Sezaryen dikişleri patlayan kadın, düşük yaptı, uzandı, yardım eli aradı, çığlıklar arasında.
Bir kitap Kew Bahçeleri’ne tekabül etti, Ülviye’nin solda kalan gözüne yerleştirdi enginarı, tek yön bilet, apaçık kapalı.
Haykıran sağırdı, iki kör yardımıyla erteledi ölüm zeminini.
Koşulsuz sevgiler koşullandı.
Aşk şiirleri yazmaya korkar olduk, isyan, neresinden tutsak tasa saklı. Başka biçimlerde düşünmeye başladım kendimi bu kez, başka bağlamlarda.
Kaçınılmaz yabancılaşma oldum her seyirdiğinde gözüm.
Ölünce Hasan, ölünce Kemal, gönlünce Ahmet kaldı kadınlar. Kalanlara fazlayım biliyorum, faydasız, zararsız, ziyansızım dedikçe kurtulduk sandık bundan.
Ve karşılaştırıldık.
Başladı bitmeyen hayırsız Benjamin’e yol. Yüzüne gözüne sahte, ihtişamlı sözler, takdir edildi Bromley, son durakta.
Sınırlarından çıktığında, dilden düşen teraneler savunmasız kaldı.
Özgürce aşağıladığınız sabah namazı, ishal dakikaları.
İkindi vakti, ikirciğe giremeyen bir anahtar deliği gibi boşluğu parmakladı. Oldu bu kez dedik, ejakülasyon gecikmeli, üçüz doğurtan, öksüz doyuran memeler gibiydi doksanlı yıllar.
Her sütten kemik çıkarana katil dedik, her süte kan bulayana kahraman. Yediler hepsini, hiç durmadan, ölene dek. İspatlamak zorunda kaldı verdiği isimlerin anlamını birer birer. Adalet biriktirdi teker teker, köşesine çekilerek.
Dünya nerede, ben nerede?
Doğmadan serin, kısa vadeli, taksitli Adem’ler. Günbatımı Havva’lar. Cinnet, fevri bir yokuş gibi sağ gözümde seyirdi, oldu olanlar.
Eteğinde çoğalan pasif keşkeler, ölenin ardından sabıka sildirtti. Devam ettik işlevsel hayatlarımıza tüm bunlar olurken.
Newcastle’da anlamıştım erkekleri sevdiğimi, kadınlara taptığımı, çocukluğumu. Çok da haklı, çok da talan, çok da teferruat işlerdi geriye dönüp tüm bunlara baktığımızda.
Onlar diye anlattık eşimize, biz dedik dostumuza.
Ve yüzsüz, azılı bir ifade yerleşip, iflah olmaz eksik karın ağrısı oldu.
Yerli yerini bulan telafi kelimesi, feragat eden sözlüklerin terk ettiği üst solunum enfeksiyonunda.
Doğdu saklı hak, geç kalınmış kerpiç duvarlarda. Aşılacak bu incelikler dedik, yavaş yavaş aşıldı.
Pastörize süt, yeterince cesur olabilen erkeklerin hazzını vermeye başladığında kaçtık.
Talihi vasat, talanı meşru, tekerrürü kaçınılmaz vücutlarda telafisi olmayan tarih yazdı erkekler.
Ah bu erkekler!
Şimdi onlar, Ayşe’nin kolonya aldığı arabada, sağlam sevici, emrivaki sırlar tutmaya başladı iç çamaşırlarının kirli âdet boşluğunda.
Ah bu erkekler!
Sağ gösterip soldan sevecek kıvırcık marulun göbeğini her koşulda, problemli dil sürçmesinde telkinler arayacak kapalı kapılar ardında, teker teker.
Başlamadan bitecek. Olacak nafile bir sünnet. Kendine uzak, imkânsıza yakın, sade bir yüzleşme kokacak yalanlarla cebelleşemeyen yorgun kabahat.
Anadilin sularında gezinen küflü külfet, öğrenecek dikişlerin son kullanma tarihini.
*Baba Rahmi, Sayfa 12




