AktüelGazeddablogMertkan HamitEkonomik düzelmeyi, statüko içinden okumak yetersiz – Mertkan Hamit

20 Temmuz 74'ü tartışırken, Avrupa Birliği liderler düzeyinde pandeminin ekonomiye etkisi konusunda gerçekleştirdiği maraton zirvesini tamamladı.
Mertkan Hamit Mertkan HamitTemmuz 21, 2020
Şiddete Karşı Yan Yana - LTB

20 Temmuz 74’ü tartışırken, Avrupa Birliği liderler düzeyinde pandeminin ekonomiye etkisi konusunda gerçekleştirdiği maraton zirvesini tamamladı.

Zirve 4 gün sürdü. Bu süreçte Birlik, bir taraftan parlamentoyu by-pass ederek kendi demokratik meşruluğunu sorgulattı. Doğu Avrupa’nın otoriter demokrasilerinin taleplerine uygun davrandı. Mesela Orban ve ekibinin mali desteğin “hukukun üstünlüğü” ilkesi koşuluna bağlanmamasına yönelik baskısına yenildi. Polonya’nın ise 2050 İklim Hedefleri dışında hareket etmesine imtiyaz sağlandı. Yükselen sağ kendi ajandasını dayatmayı başardı.

Bunlar bence Avrupa Birliği için önemli zafiyetleri temsil etmektedir. Ancak konu siyasi olduğu kadar da ekonomikti ve tüm üye ülkeler arasında tam bir uzlaşı gerekiyordu.

Sonuçta, 750 milyar Euro tutarında bir yardım paketi oluşturuldu. Bu Avrupa tarihinin en büyük yardım paketi olarak biliniyor.

Paket, 390 milyar Euroluk hibe desteği ve 360 milyar Euroluk yeni ekonomik yapılandırma kredi desteğini barındırıyor.

Her bir üye devletin yararlanacağı hibelerden ise Kıbrıs’ın payına 2,7 Milyar Euro düşüyor.

Bu Güney Kıbrıs Gayri Safi Milli Hasılasının %11’ine denk geliyor. Hibe ve kredi ile ekonomiyi yeniden yapılandırma gücüne sahip olacak Kıbrıs Cumhuriyeti için bu rakam hem ağır etkilenen turizm sektörü hem de geleceğin ekonomik koşullarını yaratmak için çok etkili olacak.

Bahsedilen 2,7 Milyar Euro tutarındaki yardımdan, Kıbrıslı Türk toplumunun yararlanabileceği bir tutar ayrılıp ayrılmadığını ise bilmiyoruz.

Ancak, 74 Temmuzundan sonra yaşananlara baktığımızda bu noktada Kıbrıslı Türkler, Annan Planı kazanımları olan yılda 35 milyon Euro civarındaki yardımların dışında, yeni bir yardım paketine sahip olmamızın mümkün olduğuna inanmıyorum.

Adanın kuzeyinin de yararlanabileceği böylesi bir yardım paketinin oluşturulması için, öncelikle Temmuz – Ağustos 74’den sonra yaratılan statükonun dönüştürülmesine yönelik belli işaretler olmalı. Belki kapsamlı çözüm değil ama en azından Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de yaptığı araştırmaların sonlandırılması, BMGK kararlarına ters Maraş açılımının, BMGK kararlarına uyumlaştırılmasının gerekliliği gibi koşullar olacağı net.

Mevcut koşullarda, yukarıda bahsettiğim gibi önceliklere uyumlu çalışacak herhangi bir hükümet yapısının olmadığı aşikar.

Dahası, gerçekleşecek Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde de, tartışmaların “Avrupa Birliği ile iyi ilişkiler” konusunu görmezden gelerek “Türkiye ile iyi ilişkiler” ekseninde gerçekleştirilmesinden ötürü, Kıbrıs’ı Türklerin seçimleri ada dışındaki merkezleri heyecanlandıracak bir niteliğe de sahip değildir.

Oysa ki, TC ile ilişkiler kadar Kıbrıs’ın AB toprağı olduğunun bilincinde olarak AB ile ilişkiler konusuna da odaklanmalıdır. Bu konuda girişim yapmaktaki zafiyetleri olan adayların kendilerini, sadece Türkiye ile ilişkiler üzerinden var etmesine izin verilmemelidir. 

Cumhurbaşkanlığının uluslararası alanlara erişim için bir kapı olduğunun bilincinde olarak, ekonomik sorunlara çözüm konusunda irade gösterilme niyeti önemlidir. Daha önce Akıncı’nın bu konuda girişimleri olduğunu, ancak bunların sağ siyaset tarafından karalama kampanyası olarak dile getirildiğini de hatırlatmak gerek. Oysa ki, ekimden sonra koltukta kim olursa olsun yine bu tarz girişimlerde bulunmalıdır.

Bu yüzden de mali kaynaklara erişim konusunda bir irade göstermeyecek kişilerin adaylıklarının samimiyeti de sorgulanmalıdır.

Ekonomik sorunlara çözümü sınırlı bir anlayış ile yerel borçlanma iddiaları ile Türkiye ile yapılan ekonomik protokoller dahilinde ele almanın yetersiz olduğu gerçeği bence açık bir şekilde konuşulabilmelidir. Eldeki araçların yetersizliğinin kabulü ile ekonomik sorunların çözülmesi mümkün olacaktır.

Hatırlatmakta yarar var, Türkiye ile yapılan son protokolden ülkeye henüz bir nakit akışı olduğu iddiası vardır ama kanıtı yoktur.

Yapılacağı iddia edilen tüm yardımın (kredi+hibe) 2 milyar 250 TL civarında yani 286 milyon Euro civarında olduğunu düşündüğümüzde dahi, bu rakamın yetersiz olduğu görülmektedir.

Dahası bu rakamlar hak ediş usulü verilecektir ve reform ajandası etkin olarak çalışmamaktadır.

AB’nin Kıbrıs Cumhuriyetine yaptığı yardım, Kıbrıs Cumhuriyeti Gayri Safi Yurtiçi Hasılasının %11’i civarındayken, TC yardımı yaklaşık 3,6 milyar Euro tutarında olan kktc ekonomisinin, %7’si civarındadır ve hedefleme performansı konusunda ciddi şüpheler barındırmaktadır.

Daha önce yapılan protokollerde sağlanan kaynakların önemli bir kısmı gerek kktc hükümetlerinin beceriksizliği gerek TC elçiliğinin çalışma düzenindeki eksiklikler nedeniyle gerçekleştirilememiştir.

Yapılan protokollerde yine aynı sorun olacağı bir gerçekken, gelecek yardımın da tutarının yazılı olanın altında olacağı öngörülmelidir. Bu açıdan mali kırılganlığa olacak etkilere alternatifler için etkin açılımlar yapılmalıdır.

Tüm bunların ışığında, Pandemi sonrası ekonomik düzelmeyi, statüko içinden okumanın yetersiz olduğu açıktır.

kktc’nin verili koşulları dahilinde kaynaklara erişimi sadece TC üzerindendir ve bu da etkin olarak çalışan bir mekanizma değildir. TC’nin desteği ekonomiyi rayına sokmak için yeterli değildir.

Hal böyleyken, uluslararası finansa erişim için bir tarafta kamunun üzerine düşen görevler vardır. Bu konuda siyasi irade gerekmektedir ancak siyasetin gündemi ciddiyetten uzaktır.

Ekonomik toparlanma için etkin bir yönetim, iyi yönetim temeldir.

Diğer tarafta ise Kıbrıs sorunu konusunda samimi ve öznesinin Kıbrıslıtürk toplumunun olduğu bir yaklaşımın uygulanması gerekmektedir.

Bunu uygulamak temel bir politika olmalıdır, kktc hükümetlerinin engel değil teşvik etmesi gerekmektedir.

Maalesef gelinen süreçte ülkedeki ana akım sağ, bu konuda da üzerine düşeni yapmamış;  çözüm politikası izleme denemelerinde kazan kaldırmıştır. Temelde sağın izlediği politika bugün ekonomik anlamda farklı kaynaklara erişim olanaklarını zayıf bir noktaya getirmiştir.

Tüm bunları alt alta koyup, Avrupa birliğinin geldiği noktayı düşündüğümüzde, gündelik laf salatasının esiri olmadan, gerçekliğimizi sorgulamak bir gereklilik haline gelmektedir. Siyaset, ekonominin önünü tıkamak istemiyorsa önceliklerini yeniden düşünmeli, küçük rantların ötesini görebilmelidir.

Mertkan Hamit

Mertkan Hamit

Ekonomist, Araştırmacı. İnsan Hakları üzerine Doktora adayı. Mağusa İnisiyatifi ve MAGEM aktivisti.

Music will never ends..