Mihalis Mihail | Haravgi
Hristodulidis’in önerisi ve Mağusalıların sorumluluklara ve geri dönüş ihtimaline ilişkin görüşleri
1974’teki Türk işgalinin üzerinden yarım asır geçmesine rağmen Mağusa, Kıbrıs’ta yaşanan trajedinin simgesi ve Kıbrıs sorununa çözüm arayışlarının değişmeyen gündem maddelerinden biri olmaya devam ediyor. Kentin Birleşmiş Milletler yönetimine devredilmesi ve yasal sakinlerinin evlerine dönmesi her zaman temel önceliklerden biri oldu. Çünkü bunun, kapsamlı bir çözüme giden yolu açabilecek önemli bir güven artırıcı adım olacağı düşünülüyordu. Geçen yıllar içinde önemli fırsatların kaçırıldığını savunanlar olduğu gibi, anlaşmaya varmak için gerçekçi koşulların hiçbir zaman oluşmadığını ileri sürenler de var. Cumhurbaşkanı Nikos Hristodulidis’in konuyu kısa süre önce yeniden gündeme getirmesi, çözüm ihtimallerine ve tarihsel sorumluluklara ilişkin tartışmaları yeniden alevlendirdi.
Yarım asırlık öneriler, müzakereler ve kaçırılan fırsatlar
1974’teki Türk işgalinin hemen ardından Mağusa, Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik diplomatik girişimlerin merkezinde yer almaya başladı. Kapalı Maraş’ın Birleşmiş Milletler yönetiminde yasal sakinlerine iade edilmesi, kapsamlı çözüme yönelik olumlu bir ortam yaratabilecek önemli bir güven artırıcı önlem olarak görüldü. Ancak peş peşe gelen girişimlere rağmen kent hâlâ Türk işgali altında. Yıllar içinde sunulan önerilerin gerçek birer fırsat mı olduğu, yoksa zaten hayata geçirilmesi mümkün olmayan beklentiler mi yarattığı konusundaki tartışmalar da sürüyor.
1978’den sonraki girişimler
İlk önemli girişimlerden biri, 1978 yılında Mağusa’ya ilişkin düzenlemeler de içeren Amerikan, Britanya ve Kanada ortak Kıbrıs planıyla gündeme geldi. Plan her iki tarafça da kabul edilmedi. Akıbeti ise bugün bile siyasi ve tarihsel tartışmalara konu olmaya devam ediyor. Kimileri bunu kaçırılmış bir fırsat olarak değerlendirirken kimileri de dönemin koşullarının kalıcı bir anlaşmaya elverişli olmadığını savunuyor.
Bunu yeni girişimler izledi. Bunların önemli dönüm noktalarından biri, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 1984 tarihli 550 sayılı kararıydı. Kararda bölgenin Birleşmiş Milletler yönetimine devredilmesi isteniyordu. 1992 tarihli 789 sayılı karar da bu ihtimali yeniden gündeme getirdi, ancak kayda değer bir ilerleme sağlanamadı.
Hristofyas’ın üçlü önerisi
Cumhurbaşkanı Dimitris Hristofyas’ın 2010 yazındaki girişimi özel bir önem taşıyordu. Önerisi üç temel noktaya dayanıyordu: Kapalı Maraş’ın Birleşmiş Milletler’e devredilerek yasal sakinlerinin geri dönmesi, Mağusa Limanı’nın Avrupa Birliği denetiminde Kıbrıslı Türklerin ticaretine açılması ve Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne katılım müzakerelerindeki sekiz faslın eşleştirilmesi.
Önerinin amacı, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin egemenliğini ihlal etmeden karşılıklı yarar sağlayacak bir düzenleme oluşturmaktı. Türk tarafı ise Mağusa meselesinin Kıbrıs sorununa kapsamlı çözümle bağlantılı ele alınmasında ısrar ederek öneriyi reddetti.
Hristofyas’ın girişimi daha sonra defalarca yeniden gündeme getirildi, ancak sonuç alınamadı. Bu arada kapalı Maraş’ın Birleşmiş Milletler’e devredilmesi ve sakinlerinin geri dönüşüne ilişkin girişimin ilerletilmemesi eleştirilere neden oldu. Başka değerlendirmelerde ise ara bir anlaşmanın kapsamlı çözüm çabalarını zayıflatabileceği vurgulandı.
Hristodulidis’in konuyu yeniden gündeme getirmesi
İşgalden 52 yıl sonra Cumhurbaşkanı Nikos Hristodulidis, bu yıl ekim ayında kapalı Maraş’ın Birleşmiş Milletler’e devredilmesi karşılığında limanın Avrupa denetiminde işletilmesini öngören bir öneriyi yeniden gündeme getirdi.
Öneri, Kıbrıslı Türk lider Tufan Erhürman tarafından reddedilmesine rağmen Hristodulidis, önerinin hâlâ masada olduğunu ve hatta kapsamını genişletmek istediğini açıkladı.
Mağusa Belediyesi, barış sürecinin yeniden başlamasına önemli katkı sağlayabileceğini düşündüğü bu girişimi destekliyor.
AKEL ise geçmişteki benzer önerileri hatırlatarak girişimin zamanlaması ve esaslı görüşmelerin yeniden başlatılması gerekliliğinden dikkatleri uzaklaştırma ihtimali konusunda kaygılarını dile getiriyor.
Soru hâlâ ortada: Mağusa sonunda çözüme giden yolun başlangıcı olabilir mi, yoksa bu girişim de gerçekleşmeyen beklentilerin uzun listesine mi eklenecek?
Geri dönüş umudu ve yeni girişime ilişkin sorular
Bu koşullarda Haravgi, Mağusalı insanlara ulaşarak Cumhurbaşkanı Nikos Hristodulidis’in yeni önerisi ve Kıbrıs sorununun çözüm ihtimalleri hakkındaki görüşlerini sordu. Kapalı Maraş’ın Birleşmiş Milletler’e devredilmesi ve yasal sakinlerinin geri dönmesi, siyasi ve insani açıdan büyük önem taşımaya devam ediyor.
Beş kişinin değerlendirmelerinde ortak bir geri dönüş arzusu öne çıkıyor. Ancak önerinin zamanlaması, girişimlerin güvenilirliği ve uzun süredir devam eden çıkmazın sorumlulukları konusunda farklı görüşler dile getiriliyor. Her diplomatik önerinin ardında, 52 yıldır kentlerinin yeniden canlandığını görmeyi bekleyen aileler var.
Anna Marangou
Mağusa çözüme giden ilk adım olabilir
Anna Marangou, son yıllarda yürütülen çabalar sonuç vermemiş olsa da Mağusa’ya geri dönüş fırsatının tamamen kaybedilmediğini düşünüyor. Kapalı Maraş’ın Birleşmiş Milletler’e devredilmesinin ve sakinlerinin geri dönmesinin en önemli güven artırıcı önlem olacağını savunuyor. Ona göre böyle bir gelişme, iki toplum arasında yeni bir ortam yaratarak esaslı görüşmelerin önünü açabilir.
Marangou’nun eleştirileri, konunun yıllar boyunca siyasi açıdan nasıl ele alındığını da kapsıyor. Kıbrıs sorununun “Mağusalaştırılması” tartışmalarının başladığı dönemde genç olduğunu hatırlatıyor ve kentin hâlâ kendi insanlarından uzakta olduğuna dikkat çekiyor. Sonuç alınamamasından duyduğu hayal kırıklığını, “Kentin kendi insanlarına geri dönmesi için tek bir adım bile atmadık” sözleriyle dile getiriyor.
Hristodulidis’in kentin geri dönüşünü limanın Avrupa denetiminde açılmasına bağlayan son önerisi ise Marangou’nun aklında soru işaretleri yaratıyor. Kıbrıslı Türklerin limanı zaten kontrol ettiğini hatırlatarak böyle bir karşılığın onları ikna edip edemeyeceğini sorguluyor. Yine de karşılıklı kabul edilebilir bir düzenleme arayışını reddetmiyor. “Mağusa’nın geri dönüşü, görüşmelerin başlaması için en iyi yol olurdu” diyor.
Mağusa’nın neden Girne ya da Omorfo’dan önce gelmesi gerektiğini sorabilecek kişilere de yanıt veriyor: “Mağusa ilk adımdır”. Ona göre ilk geri dönüşün gerçekleşmesi, federal çözüm hedefini ortadan kaldırmak bir yana, böyle bir çözümün mümkün olduğuna duyulan inancı güçlendirebilir. Son olarak Kıbrıslı Rum tarafına, kendi anlatısını Kıbrıs’ın, Avrupa’nın ve Doğu Akdeniz’in bugünkü koşullarına uyarlama çağrısında bulunuyor.
Nikos Ioannou
Yeni önerinin zamanlaması soru işaretleri yaratıyor
Nikos Ioannou’nun eleştirileri, yeni önerinin gündeme getirildiği zamana odaklanıyor. Kıbrıs sorunundaki durgunluğu kaygı verici buluyor ve iki liderin yeni bir geçiş kapısının açılması konusunda bile anlaşamadığını hatırlatıyor. Bu koşullarda çok daha zor bir düzenleme için beklenti yaratmanın ne kadar gerçekçi olduğunu sorguluyor.
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin Kişisel Temsilcisi Maria Angela Holguín’in çalışmalarının sürdüğüne dikkat çekiyor. İki taraf arasında bugüne kadar sağlanan yakınlaşmaların kayıt altına alınmasının, esaslı müzakerelerin yeniden başlaması için temel oluşturabileceğini belirtiyor. Ona göre Kıbrıslı Rum tarafının önceliği bu olmalı.
“Ancak şu anda bütün ağırlığı yalnızca Mağusa’ya vermemeliyiz” diyor. Kentin geri dönüşünü bir hedef olarak reddetmiyor, fakat bunun uygun bir müzakere süreciyle sağlanması gerektiğini düşünüyor. Dimitris Hristofyas döneminde sunulan benzer bir önerinin, bugünkünden daha elverişli olduğunu düşündüğü koşullarda reddedildiğini hatırlatıyor.
Girişimin yoğun biçimde gündemde tutulmasının Kıbrıslı Rum tarafının Birleşmiş Milletler nezdindeki güvenilirliğini etkileyebileceğinden de kaygı duyuyor. Ona göre Crans-Montana’ya kadar sağlanan yakınlaşmalardan yararlanmak daha anlamlı bir yol. İki meselenin birbirinden ayrı düşünülemeyeceğini vurgulayarak “Mağusa meselesi çözülmeden Kıbrıs sorununa çözüm bulunamaz” diyor.
Hristakis Nikita
Mağusa çözüme açılan kapıdır
Hristakis Nikita, hükümetin Mağusa’nın geri dönüşünü sağlama konusunda gerçekten istekli olduğundan ciddi biçimde kuşku duyuyor. Gerçek anlamda bir girişimin büyük yankı uyandıracağını düşünüyor. Çünkü burada söz konusu olan yalnızca insanların hareketini kolaylaştıracak sembolik bir adım değil, insanların mülklerine ve yaşadıkları yerlere geri dönmesi.
Kıbrıslı Türk arkadaşı ve hemşehrisi Ulusi Kili ile birlikte konuyu bizzat Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne taşıdıklarını anlatıyor. Genel Sekreter’den bunun bir güven artırıcı önlem olarak iki lidere iletilmesini istediklerini belirtiyor. Aradaki farkın büyüklüğünü anlatmak için, “Yalnızca bir geçiş kapısından söz etmiyoruz. Topraktan, araziden, insanların geri dönüşünden söz ediyoruz” diyor.
Nikita, iki lider arasında yapıldığını öğrendiği bir görüşmede, doğrudan uçuşlar meselesinin olası bir karşılık olarak gündeme geldiğine ilişkin bilgilerden de söz ediyor. Ancak görüşmede bulunmadığını ve anlattıklarının başkalarından edindiği bilgilere dayandığını açıkça belirtiyor. Aktardığına göre Cumhurbaşkanı Hristodulidis’in siyasi partilerden gelecek tepkileri gerekçe gösterdiği öne sürülüyor. Nikita, bu anlatımı görüşmelere ilişkin kendi tanıklığı olarak sunmuyor.
Limanla ilgili öneriyi de eleştiriyor ve Tassos Papadopoulos’un cumhurbaşkanlığı döneminde benzer fikirlerin tartışıldığını hatırlatıyor. Girişimin kamuoyuna yönelik ya da seçimlerle ilgili amaçlar taşıyor olabileceğini ima etse de olumlu bir gelişme ihtimalini dışlamıyor. “Cumhurbaşkanı söylediklerinde samimiyse ve Türk tarafından olumlu bir karşılık alma ihtimali varsa, bu çok önemli bir mesele” diyor. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 550 ve 789 sayılı kararlarını da hatırlatarak Mağusa’nın hukuki ve siyasi açıdan özel bir öneme sahip olduğunu vurguluyor. Sözlerini “Mağusa çözüme açılan kapıdır” diyerek tamamlıyor.
Andreas Kazamias
Cumhurbaşkanı’nın niyetlerine hiç güvenmiyorum
Andreas Kazamias, bugün üstlendiği herhangi bir kamusal görev adına değil, bir Mağusalı olarak konuşuyor. Sözlerinde derin bir hayal kırıklığı hissediliyor. Konunun yeniden gündeme getirilmesinin ardındaki nedenleri açıkça sorguluyor ve bunun seçim hesaplarıyla bağlantılı olabileceğini düşünüyor. Cumhurbaşkanı hakkında “Ben bu kişiye hiç ama hiçbir şekilde güvenmiyorum” diyor. Cumhurbaşkanı’nın niyetlerini inandırıcı biçimde ortaya koymaktan çok kamuoyuna yönelik bir görüntü vermeye çalıştığını düşünüyor.
Ancak Kazamias’ın güvensizliği yalnızca bugünkü yönetimle sınırlı değil. Mağusa Belediyesi’nin çalışmalarına katıldığı yılları hatırlıyor. O dönemde farklı siyasi görüşlerden insanların geri dönüş talebini canlı tutmak için büyük bir heyecanla birlikte çalıştıklarını anlatıyor. Bugünkü hareketsizlik duygusunun aksine, o yılları ortak çabaların ve umutların öne çıktığı bir dönem olarak tanımlıyor.
Kazamias’a göre siyasi liderlerin tutumları, Kıbrıs sorununun ve Mağusa meselesinin zaman içinde öncelikler arasında geriye düşmesinde rol oynadı. Kıbrıslı Rum tarafının yıllar boyunca yaptığı tercihleri de eleştiriyor. Toplumun, geçmişteki yanlış değerlendirmeler konusunda kendi sorumluluğunu tümüyle reddedemeyeceğini düşünüyor.
Geleceğe ilişkin karamsarlığı ise oldukça derin. Daha iyi gelişmeler beklemediğini, hatta bir gün bugünkü durumun, ileride yaşanabileceklerle karşılaştırıldığında daha tercih edilir görünebileceğinden korktuğunu söylüyor.
Sözleri, onlarca yıl boyunca yerine getirilmeyen vaatlerin ardından beklemekten yorulmuş olmanın yarattığı duyguyu yansıtıyor.
Lia Mousoupetrou
Mağusalılarla alay etmekten vazgeçilmeli
Lia Mousoupetrou, hükümetin yeni girişimine büyük bir güvensizlikle yaklaşıyor. Cumhurbaşkanı’nın kısa süre önce Mağusa Belediyesi temsilcileriyle yaptığı görüşmenin, gerçek bir ilerleme sağlamaktan çok seçmen kazanmayı amaçlıyor olabileceğini düşünüyor. Türk tarafının kapalı Maraş’ın geri dönüşünü kabul etmesini sağlayacak koşulların bulunup bulunmadığını da sorguluyor.
Eleştirileri geçmişi de kapsıyor. Kıbrıslı Rum tarafının değerlendiremediğini düşündüğü fırsatlar bulunduğunu savunuyor. Bu, üzerinde görüş ayrılıklarının sürdüğü siyasi bir değerlendirme olsa da Mousoupetrou’ya göre bugün yaşanan hayal kırıklığının nedenlerinden birini oluşturuyor.
Eleştirisinin en güçlü yanı, yerinden edilme deneyimine dayanıyor. “Biz Mağusalılar genel olarak hayal kırıklığı içindeyiz. Bavullarımızla ayrıldık, bavullarımızla gideceğiz” diyor. Bir zamanlar yaşadıkları kente şimdi uzaktan, sanki oranın ziyaretçileriymiş gibi bakan insanları anlatıyor.
Ona göre somut bir sonuç getirmeyen vaatlerin sürekli tekrarlanması, insanların kırgınlığını daha da artırıyor. Yeni vaatler yerine somut adımlar atılması gerektiğini vurgulayarak “Mağusalılarla alay etmekten vazgeçilmeli” diyor.
Geri dönüş ihtimali artık somut bir anlam kazanmalı
Beş kişinin görüşleri, siyasi koşullara ilişkin farklı değerlendirmeler içeriyor. Ancak hepsinin ortak bir beklentisi var: Geri dönüş ihtimalinin artık somut bir anlam kazanması. Anna Marangou güvenin yeniden kurulabileceği bir başlangıç ararken Hristakis Nikita somut bir siyasi irade görmek istiyor. Andreas Kazamias yıllardır süren bekleyişin yarattığı yorgunluğu dile getiriyor. Nikos Ioannou kapsamlı müzakerelere öncelik verilmesi gerektiğini savunurken Lia Mousoupetrou yerine getirilmeyen vaatlere son verilmesini istiyor.
Farklı seslerin ortak kaygısı, zaman geçtikçe yerinden edilen insanların hiçbir zaman tercih etmediği bu durumun daha da kalıcı hâle gelmesi. Mağusalılar için mesele yalnızca diplomatik girişimlerden ibaret değil. Geçen yıllarla, kentlerinden uzakta büyüyen kuşaklarla ve yeni bir girişimin daha önceki sayısız girişimin başaramadığını başarıp başaramayacağı sorusuyla ilgili.




