Güveniniz sonsuz demek… Bu kirli rejimi sürdürmek ve bundan nemalanmak isteyen hiç kimseye güven sonsuz olmamalı… Erdoğan gibi bir faşistin sözleri karşısında tek bir muhalif tavrı olmayan Erhürman’a nasıl güven duyulabilir?
İstikrarlı bir şekilde güneye efelenen, üstten bakan, uyuz guduz alameti çok tavırlarla Rumca konuşan Kıbrıslılarla adeta aramıza örgüler ören Erhürman, Türkiye’yi savunmak için kıçını yırtıp başına giyiyor… Hiç mi rahatsız değilsiniz bu durumdan? Tatar gitti işte, mutluyuz hepimiz…
Kafayı mı yediniz? Aynı adada Rumca konuşan Kıbrıslılarla aynı hafızayı paylaştığımızı unutan Erhürman, şimdi bir de Antalya Diplomasi Forumu’nda döktürmüş!
Erdoğan’ın “iki devlet” söylemine açık açık bir cevap veremiyor; döndürüyor, dolaştırıyor, oyun oynar gibi tek bir somut örnek vermeden geveliyor da geveliyor.
Demek sizin güveniniz sonsuz, ha?
Söke söke hakları alacakmış. Bu nasıl bir dil, bu nasıl bir tavır, bu nasıl bir söylem, bu nasıl bir bağlamsızlık…
Adam bir numaralı hak adamı oldu, haktan hak doğurmakla görevli bürokrat haline geldi. Kimin hakkı? Hangi adalet? Rumca konuşan Kıbrıslıların hakları, yaşadıkları adaletsizlikler?
Hiç mi utanmaz bir insan, nasıl bu kadar rahat olur ve tek taraflı konuşur-Rumların çoğunlukta olduğu bir adada-bu nasıl bir azınlık kompleksi? Azınlıksın işte, kabul et! Gerçeklikten kopmak mıdır hak talebi? Yeni bir Denktaş görüyoruz adeta karşımızda…
Adaletin gözlerinde bir kırgınlık, yasak bir yansıma: hukuk, yasa koyucular, asker ve garantörlerin kıskacında, bağımsız olamayan bir figüran yalnızca Erhürman… Seni tanımamazlıktan bile geliyorlar gittiğin konferanslarda, forumlarda. Senin hükmün yok, Türkiye ne derse o olur, diyorlar sana…
Sözüm ona senin hiçbir önemin yok… Görevini suistimal etmiş, Kıbrıslıların kökünü kurutmuş sözde garantörün gölgesinde biçimlenmiş oyunlarla ancak garantörün çıkarlarını garantiye alabilirsin sen, Kıbrıslıların çıkarlarını asla!
Bu adalet değil, çıkarların ve devletlerarası hesapların çığrından çıkmasıdır…
“İki ayrı devlet”, “birleşik Kıbrıs”, “federasyon”, “konfederasyon”…. Adını sen koy, ne koyarsan koy, suyundan da koy, ama somut bir irade koy, adil ve tüm Kıbrıslılar için olanından. Bunu yapabilir misin? Yapamıyorsun belli ki…
O zaman sana güveni yüzde yüz olanların nereden geliyor bu emin halleri?
Askıya alınmış bir vicdan, bitmiş bir toplum, sessizce, bireysel kazanımlara odaklanmış bir yaşam… Bir de aydınlık günlerin sözünü verenlerin yalan dolandan aldığı zevk.
Kolektif bir kurtuluş düşüncesi yokken, bunu pratik olarak gözlemleyebiliyorken, kimse “kurtarılmayı” beklemesin bir daha…
Zira her birey, kendi küçük dünyasında Kıbrıs problemini çoktan çözmüş durumda: kimisi göç ederek, kimisi uyum sağlayarak, kimisi duyarsızlaşarak, kimisi de delirerek… Erhürman’a yüzde yüz güvenen kesim de kuzeyin ganimet rejiminden vazgecmek istemeyen, güneyin de tüm fırsatlarından yararlanarak hallenen, halt eden, haktan hak doğurmayı bir kahramanlık sayan, adeta “mamur etme hali” ve “ısgartalık”.
Bizim gibi “iki avuç yazar” da tanımlanabilecek küçük bir resim çizmeye çalışıyor tüm bu yatalak yargılar arasında…



