#ortadoğu

Suriye Kürtleri Vakası | Benhamin Amini

Devrimci bir hareketi adeta kimden geldiğine bakmaksızın yardım istemek zorunda bırakan tarihsel ve yapısal koşulların eleştirel bir şekilde tartışılması gerekiyor.


Benhamin Amini* | Open Democracy

Çeviri | Kontra Salvo


Birinci Dünya Savaşı’nın ardından Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşüyle birlikte Kürt sorunu -yani Kürtlerin kendi devletlerine sahip olmasının reddedilmesi ve topraklarının Suriye, Türkiye, Irak ve İran arasından bölünmesi- Orta Doğu’daki en önemli jeopolitik sorunlardan biri haline geldi.

Geçen yüzyıl boyunca Kürtlerin kendi kendini yönetme talepleri, 1946’daki Kürdistan Cumhuriyet, Iraklı Kürtlerin 1960’lar ve 1970’lerdeki ayaklanmaları, 1980’lerden bu yana Türkiye’de Kürdistan İşçi Partisi’nin (PKK) silahlı mücadelesi ve Suriye’deki Rojava devrimi gibi çeşitli şekillerde kendini gösterdi. Bu hareketler arasındaki ideolojik ve politik farklılıklara rağmen, farklı seviyelerde de olsa hepsi kendi kendini yönetme mücadelelerinde dış desteğe dayandılar.Rojava’da (Suriye Kürdistanı), kendini devrimci solcu olarak tanımlayanlar ve Amerika Birleşik Devletleri arasındaki IŞİD karşı mücadelede yapılan askeri işbirliği buna bir örnek ve belki de en şaşırtıcısı. Yakın zamanda kurulan bu ittifak pek çok ilericiyi ciddi bir şekilde şaşırttı ve Rojava devriminden kuşku duymaya ya da ona karşı düşmanca bir pozisyon almaya yöneltti. Ancak devrimci bir hareketi adeta kimden geldiğine bakmaksızın yardım istemek zorunda bırakan tarihsel ve yapısal koşullar eleştirel bir şekilde tartışılmadı.

Aşağıda, Suriye Kürtleri vakasına odaklanacağım. Rojava’nın durumuna daha yakından bakmak, neden çoğu, solcu veya sağcı olsun, Kürt hareketi ve politik partisinin Kürtlerin baskı görmesinde doğrudan veya dolaylı olarak rol oynayan bölgesel ve küresel güçlerden destek aradığını daha iyi anlamakta yaralı olacak.

Ulusal Kurtuluş yerine Özerklik

Kürt sorununun yaratılmasında batılı sömürgeci güçlerin rolüne dair çok az uyuşmazlık var. Ancak politik analistler, Kürt sorununu kalıcılaştıran esas aktörlere çok az dikkat ediyorlar. Bugün Kürtlerin kendi yönetimlerini kurmayı arzuladıkları Orta Doğu’daki ulusal sınırlar, Birinci Dünya Savaşı sırasında ve sonrasında, batılı sömürgeci güçlerin yaptıkları emperyalist müdahalelerinin mirası. Yine de büyük ölçüde, bölgesel güçler ve onların etnik milliyetçilikleri Kürtler üzerindeki politik, kültürel ve ekonomik baskıların devamını sağladı.

1946’da Suriye’nin bağımsızlığını elde etmesinin ardından Suriye devleti, sistematik bir şekilde Kürtleri ikinci sınıf vatandaş haline getiren veya vatandaşlık haklarını kaldıran şovenist/ırkçı (diğer bir deyişle egemen Arap ulus tarafından desteklenen ve onları merkeze alan kapsayıcı toplumsal ve politik bir düzen) bir sistem inşa etti. Suriye rejimi 2011’deki halk isyanına kadar Kürt nüfusu, asimilasyon ve kültürel kimliğin inkârından kitlesel yerinden etmelere ve politik baskılara varana dek çok katmanlı şiddete maruz bıraktı.

Suriye’de Kürtlere yönelik ırkçılık ve ayrımcılığın kapsamı ve derinliğini anlamak için ülkedeki Suriye doğumlu devletsiz Kürtlerin durumuna bakmak yeterli olur. Ancak Kürt karşıtı ırkçılığın sadece devlet seviyesinde olduğunu düşünmek naif olacaktır. Esad rejimine karşı Suriyeli muhalifler de büyük ölçüde Kürt karşıtı ırkçılıktan muzdarip. Bu, en çok, muhalif grupların büyük çoğunun Kürt kimliğini kabul etmekteki isteksizliğinden ve Esad sonrası düşünülen devletin adından “Arap” sözünün çıkarılmasını reddetmesinden belli oluyor.

Suriye ulus devletinin her yere yayılmış şovenist/ırkçı doğası nedeniyle, Suriyeli Kürtler ülke içerisinde ciddi bir müttefik bulamadılar. Türkiye, İran ve Irak’taki kardeşleri de nadiren yanlarında bulunabildiler. Ve bunun da bir sebebi var: Kürt ulusunun coğrafi olarak bölünmüş olması.

Kürt sorununa kendine özgü karakterini veren toprak ve nüfus bölünmesi, düşmanla karşı birleşik bir Kürt politik cephesinin kurulmasını büyük ölçüde engelledi ve çoğunlukla Kürt hareketlerini ulusal kurtuluştan çok özerklik talep etmeye itti. Bu durum da Kürt hareketlerini, sınırları dâhilinde hareket ettikleri ulus devletlerin saldırılarına karşı açık bıraktı. Güçsüz ulusların, güçlü uluslar ve/veya devletlerle başa çıkmadaki güç ve çaresiz durumları dışarıdan yardım istemeleri için yeterli bir sebep. Örneğin, Sovyetler Birliği’nin destekleri olmadan Küba’nın 1959 devriminden sonra on yıllar sonra ayakta kalmasını pek mümkün olmazdı.
Kürtlerin durumu ise topraklarının ve mücadelelerinin bölünmüş olmasının, kaynaklarını ve güçlerini bir araya getirmelerine asla imkân vermiş olmaması nedeniyle daha karmaşık ve umutsuz ve eski Sovyetler Birliği gibi güçlü ve stratejik müttefikleri hiç olmadı.

Enternasyonal Solda Anti Emperyalizm

Suriyeli Kürtlerle ilgili ilginç bir gerçek de İran, Suriye, Irak ve Türkiye’nin, zaman zaman Kürt hareketlerini diğerlerini zayıflatmak için politik bir araç olarak kullanmasına rağmen Suriyeli Kürtlerin böyle yüzeysel ve geçici bir desteği hiç almaması. İşleri daha da karmaşık bir hale getirmek için 1970’ler ve 1980’lerde Suriye devletinin Türkiye’ye karşı savaşında PKK’yi desteklerken kendi Kürt azınlığını baskı altında tuttuğunu hatırlatalım. Ayrıca Suriyeli Kürtler, Rojava’da demokratik özerkliğin kurulmasından bu yana, farklılıklarına ve rakip olmalarına rağmen Kürtlerin kendilerini yönetme isteklerini gerçekleştirmelerine engel olmak için her tür çabayı gösteren otoriter bölgesel güçlerin oluşturduğu kötücül ittifaklarının tehditlere maruz kalıyor.

Suriye’de karşıt tarafları destekleyip farklı planları olan Türkiye ve İran’ın yakın zamanda yaptığı Kürt karşıtı işbirliği duyurusu bunun sadece en son örneği.

Dünyadaki ilerici grupların, özellikle de enternasyonal solun, bölgesel müttefikleri olmayan Suriye’deki Kürtlerle dayanışma içinde olmak isteyeceği düşünülebilir. Ama aksine, Suriye devleti tarihsel olarak büyük küresel ve bölgesel güçlerden aldığı desteğin üstüne aynı zamanda başta Anglosakson solu olmak üzere çok sayıda antiemperyalistin desteğine ve sempatisine sahip. Suriye devleti, İsrail’le ara ara yaşadığı gerilimler nedeniyle antiemperyalist devlet statüsünü edindi.

Yine de tarihsel gerçekler Suriye devletinin antiemperyalist söyleminin bir efsane olduğunu gösteriyor ve çok sayıda Suriyeli solcu da antiemperyalizmin bu naif yorumuna sert bir şekilde karşı çıktı. Suriye devletinin bu sorgulanmadan kabul edilen antiemperyalist olma halinin Suriye Kürtleri için ilk çıktısı, çektiklerinin çoğu solcu tarafından görmezden gelinmesi oldu. Bu tarihi gözden gelme, Filistinlilerin ve Afrikalıların (batılı) yerleşimci sömürgeciler tarafından baskı görmesinin batı solu tarafından sloganlaştırıldığı Filistin veya Güney Afrika’nın durumuyla taban tabana zıt. Burada durmalı ve sol analizlerdeki sömürgecilik ve baskı mefhumu sorgulanmalı. Ortadoğu’da Kürtler’in sömürüldüğü ve zulüm gördüğü gerçeğinin görmezden gelinmesi, çevre devletler ve Üçüncü Dünyanın milliyetçi güçlerinin sömürgeci/emperyal baskı yapamayacağı anlamına mı geliyor?

Kürt sorunu radikal solun dikkatini pek çekmiyor çünkü batılı bir emperyalist ülkenin doğrudan müdahil olduğu tipik bir sömürgecilik/dış müdahale vakası değil. Daha da kötüsü bazıları için Kürtlerin Üçüncü Dünya devletleriyle karşı karşıya gelmesi, Kürt sorunun, Ortadoğu’daki sözde antiemperyalist devletlerin istikrarını bozmak için batı emperyalizminin bir ürünü olduğu düşüncesini besliyor. 1979 devriminden sonra İran’daki Kürt hareketinin şiddetle bastırılmasının, 1980’lerde Iraklı Kürtlerin Saddam Hüseyin tarafından katledilmesinin, enternasyonal solda Güney Afrika’daki apartheid rejimi ve Filistin’deki Siyonist devletin yaptıkları kadar etik ve politik olarak dert edilmemesine şaşırmamak gerek.

Hatta 1991’de ünlü sol eğilimli bilim insanı Edward Said, 1998’de Irak devletinin Kürt şehri Halepçe’ye kimyasal saldırı yaptığı gerçeğinin şüpheli olduğundan bahsetmişti. Emperyalizmin ve antiempeyalizmin böyle naif bir yorumunun sonucu olarak gerçekliğin bu şekilde inkâr edilmesi, aslında bölgedeki Kürt nüfusun yaşamlarının ve topraklarının korkunç bir şekilde yıkıma uğramasını kolaylaştırdı. Çaresiz kalan Kürt hareketlerinin toplumlarını korumak için neredeyse her tür seçeneği düşünmesine şaşırmamak gerek.

Bir Mecburiyet Meselesi

Suriyeli Kürtlerin, Amerika Birleşik Devletleri’yle şu andaki stratejik işbirliğinin bir tercih değil mecburiyet olduğunu hatırlamak gerekir. Kürdistan’ın dört ayrı ulus devlet arasında bölünmesi Suriyeli Kürtleri kendi topraklarında azınlık haline getirdi ve bölgedeki diğer Kürtlerden coğrafik olarak ayırdı.

Suriye devleti Kürt azınlığın durumunu yıllarca diğer Suriyelilere sağladığı sivil ve politik korumadan mahrum bırakarak sömürdü. Suriyeli Kürtler, bu hakları ve kendi kendini yönetme hakkını elde etmek için Suriye devletinin çözülmesinin avantajını kullandılar. Bu da bölgesel ve küresel rekabeti kendi davalarını ilerletmek için kısmen kullanmaları anlamına geldi.

Aynı zamanda Suriye’deki taşeron savaşında hayatta kalmak adına Suriyeli Kürtler 1) çok az ülke veya hareket mali ve askeri destek teklif ettiği için, 2) fırsat bulsalar kendilerini ezecek olan Esad yanlısı güçler ve muhalif güçlerle (IŞİD dahil) çevrili oldukları için Amerika Birleşik Devletleri de dahil olmak üzere kimden yardım gelirse gelsin kabul etmek zorundaydılar.

Kürtlerin mücadelelerinin ve çaresizce müttefik arayışlarının karmaşıklığını ele almaktaki amacım dış güçlerle her türlü stratejik ittifakın koşulsuz olarak desteklenmesi olarak yorumlanmamalı. Belirtmek istediğim daha çok batılı solun Suriyeli Kürtleri kınamak ve eleştirmekten başka bir şey yapmamasının bizi bir yere götürmeyeceği. Yoksa tarihsel olarak kendi kendilerini yönetmelerine karşı politik düşmanlık besleyen güçlerle yaptıkları taktik ittifaklar Kürtler için sıklıkla trajediyle sonuçlanmıştır. Örnek olarak 1946’daki Kürdistan Cumhuriyeti’ni ve Iraklı Kürtlerin 1970’lerde İran ve ABD tarafından ihanete uğramasını düşünebiliriz.

Ortadoğu’nun, yoğunlaşan jeopolitik rekabet ve savaşla birlikte şu andaki durumunda, ittifak kurmanın daha stratejik yolu, ırkçılığa maruz kalmış ve tarihsel olarak ezilmiş halkların fiziksel ve politik kurtuluşlarını ciddi bir şekilde dikkate alarak, bölgedeki ve bölge dışındaki diğer ezilen uluslar ve toplumsal gruplarla yakın bağlar kurmaya odaklanmalıdır.


*Behnam Amini, York Üniversitesi Sosyal ve Siyasi Düşünce Programı’nda doktora öğrencisidir. Araştırmaları ağırlıklı olarak demokratik teori, Kürt sorunu ve dekolonizasyon üzerine odaklanmıştır.


Kurdish struggles and the challenge of foreign support: the case of Syrian Kurds

The situation of the Kurds in a drastically changing Middle East has received little attention in academia and less in the media despite their growing impact on regional and international politics.