AktüelGazeddablogİhtiyacımız olan şey kültür savaşı değil sınıf savaşı – Ben Burgis

“Kutuplaşma” özünde iyi ya da özünde kötü bir şey değildir ama şu an hâkim olan kutuplaşma türü, ilerlemenin önünde bir engel. Kültür savaşı hattı üzerindeki kutuplaşmayı ortadan kaldırıp sınıf savaşı hattında yeniden kutuplaşmanın yollarını bulmamız gerekiyor.
Gazedda Kıbrıs Gazedda KıbrısAğustos 13, 2021
“insan_ticareti"
Gazedda_Patreon

“Kutuplaşma” özünde iyi ya da özünde kötü bir şey değildir ama şu an hâkim olan kutuplaşma türü, ilerlemenin önünde bir engel. Kültür savaşı hattı üzerindeki kutuplaşmayı ortadan kaldırıp sınıf savaşı hattında yeniden kutuplaşmanın yollarını bulmamız gerekiyor.

Çeviri: S. Erdem Türközü/Dünyadan Çeviri

Geçen yıl yapılan bir tahmine göre, 2009 ve 2019 yılları arasında Amerikan siyasi kutuplaşması hakkında otuz beşten fazla kitap yayınlandı. 2020’de yayıncılık şirketleri, siyaset filozofu Kevin Vallier’in Trust in a Polarized Age [Kutuplaşmış Bir Çağda Güven], siyaset bilimi profesörü Jennifer Wolak’ın Compromise in an Age of Party Polarization [Parti Kutuplaşması Çağında Uzlaşma] ve gazeteci Ezra Klein’ın Why We’re Polarized [Neden Kutuplaştırıldık] gibi kitapları piyasaya sürmeye devam etti.

Birkaç ay önce, USA Today, kutuplaşmayı azaltmak için “sosyal medyayı daha nazik hale getirin” ve “yanlış bilgileri çürütmek için bile tekrar etmekten kaçının” gibi yararlı ipuçlarının bir listesini yayınladı. Listedeki maddelerden biri, okuyuculara partizanlığı artıran “gerçekten komik bir mem”i paylaşmadan önce iki kez düşünmelerini tavsiye ediyordu.

Bunu okurken, USA Today okuyucusunun faresinin bir Facebook gönderisindeki “paylaş” düğmesinin üzerinde durduğunu hayal ediyorum. Mem “gerçekten komik”. Ama paylaşmak kutuplaşmaya katkıda bulunabilir! İkilem üzerinde düşünürken okuyucunun yüzünden terler süzülür.

Bireylerin memleri desteklemekten ya da yanlış bilgileri çürütmekten erdemli bir şekilde kaçınmaya yönelik bir dizi kararının ABD’nin siyasi kutuplaşmasını önemli ölçüde daraltabileceğinden şüpheliyim. Başka neyin işe yarayacağı da doğrudan doğruya aşikâr değildir. Ama bu soruyu bir kenara bırakalım ve hedeflerle ilgili daha temel bir soru soralım. Kutuplaşmayı azaltmak mı istemeliyiz? Öyleyse neden?

Kutuplaşma ve Siyasetin Anlamı

Birkaç hafta önce, Suzanne Mettler ve Robert C. Lieberman, Los Angeles Times‘taki bir köşe yazısında “kutuplaşmanın siyasi çatışmanın risklerini artırdığı” ve “siyaset ‘onlara karşı biz’ bir savaş haline geldiğinde demokrasinin zarar göreceği” konusunda uyardı. Ama siyasetin ” onlara karşı biz ” bir savaş olması gerekmiyorsa, bu ne olmalıdır?

Kutuplaşmaya karşı polemiğin altında yatan örtük siyasi tartışma modeli şuna benzer: Siyaset sorunlarla ilgilidir. Siyasi farklılıklar, farklı hizipler bu sorunlara önerilen farklı çözümler etrafında birleştiğinde ortaya çıkar. Ama bu, sadece, herkes temelde aynı takımda olduklarını hatırladığında “iyi işler”. USA Today makalesinin belirttiği gibi, partizan anlaşmazlıkları “demokrasiyi harekete geçiren normal, faydalı gerilimdir” ama işlerin “diğer tarafı yok etmenin amaç haline geldiği” bir noktaya gelmesi “zehirlidir”.

Bu resimde en az iki sorun var. Birincisi ideolojiyle, ikincisi çıkarlarla ilgili. Bunlara Hume’cu İtiraz ve Marksist İtiraz diyebiliriz.

Hume’cu İtiraz, herkesin aynı ideolojik hedeflere sahip olmadığıdır. Sorun çözme modeli olarak siyaset, hepimizin aynı sorunları çözmeye çalıştığımızı varsayar; bu yüzden ne olması gerektiği konusunda farklı sonuçlara varmamızın tek nedeni, çeşitli siyasa önerilerinin nasıl işleyeceğine dair farklı öngörülerde bulunmamızdır. Ancak filozof David Hume’un iddia ettiği gibi, olgular ve değerler arasında bir boşluk söz konusudur. Neyin doğru ya da yanlış, iyi ya da kötü ya da birinin ne yapması ya da yapmaması gerektiğine ilişkin yargılar, asla yalnızca olgusal varsayımlara dayanmaz. Temelde “[yapılması/olması] gerekir [should]” öncülleri vardır.

Bunun nasıl işlediğini görmek için, 15 dolarlık bir asgari ücret hareketini düşünün. On beş dolarlık bir asgari ücret için mücadele taraftarları ve karşıtları arasındaki bazı anlaşmazlıklar gerçekten görgül gerçeklerle ilgilidir. Asgari ücret artışları mutlaka işsizlikte artışa yol açar mı? Büyüyen bir görgül araştırma grubu bu öncül hakkında şüphe uyandırıyor ama asgari ücret artışlarının birçok muhalifi bunun doğru olduğunda ısrar ediyor. Tartışma genellikle bu noktada durur.

Ancak, federal düzeyde, zorunlu 15 dolarlık bir asgari ücretin, çoğunlukla daha düşük kâr marjlarına sahip küçük firmaların kapılarını kapatması nedeniyle, işsizlikte yüzde 3’lük bir artışı tetikleyeceği kesin olarak kanıtlanabilse bile, bu tartışmayı sona erdirmez. Benim gibi solcular 15 dolarlık bir asgari ücreti savunmaya devam edeceklerdi. Federal istihdam garantisi için uzun süredir devam eden sol talepten aynı nefeste bahsettiğimizden emin olmalıyız.

Bu iki talebin eşleştirilmesi, sağcıları (hatta liberal merkezcileri) bir araya getirmek için pek yeterli olmayacaktır. Kamu sektörünün özel sektör aleyhine büyümesi ideolojik olarak bize uygun ve ideolojik olarak onlara tiksindirici gelir. Küçük işletme sahiplerinin ayakta kalma haklarına daha çok önem verirler, biz ise işçilerin geçimlik bir ücret alma haklarına daha fazla önem veririz. Başka bir deyişle, görgül gerçekler hakkındaki farklı yargılar nedeniyle değil, farklı amaçlar nedeniyle çatışma devam edecekti.

Bu bizi Marxist İtiraz’a getiriyor. Normatif tercihlerimiz açısından hepimiz aynı takımda olmadığımız gibi, maddi çıkarlarımız açısından da aynı takımda değiliz. Anaakım siyasi tartışmalar genellikle “ekonomi”nin nasıl gittiğine atıfta bulunur; bu da, kaderi “ekonomi”ye bağlı olan herkesin dikkate alındığını gösterir. Ama bu, bize işçi ücretlerinden çok işletme sahiplerinin ve yatırımcıların kârları hakkında bilgi veren borsa gibi göstergelerle ölçülür -çalışamayanlara ödenen kamu yardımlarını boş verin.

Kurumsal kârdaki artışlar, daha fazla istihdamla örtüşme eğilimindedir ama bunlar, COVID krizi sırasında gördüğümüz gibi, dramatik bir biçimde ayrışabilir. Ve en iyi zamanlarda bile, yaşamak için başkaları için çalışmak zorunda olan insanların çıkarları (birden çok boyutta) onları çalıştıran insanların çıkarlarına karşıdır. Militan emek örgütlenmesi tarafından bir işçinin maaşına eklenen her fazladan kuruş, sahiplerinin kârına gitmeyen bir kuruştur. Yüksek işsizlik, işçilerin pazarlık gücünü azaltarak mal sahiplerinin elini güçlendirir.

Dolayısıyla, artan kutuplaşma, işçi sınıfı çoğunluğunun 15 dolarlık asgari ücret ve federal iş garantisi gibi hedeflere giderek daha fazla bağlı olması ve bu hedeflerin önünde duran işverenlerin çıkarlarına giderek daha fazla öfkelenmesi anlamına geliyorsa, bu iyi bir şey -en azından işçilerin çıkarlarını önemseyen herkesin bakış açısından. Ticaret Odası’nı bu yolda engel olarak durduğu için “düşman” olarak görmek netliktir.

Sınıf Savaşına Karşı Kültür Savaşı

Kutuplaşmanın kendi içinde kötü olduğunu düşünmek için anaakım nedenler mantıklı değilse, kutuplaşmanın kendi içinde iyi olduğu sonucu mu çıkıyor?

Pek değil. Nedenini anlamak için, etrafa bakmamız ve şu anda Amerikan siyasetini tanımlayan kutuplaşma türünün az önce tanımladığım varsayımsal kutuplaşma türünden ne kadar farklı olduğunu fark etmemiz gerekiyor. Örneğin, son başkanlık seçimi, son derece yüksek katılımın olduğu amansız bir mücadeleydi ama çoğunlukla temel iktisadî meseleler etrafında dönen bir mücadele değildi.

Herkes için Medicare, ABD’lilerin çoğunluğu tarafından desteklenmektedir. (Anketleri ters yöne çevirmenin tek yolu, standart yanıtları dahil etmeden soruya Herkes için Medicare karşıtı tartışma konularını eklemektir.) Ancak hem Donald Trump hem de Joe Biden, seçim başlamadan önce buna karşı çıktıkları kayıtlara geçmişti.

Çok sık bir biçimde, siyasi sistem farklı bölgelerdeki ve farklı geçmişlere ve medya tüketimlerine sahip insanları iktisadî elitlere karşı değil, birbirleriyle karşı karşıya getirir. İşçilerin çıkarlarını önemsiyorsanız bu çok kötü bir şeydir.

Bunu söyleyerek, genellikle bu mücadelelerle ilişkilendirilen sözde toplumsal sorunları küçümsemek istemiyorum. İlerici toplumsal siyasalar için verilen mücadeleler hayati önem taşımaktadır. Kültür savaşlarıyla ilgili sorun, genellikle kurumsal siyasalarla ilgili olması gereken kavgaları bireysel davranışlarla ilgili kavgalara dönüştürmeleridir. Federal hükümetin pandemi sırasında insanlara evde kalmaları için para ödemesi gerekip gerekmediğini tartışmak yerine, “Covidahmakları”nı kınayarak ve bilime olan bağlılığımızı selamlayarak, bireysel maske takmanın ahlakını tartışıyoruz. Üniversitelerin yüz yüze öğretimi kapatmasını talep etmek ve bunu yapamayan yönetimleri düşman olarak konumlandırmak yerine, pandemi güvenliğini ciddiye alan öğrenciler, aynı yönetimlere sosyal mesafe protokollerini ihlal eden öğrencileri ihbar ediyor.

Kültür savaşlarının, sol için iktisadî çıkarlar üzerindeki mücadelelerden daha az elverişli olmasının bir başka nedeni de basit aritmetiktir. Toplumun büyük çoğunluğu sol siyasa önerilerinden faydalanacaktır. Bu, elbette, büyük çoğunluğun onları destekleyeceğini garanti etmez -ama çoğunluk desteğini kazanma görevini çok daha kolay hale getirir.

Bu yıl yapılan bazı anketler, Cumhuriyetçi olarak tanımlanan seçmenlerin yarısından biraz daha azının ya da yarısından biraz fazlasının Herkes için Medicare’i desteklediğini gösterdi. Bernie Sanders, milyonlarca ABD’linin işveren sağlık sigortasını kaybetmesine neden olan feci bir pandemi sırasında aday olsaydı ve mevcut sigorta sisteminin sona erdirilmesine şiddetle karşı çıkan görevdeki bir başkanla yüzleşseydi, seçimin, başkanlık seçimleri açısından mümkün olan en yakın şekilde tek bir sorun etrafında dönmesi oldukça muhtemeldi. Demokratları Hollywood seçkinlerinin partisi olarak gören pek çok seçmenin yine de ona oy vermiş olabileceğinden şüpheleniyorum. Elbette, asla öğrenme şansımızın olmamasının nedenlerinden biri, sosyalistlerin tercih edeceği türden değil, var olan siyasi kutuplaşma türü tarafından tanımlanan bir ortamda, Demokrat Parti adaylığı için kampanya yürütmek zorunda kalmasıydı.

Bu yüzden, ABD siyasetini kültür savaşı cepheleri boyunca nasıl kutuplaşmadan arındırabileceğimizi ve sınıf savaşı çizgisinde nasıl yeniden kutuplaştırabileceğimiz konusunda kolay yanıtlarım olduğunu iddia etmeyeceğim. Bu çok büyük bir girişim. Ancak bu yol ne kadar dik olursa olsun, bizi gitmemiz gereken yere götürebilecek tek yol odur.

Kaynak metin: https://jacobinmag.com/2020/12/culture-war-class-polarization-medicare-for-all

Gazedda Kıbrıs

Gazedda Kıbrıs

Gazedda'yı hem yaşatabilmek hem de içeriklerini daha da zenginleştirebilmek için okuyucu katkısına ihtiyacımız var. Bağımsız ve özgür olmak, öyle kalmak ve bu sesi yaygınlaştırmak, daha fazla paylaşmak istiyoruz. Bunun da yolu sizlerin desteğinden, yani yurttaşların, Gazedda’yı sahiplenen insanların gönüllü oluşturacakları fondan geçmektedir. Gazedda’ya patreon üzerinden destek olabilirsiniz. https://www.patreon.com/gazedda

LGBT kitapcık