Birkaç haftadır izinliyim. İzinli olduğum süre boyunca eğitim hakkında düşünebilme fırsatı buldum. Enteresan bir biçimde, eğitimle ilgili bir sektörde çalışırken, yapmak zorunda olduğunuz eğitim dışı işler nedeniyle eğitimin kendisi hakkında düşünmek pek kolay olmayabiliyor…
Başlamadan şunu belirtmeliyim. Ben eğitim bilimci değilim. Dolayısıyla bu yazıda okuyacağınız hiçbir şeyin, bilimsel bir iddiası bulunmamaktadır. Daha çok kafamın içinde dönen şeyleri karalamaya çalıştığım bir metin olarak düşünebilirsiniz.
Bir soruyla başlayayım…
Makine cevabı biliyor ve bu cevabı bize saniyeler içinde verebiliyorsa, eğitim ne işe yarayacak?
Biraz daha daraltmak gerekirse:
Yapay zeka ile birlikte insan öğretmenlere duyulan ihtiyaç ortadan kalkacak mı?
***
Benim öğrenci olduğum yıllar, bilginin internet üzerinden daha kolay bir biçimde öğrenciye ulaşmaya başladığı dönemdi. Eğitim hayatım boyunca, kütüphanelerin geleceği tartışılmaktaydı. Bugün bu konuyu konuşmak bile romantik bir hayal gibi hissettiriyor…
Ancak bugün durum değişti. Teknoloji artık yalnızca bilgiyi öğrenciye ulaştırmıyor. Bilgiyi açıklıyor, karşılaştırıyor, özetliyor, örnek üretiyor, öğrencinin sorusuna cevap veriyor, yazdığı metni düzeltiyor ve gerektiğinde saatlerce aynı konuyu farklı biçimlerde tekrar tekrar anlatabiliyor.
Hal böyle olunca da aklıma bir soru daha takılıyor:
Öğretmenin bilgi üzerindeki ayrıcalığı ortadan kalkarsa -ki kalkmaya başladığını görebiliyoruz- öğretmenin görevi artık ne olacak?
***
Eğitim sistemimizin önemli bir bölümü bilgiye erişimin kısıtlı olduğu bir dönemin alışkanlıklarını taşıyor.
Öğretmenin bildiği, öğrencinin bilmediği, öğretmenin anlattığı, öğrencinin ise öğrendiği bir sistem… Ardından sınav, değerlendirme ve öğrencinin ne kadarını anladığını ölçümleme süreci… Ama artık bu modelin üzerine kurulduğu koşullar ortadan kalkıyor.
Google bizlere Fransız Devrimi hakkında yüz binlerce kaynak gösterebilirken, yapay zeka Fransız Devrimi’nin ekonomik nedenlerini üç temel argümanla açıklayabilir, ardından talep etmemiz durumunda bu argümanlara karşı çıkabilecek içerik de üretebilir. Birinci bahsettiğim şey bilgiye erişimdir. İkincisi ise düşünme sürecinin makineye devredilmesi…
Düşünme işini teknolojiye devrederek kullanmadığımız ve geliştirmediğimiz zihinsel becerilerin bedelini ödeyecek miyiz bilemiyorum.
Buradan kolayca “o halde öğrencilerin yapay zeka kullanmasını yasaklayalım” sonucuna varılabilir.
Ama bu yanlıştır. Çünkü yapay zeka ortadan kalkmayacak. Daha da önemlisi öğrenciler mezun olduklarında yapay zekanın kullanılmadığı steril bir dünyaya çıkmayacak.
Dünya Ekonomik Forumu’nun 2025 Future of Jobs raporuna göre 2030’a kadar çalışanların kullandığı becerilerin yaklaşık yüzde 40’ının değişmesi bekleniyor. En hızlı büyüyen beceriler arasında yapay zeka ve büyük veri bulunuyor. Fakat aynı raporda ilginç biçimde analitik düşünme, yaratıcı düşünme, dayanıklılık, esneklik, liderlik ve işbirliği gibi son derece “insani” beceriler de önemini koruyor.
***
Şunu kabul etmek gerek:
Öğretmen artık sınıftaki tek açıklayıcı değil. Öğrencinin cebinde ikinci bir öğretmen daha var. Üstelik bu öğretmen yorulmuyor ve sabahlara kadar ona yanıt vermeye devam edebiliyor. Bu durumda insan öğretmenin yapay zekayla hız veya bilgi miktarı üzerinden rekabet etmeye çalışması da anlamsızlaşmaya başlıyor.
Haklı olarak şu itiraz yapılabilir:
Yapay zeka her zaman doğru cevap vermiyor. ‘Halüsinasyon’ görüyor, olmayan kaynaklar üretebiliyor, yanlış bilgiyi son derece ikna edici bir dille doğruymuş gibi sunabiliyor. Dolayısıyla insan öğretmene hâlâ ihtiyacımız var.
Var elbette. Ama yapay zekanın eğitim açısından yarattığı en büyük tehlike yanlış cevap üretmesi değildir. Yanlış cevap düzeltilebilir. Asıl tehlike, öğrencinin cevap vermesine artık ihtiyaç kalmadığına inanmasıdır. Bu yüzden eğitimin merkezine “yapay zeka kullanmayı” değil, yapay zeka ile birlikte düşünmeyi ve gerektiğinde o olmadan düşünebilmeyi koymak gerekiyor.
Sorun yapay zeka değil. Sorun, aracı kullanırken ortadan kaldırdığımız zihinsel sürecin kendisidir. Artık ürünü değil ama süreci değerlendirmenin vakti gelmiş olabilir.
Öğrencinin teslim ettiği metin kadar o metne nasıl ulaştığına bakmak, neden o kaynağı seçtiğini, yapay zekanın hangi önerisini kabul edip hangisini reddettiğini sormak, hatta yazdığını sözlü olarak savunmasını istemek gerekebilir. Yani ölçülmesi gereken şey ortaya çıkan kusursuz metin değil, o metne ulaşırken gerçekleşen düşünme süreci olabilir.
***
Böylelikle, “teknoloji öğretmenin yerini alacak mı?” sorusuna bugün daha rahat cevap verebiliriz.
Bazı öğretmenlik işlerini devralabilir. Bilgi aktarmayı. Standart sorular hazırlamayı. Aynı açıklamayı her yıl tekrar tekrar yapmayı. Ödev metinlerindeki dilbilgisi hatalarını tek tek düzeltmeyi…
Bunların önemli bölümünü makineler giderek daha hızlı yapacak.
Fakat öğrencinin düşüncesine itiraz eden, onu rahatsız eden soruyu soran, farklı fikirleri karşı karşıya getiren, merak uyandıran, bağlam kuran ve öğrencinin henüz fark etmediği bir problemi görmesini sağlayan öğretmenin yerini almak çok daha zor olacak. Gelecekte, öğretmenin değeri yalnızca bilgiye sahip olmasından değil, öğrencinin o bilgiyle ne yaptığına müdahale edebilmesinden gelecek.
Son bir soruyla yazıyı kapatayım:
Makine bizim yerimize cevap vermeye başladığında, biz hâlâ düşünmeye devam edecek miyiz?
Dipnot: Söylemesi kolay elbette. Her öğrencinin düşünme sürecini takip etmek, neden o kaynağı seçtiğini sormak, yazdığını sözlü olarak savunmasını istemek 10 kişilik bir sınıfta başka, 40 kişilik bir sınıfta bambaşka bir mesele. Üstelik mevcut ders yükleri ve değerlendirme sistemleri buna ne kadar izin veriyor, o da ayrı bir soru. Onu da başka bir yazıda düşünürüz artık…




