Zalihe Yababa
Güneş dağın arkasında batarken evler turuncu renge dönüyordu.
Avlularda taze pişmiş ekmek ve yasemin kokusu geliyordu.
Hava kararana kadar tüm mahallenin çocukları toplanıp oyun oynardık ta ki annem pencereden bizi çağırana kadar, bizim saatimiz yoktu.
Doğan güneşimiz vardı bulutları yansıtan, nehirleri yansıtan gözlerimiz vardı.
Yaz aylarında köyümüze seyyar Roman kalaycılar gelirdi.
Türkler kalaycılara “cingane” Rumlar ise “çilingiro” derdi.
Köye at arabaları ve hayvanları ile gelirler, köyün dışında ağaçlık yerde kadın ve çocukları ile konaklarlardı.
Köy içine inen kalaycılar evleri tek tek gezerek kalaylanması gereken tencere, kazan, sahan, tepsi gibi eşyaları toplarlar ve birkaç gün içinde geri getirip ücretlerini alırlardı.
Kıbrıs’taki Romanlar geleneksel olarak kalaycılık, balıkçılık, müzisyenlik ve falcılıkla hayatlarını idame etmişlerdir.
Ninelerimizin anlattıkları hikâyeleri ilgi ile dinlerdik.
Alçak sesle konuşurlar yüksek sesle gülerlerdi.
Savaş ve yokluk günlerini anlatırlardı.
Küflenmiş ekmek ve yamalı kıyafetle kaç çocuk büyüttüler…
Para karşılığında kızlarını Araplara sattılar, sessiz ve yürekten çalıştılar.
Hayatlarını işe adadılar karşılık beklemeden gece bile çalışıp her işi yaptılar, boş zaman kendilerine bırakmadılar.
Bugün aramızda olsunlar ya da olmasınlar ninelerimize büyük nimet ve saygı borçluyuz.
Ninem dağ köyünü ve dünyaya geldiği taş evini unutamadı.
Kıbrıs’ın güneyinde 1974 askeri harekâtında Baf kasabasına bağlı Vreçça köyü Rum kuşatmalarına karşı uzun süre direnmişti.
Harekât sonrası Ağustos 1975’te nüfus mübadele anlaşması ile güvenli bir şekilde kuzeye getirildiler.
Artık uzun ve geri dönülmez yolculuklarına çıkacakları gün kardeş, akraba, konu komşu, iyi kötü kimsenin unutamayacağı insanlar atalarının bedenlerini ve kemiklerini orada bıraktılar.
Orda bir ev var uzakta o ev bizim evimizdir.
Yatmasak da kalkmasak da o ev bizim evimizdir.
Orda bir dağ var uzakta o dağ bizim dağımızdır.
İnmesek de çıkmasak da o dağ bizim dağımızdır.
Nenem eşyalarını arabaya kadar yüklerken kalın yanaklarından gözyaşları süzülerek çenesine kadar uzandı.
Geriye bir bakış attı.
Köy boş kaldı.
Otobüs yola çıktı.
Durağı toz sardı.
Orda sadece evi, bir de yaz kaldı.




