• Künye
  • Dayanışma
  • İletişim
  • Gizlilik Politikası
Cuma, Ekim 30, 2026
Bulamadık
Tümünü Gör
Gazedda
20 °c
Vizakia
19 ° Cts
19 ° Paz
  • ANA SAYFA
  • YAZARLAR
    • GAZEDDA YAZARLARI
    • GÜNEYDEN YAZARLAR
      • PENNA
    • DÜNYADAN YAZARLAR
      • PROJECT SYNDICATE
    • EDİTORYAL KOLEKTİF
  • SÖYLEŞİ
  • BELLEK & TARİH
    • YERİN HAFIZASI
  • TÜM İÇERİK
    • HABER ARŞİVİ
      • KIBRIS
      • DÜNYA
      • KORONAVİRÜS
    • MULTİMEDYA ARŞİVİ
      • GAZEDDAPOD
      • GAZEDDAWEBTV
  • ANA SAYFA
  • YAZARLAR
    • GAZEDDA YAZARLARI
    • GÜNEYDEN YAZARLAR
      • PENNA
    • DÜNYADAN YAZARLAR
      • PROJECT SYNDICATE
    • EDİTORYAL KOLEKTİF
  • SÖYLEŞİ
  • BELLEK & TARİH
    • YERİN HAFIZASI
  • TÜM İÇERİK
    • HABER ARŞİVİ
      • KIBRIS
      • DÜNYA
      • KORONAVİRÜS
    • MULTİMEDYA ARŞİVİ
      • GAZEDDAPOD
      • GAZEDDAWEBTV
Bulamadık
Tümünü Gör
Gazedda
Bulamadık
Tümünü Gör

Türkiye-Libya Mutabakatı ve Doğu Akdeniz’deki Hukuki Çıkmaz

SUDE DOĞAN SUDE DOĞAN
30 Ekim 2026
Okuma Süresi: 6 dk
A A
0
https://bsky.app/profile/gazeddakibris.bsky.socialhttps://www.threads.net/@gazeddakibris

Doğu Akdeniz’de sular bir türlü durulmak bilmiyor. 2019 yılında Türkiye ile Trablus yönetimi arasında imzalanan Deniz Yetki Alanları Mutabakatı, aradan geçen yıllara rağmen hem diplomatik hem de hukuki olarak Doğu Akdeniz’in en sıcak fay hatlarından biri olmaya devam ediyor.

Ancak bugünlerde bu dosya yeniden ve çok daha güçlü biçimde gündemin merkezine oturdu. Çünkü anlaşmanın imzalandığı dönemde sürece en sert tepkiyi veren, anlaşmayı onaylamayı reddeden ve hatta Türkiye ile siyasi bağları koparma kararı alan Libya’nın doğusundaki Temsilciler Meclisi’nin (Tobruk/Bingazi kanadı), tutumunu tamamen tersine çevirerek mutabakatı geçtiğimiz hafta oy birliğiyle onaylaması Doğu Akdeniz’deki dengeleri bir anda sarstı. 2019’da sadece Libya’nın batısıyla sınırlı kalan ve meşruiyeti uluslararası arenada tartışılan bu metin, bölünmüş Libya’nın iki tarafının da ortak onay zeminine taşınmış oldu. Doğal olarak bu gelişme, Kıbrıs Cumhuriyeti, Yunanistan, Mısır ve Avrupa Birliği cephesinde alarm zillerinin yeniden çalmasına ve anlaşmanın hukuki geçersizliğinin bir kez daha yüksek sesle vurgulanmasına yol açtı.

Peki, televizyonlarda veya basında her açıldığında ya yüksek perdeden bir hamasete ya da donanma hareketliliklerine indirgenen bu meseleye bizler nasıl yaklaşıyoruz? Adanın kuzeyinde yaşarken, burnumuzun dibinde dönen bu fırtınaları çoğu zaman kendi gündelik hayatımızın uzağında, sanki bizi doğrudan ilgilendirmeyen bir büyük güçler satrancıymış gibi izlemeye alıştık. Tıpkı geçmişte adamızın kaderi tayin edilirken olduğu gibi, “olaylar zaten bizim dışımızda gelişiyor” diyerek seyirci kalmayı benimsedik. 

Oysa üzerinde yaşadığımız bu küçük adanın etrafında çizilen haritalar; doğrudan bizim geleceğimizi, çocuklarımızın refahını, adamızın güvenliğini ve Doğu Akdeniz’deki barışı şekillendiriyor. Bu yüzden, kendi yankı odamızı bir süreliğine de olsa bir kenara bırakıp, meselenin hukuki zeminine, Türkiye’nin hangi tezlerle hareket ettiğine ve buna karşılık Kıbrıs ile Avrupa Birliği’nin savunduğu ilkelerin neden uluslararası alanda daha güçlü kabul gördüğüne yakından bakmamız gerekiyor.

Tobruk parlamentosunun onayıyla yeni bir aşamaya geçen Türkiye-Libya mutabakatı, bir tarafta Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki varlığını güvenceye alma ve kendisini çevreleyen çemberi kırma hamlesi olarak sunulurken; diğer tarafta Kıbrıs Cumhuriyeti, Yunanistan ve Avrupa Birliği tarafından ilk günden itibaren uluslararası hukuka aykırı ve yok hükmünde (null and void) kabul ediliyor.

İki tarafın hukuki argümanları masaya yatırıldığında karşımıza çıkan tablo oldukça nettir.

Öncelikle Türkiye’nin bakış açısını dürüstçe ortaya koymak gerekir. Türkiye, 1982 tarihli Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’ne (UNCLOS III) taraf değildir. Ankara’nın yaklaşımı temelde “hakkaniyet ilkesi” (equitable principles) ve “ana karaların üstünlüğü” doktrini üzerine oturmaktadır. Türkiye’ye göre, Doğu Akdeniz’de en uzun kıyı şeridine sahip ana kara ülkesi kendisidir. Bu çerçevede Ankara; ana karanın doğal uzantısı olan kıta sahanlığının, anakaradan uzakta yer alan ya da karşı kıyıda bulunan adalar tarafından bütünüyle kesilemeyeceğini savunur. Özellikle Meis (Kastellorizo) gibi ana karaya çok yakın küçük adaların ya da Girit ve Rodos gibi adaların devasa deniz yetki alanları yaratarak Türkiye’yi Antalya Körfezi’ne hapsetmesini orantısız ve hakkaniyetsiz bir sonuç olarak nitelendirir. Trablus ile çizilen ve şimdi Bingazi’nin de sahiplendiği o çapraz koridor, Türkiye açısından bu tezi sahaya yansıtma ve bölgedeki enerji denkleminde oyun dışı kalmama çabasını temsil etmektedir.

Ancak madalyonun diğer yüzüne ve yerleşik uluslararası hukukun kurallarına baktığımızda, bu yaklaşımın neden Lefkoşa, Brüksel ve uluslararası camia tarafından kabul görmediği çok net anlaşılmaktadır.

İşin en temel boyutu, adaların deniz yetki alanlarına ilişkin emredici kurallardır. UNCLOS’un 121. maddesi son derece açıktır: İnsan yerleşimine ve bağımsız bir ekonomik yaşama sahip olan adalar, tıpkı ana karalar gibi kendi Karasularına, Kıta Sahanlığına ve Münhasır Ekonomik Bölgesine (MEB) sahiptir. Türkiye ile Libya arasında çizilen koridor ise; yüz binlerce insanın yaşadığı Girit, Rodos ve Karpathos gibi adalar ile Kıbrıs’ın deniz yetki alanlarını neredeyse tamamen yok saymaktadır. Uluslararası Adalet Divanı bugüne kadar verdiği kararlarda, adaların konumuna ve kıyı uzunluklarına göre hakkaniyetli düzeltmeler yapmış olsa da, devasa yerleşim merkezlerinin ve ada coğrafyalarının kıta sahanlığını bütünüyle buharlaştıran bir yaklaşımı hiçbir zaman benimsememiştir. Bir devletin sözleşmeye taraf olmaması, bugün uluslararası teamül hukuku haline gelmiş bu kuralları tek taraflı olarak geçersiz kılmasına yetmemektedir.

İkinci önemli boyut ise üçüncü tarafların meşru haklarının korunmasıdır. Uluslararası antlaşmalar hukukunun en temel prensiplerinden biri, iki devletin kendi aralarında imzaladığı bir metinle, masada yer almayan üçüncü tarafların haklarını sınırlandıramayacağı kuralıdır (pacta tertiis ilkesi). Coğrafi olarak bu koridorun geçtiği alanda Yunanistan’ın, Mısır’ın ve Kıbrıs’ın da meşru deniz yetki alanı beklentileri ve uluslararası hukuktan doğan egemenlik hakları bulunmaktadır. İlgili kıyıdaşları sürece dahil etmeden harita üzerine çekilen hatlar, sahada hukuki bir kesinlik sağlamaktan ziyade, çözümsüz bir kilitlenme ve sürtüşme alanı yaratmaktadır.

Avrupa Birliği’nin Kıbrıs Cumhuriyeti ve Yunanistan’ın tezlerine verdiği kararlı desteğin temelinde de bu yatmaktadır: Birlik, üyelerinin UNCLOS çerçevesinde güvence altına alınmış haklarını savunmayı, kurallara ve hukuka dayalı uluslararası düzenin vazgeçilmez bir gereği olarak görmektedir.

Tüm bu tablo bize şunu gösteriyor:

Libya’daki iç dengelerin değişmesi ve metnin Tobruk parlamentosundan geçmiş olması, anlaşmanın üzerindeki ağır uluslararası hukuk tartışmalarını ortadan kaldırmıyor. Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de dışlanmama ve kıyı uzunluğuna dayalı hak arama kaygısını anlamak mümkün olsa da, bunun yolu uluslararası hukukun ve komşu adaların meşru varlığını toptan yok sayan ikili mutabakatlardan geçmemektedir.

Kıbrıs Cumhuriyeti’nin ve Avrupa Birliği’nin savunduğu zemin, keyfi bir siyasi tercih değil; Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin emredici hükümleri ve uluslararası mahkemelerin yerleşik içtihatlarıdır.

Doğu Akdeniz’de barışçıl ve adil bir gelecek inşa etmek istiyorsak, hukukun söylediklerini göz ardı edemeyiz. Kalıcı bir huzur; harita parselleyen adımlarla değil, tüm kıyıdaşların haklarına saygı duyan, Birleşmiş Milletler standartlarını esas alan ve uluslararası hukukun terazisinde tartılan meşru bir diyalog zemininde buluşmaktan geçmektedir.

Etiketler: doğu akdenizkıbrıs cumhuriyetilibyatürkiyeuluslararası hukuk
SUDE DOĞAN

SUDE DOĞAN

Lefkoşa Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğrencisi. İnsan hakları ve Kıbrıs’taki karma evlilik sorunu üzerine çalışan genç bir aktivist ve köşe yazarı.

Sorun Aslında Cyprus Forum’dan da Öte
SUDE DOĞAN

Sorun Aslında Cyprus Forum’dan da Öte

SUDE DOĞAN
1 Ekim 2026
Schengen’e Doğru Adım Adım
SUDE DOĞAN

Schengen’e Doğru Adım Adım

SUDE DOĞAN
18 Eylül 2026
Chagos’tan Kıbrıs’a: İngiliz Üsleri İçin Yolun Sonu mu?
SUDE DOĞAN

Chagos’tan Kıbrıs’a: İngiliz Üsleri İçin Yolun Sonu mu?

SUDE DOĞAN
19 Nisan 2026
Devam Et
Gazedda

© 2026 Gazedda - Copyleft

  • Künye
  • Dayanışma
  • İletişim
  • Gizlilik Politikası

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

Bulamadık
Tümünü Gör
  • ANA SAYFA
  • YAZARLAR
    • GAZEDDA YAZARLARI
    • GÜNEYDEN YAZARLAR
      • PENNA
    • DÜNYADAN YAZARLAR
      • PROJECT SYNDICATE
    • EDİTORYAL KOLEKTİF
  • SÖYLEŞİ
  • BELLEK & TARİH
    • YERİN HAFIZASI
  • TÜM İÇERİK
    • HABER ARŞİVİ
      • KIBRIS
      • DÜNYA
      • KORONAVİRÜS
    • MULTİMEDYA ARŞİVİ
      • GAZEDDAPOD
      • GAZEDDAWEBTV

© 2026 Gazedda - Copyleft