• Künye
  • Dayanışma
  • İletişim
  • Gizlilik Politikası
Pazartesi, Ağustos 24, 2026
Bulamadık
Tümünü Gör
Gazedda
32 °c
Vizakia
28 ° Sal
28 ° Çar
  • ANA SAYFA
  • YAZARLAR
    • GAZEDDA YAZARLARI
    • GÜNEYDEN YAZARLAR
      • PENNA
    • DÜNYADAN YAZARLAR
      • PROJECT SYNDICATE
    • EDİTORYAL KOLEKTİF
  • SÖYLEŞİ
  • BELLEK & TARİH
    • YERİN HAFIZASI
  • TÜM İÇERİK
    • HABER ARŞİVİ
      • KIBRIS
      • DÜNYA
      • KORONAVİRÜS
    • MULTİMEDYA ARŞİVİ
      • GAZEDDAPOD
      • GAZEDDAWEBTV
  • ANA SAYFA
  • YAZARLAR
    • GAZEDDA YAZARLARI
    • GÜNEYDEN YAZARLAR
      • PENNA
    • DÜNYADAN YAZARLAR
      • PROJECT SYNDICATE
    • EDİTORYAL KOLEKTİF
  • SÖYLEŞİ
  • BELLEK & TARİH
    • YERİN HAFIZASI
  • TÜM İÇERİK
    • HABER ARŞİVİ
      • KIBRIS
      • DÜNYA
      • KORONAVİRÜS
    • MULTİMEDYA ARŞİVİ
      • GAZEDDAPOD
      • GAZEDDAWEBTV
Bulamadık
Tümünü Gör
Gazedda
Bulamadık
Tümünü Gör

Kaybolanları Ararken Kaybolmak

KONUK YAZAR KONUK YAZAR
24 Ağustos 2026
Okuma Süresi: 7 dk
A A
0
https://bsky.app/profile/gazeddakibris.bsky.socialhttps://www.threads.net/@gazeddakibris

Arda Arıkan

Ακολουθεί η ελληνική εκδοχή

Duymakta olduğumuz yüzlerce, binlerce sesin ne kadar önemli olduğunu, sustukları zaman anladığımız son derece gerçektir. “Gel da yemek hazırdır!” diye bağıran kişiler annelerimizdir. Değil cevap, en ufak bir tepki bile vermediğimiz bir olaydır. O yemekler binlerce kez hazır olsa da, art arda kapılar açılır ve kapanır. Hayat bir şekilde devam eder. O mutfağın masasını, sandalyesini ve içini değiştirmezsen hep aynı kalır. Aynı kalsa da bir ses eksiktir. Rahatsız edici bir eksiklik… 

Sevgül Uludağ’ın neyini hatırlarsınız? Ben onun sesini hatırlarım. Aniden attığı kahkasını, “doğruya doğru, eğriye eğri” deyip kimsenin gözünün yaşına bakmadan ettiği sitemleri de hatırlarım ben… Bir şeyi anlatırken sesinin bir anda yükselmesini, bir şeye kızdığında bunu saklamamasını ve yine o kahkahasını. 

O eksilen kişinin sesiyle beraber, bir kelimeyi nasıl söylediği, bir ismi nasıl telaffuz ettiği, kızarken sesinin nasıl değiştiğini, gülerken nefesinin nasıl kesildiğini, bir şeyi çok sevdiğinde bunu saklayamayışı da gider. Ama nereye gider? Nasıl gider? Geriye kalan o tuhaf sessizlik, ömür boyu sürecek bir cezalandırma mı?

***

O isminin yanına sizler “hayatını kaybetti”, “öldü” kelimelerini koyabilir misiniz?

İsterseniz koyarsınız. 

Ben de koyabilirim.

Ama benim için gerçekten bir anlam ifade etmez. O cümle benim için anlamsız hale gelir. Bilmediğim bir dili okumaya çalışıp yalnızca o ismi anlayabilmem demektir. Sevgül’ün hayatını anlatmaya hiç yetmez o kelime. O sevgi dolu, cesur yürekli insan demek ki başından beri barışın ta kendisiydi, kavgasının da. 

Biz bunu somut bir şekilde onu uğurlarken gördük. Bunca farklı insanın, en sağından en soluna, bunca farklı hayatın aynı yerde buluşması tesadüf müydü? 

Hayatı boyunca insanları birbirinden ayıran şeylerin karşısına, insanı insana bağlayan şeyleri koyduktan sonra bu bir tesadüf müdür? 

Dil, din, toplum, taraf ve bayrak. Bunların hiçbirinin insanın acısından daha büyük olmadığını gösterdi.

Ve Kallis gibi, kayıpları ararken kayboldu… 

***

Keşke acı çekmeseydi. Keşke toplumlarımız da acı çekmeseydi.

Keşke adamızda hiçbir anne çocuğunu yıllar sonra defnetmeseydi, keşke hiçbir çocuk bir daha babasının neden dönmediğini sormasaydı. Ama oldu…

Maratha-Aloa-Sandalari/Muratağa-Atlılar-Sandallar, Palekitire/Balıkesir ve Aşşa/Paşaköy gibi köylerde insaniyet dışı olaylar yaşandı. Ve ne komitenin, ne de onun çıkarttığı kemiklerin Türk’ü-Rum’u vardı.

O savaşı ne 16 aylık Selden ne de ağzında emziğiyle bulunan Andreas kazandı. Bir tek acı kavramı kazandı ve o kavram, o insanların evinde yaşamaya başladı. 

Ama o kayıp yakınları bir Sevgül kazandılar. Acılarına ortak olan, onları anlayan ve onlara yeniden “sev”meyi ve “gül”meyi öğreten bir insanı. 

Ne güzel bir isim değil mi? Sevgül.

Sev… Gül…

Önce sev, sonra gül. 

O, ikisini de öyle kolay yapamadı. Sevmek; insanın acısını kendi acın kadar ağır taşımaktır. Gülmek; tüm dünyanın ağladığı bir yerde insanlığını kaybetmemektir. 

Küçük bir çocukken babasını kaybeden bu kadın, ikisini bir ömür boyunca taşıdı. Çektiği acılardan kurtulup, ama kayıp yakınlarını da öksüz bırakışının üstünden neredeyse iki ay geçti. Ama hala onun hakkında herkes bir şeyler yazıp-çizmeye devam ediyor. Hayatımız boyunca bir şekilde karşımıza çıkacaktır. Ama o sessizlik kavramı yüzünden artık “Be canım…” diye başlayan bir sitemini asla duyamayacağız…

Susmuş olmasına rağmen, sesi hala çok kalabalık. Kayıp yakınlarının, korkanların, insaniyetini kaybetmeyenlerin sesleriyle kalabalık onun sesi. 

***

Meğer bütün bunların ortasında o varmış. Bir ihbar hattına dönüştürdüğü telefonundan gelen mesajlardan ortaya çıkan yazılardan, insanları birbirine bağlamasına kadar. Birbirinden kopmuş hayatları zeytin dalıyla dikiyordu. Böyle bir vicdan toprağa gömülemez. İnsanların içine yerleşir ve bir kere yerleşti mi, kolay kolay çıkmaz.

Bence o yüzden “öldü” demek bana hala doğru gelmiyor. Bedeni durabilir, kalbi durabilir, sesi susabilir ama sevdiği insanlar onu taşımaya devam esiyorsa nereye ölmüş oluyor? 

Sevgül Uludağ’ın sesi sonsuza kadar sustu. Kendisi konuşmak için başkalarının susmasına ihtiyaç duymadığı, tam tersine başkaları konuşabilsin diye kendi sesini kullandığı için, geriye bıraktığı o sessizlik şu anda sırtımızda devasa büyüklükte bir miras.

Onun için “Barışı göremedi” diyenlerin arasından da sıyrılmaya karar verdim çünkü bence hep yanlış yerde aradık. Bir masanın etrafındaki insanların vereceği bir karar değildi barış, 16 aylık Selen’in acısının 2 yaşındaki Andreas’ın acısından ayrılmamasıydı barış. “Öteki”nin çektiği acıyı anlayabilmektir barış. Biz sadece adanın bulmasını beklerken, o bizden çok önce bulmuştu. En sonunda da bulduğu şeye dönüştü. 

***

Gözlerini kapattığı anda istediği gibi bir yere gitti. Sınırların, kayıpların ve acı çekenlerin olmadığı bir Elizyum ovasına gitti. Lethe Nehri’nin suyundan içerek fani dünyadaki tüm acılarını ve yaşadığı kötülükleri unuttu. Geçmişin yükü olmayan, saf bir barışın hakim olan o ovalarda Selen ve Andreas’ın büyüyüşünü gördü. Toplu mezarlara gömülmeyen, küçücük bedenlerine mermi isabet edilmeyen ve her açıdan eşit olan Selen ve Andreas’ın… 

İlk defa gittiği bir yerde hiçbir şeye yetişmek zorunda kalmadı.

***

Ben onu böyle hatırlamak istiyorum. Kendi acısını bile başkalarının acısının önüne koymayan, kendi yorgunluğunu unutan, gülümsemeyi unutanlarla gülümsemesini kaybeden, başkalarının kayıplarını taşıyan koca yürekli bir Kıbrıslı. En büyük eseri yazdıkları değil, sevdiği insanlardı, ve onu çok insan sevdi. Çok… 

Onun yanına gidene kadar da sevmeye devam edeceğiz…


Χάνοντας Τον Εαυτό Σου Ψάχνοντας Τους Αγνοούμενους

Αρντά Αρικάν

Είναι μια απόλυτη πραγματικότητα ότι η σημασία των εκατοντάδων, των χιλιάδων φωνών που ακούμε καθημερινά γίνεται αντιληπτή μόνο όταν αυτές σωπάσουν. Οι άνθρωποι που φωνάζουν «Έλα να φάεις, εν έτοιμον το φαΐν!» είναι οι μανάδες μας. Είναι ένα γεγονός στο οποίο όχι μόνο δεν απαντάμε, αλλά δεν δείχνουμε ούτε την παραμικρή αντίδραση. Κι ας ετοιμάζονται αυτά τα φαγητά χιλιάδες φορές, οι πόρτες ανοίγουν και κλείνουν η μια μετά την άλλη. Η ζωή κάπως συνεχίζεται. Αν δεν αλλάξεις το τραπέζι, την καρέκλα και το εσωτερικό εκείνης της κουζίνας, όλα μένουν ίδια. Ακόμα κι αν μείνουν ίδια, μια φωνή λείπει. Μια ενοχλητική έλλειψη…

Τι θυμάστε από τη Σεβγκιούλ Ουλουντάγ; Εγώ θυμάμαι τη φωνή της. Θυμάμαι το ξαφνικό της γέλιο, τα παράπονα και τις επικρίσεις της όταν έλεγε «τα σύκα σύκα και τη σκάφη σκάφη», χωρίς να υπολογίζει κανέναν… Το πώς υψωνόταν ξαφνικά η φωνή της όταν διηγούνταν κάτι, το ότι δεν έκρυβε τον θυμό της όταν νευρίαζε με κάτι, και πάλι εκείνο το γέλιο της.

Μαζί με τη φωνή του ανθρώπου που χάνεται, φεύγει και ο τρόπος που πρόφερε μια λέξη, πώς πρόφερε ένα όνομα, πώς άλλαζε η φωνή της όταν θύμωνε, πώς κοβόταν η ανάσα της όταν γελούσε, και η αδυναμία της να κρύψει τη μεγάλη της αγάπη για κάτι. Μα πού πάει; Πώς φεύγει; Αυτή η παράξενη σιωπή που απομένει, μήπως είναι μια ισόβια τιμωρία;

***

Μπορείτε εσείς να βάλετε δίπλα στο όνομά της τις λέξεις «έχασε τη ζωή της», «πέθανε»;
Αν θέλετε, τις βάζετε.
Μπορώ να τις βάλω κι εγώ.
Αλλά για μένα δεν σημαίνουν πραγματικά τίποτα. Αυτή η πρόταση γίνεται ανούσια για μένα. Είναι σαν να προσπαθώ να διαβάσω μια άγνωστη γλώσσα και να καταλαβαίνω μόνο αυτό το όνομα. Αυτή η λέξη δεν αρκεί καθόλου για να περιγράψει τη ζωή της Σεβγκιούλ. Αυτός ο γεμάτος αγάπη, θαρραλέος άνθρωπος φαίνεται πως εξαρχής ήταν η ίδια η ειρήνη, αλλά και ο ίδιος ο αγώνας της.

Το είδαμε αυτό με χειροπιαστό τρόπο όταν την αποχαιρετούσαμε. Ήταν άραγε σύμπτωση που τόσοι διαφορετικοί άνθρωποι, από την άκρα δεξιά μέχρι την άκρα αριστερά, τόσες διαφορετικές ζωές συναντήθηκαν στο ίδιο μέρος;

Είναι σύμπτωση, όταν σε όλη της τη ζωή, απέναντι σε όσα χωρίζουν τους ανθρώπους, εκείνη τοποθετούσε όσα τους ενώνουν;

Γλώσσα, θρησκεία, κοινότητα, παράταξη και σημαία. Έδειξε ότι τίποτα από αυτά δεν είναι μεγαλύτερο από τον ανθρώπινο πόνο.
Και όπως ο Καλλής, χάθηκε ψάχνοντας τους αγνοούμενους…

***

Μακάρι να μην πονούσε. Μακάρι να μην πονούσαν ούτε οι κοινότητές μας.
Μακάρι καμία μάνα στο νησί μας να μην έθαβε το παιδί της μετά από τόσα χρόνια, μακάρι κανένα παιδί να μην ξαναρωτούσε γιατί δεν επέστρεψε ο πατέρας του. Όμως έγινε…

Σε χωριά όπως το Μαράθα, η Αλόα και το Σανδαλάρη, το Παλαίκυθρο και η Άσσια διαπράχθηκαν απάνθρωπα γεγονότα. Και ούτε η επιτροπή, ούτε τα οστά που ξέθαβε είχαν εθνικότητα, δεν ήταν ούτε Τούρκοι ούτε Ρωμιοί.

Εκείνον τον πόλεμο δεν τον κέρδισε ούτε η 16 μηνών Σελέν, ούτε ο Ανδρέας που βρέθηκε με την πιπίλα στο στόμα. Μόνο η έννοια του πόνου κέρδισε, και αυτή η έννοια ρίζωσε στα σπίτια αυτών των ανθρώπων.

Αλλά αυτοί οι συγγενείς των αγνοουμένων κέρδισαν μια Σεβγκιούλ. Έναν άνθρωπο που μοιράστηκε τον πόνο τους, τους κατάλαβε και τους έμαθε ξανά να αγαπούν («σεβ») και να χαμογελούν («γκιουλ»).

Τι όμορφο όνομα, έτσι δεν είναι; Σεβγκιούλ.
Σεβ… Γκιουλ…
Πρώτα αγάπα, μετά χαμογέλα.

Εκείνη δεν τα κατάφερε και τα δύο τόσο εύκολα. Το να αγαπάς σημαίνει να κουβαλάς τον πόνο του άλλου τόσο βαριά όσο τον δικό σου. Το να χαμογελάς σημαίνει να μην χάνεις την ανθρωπιά σου σε έναν κόσμο όπου όλοι κλαίνε.

Αυτή η γυναίκα, που έχασε τον πατέρα της όταν ήταν μικρό παιδί, κουβαλούσε και τα δύο για μια ολόκληρη ζωή. Κοντεύουν δύο μήνες από τότε που λυτρώθηκε από τους πόνους της, αφήνοντας όμως ορφανούς τους συγγενείς των αγνοουμένων. Κι όμως, όλοι συνεχίζουν ακόμα να γράφουν γι’ αυτήν. Θα τη βρίσκουμε μπροστά μας με κάποιο τρόπο σε όλη μας τη ζωή. Όμως, εξαιτίας αυτής της σιωπής, δεν θα ξανακούσουμε ποτέ ένα παράπονό της που να ξεκινά με εκείνο το «Be canım…».

Παρόλο που έχει σωπάσει, η φωνή της παραμένει γεμάτη κόσμο. Η φωνή της είναι γεμάτη με τις φωνές των συγγενών των αγνοουμένων, εκείνων που φοβούνται, εκείνων που δεν έχασαν την ανθρωπιά τους.

***

Τελικά, στο επίκεντρο όλων αυτών βρισκόταν εκείνη. Από τα κείμενα που γεννιούνταν από τα μηνύματα στο τηλέφωνό της –το οποίο είχε μετατρέψει σε γραμμή πληροφοριών– μέχρι τον τρόπο που ένωνε τους ανθρώπους. Έραβε ξανά τις κομμένες ζωές με ένα κλαδί ελιάς. Μια τέτοια συνείδηση δεν μπορεί να θαφτεί στο χώμα. Ριζώνει μέσα στις ψυχές των ανθρώπων και, άπαξ και ριζώσει, δεν βγαίνει εύκολα.

Γι’ αυτό, νομίζω, το να πω «πέθανε» ακόμα δεν μου φαίνεται σωστό. Το σώμα της μπορεί να σταμάτησε, η καρδιά της μπορεί να σταμάτησε, η φωνή της μπορεί να σώπασε, αλλά αν οι άνθρωποι που αγάπησε συνεχίζουν να την κουβαλούν μέσα τους, πού ακριβώς έχει πεθάνει;

Η φωνή της Σεβγκιούλ Ουλουντάγ σώπασε για πάντα. Επειδή η ίδια δεν χρειάστηκε ποτέ τη σιωπή των άλλων για να μιλήσει, αλλά αντίθετα χρησιμοποίησε τη δική της φωνή για να μπορέσουν να μιλήσουν οι άλλοι, η σιωπή που άφησε πίσω της είναι τώρα μια τεράστια κληρονομιά στις πλάτες μας.

Αποφάσισα να διαφοροποιηθώ και από εκείνους που λένε γι’ αυτήν ότι «δεν πρόλαβε να δει την ειρήνη», γιατί νομίζω ότι την ψάχναμε πάντα σε λάθος μέρος. Η ειρήνη δεν ήταν μια απόφαση που θα έπαιρναν κάποιοι άνθρωποι γύρω από ένα τραπέζι· ειρήνη ήταν το να μην διαχωρίζεται ο πόνος της 16 μηνών Σελέν από τον πόνο του 2χρονου Ανδρέα. Ειρήνη είναι να μπορείς να καταλάβεις τον πόνο του «Άλλου». Ενώ εμείς απλώς περιμέναμε να τη βρει το νησί, εκείνη την είχε βρει πολύ πριν από εμάς. Και στο τέλος, μεταμορφώθηκε σε αυτό που βρήκε.

***

Τη στιγμή που έκλεισε τα μάτια της, πήγε σε ένα μέρος όπως το ήθελε. Πήγε στα Ηλύσια Πεδία, εκεί όπου δεν υπάρχουν σύνορα, αγνοούμενοι και πονεμένοι. Πίνοντας νερό από τον ποταμό Λήθη, ξέχασε όλους τους πόνους και τα κακά του μάταιου τούτου κόσμου. Σε εκείνες τις πεδιάδες όπου κυριαρχεί μια αγνή ειρήνη, χωρίς το βάρος του παρελθόντος, είδε τη Σελέν και τον Ανδρέα να μεγαλώνουν. Τη Σελέν και τον Ανδρέα, που δεν θάφτηκαν σε ομαδικούς τάφους, που τα μικρά τους σώματα δεν χτυπήθηκαν από σφαίρες και που είναι ίσοι από κάθε άποψη…

Για πρώτη φορά, πηγαίνοντας σε ένα μέρος, δεν χρειάστηκε να τρέξει για να προλάβει τίποτα.

Etiketler: barışBarış GazeteciliğihafızaKayıp ŞahıslarkayıplarSevgül Uludağ
KONUK YAZAR

KONUK YAZAR

Gazedda'ya konuk olarak yazan ve/veya yazıları başka mecralarda yayınlanan yazarlar.

Tasos ile Solomos’un Öldürüldüğü Yaz Çok Utandım!
Konuk Yazar

Tasos ile Solomos’un Öldürüldüğü Yaz Çok Utandım!

Gazedda
20 Ağustos 2026
Köyümün Yaz Aylarını Özledim 
Konuk Yazar

Köyümün Yaz Aylarını Özledim 

KONUK YAZAR
29 Temmuz 2026
O Bir Zümrüt-ü Anka Kuşuydu
Konuk Yazar

O Bir Zümrüt-ü Anka Kuşuydu

KONUK YAZAR
23 Temmuz 2026
İkili Kalıplara Sığmayan Bir Adaya Doğru: NİMAC Sergisi ve Başka Musibetler Üzerine
GÜNEYDEN YAZARLAR

İkili Kalıplara Sığmayan Bir Adaya Doğru: NİMAC Sergisi ve Başka Musibetler Üzerine

Gazedda
11 Temmuz 2026
Devam Et
Gazedda

© 2026 Gazedda - Copyleft

  • Künye
  • Dayanışma
  • İletişim
  • Gizlilik Politikası

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

Bulamadık
Tümünü Gör
  • ANA SAYFA
  • YAZARLAR
    • GAZEDDA YAZARLARI
    • GÜNEYDEN YAZARLAR
      • PENNA
    • DÜNYADAN YAZARLAR
      • PROJECT SYNDICATE
    • EDİTORYAL KOLEKTİF
  • SÖYLEŞİ
  • BELLEK & TARİH
    • YERİN HAFIZASI
  • TÜM İÇERİK
    • HABER ARŞİVİ
      • KIBRIS
      • DÜNYA
      • KORONAVİRÜS
    • MULTİMEDYA ARŞİVİ
      • GAZEDDAPOD
      • GAZEDDAWEBTV

© 2026 Gazedda - Copyleft