AktüelMertkan HamitPolitikaMilliyetçiliğe teslim – Mertkan Hamit

Yaşadığımız örnekte, insan haklarının nasıl milliyetçi bir pencereden bakılarak çatışmayı körükleyen biçimde ele alındığını görüyoruz. Oysa ki insan hakları evrensel bir kavramdır. Belli bir zümrenin, grubun haklarını savunduğunuzda, insan hakları savunuculuğu yapmış olunmaz. İşgal ettiğiniz rum evinin, ilk sahibinin hakkını tanıdığınız kadar kendi haklarınızın da tanınmasını bekleyebilirsiniz.
Mertkan Hamit Mertkan HamitAralık 17, 2019
Nadir Görülen Hastalıklar Ağı

Kimi zaman milliyetçi bir söylemin insanları nasıl esir alacağını anlamak güçleşir. Milliyetçilik, her zaman bilinçli ve banal bir biçimde karşımıza çıkmaz. Kimi zaman yerleşik anlayışlar milliyetçiliği üretir. İnsan haklarının “etnik” veya “cemaat” merkezli ele alınması zaman zaman milliyetçi anlayışların yeniden üretilmesine neden olmaktadır. Yöneten, yönetilen ve ötekiler diye sınıflandırabileceğimiz bir toplum yapısında, ötekinin insan hakkını görmezden gelerek yapılacak hak söylemlerinin genel olarak hakları “evrensellikten” uzaklaştırdığı gözlemlenir. Kimlik ile kurulan bağın gücü, çoğu zaman bir konunun haklar çerçevesinde ele alınırken, yanıltıcı bir anlayışın oluşmasında da önemli rol oynar. 

Gündem konusu olan ne idi?

Yerel basından takip edebildiğim kadarıyla bir lise öğrencisi, adanın güneyinde merkezi olan ama adanın kuzeyinde de katılmanın mümkün olduğu uluslararası bir yeterlilik sınavında üstün başarı elde ediyor. 

Bu başarısından dolayı bir etkinliğe davet ediliyor. Kuzey, güneyle istişare ediyor. Ancak, Kıbrıs Cumhuriyeti otoriteleri, kuzeyden geçmek isteyen çocuğun geçişi ile kuzeye verilen sözü tutmuyor. 

Buradaki muğlaklık, güney ile söz konusu çocuğun kktc vatandaşı mı yoksa tc vatandaşı mı olduğu bilgisinin paylaşılıp, paylaşılmadığıdır. Ayrıca, geçiş yapmak isteyen kişinin 18 yaşından küçük olduğu için, ailesinin izin mevzusu da gereklidir, ancak bu konunun sınırlandırma sebebi olmadığını anlıyoruz..

Herhangi bir insanın haklarının tanınması ve belirlenmesi ile ilgili en önemli kriterlerden biri ülke vatandaşlığı veya vatansızlık durumudur. Bu nedenden resmi ya da gayri resmi fark etmeksizin, hangi ülke vatandaşı olduğu, konunun daha dikkatle ele alınmasında belirleyici öneme sahiptir. 

Çocuk, bilindik, geçiş noktalarından geçmenin sadece “AB vatandaşı”, “Kıbrıs soylu” veya “Kıbrıs soylu biriyle evli” kriterlerini tamamlamadığı veya ülkeye yasal limanlardan girmediği bahanesi ile geri gönderiliyor. 

Kıbrıs Cumhuriyeti, hakları kendi penceresinden ele alarak yorumlayarak bir çocuğun adanın güneyine girmesine engel oluyor. 

Konuyu ilk kez dışişleri bakanı Kudret Özersay gündeme taşıyor. Ardından, Bağımsızlık Yolu, basın açıklaması yapacağını açıklıyor ve aynı gün açıklama yapıyor. İzleyen dakikalarda CTP Genel Başkanı Tufan Erhürman konuyu sosyal medya sayfasından eleştiriyor. Federalist kanattan Cenk Mutluyakalı konuyu Pazar günü köşesine taşıyorlar. Bugün Mustafa Akıncı’nın, başarılı çocuğu makamında ağırladığı haberlerine yer veriliyor. Ayrıca, Kıbrıs Türk Orta Eğitim Öğretmenler Sendikası (KTOEÖS) başkanı Selma Eylem’in yönetim kurulu adına bir açıklama yaptığını medyadan takip ediyoruz. 

Başarılı bir genç için üzücü bir olay olduğu şüphe kaldırmaz ama Kıbrıs sorununun bir kız çocuğunun mağduriyeti sorununa indirgeyerek birçok boyutunu sessizleştirme davranışının, iyi niyet barındırıp barındırmadığını sorgulamak gerekir. 

Hakları milli öncelikler çerçevesinde anlayarak karar üreten Kıbrıs Cumhuriyeti yetkililerine tepki, evrensel haklar çerçevesine referans verirken, hala Helen milliyetçiliğine karşı, Türk milliyetçiliği penceresinden okuyup anlamlandırma arzu barındırdığını gözlemlediğim bu olayda, sorguladığım da şu: aynı derecede başarılı bir Pakistan uyruklu genç eş koşullarda olsaydı, sizce aynı tepkilerle karşılaşır mıydık? Yoksa hak mağduriyetinin mesele olması sadece “Türk” olanlar için mi geçerlidir? Eğer tutum bu biçimdeyse, mağduriyetin uluslararası bir etki yaratması mümkün müdür? 

Açıklamalar neler söylüyor? 

Konu ile ilgili açıklamalardaki detayları bir kenara bırakarak, temel hareket noktalara bakalım

Kudret Özersay

  1. Açıklamasında “güney Kıbrıs” vurgusu yaparken, Rum yönetiminden bahsediyor. (g harfi küçük)  
  2. Bu yüzyılda en hafif ifadeyle ayıptır deyip bunun bir insan hakkı ihlali olduğunu söyleyip,ayıptan dolayı kınadığını ifade ediyor. 

Bağımsızlık Yolu

  1. Açıklamada vurgu “Kıbrıs Cumhuriyeti” şeklinde yapıldı. 
  2. Esas mesaj tüm Kıbrıs Cumhuriyeti yöneticilerine “yere batsın milliyetçiliğiniz ve çocukları ağlatan kirli siyasetiniz” şeklindeydi. 
  3. Daha sonra çocukların dahil olduğu başka bir olay hatırlatılarak, Sırbistan’dan kuzey Kıbrıs’a geçemeyen çocuklar gündeme getirildi. Burada bir parantez açıp, iki durum arasında tek ilişkinin, ikisinin de öznesinin çocuklar olması olduğunu; onun dışında hukuki anlamda verilen örnek birbirine eş özellikler bulundurmadığını vurgulamak gerekir. 
  4. Göçmenlerin hareket hakkının yanında, kuzeyde vatandaşlık alanların, Kıbrıs Cumhuriyeti vatandaşlık hakkı alamamasının bir “mağduriyet” yarattığı söylenilmektedir. Burada da, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin etkin olarak idaresi olmadığını kabul ettiği bölgede yaşayan insanlara vatandaşlık hakkının verilmesi savunulmakta ya da bu duruma yönelik bir durum ifade edilmektedir. Buradaki hak talebinin, kktc vatandaşı olma kriterine mi bağlandığı yoksa TC vatandaşlarının Kıbrıs ülkesinde yaşamasından kaynaklı olarak, Kıbrıs Cumhuriyeti vatandaşlığına da erişebilmesi varsayımını mı barındırdığını anlamak mümkün değil. Ancak açıklamanın çelişkili ifadeler barındırdığını düşündüğümü not etmeliyim. 

Tufan Erhürman

  1. Tufan Erhürman ifadesinde, ilgili çocuğun Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olduğunu ifade etmektedir. Burada Erhürman’ın ifadesi dikkate değerdir çünkü KKTC vatandaşı bir kişinin değil, TC vatandaşı bir öğrencinin haklarının savunulması noktasında bir durum ortaya çıkmaktadır. Bu açıdan meselenin kktc yurttaşının haklarının korunması ile ilgili değil, kktc yurttaşı olmayan birinin haklarının korunması ile ilgili olduğu ortaya çıkıyor. 
  2. Erhürman bu konunun hukuki veya teknik olarak açıklanamayacağını ifade etmekte, uygulamanın kabul edilemez olduğunu ortaya koymaktadır. 

 Cenk Mutluyakalı

  1. O kahrolası barikat, yazısında Cenk Mutluyakalı “Türkiye kökenli” olduğunu hatırlattığı yazısında izin verilmemesine, “ayıptır” diyerek, bunun “kalpsizlik” olduğunu ekliyor. 
  2. Cenk Mutluyakalı yazısında, “Türkiye kökenli” vurgusu yaparken, ilgili kişiyi Türkiye kökenli bir kktc vatandaşı gibi ele alıyor. Ancak Erhürman ilgili çocuğun TC vatandaşı olduğunu söylemesi ve kktc vatandaşlığından söz etmemesi detayını ya kaçırıyor ya da bu detaya önem vermiyor.
  3. Ardından “Türkiye’den gelen ailelerin burada doğmuş çocuklarının çocuklarına kimlik kartı vermeyince ne oluyor?” diye sorarak konuyu başka bir boyuta çekiyor. Çünkü anlaşıldığı kadarıyla buradaki söz konusu durumda, ilgili öğrencinin kktc vatandaşlığına sahip olup olmadığını kesin olarak bilemiyoruz.Mutluyakalı bu bilgiye sahip mi onu da anlayamıyoruz. Ancak, Mutluyakalı kktc yurttaşlarının, Kıbrıs Cumhuriyeti’nde hak sahibi olacağına dair bir vurgu yaparken, verili durumun kktc yurttaşı bir kişiye ait olup olmadığına dair belirsizliğin netleşmesi durumunda pozisyonunun devam edip etmeyeceğini bilemiyoruz. 

Mustafa Akıncı

  1. Geçişin sağlanmama nedeninin, siyasi sebeplerin, insani gerekçelerin önüne geçmesi olarak ifade ediyor.
  2. Akıncı ardından bunun bir insanlık hakkı olduğu ve bunun göz ardı edilmesinden bahsedip, “barış kültürünün geliştirilmesine” yönelik vurgu yapıyor. 

Kıbrıs Türk Öğretmenler Sendikası adına Selma Eylem

  1. Açıklama, “savaşa neden olacak söylemler ve politikalar” olarak biçimlendirilirken, İHA konusu ile geçiş sorununu birleştirerek ele aldığından, aslında gerçekleştirilen davranışın “savaş körükleyecek” nitelikte olduğu algısı yaratılıyor. 
  2. Güvenliği; silahlanma ve ırkçılığa dayanan milliyetçilere taviz vermekte gören Kıbrıs Rum Yönetimi kınanmıştır. 

Net olmayan noktalar

Açıkçası Kudret Özersay ve Bağımsızlık Yolu’nun yazılı olarak paylaşılan açıklamalarında, Özersay’ın ilk muğlak paylaşımının Bağımsızlık Yolu’nu etkilediğini görüyoruz. 

Özersay, açıklamasında “Bülent Ecevit Anadolu Lisesi öğrencisi bir çocuğumuz” şeklindeki ifadesinde, ilgili kişinin KKTC yurttaşı olup olmadığını netleştirmemektedir. Ancak, genel anlayış ve muhtemelen Bağımsızlık Yolu’nun da pozisyonu da ilgili kişinin kktc yurttaşı olduğu varsayımı ile ilişkili görülüyor. 

Bu durumda iki senaryo üzerinden tepkileri anlamlandırmamız gerekmektedir. 

Birinci Senaryo: mağdur olan kişi TC kökenli bir kktc yurttaşıdır. Bu durumda ise, kktc yurttaşlık haklarının, Kıbrıs Cumhuriyeti üzerinde de hak yarattığı iddiası söz konusu olur. Bu on yıllardır süren müzakereler ve belirsizlikten kaynaklı bir sebepten dolayı anlaşılabilirdir. Ancak kktc üzerinden Kıbrıs Cumhuriyeti adına hak sahibi olmak, özellikle iki devletli anlayışa sahip kişilerce meşru görülüyor olması şaşırtıcıdır.

İkinci Senaryo: mağdur olan kişi sadece TC yurttaşıdır. Bu durumda TC yurttaşı olma temelinde, Kıbrıs Cumhuriyeti üzerinden hak talebinde bulunmak bizi Denktaşizme yani “gelen Türk, giden Türk” anlayışına götürür. 

Oysa ki, verili koşullarda bir TC vatandaşının hakları, müzakere sürecinde bile ele alınırken belli başlı kriterlere bağlanmıştır. Bu konuyla ilgili en önemli yakınlaşma unsuru Guterres çerçevesidir. 

Burada da birleşik Kıbrıs yurttaşlarının haklarıyla TC vatandaşı insanların hakları eşitlenmemektedir. Bir eşitlenme arayışı olacaksa bunun referans noktası Yunanistan vatandaşları üzerinde kurulmaktadır. Bu sebeple referans noktası konuşulacaksa bile burada da bir yanlışlık vardır. 

Çözümsüzlüğün olduğu koşullarda ise ülkede oturma izni ile bulunan biri ile yurttaş olan birinden bahsediyorsak doğal olarak hakların ve özgürlüklerin de ona göre şekillendiğini genel olarak kabul edilir. Başka bir deyişle oturma izniyle ülkede bulunan birinin hakları ile yurttaş haklarının hukuki olarak farklılık göstermesine genel bir durumdur. Kktc otoritelerinin bunların ayırdına varma ihtiyacı duymaması kendi içinde bir sorundur. Kıbrıs cumhuriyetine karşı böyle bir pozisyona girilmesi de samimi bir tercih değildir. 

Kıbrıs Cumhuriyeti için artık ilgili öğrenci bir “kıbrıslıtürk” değil, bir yabancıdır. 

Bir “yabancının” ülkeye girişinin “yasal limanlardan” gerçekleşmesi tezi ile çelişkiler yaratacağı ve bunun bir örnek teşkil edeceği gerçeğini vurgulamamız gerekir. 

Bu noktada da aslında Kıbrıslı Türk siyasi elitleri tarafından ortaya konulan tezin, çözümsüzlük koşullarında “TC vatandaşlarına yönelik bir ayrıcalık uygulanması” olarak yorumlanma ihtimali vardır. Oysa ki, sorulması gereken aynı derecede başarılı olan bir kişi Pakistan, Nijerya veya Suriye vatandaşı olsaydı, aynı şekilde dışişleri tarafından ele alınıp alınmayacağı ile ilgilidir. 

Bu aslında siyasi elitlerin ve yetkili otoritelerin konuya ne kadar insan hakları penceresinden ve ciddiyetle baktığını gösterir. 

Eğer buna benzer bir konu bugüne kadar önceliklendirilmemişse, hem hükümet için bir zaafiyeti temsil etmektedir, hem de yapılanın milliyetçi bir refleks, esasen popülist bir propaganda olduğunu göstermektedir. 

Bir propaganda aracı olarak bir çocuğun başarısının, devlet tarafından kullanılması ise kendi içinde bir çocuğun mağduriyetini suiistimal etmek,devletin bir insana karşı işlediği bir hak ihlali olarak görülmelidir. 

Yaşanan durum, kktc vatandaşı olan ve bundan dolayı çözüm sonrasında hakları saklı bir insan ile haklara sahip olmayacak bir insan arasında hukuki olarak farklılıklar olduğu gerçeğini görmezden gelmemizle ilgilidir.

Tepkiler akıl karışıklığının aslında önemli bir göstergesidir. 

Ancak, kişisel başarı, siyasi bir anlaşmazlığın çözülmesi için yeterli bir zemin oluşturur gibi bir noktaya gelmekteyiz. 

Hak odaklı söylemleri ile mağduriyet vurgusu yapan Kıbrıslı Türk siyasi elitlerinin ve bundan cesaret alarak “federalist” anlayışın altını oymaya çalışan “milliyetçi” holiganlara malzeme verenler bu konuyu aklı selim şekilde tartışmalıdır. 

Esasen bir çocuk üzerinden, birçok tarafı sorunlu bir popülist tepki geliştirilmektedir. Bu popülist tepkiye de sol ve sağ partilerin yanı sıra, sendikalar da dahil olmaktadır. 

Bu tarz milliyetçi popülist tutumların ne kadar yıkıcı sonuçlar açtığını adanın tarihini bilen herkes iyi bilmektedir. 

Sonuçta, ister sağlık, ister bir başarı olsun adanın güneyinde bulunmak isteyen ancak Kıbrıs ülkesine uluslararası olarak meşru yada gayrimeşru biçimde bağı olmayan, sadece orada ikamet eden bir insanın arzuladığı şeyleri gerçekleştirememesi Kıbrıs sorununun ta kendisidir.

Esas olan bu sorunun çözümünü yaratmaktır. Çözümsüzlüğünü üzerine siyaset inşa ederek var olmak değildir. 

Sorulmayan sorular… 

  1. İlgili ödül töreninin kuzey Kıbrıs’ta değil de, Larnaka’da gerçekleşmesi durumunun nedenlerini konuşmadan, geçişlerdeki sıkıntıyı konuşmak kendi içinde bir çelişki değil mi? 
  2. Geçiş noktaları için sınırlandırmalara yönelik insan haklarını hatırlayan Kıbrıslı Türk otoriteler, konunun BM İnsan hakları ofisinde raporlanmasına rağmen buradan siyasi bir çıkış yapmak yerine, konuyu ele alma biçimleri iyi niyetli bir davranış mı, yoksa farklı gruplarının bir olayı kendi çıkarları için yontması mıdır? 
  3. Mağduriyet yaşayan çocuk kktc yurttaşı değilse, geçişler konusunda girişimlerde bulunan dışişleri bakanlığı irade göstermiştir. Bu önemlidir. Ancak, dışişleri, kktc yurttaşı olup, geçiş noktalarını kullanamayan vatandaşlar için ne sıklıkla girişimde bulunmuştur? Geçişlerin özendirilmesi ve daha çok insanı kapsaması için bugüne kadar ne yapmıştır? 
  4. Niyetlenen çatışma zeminini haklar üzerinden körüklemek değil de uzlaşı yaratmak ise, Kıbrıslı türk otoritelerinin gerçekleştirdiği insan hakları aykırıklarını da görmezden gelmek doğru mudur? Sadece geçişlerle ilgili kuzeye girecek olanlarla ilgili “yasaklı” listesinin olması bile kendi içinde bir coğrafyadaki insanların hareket özgürlüklerinin sınırlandırılması anlamına gelmez mi? Aynı ihlali başka mazeretlere dayandırdığımızda insan hakları karnemiz aklanmış mı olmaktadır ?
  5. Yaklaşık 3 gün boyunca gündemi meşgul eden bu konuda çıkan gürültü, bırakın BM’yi, güney basınında bile doğru düzgün yer almamıştır. Çıkarılan gürültü sadece iç kamuoyunun dikkatini dağıtmış, muhatap olması gereken esas adrese ulaşamamış, Kıbrıslı Rum kamuoyu konuyu duymamıştır. Bu durumda verilen tepkilerin içerideye yönelik popülist bir dalgadan ibaret olduğu görülmektedir. Tartışmalı konu olan ve Kıbrıs Türk liderliğinden başlayarak birçok yapının tepki verdiği “Enosis referandumunun okullarda kutlanmasına yönelik düzenlemeye” verilen tepkiler, güneyde yarattığı yankıyı hatırlayınca, şimdi gerçekleştirilenin etkisiz olduğu görülmektedir. Bunu hesaba katarak, bu konuda tepki verenlerin “niyetinin” ne olduğunu tekrardan sormak gerekir. Dert insan hakları mı yoksa iç politikaya ve seçimlere yönelik bir popülizm mi? 
  6. Özersay’ın ortaya koyduğu “karşılıklı işbirliğine dayalı” bir anlayışın, federal çözüm perspektifi olmadığında işlevsiz olduğu bu olayla görülmektedir. Bu noktada Özersay neye dayanarak, söz konusu modelin bir açılım olduğunu ortaya koymaktadır ?

Sonuç

Yaşadığımız örnekte, insan haklarının nasıl milliyetçi bir pencereden bakılarak çatışmayı körükleyen biçimde ele alındığını görüyoruz. Oysa ki insan hakları evrensel bir kavramdır. Belli bir zümrenin, grubun haklarını savunduğunuzda, insan hakları savunuculuğu yapmış olunmaz. İşgal ettiğiniz rum evinin, ilk sahibinin hakkını tanıdığınız kadar kendi haklarınızın da tanınmasını bekleyebilirsiniz. 

Tabi ki başarılı olan çocuğun, hak ettiği biçimde kabul edilmesi gerekirdi. Ancak, Kıbrıs ülkesindeki verili gerçeklerin, birçok insanın gündelik hayatında yarattığı mağduriyetlerin sonlanması için yapılması gereken barış siyaseti ile uzlaşabilir bir çözüme ulaşmakla mümkün olacaktır.Aksi halde bu tarz gelişmeler milliyetçi gürültü ile kendini var etmek isteyenlerin, kendini var edeceği fırsatçı bir alan olacaktır. 

Özersay’ın iki devletli çözüm penceresinde “işbirliği” söyleminin çözüm perspektifi olmadan gerçekleşemeyeceğinin en büyük kanıtı olan bu olay da, başarısızlık milliyetçi duyguları ön plana çıkararak, saklanmıştır.

İlk sorulması gereken soru, iki devletli işbirliğine dayalı modelin ne kadar işlevsel olacağına dair olması gerekirken, bu soru kimse tarafından sorulmamıştır.

İmkansız görüşlerinin önünde, aynı milliyetçi retoriğe bulaşarak siyasi meşruluğunu devam etmesine olanak sağlayacak duygusal reaksiyonlara kapılma hatasına düşmemek ülkenin geleceğini birlikte gören insanlar için önemli bir sorumluluktur. 

Maalesef, konunun kamuoyunda tartışılma biçimini belirleyen Özersay’ın milliyetçi siyasetine bulaşan yapılanmaların ve fikir önderlerinin de reaksiyonlarını bu açıdan bakarak açık yüreklilikle değerlendirmelerinin faydalı olacağına inanıyorum. 

Popülizm yolunu seçtiğimizde gideceğimiz yer geçmişte de kendimizi hapsettiğimiz boğucu yalnızlığımızdan başka bir şey değildir…

Mertkan Hamit

Mertkan Hamit

Ekonomist, Araştırmacı. İnsan Hakları üzerine Doktora adayı. Mağusa İnisiyatifi aktivisti. Photo Credit: https://www.instagram.com/richardahnert/

Music will never ends..