AktüelGazeddablogCOVID-19 Neoliberalizmin Sonu Değil – Grace Blakeley

Neoliberalizmin sona ermesinden ziyade, onlarca yıldır görülmeyen türden bir otoriter kapitalizmin doğuşuna tanık oluyoruz. Bugün karşı karşıya olduğumuz seçim, neoliberalizm ya da Keynesçilik arasında değil; otoriter kapitalizmle demokratik sosyalizm arasındadır.
Gazedda Kıbrıs Gazedda KıbrısHaziran 30, 2021
Gazedda_Patreon
Muzakere_CDF
SOS_Reklam

Neoliberalizmin sona ermesinden ziyade, onlarca yıldır görülmeyen türden bir otoriter kapitalizmin doğuşuna tanık oluyoruz. Bugün karşı karşıya olduğumuz seçim, neoliberalizm ya da Keynesçilik arasında değil; otoriter kapitalizmle demokratik sosyalizm arasındadır.

Çeviren: S. Erdem Türközü / Dünyadan Çeviri

COVID-19 salgını devleti ekonomiye daha fazla müdahale etmeye zorlarken birçok yorumcu neoliberalizmin sonunu ilan etti—ama dünyanın dört bir yanında hükümetler piyasayı desteklemek amacıyla hareket ediyor.

Vladimir Lenin, Devlet ve Devrim’de “hatalı burjuva reformcusunun, tekelci kapitalizmin (…) artık kapitalizm olmadığını iddiası” üzerine yazmıştı. İnsanların yüksek düzeyde kamu harcaması ve bir miktar kamusal mülkiyeti olan kapitalist rejimleri “devlet sosyalizmi”yle karıştırmasının çok yaygın olduğunu ileri sürmüştü.

1970’lerden sonra neoliberal ideolojinin yaygınlaşması, bu eğilimin yayılmasını daha da pekiştirdi. Neoliberal kuramın temeli, “piyasa” ve “devlet”in farklı mantıklarla yönetilen—biri iktisadın diğeri siyasetin alanı—iki farklı uzam olduğu fikriydi. Neoliberaller, insan yaşamının tüm alanlarının iktisadî mantık tarafından yönetilmesi; devletin de kendisini, verimli piyasanın serpilebileceği koşulları yaratmakla sınırlandırması gerektiğini ileri sürdü.

Neoliberal hegemonyanın son elli yılı, devlet yönetimini piyasaların yönetiminden, piyasalar tarafından yönetişime doğru yeniden şekillendirdi. Neoliberal dönem, daha önce kamuya ait olan kaynakların özelleştirilmesi, eskiden güçlü olan işçi hareketlerine yönelik saldırılar, kamu hizmetlerinde kesintiler ya da devlet bürokrasinde piyasa mantığının devreye sokulması yoluyla, devlet aleyhine piyasayı güçlendirmek için tasarlanmış siyasalarla karakterize olmuştur.

Ancak neoliberal anlatının temel sorunlarından biri, “devlet”ten ayrı “piyasa” diye bir şeyin olmamasıdır. Piyasa ancak devletler piyasa etkileşimlerinin gerçekleştiği altyapıyı sağladığında işleyebilir. Ve kapitalizm ancak devletler krizlerden sonra ortalığı temizlemek için devreye girdiğinde işleyebilir.

Aslında neoliberal çağda devlet hiçbir zaman gerçekten küçülmedi; temelden yeniden şekillendirildi. Neoliberal devlet, güçlü bir emek hareketinin hem işverenlerle hem de devletle doğrudan pazarlık yapabildiği savaş sonrası dönemde olduğu gibi işsizliği azaltmak için harcama ve düzenleme yapmak yerine, tüketici fiyat enflasyonunu hedef almayı ve örgütlü emeği disipline etmeyi seçti. Başka bir deyişle neoliberal devlet küçük bir devlet değil, sermayenin çıkarlarını karşılamak üzere tasarlanmış bir devlettir.

Bu açıdan bakıldığında, COVID-19 salgını sırasında gördüğümüz kapitalizmin sözde radikal dönüşümü o kadar da radikal değildir. Devletler daha fazla para harcıyor çünkü büyük işletmeler ve büyük finansın—yeniden—kurtarılması gerekiyor. Aynı dinamiği, dünyanın her yerindeki devletlerin ve merkez bankalarının dünyanın finansal sistemini desteklemek için trilyonlarca dolar harcadığı finansal krizin ardından gördük.

Bugün, Küresel Kuzey’deki hükümetler ve merkez bankaları, çoğu iktisadî faaliyetin durdurulmasını gerektiren bir pandemi karşısında tüm yerel ekonomilerini kurtarmaktan başka seçenekleri olmadığını fark ediyor. Bazıları, devlet harcamalarında ortaya çıkan artışın neoliberalizmin sonunu gösterdiğini ileri sürdü; ancak bu harcamaların tahsis ediliş biçimi durumun böyle olmadığını gösteriyor.

Devlet aygıtının vites değiştiren ilk kısmı merkez bankasıydı. Dört büyük merkez bankası, finansal piyasalardaki oynaklığı yatıştırmak ve varlık fiyatlarını desteklemek için yeni yaratılan parayı—genellikle niceliksel genişleme olarak adlandırılan bir süreç—kullanarak büyük ölçekli varlık alımlarını canlandırdı. Mali krizden sonra on yıllık yavaş büyümenin ardından, parasal genişleme zaten yeni normaldi ve çoğu merkez bankası bilançolarının küçülmesinin düşük bir ihtimal olduğuna dair rehberler yayınlıyor gibi görünüyordu.

Sonuç, geçen yıl ABD hisse senedi piyasalarında görülen şaşırtıcı varlık fiyatları enflasyonu oldu. Zengin dünyanın her yerinde, ekonomik büyümedeki sancılı daralmaya ve toparlanmayı engelleyebilecek temel yapısal zorluklara rağmen varlık fiyatları dikkate değer ölçüde güçlü kaldı. Geçen yıl yaklaşık 500 yeni milyarder ortaya çıktı ve parasal genişleme bu süreçte önemli bir rol oynadı.

İkinci adım, hazinelerin ve merkez bankalarının büyük işletmelere ucuz krediler sağlamasıydı. Birleşik Krallık’ta, Easy Jet ve Amerikan petrol devi Schlumberger gibi dev şirketler, işleri kesmeden ve hissedarlara büyük temettüler dağıtmadan önce İngiltere Merkez Bankası’ndan büyük krediler aldı. Greensill skandalı, genellikle devlet desteğine erişimi yöneten adam kayırmacılığının sadece tek bir örneği. ABD devleti, tüm yerel kurumsal sektörü etkin bir şekilde kurtardı. Devlet desteği alan şirketlerin çoğu, kötü şöhretli vergi kaçakçıları.

Finans sektörü ve büyük şirketler güvence altına alındıktan sonra, devletler küçük işletme kredileri ve ipotek yardımı sağlayarak küçük işletmeleri, ev sahiplerini ve evlerini kiraya verenleri desteklemeye devam etti. Bununla birlikte, birçok küçük işletme, bu kredilere erişmek için gereken karmaşık bürokraside yönünü bulmakta zorlandı. Ve özel kiralama sektöründeki milyonlarca kişi, evden çıkarma yasaklarının sona ermesiyle birlikte tahliyeyle karşı karşıya kaldı.

Ancak ve ancak bu grupların her birine mali destek sağlandıktan sonra sıra işçilere herhangi bir destek sunmaya gelebildi. ABD’de, en yoksullar teşvik çeklerini en temel gereksinimlerini karşılamak için kullanırken, en zenginler parayı kükreyen bir borsada bahis oynamak için kullanmış olacak. Zenginler büyük bir tasarruf stokuyla, en fakirlerse daha fazla borçla pandemiden çıkarken, sonuç eşitsizlikte çarpıcı bir artış olacak.

Biden’ın iklim vaatleri ve ABD işçi hareketine verdiği destekten fazla anlam çıkarıldı. Bunlar doğru yönde atılmış adımları temsil ediyor ve Biden’ın bunları yapma gereksinimi hissetmesi şaşırtıcı değil—eğer bu krizin ardından işçilerin gücü para harcamaya yetmezse, düşük talep ABD işletmelerine zarar verir ve ayrıca ABD genelinde yaşanan aşırı hava olayları da, ülkenin yaklaşan iklim çöküşü tehdidinden kaçınmayı göze alamayacağını gösterdi.

Bütün bunlara rağmen bu önlemler bile iklim çöküşü konusunda on yıllardır süren eylemsizliğe ve ABD işçi hareketine yönelik topyekûn saldırıya çare olmak için yeterince ileri gitmiyor. Ve Biden’ın uygulamaya çalıştığı siyasalar bile şimdi keskin bir şekilde bölünmüş bir yasama meclisi nedeniyle tehlikeli bir yolla yüzleşiyor.

Ancak zengin dünyada uygulanan COVID-19 yardım önlemlerinin tümündeki belki de en büyük boşluk, şu anda Küresel Güney’i kasıp kavuran krizi hesaba katmamaktır. Küresel Güney’de insanî ve ekonomik krizlerle karşı karşıya kalan ülkelere herhangi bir desteğin olmaması sadece ahlakî değil aynı zamanda stratejik bir başarısızlıktır.

Küresel Güney’de felaketle karşı karşıya kalan devletlere daha fazla destek olmaksızın, Küresel Kuzey’de pandemi sona ermeyecektir. Ve birçoğu borçlarını ödeyememenin eşiğinde olan bu devletlere iktisadî destek olmaksızın, küresel bir iyileşme olmayacak. Küresel emtia üretiminin orantısız bir payından sorumlu olan dünyanın en yoksul devletleri krizden kurtulamazsa, sonuç basitçe Küresel Kuzey’de daha yüksek tüketici fiyat enflasyonu olacaktır.

Tüm bu konular, kapitalist dünya sistemine herhangi bir meydan okuma şöyle dursun, COVID-19’un, hiçbir şekilde neoliberalizmin sonunu getirmediğini gösteriyor. Bu krizden çıkan dünya, krize girdiği hali kadar eşitsiz ve istikrarsız olacaktır—tek fark görece daha yüksek devlet harcamaları olacaktır.

Bununla birlikte, son on yılda gerçekleşmesi olası olan ve pandemi sırasında pekiştirilen önemli bir değişiklik var: insanlar mücadele ediyor. Devletler büyük işletmeleri kurtarmak için büyük miktarda para harcarken, birçok insan haklı olarak bu devletlerin neden çevreyi korumak ya da eşitsizliği azaltmak için para bulamadıklarını soruyor. İster iktisadî, ister ırksal, ister çevresel ya da cinsiyet adaleti için olsun, adalet talep etmek için sokaklara dökülüyorlar.

Devletlerin bu dirence nasıl yanıt verecekleri konusunda iki seçeneği var: insanlara yardım edebilirler ya da onları ezebilirler. Çoğu devlet ikinci seçeneği seçti. Joe Biden, Trump’ın göç, hukuk ve düzen konusundaki sicilinden önemli ölçüde ayrılmadı ve Birleşik Krallık’ta, muhafazakârlar, fiilen protestoları suç haline getirme girişimi olan Polis Yasası gibi yasalarla aktif olarak derinden otoriter bir gündemi zorluyor.

Neoliberalizmin sona ermesinden ziyade, onlarca yıldır görülmeyen türden bir otoriter kapitalizmin doğuşuna tanık oluyoruz. Bugün karşı karşıya olduğumuz seçim, neoliberalizm ya da Keynesçilik arasında değil; otoriter kapitalizmle demokratik sosyalizm arasındadır. Kapitalist devletler ikincisine gönüllü olarak geçiş yapmayacaklardır. COVID-19 salgınının ardından adil, özgür ve sürdürülebilir bir dünya inşa etmek istiyorsak, dünyanın her yerindeki emekçiler bunu talep etmek için örgütlenmelidir.

Kaynak

Gazedda Kıbrıs

Gazedda Kıbrıs

Gazedda'yı hem yaşatabilmek hem de içeriklerini daha da zenginleştirebilmek için okuyucu katkısına ihtiyacımız var. Bağımsız ve özgür olmak, öyle kalmak ve bu sesi yaygınlaştırmak, daha fazla paylaşmak istiyoruz. Bunun da yolu sizlerin desteğinden, yani yurttaşların, Gazedda’yı sahiplenen insanların gönüllü oluşturacakları fondan geçmektedir. Gazedda’ya patreon üzerinden destek olabilirsiniz. https://www.patreon.com/gazedda

LGBT kitapcık