Kârhane-Kerhane-Kumarhane – Abdullah Korkmazhan

Işıklar yoldaşı olsun sevgili Yalçın Okut yıllar önce yazdığı “Kârhane-Kerhane-Kumarhane” başlıklı yazı ile Kapitalizme ve Kıbrıs’ın kuzeyindeki sömürü sistemine dair yerinde bir tanımlama ve anlatımda bulunmuştu.  

Okut bu yazısında, Osmanlı Türkiye’sinde kapitalizm ve şirketleşme yeni başladığında şirketlere ‘kârhane’, kâr getiren işyeri, mekân dendiğini, ancak kerhane ile kârhane arasındaki ilişkinin sadece kelimenin akustik olarak benzeşmesiden öte, daha derin bir ilişkisi olduğunu aktarır. Çocuk işgücü dâhil, birincisinde kadının bedeninin, ikincisinde de kadın olsun-erkek olsun emekçilerin işgücünün sömürülüp, kâr elde edildiği vurgular. Sınırsız sömürü ve kâra dayalı bu sistemin en aşağlık biçiminin Kıbrıs’ın kuzeyinde ‘Kârhane-Kerhane-Kumarhane’ şeklinde hüküm sürdüğünü aktarır.

Yalçın Okut’un bu saptamaları yaptığı yıllar öncesinden günümüze şüphesiz çok şey değişti. ‘Kârhane-Kerhane-Kumarhane’ rejimi daha fazla sömürünün ve daha fazla kâr elde etmek için sınırları genişletti. Bu üçlü tüm ülkeyi ve toplumu ahtabotun kolları gibi sarmalamış durumda. Eğitimden, sağlığa, medyadan, kamuya, siyasetten, spora her yere sirayet ettiler. Her taşın, her rezilliğin altında onlar var. 

 Emek en yüce değerdir! Şiarını ilke edinenlerden, değişim ve yeni siyaset iddiası ortaya koyanlara kadar sözde hükümet olanların tümü, kerhane, kumarhane ve kârhanelerdeki sömürüye, şiddete ve çürümüşlüğe vergi ve devlet bütçesine katkı uğruna göz yumdular, suça ortak oldular, olmaya devam ediyorlar.

Acımasızca dönen bu sömürü çarkı içerisinde en büyük bedeli çocuk-kadın-erkek çalışanlar ödüyor. Ekonomik, fiziksel ve psikolojik şiddet ve sömürünün girdabında yaşama tutunmaya çalışıyorlar. Özel sektör olarak genelleyebileceğimiz çalışma yaşamı örgütsüz ve her türlü güvenceden yoksun. ‘Kârhane-Kerhane-Kumarhane’ rejiminin hangi sektöründe çalışırsanız çalışın, en temel hak olan toplu sözleşme ve sendika hakkından mahrumsunuz. İşiniz, ekmeğiniz, yaşamınız ve geleceğiniz dere beylerinin iki dudağı arasında!

Örgütsüz çalışma yaşamı her türlü sömürü, şiddet ve baskının temelinde yatan en önemli faktörlerden. Çalışma yaşamının örgütlenmesi yönünde geniş bir talep söz konusu ancak bu yönde atılan adımlar sınırlı, yetersiz ve büyük oranda da popülizm amacı güttüğü için sonuçsuz.

Buna en güncel örnek Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın hazırladığı ve son günlerde oldukça tartışılan özel sektörde sendikalaşacak bazı KKTC vatandaşlarına ek ücret sağlayacak tüzük çalışması. 

Tüzük olumlu olsa da çalışma yaşamındaki sorunları çözmekten ve en azından sömürünün dozunu biraz olsun azaltmaktan oldukça uzak. Yaratılan havanın aksine özel sektördeki çalışma yaşamında sendikalaşmayı sağlaması mümkün değil. 

Tüzük yalnızca bazı sektörlerdeki 2 ile 4 bin arası bir grup KKTC vatandaşı olan çalışanı kapsamakta ve yalnızca 24 aylık bir süreci içermektedir. Bu sürecin sonun da ne olacağı belirsiz! 

İlgili tüzük geçici ve tüm her şeyi işverenin insafına terk etmektedir. İşveren isterse tüzüğü uygular, istemezse uygulamaz. Bunun yanında bir bütün olan işçi sınıfı arasında sektörel, vatandaş, vatandaş olmayan olarak ayrımcılık yaratmaktadır.  

Resmi verilere göre ülke de 65 bini KKTC vatandaşı olan 100 binin üzerinde özel sektör çalışanı bulunmaktadır. Bunun yanında binlerce kaçak işçi çalıştırılmaktadır. İşçiler iş yasasından kaynaklanan haklarını dahi kullanamamakta, sınırsız çalışma saatleri ile iş güvenliği olmadan, asgari ücrete açlık sınırının altında kölelik koşullarında büyük bir sömürüye maruz kalmaktadırlar. İş kazaları ve iş cinayetleri ile can vermektedirler. Tüzük bırakın sendikalaşmayı, çalışma yaşamındaki esas olan bu sorunlara dahi çözüm getirmemektedir.

Toplu sözleşme ve sendikalaşmanın tüzükler ve işverenlerin teşvik edilmesi ile sağlanacağı bir hayaldir. Esas olan tüm çalışanlara Toplu Sözleşme ve Sendika Hakkının yasa ile tanınması ve uygulanmasının yaptırımlar ile sağlanmasıdır.

Esas olan Kıbrıs’ın kuzeyinde egemen olan ‘Kârhane-Kerhane-Kumarhane’ düzenine karşı bayrak açmak ve radikal adımlar atmaktır. 

İş ola veya mış gibi yaparak ne çok önemsediğiniz siyasi kariyerinize yatırım yapmış olursunuz ne de “çok düşündüğünüz” çalışanlara kazanım sağlarsınız!

    

Yazar

Abdullah Korkmazhan

Yorum

1984’de Lefkoşa’da doğdu. DAÜ Arkeoloji ve Sanat Tarihi Bölümü’nden lisans, University of Nicosia Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden yüksek lisans, University of Cyprus Türkiye ve Ortadoğu Çalışmaları Anabilim Dalı Bölümü’nden doktora mezunudur.