#sendikalmücadele

Sendikalar Üzerine

Yazar

Ulaş Gökçe

Yorum

1974 yılında Mağusa'da doğdu. Kiev Ulusal Dilbilim Üniversitesi Slav Dilleri Fakültesinden 1998 yılında mezun oldu. 1998 yılından itibaren Doğu Akdeniz Üniversitesi'nde çalışmaktadır. 2007-2010 yılları arasında KKTC Cumhurbaşkanlığı'nda Avrasya İşleri Sorumlusu olarak görev yaptı. 2003-2006, 2012-2013 yılları arasında DAÜ-SEN başkanlığı yaptı. Uzun yıllardır siyaset ve kültür üzerine yazıları ve çevirileriyle basında yer alıyor.

Daha önce Gazedda’da Kıbrıs Türk sendikaları, yani sendikal hareket hakkında çok şey yazdım. Ancak yazdığımız her şey aslında faydasız. Çünkü ülkenin en tutucu, kendini en az yenileyen, dünyayı en az bilen, kendi makamını en fazla düşünen kesim sendikalar. Sendikacılar, yıllar önce faşist kesimlerin onlara yakıştırdığı lafları sanki de doğrulamak için çalışıyorlar.

Sendikaların bu yapısı sürdükçe sözleri anlamsız, eylemleri faydasız, savundukları şeyler inandırıcılıktan uzak kalmaya devam edecek. Ne yapılması gerektiğini defalarca yazmıştım. Bir kez daha tekrarlamakta fayda var.
Her şeyden önce sendikalarımızın pek çoğunun kapatılması ve büyük bir sendika çatısı altında birleşilmesi gerekiyor. Bazı sendikacı arkadaşlarımız “Biz 50 yıllık sendikayız. Kapanmamalıyız” lafları ediyorlar. Bunun Türkçesi şudur: Diğerleri sendikaları kapatıp bize katılsın, biz bu makamlarda kalıp onları da yönetmeye devam edeceğiz. Diğer ülkelerde 1 milyon üyeli sendikalar konfederasyonlar kurarlar. Çünkü tüm sendikaları kapatıp bir sendika kursanız dahi aynı sayıda kadroyu, büyük ve zaten bürokrasisi az, ülkelerde istihdam etmek zorundasınız. Ancak bizde böyle bir gereklilik yoktur. Yapmamız gereken azami sayıda sendikayı kapatıp büyük bir sendikada birleşmektir. Şeffaf, hesap verebilir, çağdaş, gerçek anlamda profesyonel kadrolara sahip, mali güçleri bünyesinde toplayan büyük bir sendika. Bunun birkaç yararı olacaktır.

Öncelikle bugünkü yapı, yani birkaç bin üyesi olan, etkisiz ama sendikacılar için çok da rahat, üyelerden toplanan kaynakların başarısız olacak mücadeleye harcandığı yapıdan kurtulacağız. Yani Lefkoşa’da 10 tane binada, 30 adet arabası olan, 30 tane profesyonel sendikacıya sahip yapıdan kurtulacağız. Bunun yerine milyonlarca TL kaynağı olan, güçlü bir yapı elde edeceğiz.

Böyle bir yapı özel sektördeki sendikalaşmanın da önünü açacaktır. Açıkça söylemek gerekirse bugünkü sendikacılık, yani sendikacılığın kamusal kısmı özel sektörle ilgilenmemektedir. Doğrusu şudur: Özel sektör, kamu sendikacılarının umurunda dahi değildir. Umurlarında olduğuna dair göstermelik bir tavır içerisinde dahi değillerdir. Ama esas sorun bu değildir. Esas sorun şu ki bugünkü kamu sendikalarının, özel sektörde örgütlenecek gücü de yoktur. Örneğin DAÜ-SEN’in diğer üniversitelerdeki meslektaşlarını koruyacak bir mali gücü yoktur. Bunun için kadrosu da yoktur. Bunu DAÜ-SEN’in başarması mümkün değildir. Bu ancak çok güçlü, profesyonel kadroları olan bir sendika ile yapılabilir. Yani özel sektördeki örgütlenme açısından da sendikal birliğin, sendikaların birleşmesi gerekmektedir.

Bugün sendikalar küçük derebeylikleridir. Sendikacılık yapmak bugünkü şartlarda çok zevklidir ve pek çok fayda sağlamaktadır. Bir milletvekili hangi kaynağa sahiptir? Gidip, en azından muhalefet milletvekilinden herhangi bir kaynak talep edin. Yapabilir mi? Bir milletvekilinin benzin parası beleş, kendisi beleş bir aracı var mıdır? Yoktur. Ama sendikacının vardır. Bunun emekçilere faydası var mıdır? Yoktur.

Sendikacı arkadaşımız “Biz dik durduk” diyor. Girdiği tüm savaşları kaybeden bir general “Ama dik durduk” diyerek bizden “Milyonlarca şehit verdik ama sen dik durdun. Bravo” dememizi bekliyor. Hayır, bizim dik duran değil, kazanan sendikacıya ihtiyacımız var. Eğer bir sendikacı kendi rahatını düşünmek, kendi konumunu ne pahasına olursa olsun korumak yerine gerçek anlamda dayanışmaya önem verip kaybetseydi belki saygı duyardık. Ama sendikal bölünmüşlüğün sorumlularının bizden anlayış beklemeye hakkı yoktur.

Son 10 yılda Kıbrıslı Türk emekçilerin, özellikle bir kısım kamu emekçisinin, omuzlarına ağır bir yük bindir. Sadece göç yasasını, HP’nin kaldırılmasını veya yılda iki defaya düşürülmesini hatırlamakta fayda var. Peki tüm bu saldırılar olurken, yani tüm bu mücadeleler kaybedilirken görevde olan sendikacılar hiç mi kendilerini sorumlu tutmazlar? İşte tutmuyorlar. Tutmadıkları gibi övgü de bekliyorlar.

Tüm bu anomalileri gidermenin yolu “Bir büyük sendika” sloganıyla yola çıkmaktır. Kamu ve özel sektör öğretmenini, işçisini, memurunu bir çatı altında birleştirmek gerekiyor. Eğer tabii yüzlerce sendikacı emekçinin geleceğini kendi konumuna tercih ediyorsa. Eğer tabii DAÜ’de üç sendikanın varlığı bize garip geliyorsa. Toplam 5 bin kişilik kamusal eğitim sektöründe 5 sendikanın varlığı bize anlaşılmaz geliyorsa. Ve elbette ABD’den Almanya’ya, Rusya’dan Polonya’ya 3, 5 ve 6 milyonluk sendikalar kurulduğunu görüp kafamızda bir soru işareti oluşuyorsa.

Not: Gazedda’nın yeniden yayınlanmaya başlamasına çok sevindiğimi belirtmek istiyorum. Gazedda değerli pek çok insanı birleştiren değerli bir projeydi. 10 tane gazetede yazan değerli insanı bir araya toplayan tek yayındı. Şimdi yeniden devrede. Çok sevindim. Gazedda’nın bir daha ortadan kaldırılmaması için bir formül bulmak gerekiyor.

Yazar

Ulaş Gökçe

Yorum

1974 yılında Mağusa'da doğdu. Kiev Ulusal Dilbilim Üniversitesi Slav Dilleri Fakültesinden 1998 yılında mezun oldu. 1998 yılından itibaren Doğu Akdeniz Üniversitesi'nde çalışmaktadır. 2007-2010 yılları arasında KKTC Cumhurbaşkanlığı'nda Avrasya İşleri Sorumlusu olarak görev yaptı. 2003-2006, 2012-2013 yılları arasında DAÜ-SEN başkanlığı yaptı. Uzun yıllardır siyaset ve kültür üzerine yazıları ve çevirileriyle basında yer alıyor.