AktüelGazeddablogKıbrıs meselesi, MİT’çiler ve gazetecilik – Ceren Sözeri

Türkiye’de yayın yapan Evrensel Gazetesi yazarlarından Ceren Sözeri, bugünkü köşe yazısında Kıbrıs’taki seçimlere yönelik müdahaleleri yazdı. “Kıbrıs meselesi, MİT’çiler ve gazetecilik” başlığı ile yayımlanan yazıda şunlar kaydedildi:
Gazedda Kıbrıs Gazedda KıbrısHaziran 14, 2021
“insan_ticareti"
Gazedda_Patreon

Türkiye’de yayın yapan Evrensel Gazetesi yazarlarından Ceren Sözeri, bugünkü köşe yazısında Kıbrıs’taki seçimlere yönelik müdahaleleri yazdı. “Kıbrıs meselesi, MİT’çiler ve gazetecilik” başlığı ile yayımlanan yazıda şunlar kaydedildi:

Sofronis Sofroniu’nun (Hasan Özgür Tuna çevirisiyle İstos tarafından Türkçe de yayımlanan) “İlk Yaratılanlar”* romanı Kıbrıs Edebiyatı’nın başyapıtlarından biri sayılır. New York Columbia Üniversitesi’nde Antropoloji Bölümü öğrencisi Avgi’nin, Kıbrıs’a, köklerine, tez yazma gerekçesiyle gelişini ve yaşadıklarını anlatır. Roman bir tarafıyla Hieronymus Bosch’un Dünyevi Zevkler Bahçesi resminin tüm ayrıntılarını, üretim sürecine dair fantezileriyle renklendirirken, diğer yandan Kıbrıs sorununun çıkmazlarına takılıp kalır.

Bosch’un tablosunun solu, dünyanın yaratılışını simgeler. Tanrı Adem ve Havva’yı birleştirirken arka planda türlü hayvanlar ve bitkiler kendilerini ifade etmekten çekinmezler. Havva teslim olmuş, Adem icazet peşindedir. Bu cennet bahçesinde, doğurgan tavşan, kitap okuyan ördek ve yaşamın sonsuzluğunu temsil eden ejderha ağacı en öne çıkan imgelerdir. Orta panelde dünyevi zevkler, en marjinal okumayla resmedilir. Bir gören bir daha bakar ve her seferinde başka bir ayrıntı görür. Sağ panelde ise cehenneme kavuşuruz. Günahkârların resmedildiği bu alan, diğer iki panele kıyasla çok daha dünyevi ve gerçekçidir. Sofroniu, Bosch’un tasvir ettiği cennet, dünya ve cehennemi, Kıbrıs ölçeğinde iliklerimize kadar hissettirir. Bunu da bir cennet bahçesinden çıkıp dünyevi zevklere kapılan ama sonra cehennemi gören Kıbrıs’ta başepiskoposluğa ulaşan Andonios Leondios karakterinde gösterir. Leondiu’nun cehennemi İngiliz vesayeti altındaki adada müzisyen Ali Peşke vasıtasıyla Kıbrıs Müftüsü’ne barış temalı mesajıyla başlar. Atina’da başına talih kuşu konan bir ilahiyat öğrencisinin New York’ta gözü açılır, ardından sorumlukları onu geri çağırır, hevesli olmasa da gittiği küçücük adada barış umudu sonunu getirir (roman bundan ibaret değil).

Çok sevdiğim bir gazeteci Kıbrıs’ta, Kıbrıs sorunun konuşulmadığı tek yerin, Lefkoşa’da (adını hatırlamadığım) bir otelin havuzunun ortası olduğunu söylemişti. Kıbrıs sorununu, Kıbrıs ölçeğinden çıkarıp Türkiye gündemine sokan en önemli isim Hürriyet gazetesi kurucusu Sedat Simavi’ydi. Hatta Cumhuriyet Gazetesi’nde Doğan Nadi 17 Mayıs 1953’te şöyle yazmıştı: “ Ada başpiskoposu Makarios ile Türk Başpiskoposu Sedat Simavi’nin müteaddit defalar tekrar ettikleri teklifleri kabul edemem. Hükümetim ne yapsın? Bir başpiskoposun dediğini yerine getirsek, öteki başpiskopos darılacak. İyisi mi, her iki piskoposu da iyi geçindirmek için biz de burada oturmağa karar verdik…” (aktaran İrem Barutçu,s. 41**).

Köprülü-Simavi hesaplaşmasına Sedat Simavi’nin ömrü vefa etmedi, çocuklarına vasiyet olarak bıraktı. Kıbrıs konusu, Türkiye dış politikasında 1964 sürgünleri ile en hazin hamlesiyle baş gösterdi. Türkiye kendi vatandaşı ya da olmasa bile vatan bağıyla bağlı Rumlarla en son 1974 taarruzunda vedalaştı. Özetle Kenan Evren’in “Hatta bizim planımızda Maraş yoktu, ama Maraş da boşalmış bir vaziyetteydi. ‘Ne yapalım Maraş’ı?’ dediler. ‘Girin’ dendi. Hatta yanlışlıkla İngilizler’in üssüne de girdiler, sonra geri çekildiler” dediği “İlerde lazım olur” manşetleriyle özetlendiği bir süreçti.

AKP’nin ilk dönemleri sayılabilecek zamanda, 2004’te Annan planı oylandı, Türk tarafı destek verdi ama Rum tarafı taş koydu. Olsaydı, bugün Kıbrıs, her iki tarafıyla uluslararası suç örgütlerinin üssü değil, coğrafyadaki tüm kavgalara rağmen barışın üssü olurdu. Olmadı da ne oldu? Rum tarafının reddinden en fazla fayda sağlayan Türkiye Cumhuriyeti hükümeti oldu. Her iki yönetim kendi vesayetlerini Yunanistan ve Türkiye hükümetlerine teslim ettiler. Maraş, KKTC Cumhurbaşkanı Akıncı’nın bilgisi dışında 2019’da yerleşime açıldı. 2020’de Kıbrıs’ta genel seçimler yapıldı. Mustafa Akıncı o dönem tehdit edildiğini kamuoyuna duyursa da durumun vahameti ancak geçen hafta “Raporluyoruz Grubu”nun “Türkiye seçimlere müdahale etti” raporu ile gündeme geldi.

Rapor kapsamında seçim sürecinin içinde olan yedi kişi ile görüşülmüş; Türkiye’nin gayrı nizami olarak sürece nasıl dahil olduğu ilk elden anlatılmış. Akıncı’nın Özel Kalem Müdürü Cenk Gürçağ kendisini MİT görevlisi olarak tanıtan kişilerin ifadelerini şöyle aktarıyor:

“Biz Akıncı’yı orada istemiyoruz. Zaten kazanamayacak. Kazanamaması sağlanacaktır. Kazansa da hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır. Ona yakın olan herkesin aldığı nefese kadar haberimiz vardır. Mustafa Akıncı’ya iletmeni hassaten rica ederim. Adaylıktan çekilmesi başta kendisi için, ailesi için ve yakın çalışanları için en hayırlı olacaktır. Söyle bu akşam Facebook’tan yazsın. Biz en yukarıdan geliyoruz. Hiç kimse ve hiçbir şey Türkiye’nin bekasından önemli değildir”.

Şimdi bunu yandaş kanalların “Akıncı”, “Teşkilat” falan gibi dizilerinde duysak “Yav he he..” diyebiliriz ama ilk ağızdan duyuyoruz. Maalesef ki AKP’nin dış siyaset söylemi, popüler hamaset dizilerinin ötesine geçmiyormuş.

Raporluyoruz Grubu’ndan Özgür Gazete Genel Yayın Yönetmeni Pınar Barut, raporun çıkmasının ardından başta Peker’in de uyuşturucu trafiğinde adını andığı Halil Falyalı’dan tehdit mesajları aldığını duyurdu. Kafadarları durur mu, burada da tehdit mesajları aldı yürüdü. Bunlardan biri Türkiye Algı Merkezi’nin hesabı; Barut’a diyor ki: “Pınar denilen kadın tam anlamıyla küresel işbirlikçilerin sözcüsünün sözcüsüdür. Kapasiteleri ancak buna yeter. Pınar, ne yaşayacak ülken ne de dert anlatacak kimsen olmayacak kadar hazin bir süreçtesin. Çıkardığın o paçavra 2014 ihanetinin benzeridir.”

Türkiye Algı Merkezi neymiş, kimdir bunlar diye aradığınızda karşınıza Cem Bağcı diye bir isim çıkıyor. Sıfatı “Türk stratejist”. 1992 doğumlu, Okan Üniversitesi’nde iki yıllık Deniz Ulaştırma Bölümü ve Açık Öğretimden Sosyoloji mezunu, 2009 yılında TÜBİTAK’ta Tarih alanında derece almış, nasıl ve hangi konuda bilemiyoruz, ama tebrikler. Lakin başında bulunduğu kurumun Pınar Barut için attığı tweet bu başarıyı destekler nitelikte değil. Bağcı, Sözcü ve Posta gazetelerine de röportajlar vermiş.

Kültürel alanda hegemonya sıkıntısı çeken iktidar hiç yoktan bir dünya para döküp “Bir Zamanlar Kıbrıs” diye bir dizi yayınlıyor bir süredir, Kıbrıslıları incitmek pahasına…

Bosch’un tablosuna referansla Türkiye’nin yaşadığı cehennemin kıvılcımları bir kez daha Kıbrıs’a sıçradı. Sofroniu kitabın sondan bir önceki bölümünün girişinde Budist Nagarjuna’dan şu alıntıyı yapıyor: “Hayatını öldürerek geçiriyor olabilirsin ama bütün hasımlarından asla kurtulamazsın”.

*Sofronis Sofroniu, İlk Yaratılanlar, Çev. Hasan Özgür Tuna, İstos Yayın, 2019

**İrem Barutçu, Babıali Tanrıları: Simavi Ailesi, Agora Kitaplığı, 2004

Gazedda Kıbrıs

Gazedda Kıbrıs

Gazedda'yı hem yaşatabilmek hem de içeriklerini daha da zenginleştirebilmek için okuyucu katkısına ihtiyacımız var. Bağımsız ve özgür olmak, öyle kalmak ve bu sesi yaygınlaştırmak, daha fazla paylaşmak istiyoruz. Bunun da yolu sizlerin desteğinden, yani yurttaşların, Gazedda’yı sahiplenen insanların gönüllü oluşturacakları fondan geçmektedir. Gazedda’ya patreon üzerinden destek olabilirsiniz. https://www.patreon.com/gazedda

LGBT kitapcık