AktüelKitapYaşamKarl Marx’ın doğum gününde okunası 10 kitap

Gazedda Kıbrıs Gazedda KıbrısMayıs 5, 2019
Djumba Hotel & Cafe

 

1 – Karl Marx – Jonathan Sperber, İletişim

“Belki de 19. yüzyılın ilk yarısındaki koşulları ele alan Marx’ı, geçmişe bakarak geleceğe ışık tutan biri olarak anlamak, onu tarihsel gelişmelerin öngörüsü sağlam bir yorumcusu olarak anlamaktan daha yararlı olacaktır.” -JONATHAN SPERBER- Karl Marx hakkında hâlâ öğrenecek bir şey kalmış olabilir mi? Tarihçi Jonathan Sperber’in eseri, bu sorunun cevabının “evet” olduğunu kanıtlıyor. Düşüncesi ve eylemiyle modern çağın kutup yıldızlarından olan Karl Marx’ın hayatını, farklı açılardan görmemizi sağlayan bir kitap Sperber’inki… Bu biyografi her şeyden önce, klişeleşmiş ifadesiyle, “insan olarak Marx”ı tanımayı sağlıyor. Romantize etmeden, mitleştirmeden, zaafları içindeki büyüklüğünü anlatarak… İnsanlarla ilişkilerine, hırslarına, kaygılarına, bu arada örneğin hayat yoldaşı Engels’le dostluğuna ışık tutarak… Kitap elbette büyük düşünürün sadece “özel” hayatına değil, düşünce ve siyaset hayatına da bütün ayrıntısıyla eğiliyor. Onun Hegel etkisiyle müsbet bilimlerin ve pozitivizmin cazibesi arasındaki enerji akımıyla oluşan düşünce dünyasını da inceliyor Sperber. Kitabın belki en özgün yanı şu: 19. yüzyıl Avrupası uzmanı olan yazar, Marx’ın hayatını, düşüncesini ve eylemini, yaşadığı dönemin koşullarına oturtarak anlamaya eğiliyor. Büyük bir titizlikle, ayrıntı ve hakikat sevgisiyle yapıyor bunu. Marx’ı bir 19. yüzyıl romanının içinde okuyoruz! “Sürükleyici, kılı kırk yaran bir araştırma…” -New York Times- “Olağanüstü ayrıntılı… parıldayan bir kitap” -Tageszeitung- (Tanıtım Bülteninden)

 

2- Karl Marx – Lenin, Agora

Vladimir İlyiç Ulyanov, bilinen adıyla Lenin (22 Nisan 1870, Simbirsk – 21 Ocak 1924, Moskova), Rus sosyalist devrimci, Ekim Devrimi’nin lideri, Sovyetler Birliği Komünist Partisi’nin (SBKP) ilk genel sekreteridir.Lenin aynı zamanda Marksist teorik ve felsefi yazıların yazarı olarak bilimsel sosyalizmin Marx ve Engels sonrası geliştiricilerindendir. Lenin’in en büyük amacı; kapitalizmin uzlaşmaz sınıf çelişkilerinden proleter bir dünya devrimi oluşturup toplumsal sınıf karşıtlıklarının olmadığı insan toplumunun tarihsel oluşumuna öncülük etmekti.Kendisi, Marksizm üzerine kurulmuş politik ve ekonomik bir teori olan Leninizm’in de kurucusudur. Leninizm, Marksizmin çağın gereklerine göre hem kuramsal hem politik hem de ekonomik alanda, temel ilkelere bağlı kalarak yeniden uyarlanması olarak anlaşılır. Leninizm kavramı, yeni olgular ve yeni bilimsel gelişmeler doğrultusunda Marksizmin yeniden üretilmesi gereği üzerinden değerlendirilir ve Marksizmin devrimci ve bilimsel özüne uygun olarak geliştirilmesi olarak anlaşılır.

3 – Hayalet – Seçme Yazılar, Ayrıntı

Ayrıntı Yayınları’nın 999. kitabı: Hayal-et. Marx’tan Seçme Yazılar. Oxford Yayınları tarafından hazırlanan ve Marx’ın bütün eserlerini, mektuplarını, notlarını tarayarak bunların en önemlilerini bir araya getiren bu kitap, bugüne kadar hazırlanan en iyi “Marx seçkisi” olarak anılıyor. Başka bir filozof yoktu! Bu kadar çok tartışılan, eserleri elden ele gezen ve filozof olmasının yanı sıra politik iktisatçı, sosyolog, tarihçi, bilim insanı, siyaset bilimci olarak da düşünülen biri… Bir yaşam formu daha yitip giderken, onun hem içinden hem de dışından konuşabilmek kudreti, sadece kırılma anlarındaki büyük filozofların sahip olabileceği bir şey. Platon ya da Aristoteles, Machiavelli ya da Hobbes, Marx ya da onu önceleyen Hegel bu büyük kırılmalardaki birikmenin sonucu ve kopuşudur. Marx’ın yazılarından derlenen bu kitap, sadece Türkiye’de değil, aynı zamanda dünyada da en çok okunan, en iyi Marx antolojisi tanımlamasını hak ediyor. Marx’ın çalışmasının bütününü yansıtan, özgün pek çok düşüncesi arasında güçlü ilişkiler kurmamızı sağlayan eser, hem Marx üzerine derslerde kendisinden fazlasıyla yararlanılabilecek bir kılavuz niteliğine sahip hem de daha derinlikli çalışmalar için biçilmiş kaftan. Kapital, Grundrisse, Alman İdeolojisi ve Kutsal Aile gibi Marx’ın en önemli eserlerinden bölümlerin yanı sıra, çok farklı konularda yazdığı, daha az bilinen kısa yazıları da dikkatle seçilmiş: Genç bir adamın babasına yazdığı edebi değeri yüksek mektupla açılış yapılıyor; doktora tezi, gazete yazıları, polemikleri, mektuplaşmaları, felsefeye, bilime, dine, politik-ekonomiye, ahlaka, hukuka ve bir bütün olarak çağına dair eleştirel ve aynı zamanda devrimci düşünceleri, Marx’ın bütünlüklü üslubu içinde açığa seriliyor. Her bir bölümün başındaki kısa açıklamalar, metinlerin tarihsel-politik bağlamını da anlamayı kolaylaştırıyor. Marx’ın yaşamının farklı uğraklarını, yaşamı boyunca adım adım oluşturduğu düşüncesinin içinden geçerek okumak, heyecan verici bir serüvene davetiye çıkarıyor. Marx’ı okumak hiç bu kadar zevkli olmamıştı! (Tanıtım Bülteninden)

4 – 1844 el yazmaları – Karl Marx, Birikim

1843-46 Marx´ın klasik iktisatçılarla ilk tanıştığı yıllardır; bu süre içinde Marx, burjuva iktisadının kavramlarını burjuva iktisadına karşı kullanmak diye tanımlayabileceğimiz bir yöntemle uzun, bir kısmı kaybolmuş defterler doldurur. 1844 El Yazmaları burjuva politik iktisadını ve burjuva iktisat sistemini eleştiren “genç” Marx´ın ilk iktisadi araştırmalarının müsveddeleridir. Marx 1844 Elyazmaları’nda paranın iktidarının her değeri aksine döndürdüğünü söylerken, ilkin “sadakati sadakatsizliğe çevirir” diye başlar saymaya: “Aşkı nefrete, nefreti aşka, erdemi fenalığa, fenalığı erdeme…” diye devam eder. 1932 yılına kadar yayımlanmayan bu müsveddeler ücretli emeğin insanı nasıl yabancılaştırdığının ele alındığı olgusal bir analizdir. Metin boyunca Rousseau´nun, Feuerbach’ın, Proudhon’un, Hegel´in etkilerini takip ederken, Marx´ın klasik iktisatçılarla (Adam Smith, Ricardo, Sismondi, Say…) yürüttüğü tartışmaya da şahit oluruz. Sosyal bilimci, tarihçi ve devrimci olarak hiç kuşkusuz en etkili sosyalist düşünür olan Marx´ın fikriyat evrimini gösteren ilk çalışmalarıdır 1844 El Yazmaları. (Tanıtım Bülteninden)

5 – Dijital Emek ve Karl Marx -Chiristian Fuchs, Notebene

Dijitalleşmenin kapitalist biçimde gerçekleştiği dünyada emek nasıl değişiyor? İnternete girerken, bilgisayarları ve akıllı telefonları kullanırken veya bir çağrı merkezi temsilcisiyle konuşurken bunların arkasında gittikçe görünmez hâle gelen emek “ağ”larını ve üretim ilişkilerini düşünüyor muyuz? Christian Fuchs, Dijital Emek ve Karl Marx kitabında bunları görünür kılıyor ve bizi düşünmeye çağırıyor. Bilgisayarların üretiminde kullanılan madenlerin çıkarılmasında köleleşen işçilerden, sosyal medya kullanıcılarının sonsuz şekilde sömürülmesi ve metalaştırılmasına kadar EİT endüstrisinin eleştirel ve karşılaştırmalı bir analizini bulduğumuz bu kitapta Marksist ekonomi politiğin günümüzü yorumlamadaki aydınlatıcı rolünü yeniden anlıyoruz. Kitabı okurken sosyal medyaya aslında hapsedilmiş olduğumuzu görüyor, kendimizi bir anda Kongo’da çatışmalara neden olan madenlerin içinde köleliğin tam ortasında buluyor veya çağrı merkezlerinin ev işine dönüşen emek sürecinde patriyarkanın rölünü görürken kapitalizmin giderek karmaşıklaştırdığı üretim ağlarını üzerimize nasıl ördüğünü ve bundan nasıl çıkacağımızı tartışırken buluyoruz. -Senem Oğuz- Enformasyon teknolojilerini her kullandığımızda hatırlayacağımız şekilde bu ürünleri bize ulaştıran ve ömürleri kan ve ter içinde geçen işçileri ve köleleri anlatıyor; sosyal medyayı kullanırken metaya dönüştürülen kişisel verilerimizle aslında karşılığı ödenmeyen bir emek gücü olduğumuzu tartışmaya açıyor. Fuchs, Smythe’nin izleyici emeğinden ve çağdaş kültürel çalışmalardan başlayarak deneysel verilerle, yoğun sömürü ve kölelik örnekleriyle günümüzdeki teknolojinin oluşumunu anlatıyor. Kitap, Marksist çözümlemenin günümüzü anlamakta olgun ve başarılı bir kullanımını da gösteriyor. Bütün bu sömürü, kölelik anlatımını sadece çözümlemeyle, anlatmayla bırakmıyor, alternatif, sömürünün olmadığı ve ortak mülkiyete dayalı bir dünya kurmanın olası araçlarını da tartışıyor, sorguluyor. -Tahir Emre Kalaycı- (Tanıtım Bülteninden)

6 – Karl Marx – Allan Wood, İletişim

Karl Marx, iktisattan siyaset felsefesine modern düşüncenin birçok alanını derinden etkileyen, son iki yüzyıla damgasını vurmuş filozoflardan biri. Allen W. Wood, Marx’ın felsefesini teferruatlı ve analitik bir çalışma çerçevesinde ele aldığı bu kitabında yaygın yanlış anlamalar ve hatalı eleştiriler karşısında nesnel bir Marx analizi sunuyor. Marx’ın yapıtlarındaki temel felsefi meseleleri yabancılaşma kavramı, tarihsel materyalizm, toplumsal sınıflar, ahlâkın doğası ve toplumsal işlevi, Marx’ın felsefi materyalizmi ve ateizmi, Hegelci diyalektikle ilişkisi ve Marksist değer teorisi başlıkları altında inceleyen Wood, kapitalist sömürünün her ne kadar biçim değiştirse de olanca şiddetiyle devam ettiği günümüzde, Marksizmi 20. yüzyılın reel-sosyalizm deneyimleri ışığında değerlendirmek kadar onu bir felsefi ütopya olarak yeniden inşa etmenin de bir zaruret olduğunu hatırlatıyor. “Sadece Marx’ın düşündüğü gibi bir dünyayı tasavvur eden insanlardan müteşekkil dünya çapındaki bir hareket, insanlığın gidişatındaki mevcut sürekli düşüşü tersine çevirmeye muktedir olacaktıır. Bu türden bir hareketin önündeki fırsatlar ancak daha fazla insan Marx’ın üzerine yazdığı meselelere yeniden vakıf olduşunda, Marx hakkında hem empati kurarak hem de eleştirel biçimde düşünmeye başladığında artabilir. Bu da, Karl Marx gibi bir kitabıı 21.

7 – Özgürleşme Makineleri – Deleuze ve Marx, Otonom

Deleuze’ün politik bir düşünür olduğunu reddetmek için en sık başvurulan strateji, onun Marx’la olan ilişkisinin dışsal bir ilişki olduğunu öne sürmektir. Oysa bu derlemedeki bütün katkılar, bu iki düşünür arasındaki ilişkiyi doğrudan onları oluşturan bir parça, bir eğilim olarak ele alır. Böylece Marx, Deleuze’ün kavramsal makinesine ancak Anti-Ödipus’la dâhil olan bir eklenti olmaktan çıkar; Deleuze’ün üretimin üretimine dayalı yeni materyalizminin soybilimindeki bir düğüm haline gelir. Deleuze ise düşünceyi bir savaş makinesine, kavrama müdahale eden bir çarpışma aygıtına dönüştüren hareketi çoktan başlatmıştır. Bu yüzden onun kapitalizm eleştirisi, doğrudan militan praksisin imgesindeki bir dönüşüme açılır: bilinmeyenin yaratılışı için bilinenin muazzam yıkımı. Marx ve Deleuze’ün parçalarından özgürleşme makineleri toplamak böyle mümkün olur. Her ikisi için de üretimin olduğu yerde çatışma vardır. (Tanıtım Bülteninden)

8 – Deleuze, Marx ve Politika – Nicholas Thoburn, Otonom

Deleuze’ün minör politikası ve Marx’ın kapitalist dinamikler eleştirisi arasındaki politik, kavramsal ve kültürel yankılanma noktalarına ilişkin eleştirel ve kışkırtıcı bir inceleme olan Deleuze, Marx ve Politika, Deleuze’ün tamamlayamadığı eseri Marx’ın İhtişamı’nı ele alan ilk kitaptır. Deleuze’ün yeni ilişkiler ve bağlantılar kuran bir yorum talebini izleyen bu kitap, komünizmin ve sermayenin ana kategorilerini –lümpenproleterya ve anarşizmden İtalyan autonomia’sına ve Antonio Negri’ye, maddi olmayan emek ve işin reddine– çağdaş ve tarihsel pek çok politik kavram ve akımla birlikte inceliyor. Kafka ve Beckett gibi edebi figürlerden yararlanan Deleuze, Marx ve Politika, post-Marxizmin ve toplumsal akışlara ve ağlara minör bağlılık aracılığıyla ortaya çıkan icatlara, üsluplara ve bilgilere duyulan bir ilgiye karşı tek boyutlu direniş modellerinin başat çerçevelerinden ayrılan bir politika geliştiriyor. Ayrıca bu kitap, yeni kimlik ve topluluk biçimleri, enformasyon teknolojisi ve işin yoğunlaştırılması konusundaki çağdaş tartışmalara da bir müdahaledir.

9 – Karl Marx ve Dünya Edebiyatı – S.S Prawer, Yordam

Karl Marx ve Dünya Edebiyatı, Marx’ın edebiyatla ilişkisine odaklanan eşsiz ve öncü bir yapıt. Marx’ın edebiyatla bir okur, bir düşünür, bir yazar ve bir baba olarak sanıldığından ve bilindiğinden çok daha yakından ilgili olduğunu sistematik bir şekilde ortaya seren Prawer’a göre, Marx’ın ve eserlerinin ayırt edici özelliklerinden biri de edebiyatla kurduğu sıradışı ilişkidir. Marx, dilin saflığını ve doğruluğunu ilgilendiren her konuda titiz bir yazardı. Bu yüzden Goethe, Lessing, Shakespeare, Dante ve Cervantes’i kendine üstat olarak seçmiş, onların eserlerini neredeyse her gün okumuştu. İktisadi gerçekleri ve tutumları akılda kalıcı bir şekilde özetleyen sözler bulmak için Latin klasiklerini didik didik etmişti. Edebî alıntı ve göndermeleri okurlarıyla kültürel bir etkileşim yaratmak için nasıl kullanabileceğini daha gazetecilik yıllarında keşfetmişti. Başta Kapital olmak üzere yazdığı bütün metinlerde popüler balad, şarkı, tekerleme, mitolojik hikâye, özdeyiş, masal, şiir, oyun ve destanlara göndermelerde bulunmuştu. Sadece yabancılaşmaya karşı zafer kazanma ve daha adil bir topluma ulaşma yolunda edebiyatın ve sanatın hayati bir rol oynadığına inanan bir düşünür değildi Marx; kızlarını büyütürken müthiş bir hikâye anlatıcısıydı da. Farklı dillerdeki şiirleri ve oyunları yüksek sesle okur, bunların anlamları kadar seslerin ritimlerinden de zevk alırdı. Dostlarına Shakespeare’in ve Dickens’ın eserlerinden adlar takmaktan hoşlanırdı. Yunanca, Latince, İspanyolca, Rusça, Fransızca, İngilizce ve Almanca edebî eserleri hem eğlenmek hem de öğrenmek amacıyla okuyan bir kitap kurduydu. Evinde düzenli olarak Shakespeare okuma toplantıları yapılan Marx için Rus ziyaretçisi Maksim Kovalevski boşuna “fazlasıyla kültürlü bir İngiliz-Alman centilmeni” dememişti… Karl Marx ve Dünya Edebiyatı, işte bu sıradışı “centilmen”in edebiyatla kurduğu içten ve derinlikli ilişkinin benzersiz bir dökümü… (Tanıtım Bülteninden)

10 – Marx’tan Spinoza’ya – Derleme, Dost Kitabevi

Bu derleme, iki temel gereksinimden yola çıkmaktadır. Althusser’den Negri’ye uzanan bir düşünürler grubunun Hegelci Marksizm’e karşı ciddi bir alternatif olarak gördüğü Spinozacı Marksizm’den beslenmiş literatür zengin olsa da Spinoza ile Marx arasındaki bağlantılar üzerine soybilimsel incelemelere az rastlanır. Bu nedenle çalışmada önce, Marx’ın Spinoza’yla karşılaşmasına ışık tutan, Spinozacı perspektifin Marx’ın düşüncesindeki konumunu ele alan, Marksizm tarihinde boy gösteren türlü Spinozacılıkları karşılaştıran, günümüzde bu iki ismin ısrarla yan yana getirilmesinin olanak ve koşullarını soruşturan metinlerin derlenmesi amaçlanmıştır. İkinci gereksinim okuma yöntemiyle ilgilidir. Seçkide yer alan metinler, ağırlıklı olarak, şu sorunun ardına düşmüşlerdir: Marx’ı Spinoza’yla ve Spinoza’yı Marx’la anlamak mümkün müdür? Dahası, Spinoza ile Marx’ı meşgul etmiş sorunların ve de onların bu sorunları ele alırken benimsedikleri konumların yakınlığı, bugün bizlere nasıl bir teorik ufuk sunabilir? Spinoza ve Marx üzerinden bugünkü ontolojik, etik ve politik sorunlara uzanılabilir mi?
Gazedda Kıbrıs

Gazedda Kıbrıs

Gazeddakıbrıs yurttaş gazeteciliği anlayışı ile yayın yapan, yurttaştan yana taraf olan ve gazetecilikte meslek etiği ilkelerine inanan bir yayın organıdır. Gazeddakıbrıs unutulanları, unutturanlara inat hatırlatandır. Gazeddakıbrıs her koşulda barıştan yanadır. Gazeddakıbrıs yurttaşın kendisi, O’nun sözüdür.

Destek Olun!İlkeli yayınlarımızın
sürdürülebilirliği için bize destek ol.
Reklam vermek için tıklayın

Gazeddakıbrıs yurttaş gazeteciliği anlayışı ile yayın yapan, yurttaştan yana taraf olan ve gazetecilikte meslek etiği ilkelerine inanan bir yayın organıdır.
Gazeddakıbrıs unutulanları, unutturanlara inat hatırlatandır.
Gazeddakıbrıs her koşulda barıştan yanadır.
Gazeddakıbrıs yurttaşın kendisi, O’nun sözüdür.

Gazeddakıbrıs, 2019©