 

Dedim ya, bu ilişkide bir sağlıksızlık var. 

*

[Devam eden bu söyleşinin sonraki kısmını ilerleyen günlerde okuyabilirsiniz]

Gazedda Kıbrıs

Gazedda Kıbrıs

Gazedda'yı hem yaşatabilmek hem de içeriklerini daha da zenginleştirebilmek için okuyucu katkısına ihtiyacımız var. Bağımsız ve özgür olmak, öyle kalmak ve bu sesi yaygınlaştırmak, daha fazla paylaşmak istiyoruz. Bunun da yolu sizlerin desteğinden, yani yurttaşların, Gazedda’yı sahiplenen insanların gönüllü oluşturacakları fondan geçmektedir. Gazedda’ya patreon üzerinden destek olabilirsiniz. https://www.patreon.com/gazedda

LGBT kitapcık