Ben ne güzel geceler yaşamıştım, ne gündüzleri avuçlarımda tuttum ve kaybolmalarına izin verdim. Ama o gece başka bir şeydi; zamanın yön değiştirdiği, hatıraların yaşanırken eskidiği bir geceydi. Deliksiz, nasıl yatağa girdiğimi, uyuduğumu bile fark etmediğim bir akşamın sabahı, gözlerimi seninle açtım. Sanki dünya ilk kez kuruluyordu ve ben ilk kez nefes alıyordum.
Hostelin dar odasında, üst ranzanın ince yatağında, zamanın ölçüsü değişmişti. Seninle geçen o üç dakika, bir ömrün ağırlığını taşıyordu. Üç dakika içinde yaşandı her şey; hızlı, yoğun, ve geri dönülemez. Sanki yıllardır beklenen bir karşılaşma, saniyelere sığmıştı. Ve sonra bitti. Ama bitişi bile başlangıç gibi hissettiren bir şeydi. Hikaye oldun işte.
Pencereyi açtım. İçeride kalan diğer insan artığı kokusunu dağıtmak ister gibi. Ama dışarıdan gelen serin hava, senden arta kalan sıcaklığı söndüremedi. Perde hafifçe kıpırdadı, şehir uyanıyordu, bezirgan sesi kulaklarımı dağıttı. Ben ise hâlâ o odada, o üç dakikanın içinde sıkışıp kalmıştım. Pencereyi tekrar kapattım. Çünkü bazı kokular gitmemeliydi, bazı anlar içeride kalmalıydı.
Bir anda can dostum olmuştun. Kimsenin veremediklerini vermiştin bana. Yokladığım bir damar gibi, tam olması gerektiği yerde, tam kararındaydın. Sıcaktı-içime işleyendi, beni kendime yaklaştıran bir sıcaklıktı. Yüzükoyun uzanırken gözlerimi kapatır gibi yaptım. Seni izlemekten korkmadım hiç. Kokunda, o daracık odada, ölmek bile bir ihtimaldi artık-ama korkutmayandı.
Kapıyı kapattığımız an, dış dünya silinmişti. Ne şehir kalmıştı ne de geçmiş. “Seni bir daha nerede bulurum?” diye sordum kendime. Bu sorunun cevabı yoktu, ama sorunun kendisi bile seni daha gerçek kılıyordu.
Dolabı boşaltmıştın. Eşyalarını toparlarken, ben seni izliyordum. Her hareketin, gitmenin küçük bir provası gibiydi. Siyah eşofmanının, beyaz tişörtünün arasında sıkışıp kalan bir hayat vardı-benim hayatım. Giderken geriye bir şey bıraktın: küçük, önemsiz gibi görünen bir bilet parçası.
Elime almadım önce. Sadece baktım. Fotoğrafını çekmekle çekmemek arasında kaldım. Dolabı açtım, kapattım. Yerini bile değiştirmeye korktum. Üzerinde yazanlar:
Repubblica di San Marino
www.visitsanmarino.com
19:35-1 Mart 2026 — fee paid €4.50
Bu kadar basitti. Ama o kağıt, senden kalan en somut şeydi. Bir ülkenin adı, bir saat, bir tarih-ve benim için bir boşluğun adresi.
İnterneti açtım sonra. Gittiğin yerleri aradım. Sokaklarını, taş duvarlarını, meydanlarını. Sanki dokunabilirmişim gibi. Sanki oraya gidersem seni yeniden bulabilecekmişim gibi. Ellerinin sıcaklığı içimdeydi. Damarlarını bilerek istemiştim belki de-bir şeyi gerçekten hissetmek için. Ve bir anda ağlamaya başladım.
Gözlerini ayırdığım an, aslında durmalıydım. Ama durmadım. Çünkü bazı şeyler, tam da bu yüzden yaşanır: durulamadığı için.
Sen gittikten sonra oda sessizleşti. Her şey yerli yerindeydi artık. Yatak düzeltilmiş, dolap boşalmış, pencere kapanmıştı. Ama ben yerli yerimde değildim artık.
Topladın.
Gittin.
Kokun kaldı.
Bir de gözlerimle çektiğim fotoğrafların.



