Andreas Pimpisis – Philenews
15 Ağustos 1974 sabahını, Ormidia’nın (Larnaka kazasına bağlı bir köy) biraz dışında, bir limon ağacının dibindeki leganinin (sulama çukurunun) içinde karşıladık.Bir önceki gün öğle saatlerinden beri evimizden olmuştuk; apar topar çıkıp gitmiştik. Baba evime son kez o gün girdim. Annemle birlikte on dakikalığına içeri girdik. Birkaç eşya alması gerekiyordu, çünkü oradan ayrılıp kurtulmak zorundaydık.
Bir önceki akşamdan yerde kalmış bir iki oyuncağa baktım. Bir an, birini yanıma almayı düşündüm. Mantıkla, “Bırak, sonra gelip bulursun,” diyen taraf ile içgüdünün, “Al, yanında olsun,” diyen taraf arasındaki mücadelede galiba mantık ağır bastı.
Bugün, 52 yıl sonra, ne söylenirse söylensin, artık her şey sonradan ve olayların üzerinden geçen onca yılın ardından söyleniyor. O korku ve kaygının ortasında evden dışarı çıktık. Annem evin kapısını kilitledi ve bilinmeze doğru yola koyulduk.
Ben o zaman bilmiyordum ama baba evimdeki hayatım orada sona erdi.
Bir daha hiç içeri girmedim…
İnsanın baba evinde büyürken hissettiği, hele yıllar sonra her geri dönüşünde evin her köşesi ona çocukluğundan bir şeyler hatırlattığında çok daha güçlü biçimde duyduğu o eşsiz his de evle birlikte kayboldu.
Daha sonra Dromolokşa’da, yerinden edilenlerin kendi evlerini yaptığı bir yerleşimde yeni bir ev yaptık; ardından ben de kendi evimi inşa ettim. Son 52 yılda bu evlerde ne kadar yaşamış olursam olayım, o duyguyu bir daha hiç yaşamadım.
Hayatımın ilk yedi yılını geçirdiğim evde bir daha yaşamayacağımı biliyorum… Bir daha asla o evin içine girmeyeceğim.
Kıbrıs sorununu yazmakla geçen günlerin ardından… mantık, içgüdü ve gerçeklik algısının o tuhaf ittifakı aynı ortak sonuca varıyor.
Günler haftalara, haftalar aylara, aylar yıllara dönüştü. Dönüş ise bir türlü gelmedi. Herkesin radyodan duymayı beklediği, evlerine döneceklerini söyleyen o haber hiç gelmedi.
Önce yaşlılar gitti, sonra orta yaşlılar, ardından daha gençler… Dedelerin, ninelerin, akrabaların, tanıdıkların ve hiç tanımadığım insanların; içlerini yiyip bitiren, ruhlarını parçalayan göçmenlik acısıyla birer birer gittiklerini gördüm.
Aradan geçen elli yılın sağladığı mesafe ve Kıbrıs sorununu birinci elden izleyerek edindiğim bilgilerle, bugün meseleye daha farklı; daha soğuk ve daha sert bakabiliyorum.
Ama bugün bile kim, herhangi bir insanın daha iyi bir şey umma hakkını elinden alabilir? Zaten insan, yoksul ya da zengin, bütün hayatı boyunca daha iyi bir şey umut eder. 1974 göçmeni ise en kötüsünü zaten yaşadı. Bundan ötesi yok.
Dönmeyi umut ediyor.
Ben ise inatla bakıyorum ve dönüşe çıkmayan bir yol görüyorum. Sonuç ne olursa olsun, eğer gerçekten bir sonuca ulaşmak mümkünse, o güne kadar hayatta olacak bizler için bir dönüş olmayacağını biliyorum. Varacağımız nokta, adada barış içinde birlikte yaşamı iyileştirecek siyasi bir düzenlemeden başka bir şey olmayacak. Ancak hangi çözüm biçimi benimsenirse benimsensin, sahadaki ayrılığın değişeceğini göremiyorum.
Ama sırf benim mantığım ve içgüdüm böyle söylüyor diye, bir başkasına umut etmemesini söylemek bana mı düşer?
Ben yalnızca, 14 Ağustos 1974’te çıktığım o evin kapısından bir daha içeri giremeyeceğimi biliyorum…
Andreas Pimpisis, 2006’dan bu yana Fileleftheros gazetesinde siyaset muhabiri olarak çalışıyor. Gazeteciliğe 1989 yılında Agon gazetesinde başladı. 1998-2001 yılları arasında Sigma’da, ardından 2001-2006 yılları arasında Alitheia gazetesinde çalıştı.




