AktüelEkolojiG20 ülkeleri emisyonları azaltmazsa, iklim etkileri katlanacak

CMCC'nin yayımladığı rapora göre emisyon azaltımı için acil harekete geçilmediği sürece iklim krizi G20 ülkelerinde de geri dönüşü olmayan yıkıma yol açacak.
Gazedda Kıbrıs Gazedda KıbrısEkim 28, 2021
“insan_ticareti"
Gazedda_Patreon

İtalya‘nın önde gelen iklim değişikliği araştırma merkezi ve IPCC‘nin Ulusal Odak Noktası olan Avrupa-Akdeniz İklim Değişikliği Merkezi‘nin (CMCC) yayımladığı yeni rapora göre, emisyonları azaltmak için acil olarak harekete geçilmediği sürece, ortaya çıkacak iklim etkileri G20 ülkelerinde geri dönüşü olmayan bir yıkıma neden olacak.

Türünün ilk çalışması olan G20 İklim Etkileri Atlası, iklim etkilerinin önümüzdeki yıllarda dünyanın en zengin ülkelerinde nasıl sonuçlar doğurabileceğine dair bilimsel projeksiyonları derliyor.

Araştırma, yüksek emisyon senaryosunda, katlanarak artan iklim etkilerinin G20’de yıkıcı hasara yol açacağını tespit ediyor.

Sıcak dalgaları 10 kat uzun sürebilir

Araştırma, artan sıcaklıkların ve yoğun sıcak hava dalgalarının şiddetli kuraklıklara neden olabileceğini, tarımsal faaliyetler için gereken su kaynaklarını tehdit edebileceğini, büyük ölçekli can kayıplarına neden olabileceğini ve ölümcül yangın olasılığını arttırabileceğini göstermektedir. Bazı ülkeler için bu sonuçlar aşağıdaki gibi somutlaştırılabilir:

2050’ye gelindiğinde, sıcak dalgalarının tüm G20 ülkelerinde en az on kat, Arjantin, Brezilya ve Endonezya‘da ise 60 kat daha uzun sürme ihtimali vardır.

2050 yılına kadar, Hindistan‘da, pirinç ve buğday üretimindeki azalma, 81 milyar Euro’ya varan ekonomik kayba ve çiftçi gelirlerinde yüzde 15 düşüşe neden olabilir.

2050 itibariyle, Avustralya’da orman yangınları, kıyı taşkınları ve kasırgalar sigorta maliyetlerini artırabilir gayrimenkul değerlerinde 611 milyar Avustralya doları düşüşe neden olabilir.

Pandemiden daha fazla gelir kaybı

Raporda, karbon emisyonlarını azaltmak için bir an önce harekete geçilmemesi halinde, G20 ülkelerinde iklim hasarına bağlı GSYİH kayıplarının her yıl artacağı ve bu artışın 2050 yılına kadar yılda en az yüzde 4 oranında seyredeceği belirtiliyor. Bu oran 2100 yılına kadar yüzde 8’in üzerine çıkabilir, bu durumda, G20’nin Covid-19 nedeniyle yaşadığı ekonomik kaybın iki katı kadar bir kayıp yaşanacaktır. Bazı ülkeler çok daha kötü darbe alacak, örneğin Kanada, 2050 yılına kadar GSYİH’sinde en az yüzde 4, 2100 yılına kadar ise yüzde 13’ün üzerinde (133 milyar €’dan fazla) kayıp yaşayabilir.

 ‘G20 hükümetlerini bilimi dinlemeye çağırıyoruz’

CMCC’de raporun koordinasyonundan sorumlu Donatella Spano, “Kuraklık, sıcak hava dalgaları ve deniz seviyesinin yükselmesinden, azalan gıda kaynaklarına ve turizme yönelik tehditlere kadar uzanan bu bulgular, derhal harekete geçmediğimiz sürece iklim değişikliğinin dünyanın en büyük ekonomilerini ne kadar şiddetli vuracağını gösteriyor” dedi.

Spano açıklamasında “Bilim insanları olarak, sadece emisyonlarla mücadele ederek ve iklim değişikliğine uyum sağlamak için hızlı bir şekilde harekete geçerek iklim değişikliğinin ağır etkilerini sınırlandırabileceğimizi biliyoruz. Önümüzdeki zirvede G20 hükümetlerini bilimi dinlemeye ve dünyayı daha iyi, daha adil ve daha istikrarlı bir geleceğe giden yola sokmaya davet ediyoruz” yorumunu yaptı.

Yüksek emisyon senaryosuna göre, Türkiye iklim etkileri nedeniyle 2050 yılına kadar GSYİH’sinin yaklaşık yüzde 2’sini, 2100’e gelindiğindeyse neredeyse yüzde 8’ini kaybedebilir. Paris Anlaşması’nın küresel sıcaklık artışını en fazla 2 derecenin altında tutma hedefi tutturulursa, bu kayıp 2100 itibariyle yüzde 0,64’e indirgenebilir.

Sıcaklık artışının 4 derece olduğu senaryoda, sıcak hava dalgaları günümüze kıyasla 2036 ila 2065’e kadar kırk iki kat daha uzun sürecek; bu süre, küresel sıcaklık artışının yaklaşık 2 derece ile sınırlandığı senaryoya kıyasla neredeyse sekiz kat, emisyonların oldukça düşük seviyede tutulduğu ve sıcaklık artışının 1,5 dereceyle sınırlandığı senaryoya kıyasla üç kat daha uzun.

Su ve besin kaynaklarının yeterli olacağı varsayılırsa ve iklim değişikliğinin zararlılar veya hastalıklar üzerindeki etkisi, sel veya fırtına gibi aşırı olaylar ve gübrelemenin yoğun CO2 etkisi dikkate alınmazsa, Türkiye’de buğday ve şeker pancarından elde edilen verim iklim ısındıkça yükselebilir, ancak mısır verimi düşecektir. Gerçekteyse, bu koşullar karşılanmayabilir, örneğin tarım sektöründe su talebinin 2050 yılına kadar yüzde 44 ila yüzde 47 civarında artması muhtemeldir, bu da büyük ölçüde verim kayıplarının yaşanacağı anlamına gelir.

Türkiye’de su tüketiminin yaklaşık dörtte üçü sulama amaçlıdır (bu durumda tarım, birincil su kullanıcısıdır); ancak, 2016 yılında, ekili arazilerin sadece yüzde 31,4’ü sulanabildi.

Ayrıca, küresel sıcaklık artışının 4 derece olacağı senaryoda, tarımsal kuraklık 2036-2065 itibariyle yüzde 88 daha sık görülen bir durum haline gelecektir. 2 derece senaryosunda (Paris Anlaşması’nın kabul ettiği azami sıcaklık artışı) söz konusu oran yüzde 58’e düşer ve Paris Anlaşması’nın sıcaklık artışını 1,5 dereceyle sınırlandırma dayalı ana hedefi tutturulsa bile, tarımsal kuraklık görülme sıklığı hâlâ yüzde 33 daha fazla olacaktır.
Yüksek emisyon senaryolarında, şiddetli kuraklık olasılığı yüzde 43’e yaklaşırken düşük emisyonlarda bu olasılık yüzde 21’e düşecektir.

Türkiye’nin su stresi risk kategorisi 2040 yılına kadar ‘yüksek’ten ‘son derece yüksek’e çıkacak.

Türkiye’nin kumsallarla kaplı kıyıları 2050’ye kadar yaklaşık 23 metre geri çekilerek turizmi etkileyebilir.

Türkiye’de yangınlar nedeniyle yanan alanların yüzölçümü, yüksek emisyon senaryosunda 2050 yılına kadar yılda 718 kilometrekare, düşük emisyon senaryosundaysa ise yılda 558 km2 artacak.

Genellikle klimalarla karşılanan artan soğutma ihtiyacı, artan ısıtma ihtiyacından daha ağır basacak ve orta seviye emisyon senaryosunda, 2050 yılına kadar elektrik talebinde 119 milyar KWh’lik bir artışa neden olacaktır.

Kıyıların korunması için alınan tedbirlerde iyileştirmeler yapılmazsa, yüzyıl ortasına kadar deniz seviyesinin yükselmesiyle ortaya çıkacak zararın büyüklüğü, yüksek emisyon senaryosunda, 19,8 milyar Türk lirası (₺), düşük emisyon senaryosundaysa 12 milyar lira olacaktır. Yüzyılın sonuna kadar ortaya çıkacak zarar ise sırasıyla 26,4 ve 29,3 milyar Türk lirasına (₺) yükselmektedir.

Türkiye, G20 ülkeleri arasında sera gazı emisyonlarında 16. sıradadır ve emisyon seviyesi düzenli olarak artmaktadır. Paris Anlaşması’nı 2021’de onaylayan Türkiye, anlaşmayı onaylayan son G20 ülkesi olmuştur.

Ölümler artacak

İklim değişikliğinin kıyı erozyonundan tropikal hastalıkların yayılmasına kadar çeşitlilik gösteren etkilerinden dolayı, her G20 ülkesi risk altındadır. Araştırmaya göre:

Yüksek emisyon senaryosunda, Avrupa’da, aşırı sıcakların sebep olduğu ölümler, 2100’e kadar, yılda 2 bin 700’den 90 bine yükselebilir.

2050’ye kadar, avlanabilecek balık miktarı Endonezya’da beşte bir oranında düşebilir ve yüz binlerce kişinin geçim kaynağını ortadan kaldırabilir.

Deniz seviyesinin yükselmesiyle, kıyılardaki altyapı 30 yıl içinde yok olabilir. Yüksek emisyon senaryosunda, Japonya 2050 yılına kadar 404 milyar €, Güney Afrika ise 815 milyon € zarara uğrayabilir.

Hızlı harekete geçmeli

Bununla birlikte, G20 ülkeleri düşük karbonlu politikaları ne kadar hızlı benimserse, iklim etkileri o kadar az katlanacak ve daha yönetilebilir hale gelecek.

Küresel sıcaklık artışı 2°C ile sınırlandırılırsa, iklim etkilerinin maliyeti, 2050 yılına kadar G20’nin toplam GSYİH’sinin sadece yüzde 0,1’ine ve 2100 yılına kadar yüzde 1,3’üne karşılık gelecek şekilde düşebilir.

2015 yılında imzalanan Paris Anlaşması’nda, ülkeler küresel sıcaklık artışını “2 derecenin epey altında” tutmayı kabul ettiler. Ancak mevcut politikalar ve taahhütlerle dünya yaklaşık 3 derecelik bir sıcaklık artışı yoluna girmiş durumda.

‘Karar vermek zorundalar’

Paris Anlaşması’nın mimarlarından Laurence Tubiana: “Harekete geçmek için fırsat penceresi hızla kapanıyor. G20 ülkeleri bir taraftan Covid-19’un ardından ekonomik toparlanmayı teşvik edip diğer taraftan COP26 öncesinde iklim planlarını hazırlarken acil bir karar vermek zorundalar. Ya küresel ekonomi korunup düşük karbonlu bir geleceğe hızlı bir geçiş yapılacak; ya da kirletici politikalar takip edilerek küresel ekonomi raydan çıkarılacak. G20’nin ekonomik gündemini bir iklim gündemine dönüştürme getirme zamanı geldi” diyor.

Rapor hakkında

G20 İklim Riski Atlası, mevcut literatür ve verileri kullanarak ve ülkeye özgü bilgileri homojen ve esnek bir yapıda birleştirerek G20’deki tarihsel iklim eğilimlerinin ve gelecekteki değişikliklerin kapsamlı bir analizini sunuyor.

Bilgiler, modelleme çalışmalarından, veri analizlerinden ve hakemli makaleler, teknik raporlar ve Horizon 2020 projelerinin erişime açık materyalleri de dahil olmak üzere en son bilimsel araştırma ve göstergelerden yararlanılarak elde edilmiştir.

İklim Riski Atlası, her bir G20 ülkesi için iklim etkileri hakkında 11 göstergeye göre bilgi sunar. Bu göstergeler, iklim, okyanuslar (denizler), kıyılar, su, tarım, ormanlar ve yangınlar, kentler, sağlık, enerji, ekonomik etkiler ve politikalardan oluşuyor.

Gazedda Kıbrıs

Gazedda Kıbrıs

Gazedda'yı hem yaşatabilmek hem de içeriklerini daha da zenginleştirebilmek için okuyucu katkısına ihtiyacımız var. Bağımsız ve özgür olmak, öyle kalmak ve bu sesi yaygınlaştırmak, daha fazla paylaşmak istiyoruz. Bunun da yolu sizlerin desteğinden, yani yurttaşların, Gazedda’yı sahiplenen insanların gönüllü oluşturacakları fondan geçmektedir. Gazedda’ya patreon üzerinden destek olabilirsiniz. https://www.patreon.com/gazedda

LGBT kitapcık