AktüelAnalizYorumKapitalizmin devasa makinesini yönetmek için ikisi de kan dökecek – Slovaj Zizek

Amerika’nın en büyük problemi emperyal rolünü nasıl meşrulaştıracağı noktasında ortaya çıkıyor. Kendisini bütün diğer ülkelerin evrensel jandarması gibi gösterebilmesi için kalıcı bir savaş tehdidine ihtiyaç duyuyor
Gazedda Kıbrıs Gazedda KıbrısAğustos 14, 2019
Djumba Hotel & Cafe

ABD ve Çin arasındaki ticaret savaşı bize endişeden başka bir şey vermez. Günlük hayatlarımızı nasıl etkileyecek? Yeni bir küresel ekonomik durgunluğa veya hatta jeopolitik bir kaosa mı neden olacak?

Bu karmaşanın içinde yönümüzü bulabilmek için aklımızda tutmamız gereken bazı gerçekler var. Çin’le yaşanan ticaret çatışması, yıllar önce Donald Trump AB, Kanada ve Meksika’dan çelik ve alüminyum ithalatındaki gümrük vergilerini haczetme kararı alarak ABD’nin en büyük ticaret ortaklarını hedef alan ilk kurşunu ateşlediğinde başlayan savaşın doruk noktasından ibaret.

Trump sınıf savaşının kendi popülist versiyonunu oynuyordu: Sözde hedefi Amerikan işçi sınıfını (metal işçileri geleneksel işçi sınıfının sembolik figürlerinden biri değil miydi?) “adaletsiz” Avrupai rekabetten sakınmak, böylece Amerikan mesleklerini korumaktı. Ve şimdi aynı şeyi Çin’e karşı yapıyor.

Trump’ın tepkisel kararları, kişisel hazırcevap ifadelerinden ibaret değil, hepsi küresel ekonomik sistemde bir dönemin sonuna verilen tepkiler. Yannis Varoufakis’in “Küresel Minotor” dediği şeyin doğduğu, 1970’lerin başlarında başlayan ekonomik döngü sona eriyor. 1970’lerin başlarından 2008’e kadar dünya ekonomisini yöneten canavar gibi bir motor…

1960’ların sonundan itibaren ABD ekonomisi için üretim fazlasını Avrupa ve Asya’dan yeniden kullanıma sokmak mümkün olmaktan çıkmıştı: Üretim fazlası kendisi için bir dezavantaja dönüşmüştü. 1971’de ABD yönetimi bu gerilemeye cüretkar bir stratejik hamleyle yanıt verdi: Ulusun filizlenen açıklarıyla uğraşmak yerine tam tersini yapmaya, açıkları artırmaya karar verdiler. Bunun bedelini kim ödeyecekti? Dünyanın geri kalanı. Nasıl? Amerika’nın borçlarını finanse etmek üzere iki büyük okyanus geçen daimi sermaye transferi yoluyla.

Büyüyen bu dış ticaret açığı ABD’nin üretken olmayan bir yok edici olduğunu ortaya koyuyor. Son yıllarda kendini döndürebilmek için günlük bir milyar dolar yabancı para girişini emmek zorunda kaldı ve dünya ekonomisini döndüren evrensel Keynesçi tüketici pozisyonuna geldi. (Bugün hakim görünen anti-Keynesçi ekonomi ideolojisi için bu kadar yeter). Pratikte eski Roma uygarlığında toplanan öşür ya da Atik Yunanlılar’ın Minotor’a adakta bulunduğu hediyelere benzeyen bu akış, sırtını karmaşık bir ekonomik mekanizmaya yaslar: ABD’ye sağlam ve istikrarlı bir merkez olarak duyulan güven sayesinde, petrol üreten Arap ülkelerinden Batı Avrupa ve Japonya’ya -ve hatta şimdi Çin’e- kadar tüm ülkeler, kar fazlalarıyla ABD’ye yatırım yapabiliyor.

Bu güven öncelikle ekonomik değil ideolojik ve askeri olduğundan, ABD’nin derdi de emperyal rolünü nasıl meşrulaştıracağı. Kendisini tüm diğer “normal” (“haydut” olmayan) devletlerin evrensel jandarması gibi göstermek için kalıcı bir savaş tehdidine ihtiyaç duyuyor.

Ancak 2008’den beri bu dünya sistemi çöküşte. Obama döneminde ABD Merkez Bankası başkanı Paul Bernanke sisteme başka bir soluk verdi. ABD dolarının küresel para birimi olduğu gerçeğini hunharca sömürürken, hızla para basarak ithalatı finanse etti. Trump ise soruna başka bir yoldan yaklaşmaya karar verdi: Küresel sistemin hassas dengesini görmezden gelerek, ABD için “adaletsizlik” olarak kabul edilebilecek elementlere -yerel üretimi aşağı çeken devasa ithalat örneğin- odaklandı.

Ama Trump’ın “adaletsizlik” diye kötülediği şey basitçe ABD’ye kar sağlayan sistemin bir parçası; ABD mal ithal ederek ve karşılığında borç yazdırarak ve bir yandan da para basarak dünyayı fiilen soyuyordu.

Sonuç olarak, ticaret savaşında Trump hile yapıyor: ABD’nin küresel güç olmaya devam etmesini istiyor ama bunun nominal bedelini bile ödemeyi reddediyor. “Önce Amerika” prensibini izliyor, ABD’nin çıkarları için kıyasıya imtiyazlar tanıyor ve bu esnada da halen bir küresel güç gibi davranıyor.

Kaynak: İndependetturkish

Gazedda Kıbrıs

Gazedda Kıbrıs

Gazedda ne şirketlerin reklamlarıyla ne de siyasi partilerin katkılarıyla yaşıyor. Gönüllülerin emeği ve okuyucuların katkılarıyla üretmeye devam ediyoruz. Gazedda'yı hem yaşatabilmek hem de içeriklerini daha da zenginleştirebilmek için okuyucu katkısına ihtiyacımız var. Gazedda’nın daha da güçlenerek yoluna devam etmesi okuyucularının onu sahiplenmesinden geçmektedir. Kolektif yayıncılık ilkesiyle yayınlarını sürdüren Gazedda, yine aynı kolektif anlayış ile ihtiyaçlarını karşılamak, dayanışma kültürünü geliştirmek istemektedir. Gazedda’nın kazanç uğruna ne diğer tüm gazetelerin sahip olduğu şekliyle reklam piyasasına girmesi, ne de kendisine bir güç odağı bulup yamanması düşünülebilir. Kısacası bağımsız ve özgür olmak, öyle kalmak ve bu sesi yaygınlaştırmak, daha fazla paylaşmak istiyoruz. Bunun da yolu sizlerin desteğinden, yani yurttaşların, Gazedda’yı sahiplenen insanların gönüllü oluşturacakları fondan geçmektedir. Gelin Gazedda için, Gazedda’nın okuyucularının dayanışma katkılarıyla bir fon oluşturalım. Tamamen müşterek, katılımcı ve demokratik bir şekilde Gazedda’ya, barış gazeteciliğine, kolektif yayıncılığa sahip çıkalım. Gazedda’ya patreon üzerinden destek olabilirsiniz. https://www.patreon.com/gazedda

Music will never ends..

Gazeddakıbrıs yurttaş gazeteciliği anlayışı ile yayın yapan, yurttaştan yana taraf olan ve gazetecilikte meslek etiği ilkelerine inanan bir yayın organıdır.
Gazeddakıbrıs unutulanları, unutturanlara inat hatırlatandır.
Gazeddakıbrıs her koşulda barıştan yanadır.
Gazeddakıbrıs yurttaşın kendisi, O’nun sözüdür.

Gazeddakıbrıs, 2019©