AktüelPolitikaYorumKıbrıslı Türklerin AP seçimlerinde oy vermesi neden önemlidir? – Tutku Tuğyan

"İrade koymak, kuşkusuz, kimsenin sizi duymadığı bir uçurum kenarında haykırmaktan daha etkilidir."
Gazedda Kıbrıs Gazedda KıbrısMayıs 25, 2019
Djumba Hotel & Cafe

KIBRISLI TÜRKLERİN AVRUPA PARLAMENTOSU SEÇİMLERİNDE OY VERMESİ NEDEN ÖNEMLİDİR?*

böyle bir yazgının şimdiden kanıtı,
Lefkoşa ile Mağusa’nın,
benzerlerinden hiç ayrılmayan
başlarındaki hayvandan[1]yakınıp, sızlanmaları

[Cennet]Dante
1308

Giriş

Bir kez daha Kıbrıslı Türklerin (KT)  2019 Avrupa Parlamentosu (AP) seçimlerinde ne oranda oy kullanacağı ve bunun ne anlama geleceği konusunda yoğun tartışmaların yaşandığı bir dönemdeyiz. Bu yazıdaki amacım, KTlerin söz konusu seçimde  neden oy vermesi gerektiği konusundaki tartışmalara katkıda bulunmaktır. Ancak bundan önce neye oy verecekleri, yani genel olarak AP üzerinde kısaca durmak gerekir.

Avrupa Parlamentosu

AP, Avrupa Birliği’nin diğer temel kurumlarından (Komisyon, Konseyler, Merkez Bankası gibi) farklı olarak yurttaşların demokratik taleplerinin ve haklarının temsil edildiği kurumdur. Avrupa Adalet Mahkemesi’nin bile doğrudan yurttaşların hakları konusunda bir yetkisi yoktur. Özellikle Komisyon ve Konseylerin Bakanlar ve devlet temsilcilerinden oluşması, nüfusa oranla değil devlet sayısına oranla birer sandalye ile temsil edilmeleri gibi özellikleri, AP’yi yurttaşların sesi olarak devlet gücüne karşı dengeleyici bir konuma getirir. AP çeşitli ülkelerden seçilen temsilcilerin siyasi fikirler altında gruplaştığı, ulus-ötesi demokratik taleplerin somutlaştığı uluslararası bir parlamento gibidir. Klasik anlamda parlamentodan farkı tabii ki seçilmiş bir hükümet oluşturamamasıdır. Fakat idari görevler bir seçilmiş hükümet yerine AB’nin diğer kurumları arasında paylaştırılmıştır. AB yasalarının kabul edilmesinde artık sadece Konsey değil AP de eş yetkilidir. Aynı şekilde bütçenin hazırlanması ve yürürlüğe girmesi de Konsey ve AP arasında birlikte yürütülmektedir. Ayrıca, yasa önerilerini hazırlayan, AB politikalarını üreten ve rekabet hukuku alanında idari otorite olarak hareket eden (devlet temsilcilerinden oluşan) Komisyon, AP tarafından 2/3 çoğunlukla feshedilebilir. Söz konusu Komisyonun Başkan ve diğer üyelerinin atanması da AP’nin önemli görev ve yetkileri arasındadır. Dolayısıyla, giderek artan bir şekilde AP’nin AB içinde en önemli kurumlardan birisi haline geldiği, özellikle de yurttaşların taleplerinin temsil edildiği tek kurum olduğu bir gerçektir.

Kıbrıs’ın toplam seçmen sayısı 640 bin civarındadır ve bu rakamın 77binini KTler oluşturmaktadır. Bu da tüm Kıbrıslılar sandığa gitse oyların %12si gibi bir rakama denk gelmektedir. 2014 yılında yapılan seçimlerde 60 bine yakın KT seçmen arasından sadece %3 oranındaki 1500 civarı KT oy kullanmıştır. Parlamentoda toplam 751 sandalyenin 6sı Kıbrıs’a ayrılmıştır. Şu anda Parlamentodaki altı Kıbrıs sandalyesinde, iki sandalye ile DİSİ: Avrupa Halkları Partisi Grubunda (merkez sağ),  iki sandalye ile AKEL:Avrupa Birleşik Sol / İskandinav Yeşiller Grubunda (yeşil sol), DİKO ve EDEK: birer sandalye ile Sosyalist ve Demokratların İlerici İttifakı Grubunda (sosyal demokrat) oturmaktadır. Önümüzdeki seçimde EDEK’li temsilcinin sandalyesinin ELAM’lı temsilci ile yer değişmesi bekleniyor.[2]Yani Avrupa’da yükselen aşırı sağın Kıbrıs’tan da sosyal demokrat bir lokma koparma ihtimali yüksek.

KTlerin adaylığı ise yeni değil, 2004’te bağımsız aday olarak Prof. Dr. Mehmet Hasgüler yarışmıştı. Bu kez ise KTler ya AKEL’den aday olan Prof. Dr. Niyazi Kızılyürek,bağımsız bir grup olarak KTlerden oluşan Şener Levent ve grubu Yasemin Hareketine  veya Kıbrıs Sosyalist Partisi adaylarına oy verebilirler. Elbette sadece KTlere oy vermek zorunda değiller.

Neden Önemli ?

Uluslararası Hukukun bir parçası olabilmek

KTlerin en önemli sorunlarından birisi uluslararası hukukun bir parçası olamamaktır. Uluslararası toplumun KTlerin 1960 Cumhuriyetinden doğan haklarını görmezden gelmesi ve bu durumun BM Güvenlik Konseyi kararlarıyla desteklenmesi günümüzdeki statükoya yol açmış, onu hep beslemiştir. 1963 sonrasında Kıbrıslı Rumların bütünüyle ele geçirdikleri devletin KT’den arınmış hükümetinin uluslararası toplum tarafından tanınmaya devam etmesi, KTler için bir haksızlık olarak ortada durmaktadır. Gerek 1960’ta kurulan cumhuriyetteki hakların sekteye uğraması, gerek sonrasında “kendi kaderini tayin hakkı” çerçevesinde sunulan KKTC’nin ilanı, gerekse verilen varoluş ve çözüm uğraşı, aslında bir türlü elde edilemeyen hakların geri alınması talebi ve bunun dünya tarafından da anlaşılması uğraşından başka bir şey değildir.

Demek ki yakın tarihte KT’lerin siyasi ve ekonomik varlığının temelinde uluslararası topluma yöneltilen tanınma ve eşit muamele görme talebi vardır. Belki de hukukçu R. Denktaş’ın da kullandığı dilin etkisiyle uluslararası hukuktan tükenmeyen bir beklenti içinde olmuşlar, bu beklentinin tatmin edildiğine ise nadiren şahit olabilmişlerdir. Bu nadir gelişmelere örnek olarak 1960 Cumhuriyeti’ndeki anayasal hakların tanınması ve BM Güvenlik Konseyi belgelerinde açıkça ifade edilen “iki toplumlu”, “iki bölgeli” ve “siyasi eşitlik temelinde” bir çözüm çerçevesi gösterilebilir. Tam bu noktada, Avrupa Parlamentosu seçimleri, uluslararası hukukla KTler lehine kurulabilecek bir ilişkide başka bir örnek olarak karşımıza çıkmaktadır. KTler Avrupa Birliği yurttaşıdırlar ve bu haklarından büyük ölçüde yararlanmaktadırlar. Bu seçimlerde oy vermedikleri zaman temsil edilmemeye devm edecekler ve böylelikle statüko devam edecektir. Aksine KTlerin bu seçime yüksek katılımı, ister bireysel ister toplumsal olarak demokratik haklarına sahip çıkmaları anlamına gelecektir. Aynı zamanda Avrupa’nın geleceğinde söz söylemek istediklerini ortaya koyacaktır.

Avrupa Birliği günümüz neo-liberal reelpolitiğinde, iktisadi bakımdan olmasa da en azından demokrasi, insan hakları ve hukuk devleti bakımından kıymetli değerlere yaslanır. Söz konusu değerler ABD, Çin ya da Rusya gibi diğer süper güçler nezdinde bu kadar kuvvetli değildir. Ortak bir Avrupa kamu düzeni mirasının paylaşılıp geliştirilmesi ve ulus-ötesi yurttaş anlayışının benimsenebilmesi doğrultusunda özellikle AP’nun işlevi tek ve kendine özgüdür. Bunun bir nedeni, Avrupa Birliği kurumlar sisteminde, bireylerin örneğin Avrupa Komisyonu’nda olduğu gibi ulusal devlet çıkarlarını temsil etmediği, bunun yerine yurttaşların ulus-ötesi demokratik çıkarlarını savunmak amacıyla bir araya geldiği yegane kurum olmasıdır. Bu özelliğe yukarda da değinmiştim. Bu dünya, KTlerin ister istemez tanıması gereken geleceğin dünyasıdır. Üstelik, halihazırda bir parçası olma hakkına sahip oldukları bir dünyadır. Evrensel insan hakları ve demokratik kamu düzeni bakımından KTlerin sesinin AP’da duyulması için bir çözümü beklemeye gerek yoktur. Bu imkanı elinin tersiyle itmenin, KTlerin uluslararası hukukun bir parçası olmak temelinde şekillenen sorununu küçültmeyeceği, aksine büyüteceği düşüncesindeyim.

İnsan Haklarından yararlanmak

Evet, KKTC’nin tanınmaması hem hukuki hem de siyasi bir engeldir, fakat evrensel insan hakları (zaten evrensel olmayan yerel insan hakları diye bir şey yoktur), sadece “kendi kaderini tayin” hakkından ibaret değildir. Aslına bakarsanız, çoğu 20.yüzyıl uluslararası insan hakları andlaşmasında ‘topluluk’ lara tanınan bir hak yoktur. Bunun istisnası (1966) BM Medeni ve Siyasi Hakları Sözleşmesi’nde (MSHS) yer alan sadece bir hak vardır o da ilk maddesindeki self determinasyon olarak da bilinen “kendi kaderini tayin hakkı” dır. Geriye kalan haklar, yani yaşam hakkından tutun da adil yargılanma hakkına, ya da işkenceden muaf olma özgürlüğüne tüm evrensel insan hakları listesi bireysel haklardan oluşmaktadır.

Hem KKTC hem de Kıbrıs Cumhuriyeti hukuk sisteminde de Anayasa üstü güce sahip olan bu hakların yerine getirilmesi ülkelerle veya bölgelerle sınırlı değildir. Eğer öyle olsaydı, örneğin meşhur Loizidou davasında Kuzey Kıbrıs kamu kurumlarının eylem ve ihmallerinden Türkiye’nin sorumlu olduğu şeklindeki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararı ortaya çıkmazdı.Bu kararın ortaya çıkması aslında çoğu zaman yanlış anlaşıldığı gibi Türkiye’nin Kuzey Kıbrıs ‘topraklarında’ olan herşeyden sorumlu olması değil, Türkiye’nin adada bulundurduğu asker sayısının, bireylerin kamu kurumları ile olan ilişkilerinde genel bir karine yaratmasından dolayıdır. Adadaki asker sayısı, ‘bireyler’ üzerinde bir sorumluluk karinesi yaratmaktadır, topraklar üzerinde değil. Çünkü toprakların ‘insan’ hakkı yoktur.

İnsan haklarının bölge, toprak gibi kavramlarla sınırlandırılmamasının en önemli sebebi devletlerin artık kendi sınırları ötesinde de insan hakları ihlallerine sebep olabilmeleridir. Örnek olarak ABD’de basılan bir düğme ile Yemen’de, Pakistan’da, Afganistan’da ve daha dünyanın bir çok yerinde siviller katledilmektedir. Bugün Suriye topraklarında kaç devletin askeri vardır? Örnekler genişletilebilir. Burada vurgulamak istediğim, insan haklarının yönetimi altında oldukları devletle sınırlanamayan ulus-ötesi haklar olarak kabul edilmesi ve uygulanmasıdır.

KTlerin insan hakları bugün KKTC Anayasası ve çalışmakta olan bir yargı sistemi sayesinde bir derecede güvence altına alınmıştır. Buna göre bazı temel insan hakları sözleşmeleri (ör:MSHS, AİHM) Anayasa üstü bir konumdadır. Fakat sıradan bir devletten farklı olarak KTlerin insan haklarını ihlal edebilme konumunda olacak başka devletler de sıklıkla ortaya çıkmaktadır. Bu Kıbrıs adasının yüksek siyasette büyük güçler arası çekişmede sıcak bir nokta olmasından ve dekolonizasyon sürecini tamamlayamamasından kaynaklanmaktadır. Nihai olarak hangi devletin insan haklarını ihlal ettiğinden çok, sorumluluk bağlantısının kurulabilmesi önemlidir.

Doğu Akdeniz’deki kaynakların yavaş yavaş ortaya çıkarılmasıyla son zamanlarda sular ısınmış, ABD, Fransa, İsrail, Mısır gibi bir çok devletin ada çevresinde doğrudan ya da dolaylı faaliyeti söz konusu olmuştur. Bu faaliyetlerin askeri bir görünüm kazanmasının an meselesi olduğu konuşulmaktadır. Böyle bir dönemde, yeri geldiğinde haklarını görmezden gelecek -özellikle Avrupalı- bir devlete karşı ses duyurabilmek adına da Avrupa Parlamentosu’nun yakın gelecekte daha da önem kazanabileceğini düşünüyorum.

İrade Koymak

KT’ler ile uluslararası düzen arasında özlenen ilişkinin kurulabilmesinin en kestirme yolu elbette Kıbrıs adası üzerinde bir çözüme ulaşmaktan geçer. Bu konuda ortaya koyulacak irade, tıpkı Annan Planı halk oylamasında olduğu gibi meşru ve geçerli bir irade olacaktır. KTler donanmalarıyla Akdeniz’i fethedemezler, hemen hiçbir güce askeri olarak Türkiye’nin desteği olmadan kafa tutamazlar. KTler BM Genel Kurulu’nda, Güvenlik Konseyi’nde de duyulmazlar, etki yaratamazlar. Ama küçük bir toplum olarak barışçı ve insan haklarına sahip çıkan yönde irade göstermeye devam edebilirler. Diğer bir deyişle, çözüme kadar geçen süre içinde önüne çıkan her fırsatta irade ortaya koymak ve bu iradenin görünür kılınması, sadece sürece büyük katkı koyacak bir eylem değil, yapılabilecek sınırlı şeylerden birisidir.  Kanımca, KTlerin dünyaya duyurulması ve varlıklarının anlaşılması bakımından sadece 2004 yılında bir halk oylamasıyla ortaya konulan irade, 1983-2004 arası KKTC ve Türkiye’nin bu yöndeki tüm faaliyetlerinden daha etkili olmuştur. Bunun izlerini uluslararası basında ve BM arşivlerinde sürmek mümkündür.

Uluslararası kurumlarda irade ortaya koymak, KTlerin meşru bir yönetim altında varlığının tanınabilmesi açısından da çok önemlidir. Yani aslında KKTC’yi savunurken, dünyadan bir kopuşu da savunmaya gerek yoktur. KKTC demek, KTlerin belli bir coğrafyada oluşturdukları hukuki ve siyasi düzen demektir. Ortaçağ devletleri, kendi varlık sebeplerini sadece güvenlik ve din olgularıyla açıklıyor ve bireylerin haklarını rahatlıkla es geçebiliyordu. Fakat aydınlanma çağından itibaren artık devletin varlık sebebinin sadece güvenlik sağlamak olmadığı birçok devrimle ortaya konmuştur.  Modern Devletin pozitif en önemli varlık sebebi insan haklarını koruyabilmek ve hukuk devleti örgütlemektir. Çağımızda post-modern devletten ve onun ortaya çıkan yeni varlık sebeplerinden de bahsedebiliriz, fakat KTler olarak ne yazık ki geçen yüzyılın sorunlarını sırtımızda taşımak ve aynı zamanda bugünün dünyasında yol almak gibi zor ve engebeli bir yolumuz var. İrade koymak, kuşkusuz, kimsenin sizi duymadığı bir uçurum kenarında haykırmaktan daha etkilidir.

Sonuç

KTlerin evrensel insan haklarının tanınması ve uygulanabilmesi açısından ellerindeki enstrümanları kısıtlıdır. Hal böyleyken bu demokratik hakka sahip çıkmak bu enstrümanlara bir yenisini eklemek anlamına gelecektir. Bunun bir yolu da Avrupa Parlamentosu’ndan geçmektedir.

 

Yrd Doç Dr. Tutku Tuğyan

(Yakın Doğu Üniversitesi, Hukuk Fakültesi)

 

[1]Dönemin Lüzinyan Kralı Henri II’ye gönderme

[2]https://www.politico.eu/2019-european-elections/cyprus/

 

*Bu yazı ilk olarak 25 Mayıs 2019 tarihinde Havadis gazetesinde yayınlandı

Gazedda Kıbrıs

Gazedda Kıbrıs

Gazedda ne şirketlerin reklamlarıyla ne de siyasi partilerin katkılarıyla yaşıyor. Gönüllülerin emeği ve okuyucuların katkılarıyla üretmeye devam ediyoruz. Gazedda'yı hem yaşatabilmek hem de içeriklerini daha da zenginleştirebilmek için okuyucu katkısına ihtiyacımız var. Gazedda’nın daha da güçlenerek yoluna devam etmesi okuyucularının onu sahiplenmesinden geçmektedir. Kolektif yayıncılık ilkesiyle yayınlarını sürdüren Gazedda, yine aynı kolektif anlayış ile ihtiyaçlarını karşılamak, dayanışma kültürünü geliştirmek istemektedir. Gazedda’nın kazanç uğruna ne diğer tüm gazetelerin sahip olduğu şekliyle reklam piyasasına girmesi, ne de kendisine bir güç odağı bulup yamanması düşünülebilir. Kısacası bağımsız ve özgür olmak, öyle kalmak ve bu sesi yaygınlaştırmak, daha fazla paylaşmak istiyoruz. Bunun da yolu sizlerin desteğinden, yani yurttaşların, Gazedda’yı sahiplenen insanların gönüllü oluşturacakları fondan geçmektedir. Gelin Gazedda için, Gazedda’nın okuyucularının dayanışma katkılarıyla bir fon oluşturalım. Tamamen müşterek, katılımcı ve demokratik bir şekilde Gazedda’ya, barış gazeteciliğine, kolektif yayıncılığa sahip çıkalım. Gazedda’ya patreon üzerinden destek olabilirsiniz. https://www.patreon.com/gazedda

Music will never ends..

Gazeddakıbrıs yurttaş gazeteciliği anlayışı ile yayın yapan, yurttaştan yana taraf olan ve gazetecilikte meslek etiği ilkelerine inanan bir yayın organıdır.
Gazeddakıbrıs unutulanları, unutturanlara inat hatırlatandır.
Gazeddakıbrıs her koşulda barıştan yanadır.
Gazeddakıbrıs yurttaşın kendisi, O’nun sözüdür.

Gazeddakıbrıs, 2019©