• Künye
  • Dayanışma
  • İletişim
  • Gizlilik Politikası
Çarşamba, Ekim 28, 2026
Bulamadık
Tümünü Gör
Gazedda
19 °c
Vizakia
18 ° Per
18 ° Cum
  • ANA SAYFA
  • YAZARLAR
    • GAZEDDA YAZARLARI
    • GÜNEYDEN YAZARLAR
      • PENNA
    • DÜNYADAN YAZARLAR
      • PROJECT SYNDICATE
    • EDİTORYAL KOLEKTİF
  • SÖYLEŞİ
  • BELLEK & TARİH
    • YERİN HAFIZASI
  • TÜM İÇERİK
    • HABER ARŞİVİ
      • KIBRIS
      • DÜNYA
      • KORONAVİRÜS
    • MULTİMEDYA ARŞİVİ
      • GAZEDDAPOD
      • GAZEDDAWEBTV
  • ANA SAYFA
  • YAZARLAR
    • GAZEDDA YAZARLARI
    • GÜNEYDEN YAZARLAR
      • PENNA
    • DÜNYADAN YAZARLAR
      • PROJECT SYNDICATE
    • EDİTORYAL KOLEKTİF
  • SÖYLEŞİ
  • BELLEK & TARİH
    • YERİN HAFIZASI
  • TÜM İÇERİK
    • HABER ARŞİVİ
      • KIBRIS
      • DÜNYA
      • KORONAVİRÜS
    • MULTİMEDYA ARŞİVİ
      • GAZEDDAPOD
      • GAZEDDAWEBTV
Bulamadık
Tümünü Gör
Gazedda
Bulamadık
Tümünü Gör

Kıbrıs’ta İşgal, Tahakküm, Biat ve Vesayetin Kronolojisi

Mustafa Billur, altı bölümlük yazı dizisinin ilk bölümünde 1960–1974 dönemine dönüyor; Kıbrıslı Türk toplumunun siyasi iradesi, Ankara’nın müdahaleleri, muhalefetin bastırılması ve seçimlerden müzakerelere uzanan vesayet ilişkisini kronolojik olarak inceliyor.

KONUK YAZAR KONUK YAZAR
28 Ekim 2026
Okuma Süresi: 18 dk
A A
0
https://bsky.app/profile/gazeddakibris.bsky.socialhttps://www.threads.net/@gazeddakibris

KKTC meclisi neden bir mücadele alanı değildir?

Birinci Bölüm: Cumhuriyet’in içindeyken, 1960–1974

Dört cümle, dört kuşak, tek siyaset.

Toplumun kurucu lideri Dr. Fazıl Küçük, bir Reuters muhabirine, sonra da Özker Yaşın’a aynı şeyi söyledi: “Siyasi görüşümüz yoktur. Türkiye ne derse, Türkiye ne isterse onu yaparız” (1). Rauf Denktaş 1981’de Özker Özgür’e: “Ben istemiyordum ama Türkiye istiyordu. İstesem de istemesem de, beğensem de beğenmesem de ben Türkiye’nin dediğini yaparım.” (2). Yirmi dört yıl sonra da Mehmet Ali Talat, “Cumhurbaşkanı” seçilmesine bir ay kala, Mart 2005’te: “Ankara’nın duruşu Kıbrıs’taki siyasi iktidarların oluşumunda doğal ve doğru orantılı bir rol oynar. Bu çok doğal bir şeydir” (3). Bugünün “Cumhurbaşkanı” Tufan Erhürman da Haziran 2019’da, Türkiye ile ilişkinin yaşamsal olduğunu söyledikten sonra: “Eğer bir ilişki yaşamsalsa herkes son derece hassas olmak zorundadır” (4).

Kurucu, halef, solun zirvesi, bugünün umudu. Dört kuşakta değişen tek şey cümlenin üslubu: Kabalık gitti, hassasiyet geldi. İçerik aynı: Burada irade bizim değil.

Bunu dört Kıbrıslı liderin ağzından duymak yetmezse, Ankara’nın kendi stratejistinden okuyun. Ahmet Davutoğlu, Stratejik Derinlik‘te Kıbrıs’ı anlatırken şunu yazdı: Adada tek bir Müslüman Türk olmasaydı bile Türkiye’nin bir Kıbrıs meselesi olması gerekirdi; çünkü hiçbir ülke kendi hayat alanının ortasındaki bir adaya kayıtsız kalamaz (5). On üç yıl sonra, Başbakan olarak, Milliyet’e aynı şeyin güncel biçimini söyledi: “marjinal gruplar dışında kimse Türkiye’yi Kıbrıs’ın geleceğini ipotek altına alan ülke olarak görmüyor” (6). Mesele biz değiliz; biz meselenin gerekçesiyiz. İtiraz edenlerimize de “marjinal” deniyor uzunca bir süredir.

6 Aralık’ta bu düzenin Meclisi için bir kez daha oy vermeniz isteniyor. Toplumcu Demokrasi Partisi (TDP) listelerini Meclis’e güven getirme vaadiyle açtı; Mağusa adayı Tacan Reynar, bu yılın Mart’ında Külliye için “Orası bir mücadele alanıdır !” diye yazmıştı (7), kendinden önceki birçok “sol” görüşlü siyasinin dediğini tekrarlayarak. 2018’de Afrika gazetesine saldıranları yargılayıp cübbesini bırakan yargıca da, 2020’de Müdahale Raporu’nu yazan raportöre de saygım var; o rapor bu yazının kaynaklarından biridir (8). Tartıştığım kişi değil, cümledir: Bu Meclis’in bir mücadele alanı olduğu cümlesi. O cümleyi kim söylerse söylesin, cevabım aynı olurdu.

Mücadele alanı… Bu yazı o alanın altmış altı yıllık tapu kaydıdır. Kayda geçsin diye yazıyorum.

Bu yazı altı bölüm halinde, altı hafta boyunca her hafta bir bölüm yayımlanacak. Birinci bölüm Cumhuriyet’in içinde geçen yıllara (1960–1974), ikincisi Federe Devlet dönemine (1975–1983), üçüncüsü KKTC’nin ilk on iki yılına (1984–1996), dördüncüsü 1997’den Annan Planı sonrasına (1997–2005), beşincisi AKP dönemine (2008–2026) ayrıldı; altıncı bölümde sicili dört başlık altında topluyor ve 6 Aralık için ne düşündüğümü söylüyorum. Her bölümün sonunda yalnız o bölümde kullanılan kaynaklar var. Bu dizide, yıl yıl, Ankara’nın seçimlerimize, polisimize ve siyasetçilerimize ne yaptığını; bizim buna nasıl boyun eğdiğimizi; Meclis denen yerin neden hiçbir zaman çözüm yeri olmadığını; ve o Meclis’i seçen sandığın nasıl üretildiğini okuyacaksınız. Dört konu, tek sicil. Kaynaklarım çoğunlukla bu yolu yürüyenlerin kendi kitapları, yazıları ve röportajları; o mücadele alanının kendi tutanakları: Kıbrıs Türk Yönetimi Meclisi’nden bugünkü Cumhuriyet Meclisi’ne kadar kürsüde söylenip kâtiplerin yazdıkları; bir de bu toplumun kendi tarihçileri ve aydınları. Tırnak içine aldığım her cümle kaynağından birebirdir; her cümlenin sonundaki parantez içindeki rakam, yazının sonundaki kaynaklar listesine gider. Gerisi benim özetim. Eksiksiz bir kronoloji hazırladığım iddiasında değilim. Konu hakkında iyi bir özet yapıp yapmadığıma da okuyucu karar verecektir.

Bu yazıda birkaç kez “Son Kale” yazıma döneceğim: 25 Eylül 2026’da Gazeddakibris.com’da yayımlanan “Son Kale: İnsan Düştüğünde Ne Olacak?” (9). Orada anlattıklarımı burada tekrar etmedim; gerektiği yerde oraya referans gönderdim.

Çıkış yolunu bu yazıda tartışmayacağım. Dört yıldır söylediğim çıkışın ayrı bir yazıya ihtiyacı var; o yazı bir teklif olacak. Bu yazı bir teşhistir. Sonunda Kıbrıslıyım deyip o sandığa gitmenin ve oradan bir şey beklemenin neden abes olduğunu göreceksiniz.

Şimdiden iyi okumalar!

Cumhuriyet’in içindeyken: 1960–1974

Ankara’nın müdahalesi 1974’te başlamadı; Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kurulduğu gün de bu vardı. Yönü de hep aynı şeye bağlıydı: Türkiye’nin o günkü çıkarına.

1960. Zürih’te masada tek bir Kıbrıslı yoktu; anayasamızı Ankara ile Atina yazdı, biz imzaladık (10). Rauf Denktaş devlet kurulmadan beş ay önce, Mart 1960’ta, Nihat Erim’in kaydettiği cümleyi söyledi: “Bu devlet nasıl olsa yürümeyecek, buna göre davranalım.” (11). Devletin işlemesini en baştan istemeyen bir liderlik, elimizdeki tek devleti teslim aldı; teslim etmek için. Devletle aynı gün, 16 Ağustos 1960’ta, bir de gazete doğdu: Avukat Ahmet Muzaffer Gürkan ile Ayhan Hikmet’in haftalık Cumhuriyet gazetesi. Dört hafta sonra, 13 Eylül 1960’ta, bu gazetenin başlığı şöyleydi: “Demokratik gelişmeyi önleme teşebbüsleri. Baskıcı çevrelerin Ankara’daki kulis faaliyetleri meydana çıktı.” Haber, “Kıbrıs Türk cemaatinin demokratik gelişmeden mahrum olmasını ve ebediyen tek partili baskı rejimi içinde haksızlığa uğramasını isteyen çevreler”den söz ediyordu (12). Ankara’daki kulis, Cumhuriyet’in dördüncü haftasında Türkçe konuşan Kıbrıslıların basınının manşetindeydi. Aynı gazetenin çevresi 27 Eylül 1960’ta Leymosun’da Kıbrıs Türk Halk Partisi’ni kurdu; Genel Sekreter Ahmet Muzaffer Gürkan’dı (13). Yeni devletin bayrağı için Başpiskopos Makarios ile Dr. Fazıl Küçük uzun tartışmalardan sonra “Ne Yunan mavisi ve haçı, ne de Türk kırmızısı ve ayyıldızını içermeyen” bir bayrakta anlaştı; ulusal marş yoktu, 16 Ağustos 1960 sabahı bayrak ilk kez göndere çekilirken marş yerine Polis Bandosu kısa bir boru havası çaldı (14). Bu bayrağın altında yaşamayı en baştan kabul etmeyen bir liderliğin hikâyesi, o boru sesiyle başlar.

1961. O yıl Ankara Cumhuriyet’in yaşamasını istiyordu. Türkiye’nin ilk büyükelçisi Emin Dırvana, Dr. Fazıl Küçük ile Rauf Denktaş’ı taksim peşinde koşan maceracılar sayıyordu (15); Elçilik, anma programlarındaki şiirlerden taksim ve anavatana bağlılık kelimelerini çıkarttırıyordu (16). Cemaat Meclisi Başkan Yardımcısı Nejdet Ünel 7 Haziran’ı milli gün ilan etmeye kalkışınca Elçilik basın duyurusuyla müdahale etti; Nejdet Ünel istifa ettirildi (16). Liderliğin buna cevabını Kutlu Adalı, öldürülmesinden önce yazdığı yazılardan birinde anlattı: “Bizim Türk liderliği arkasını askere, özellikle de Özel Harp Dairesine dayadığı için Dırvana’yı durmadan kötülüyor ve raporlarla gammazlıyorlardı.” Hükmü de kesindi: “Kıbrıs Devletinin iki-üç yıl içinde yıkılmasının başlıca nedeni Dırvana’nın politikasına ters düşülmesindendi.” (17). Gürkan ile Hikmet’in gazetesi 2 Ocak 1961’de “Kıbrıs Kıbrıslılarındır” başlığıyla çıktı; Kıbrıs’ın iki esaslı toplum tarafından yönetilen bir Cumhuriyet olduğunu, her iki topluluğa “milli irade” tanındığını yazdı (14). Ne yazdıklarını hatırlayın; bir yıl sonra ne olduğuna daha sonra geleceğiz. Emin Dırvana istifa ettiğinde, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin yaşaması için mücadele veren kimse kalmadı (15). Aklınızda kalsın: 1961’de Elçilik Cumhuriyet’ten yana müdahale ediyordu. Müdahale etmeye alışkanlık o günden kaldı; yönü sonra değişti. Dengeyi de yazayım: Temsilciler Meclisi’nde Rumca konuşan tarafın tonu da Cumhuriyet’e hizmet etmiyordu; Vasos Lissaridis 6 Şubat 1961 oturumunda Türk milletvekillerinden “cılız azınlığın aşırı haklarla donatılmış temsilcileri” diye söz etti (18). İki taraf da ortaklığı sevmedi. Ama bu yazı bizim tarafın siciline bakıyor.

1962. Liderliğin o yıl kaleme aldığı, sonradan Glafkos Klerides’in yayımladığı gizli bir belge muhalefet için ne yapılacağını yazıyordu: “Cemaat içinde muhalefet yapmak sevdasında olanlara ‘milli davanın’ ana hatları dikte ettirilmeli; milli davayı baltalayacak şekilde neşriyat ve propaganda yapmaları önlenmelidir.” Ve: “milli bir davanın varlığına inanmıyorlarsa susturulmalıdırlar.” (15). Ahmet Cavit An aynı belgenin bir biçimini başka bir yerden aktarıyor: Ocak 1964’te ele geçen ve Kıbrıs Dışişleri Bakanı Spiros Kiprianu’nun BM Güvenlik Konseyi’nin 18 Şubat 1994 oturumunda okuduğu bir liderlik raporunda şu cümle vardı: “Yazıları ve eylemleri, Rumların gayretlerine hizmet eden Gürkan ile Hikmet durdurulmalıdır ve eğer bu kişiler, ulusal mücadelemizin varlığına inanmıyorlarsa susturulmalıdırlar.” (14). Hükmü tarih verdi. 23 Nisan 1962’de Cumhuriyet’e bağlılığını ilan eden ilk muhalefet partisinin genel sekreteri Ahmet Muzaffer Gürkan ile gazetesinin ortağı Ayhan Hikmet öldürüldü. Öldürüldükleri gün, gazetelerinde Bayraktar Camii’nin bombalanması emrini kimin verdiğini açıklayacaklarını duyurmuşlardı (12). Üç gün sonra Türkiye Büyükelçisi Emin Dırvana Akın gazetesine konuştu (26 Nisan 1962): “Hangi maksatla yapılırsa yapılsın, her türlü tedhişçilik, daima Türk milleti tarafından nefretle karşılanmaktadır.” (19). Elçi cinayeti kınıyordu; kendi liderliğimiz kınamadı. Bu toplumda muhalefetin ilk ve en ağır bedellerinden birini, Cumhuriyet’i savunduğu için avukatlar ödedi. Aynı yılın Kasım’ında Başpiskopos Makarios anayasanın zorluklarını görüşmek için Ankara’ya gitti; “orada anlayış ile karşılanmadı.” (20).

1963. Aralık’tan iki ay önce, 11 Ekim 1963’te, liderliğin gazetesi Halkın Sesi yazıyordu: “Kıbrıslı Rumlar istesin veya istemesin, Kıbrıs bir gün taksim edilecek… O zaman kimin rüya gördüğünü anlayacaklar.” (20). Niyazi Kızılyürek, Rauf Denktaş’ın imzasını taşıyan 12 Ağustos 1963 tarihli bir belgeyi ilk kez yayımladı; belge Makarios’un planını antlaşmaları bozmak ve Kıbrıs’ı önce hükümran bir Rum adası ilan etmek olarak tarif ediyor (18). Yani Aralık’tan önce iki taraf da öbürünün Cumhuriyet’i yıkacağına inanmıştı. Sonra Başpiskopos Makarios on üç maddelik anayasa değişikliği önerisini verdi. Türkçe konuşan Kıbrıslılar cevabını hazırlıyordu. Ahmet Cavit An şunu yazıyor: “6 Aralık 1963 günü toplanan Türkiye Bakanlar Kurulu, daha Kıbrıslı Türkler önerilerle ilgili yanıtlarını hazırlamaya vakit bulmadan, Makarios’un önerilerini reddetti. Türk hükümetinin bu eylemi, Kıbrıs’taki durumun karışmasına yol açtı ve 1963 yılı Noel’inin trajik olaylarıyla sonuçlandı.” (20). Cümleyi bir kez daha okuyun. Kıbrıs Cumhuriyeti’nin ortağı olan toplumun, kendi anayasası hakkındaki cevabı, o toplum daha ağzını açmadan Ankara’da verildi. Rumca konuşan Kıbrıslıların payını Kutlu Adalı yazmış: “Şimdi bunda Rumlar suçlu mu değil mi? Hiç kuşkusuz, onlar da Türkler kadar suçlu.” (17). Onlar da; biz de. Ama bizim cevabımızı biz vermedik.

1964–1965. Aralık 1963’ten sonra memurlarımız Cumhuriyet’in kurumlarından çekildi. Dönüş adada konuşuldu, çağrıldı, hatta karara bağlandı. Başhakim Zekâ Bey Aralık 1964’te not düştü: Rum makamları Türk memurların mahkemelere dönmesine izin vermişti, dönmek isteyenlerin bir kısmına da Türkler tarafından izin verilmemişti (21). Derviş Ali Kavazoğlu Nisan 1965’te Türklerle Rumların birlikte bir eve dönüş kampanyası açmasını istedi (22); 11 Nisan 1965’te sendikacı arkadaşı Kostas Mişauli ile birlikte öldürüldü (23). “1958 yılında ‘solcu avına’ çıkan TMT, son olarak 1965 yılında sendikacı Derviş Ali Kavazoğlu’nu öldürmüştü.” (18). Derviş Ali Kavazoğlu barış istemenin bedelini hayatıyla ödedi.

1967. Rauf Denktaş’ın Hatıraları’nda Osman Örek’e yazdığı mektup, Dr. Fazıl Küçük ile Osman Örek’in yönetimi göçmenlerin köylerine, memurların işlerine dönmesi için karar aldığında ne olduğunu anlatır: “Bu kararı elçilik kabul etmemiş. Böyle şey asla olmaz demiş.” Aynı yıl Dışişleri Bakanı İhsan Sabri Çağlayangil liderliğe, yine Rauf Denktaş’ın aktardığına göre, çizgiyi çizdi: “Türkiye’nin bir Kıbrıs siyaseti vardır. Bunun dışında bir Kıbrıs siyaseti yoktur. Türkiye’ye rağmen siz, Dr. Şemsi Kazım ve Kenan bey bir siyaset tatbik edemezsiniz.” (24). Devletimize dönmemizi 1967’de yasaklayan Rumca konuşan Kıbrıslılar değil, Türkiye Büyükelçiliği’ydi. Bunu kendi liderimiz yazdı. Liderimizin aynı yıl kime ne yazdığını da Niyazi Kızılyürek buldu: Rauf Denktaş, “Özel Harp Dairesi başkanına yazdığı 21 Eylül 1967 tarihli bir mektupta Kıbrıs’ta ‘Rumlara boyun eğmeyecek bir güçte olduğumuzu hissettirmek için zaman zaman çıkışlar yapılmasını’ öneriyordu.” (18). Bir Kıbrıslı lider, Ankara’daki askerî daireye, adada zaman zaman çıkış yapılmasını kendisi öneriyor. Müdahaleyi yalnız Ankara istemedi; biz de davet ettik. Ve bu da aynen bugünlere dek sürdü…

1968. Toplumlararası görüşmelerde masada oturan Rauf Denktaş, Büyükelçi (Vali) Ercüment Yavuzalp’in anlatımıyla, Ankara’ya sormadan kendisine verilen metinlerde bir kelimelik değişiklik bile yapamıyordu (15). Müzakerecimiz Ankara’nın kalemiydi. Bunlar benim iddialarım değil, yazılı tarihimiz.

1970. Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) seçimden önce kurulamadı; Ankara kuruluşu seçim sonrasına bıraktırdı. Dışişleri heyetinin başkanı Adnan Bulak’ın gerekçesi, partiyle seçime girilirse “Rauf Denktaş ve arkadaşlarına büyük bir haksızlık olacakmış…” (25). Aday listelerini kim yaptı? Yönetimin üyelerinden Dr. Burhan Nalbantoğlu: “Denktaş, seçimlerde aday olacakların listesini hazırlama görevini bana verdi. Hazırladım ve onaylattım.” (16). Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası çerçevesinde yapılan bir seçimde, bizim tarafın listesi tek elden hazırlanıp onaylatılıyordu. Onaylatıldığı yer bellidir.

1971. Rauf Denktaş kendisi söyledi: “Türkiye bana ‘bu anlaşmayı imzala’ derse imzalarım.” (16). Bizim adımıza masaya oturan adam, imzasının kime ait olduğunu açıkça söylüyordu. Parayı kimin verdiğini ve nereye gittiğini de o yıl Türkiye’den bir gazeteci yazdı; İlhan Selçuk, Cumhuriyet, 31 Ocak 1971: “Ankara’dan Kıbrıs’a giden iktisadi yardımın ne biçimde kullanıldığını denetlemek olanaksızdır…” Ve: “Üçkağıtçıların çıkarcılığı kalıplı fes gibi Ankara’dan Kıbrıs’a giydirilmektedir…” (23). Kalıplı fes. 1971’de bir Türkiyeli yazarın bulduğu bu imgeyi, bu yazının daha ilerleyen bölümlerinde, 2010’da bir Türkiye başbakanının maaş sorusunda yeniden göreceksiniz.

1972. Muhalif YARIN gazetesi için Bayraktar Yardımcısı’nın koyduğu ölçü: “Gazetenin 16’da biri sizin gerisi bizim.” Kıbrıs Türk Öğretmenler Sendikası’nın genel kurulu silahlı adamların gözü önünde yapıldı; delegeler gizli oyun arkasına sığınıp yönetimi yine seçti (16). Türk subayı Türkçe gazetenin sayfalarını paylaştırıyordu. Aynı yılın 11 Şubat’ında Kıbrıs Türk Yönetimi Meclisi’nde görüşülen bir kredi düzenlemesinin kamu iktisadi teşekküllerinin kredilerine ilişkin 27. maddesi, kâtibin okuduğu metinde kredilerin şartlarının “Yürütme Kurulu kararları ve Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçiliği talimatları nazara alınarak tesbit olunur” diyordu. Üyelerden Ekrem Avcıoğlu’nun tutanağa geçen tek itirazı kelimeyeydi: “nazarı itibara alınarak” densin; Başkan “dikkate alınarak” biçimini kabul etti (26). Elçiliğin talimatı mevzuata yazılıyordu; Meclis, kelimesini tartışıyordu. Mücadele alanının 1972’deki hali budur.

1973. Cumhurbaşkanı Yardımcılığı seçimi. Özker Yaşın yazıyor: “1973’de yapılacak seçimde Türkiye Rauf Denktaş’ı Cumhurbaşkanı Yardımcısı yapmaya karar verdi.” Karşısındaki aday Ahmet Mithat Berberoğlu Bayraktarlık’ın baskısıyla çekildi; seçim yapılmadı (27). Özker Yaşın’a göre Rauf Denktaş’ın seçim masrafları için Türkiye Hükümeti’nin örtülü ödeneğinden on yedi bin Kıbrıs Lirası ayrılmıştı; “Denktaş inkar etmedi.” (25). Aynı yıl CTP’nin bir bülteni, Ahmet Mithat Berberoğlu’nun Ankara’da verdiği demeci yayımladığı için yönetime karşı nefret uyandırma suçu sayıldı; parti başkanı ile genel sekreteri hapse girdi (27).

1974. Mart’ta Arif Hasan Tahsin tutuklandı. Nasıl olduğu yazılı: Rauf Denktaş konuşmaları gizlice kaydettirmiş, bandı Bayraktar’a vermiş; “Arif Hoca Bayraktarlığın talebi ile tutuklanır ve hapse atılır.” (18). Haziran’da iki asker ve bir sivilden kurulu bir askerî mahkeme onu anavatana hakaretten üç ay hapse mahkûm etti. Savcının mahkemede söylediğini Arif Hasan Tahsin yazdı: “Kraliçe yerinde, bugün Türkiye’dir” (16). Sömürge idaresi gitmiş, yerine kim gelmişti, savcı söylüyordu. Aynı yaz Dışişleri Bakanı Turan Güneş Büyükelçi’yi şöyle anıyordu: “orada benim valim vardır” (15). Bu söz 20 Temmuz’dan öncedir (28). Vali, harekâttan önce de oradaydı. Harekât valiyi getirmedi; valinin adasına geldi.

Sonra 20 Temmuz geldi. Başbakan Bülent Ecevit o gün “Türk Silahlı Kuvvetleri ateş açılmadıkça, ateş etmeyeceklerdir. Savaş için değil, barış için Kıbrıs’tadırlar.” dedi (23). Rauf Denktaş o sabah radyoda harekâtın “Kıbrıs’ın bağımsızlığını, ülke bütünlüğünü ve güvenliğini yeniden tesis etmek için” yapıldığını söyledi (15); Ankara’nın hükümet sözcüsü amacın “anayasanın temel maddeleriyle ihdas edilmiş düzeni yeniden ihya etmektir” dedi (29). Yirmi gün sonra Cenevre’de Glafkos Klerides o düzeni masaya koydu: “Biz, 1960 Anayasasının öngördüğü esaslar çerçevesinde, Türk ve Rumlardan oluşacak bir hükümet kurmaya hazırız.” Rauf Denktaş’ın cevabı: “Gerisi hayaldir. 1960 Anayasasına dönüş gibi…” (29). Harekâtın ilan edilen gerekçesi yirmi günde hayale dönüştü. 16 Ağustos’ta adanın yüzde otuz yedisi denetim altındaydı; “söylenenler ile sonradan gerçekleştirilenler arasındaki çelişkiler ortadadır.” (23). Çünkü Ankara’nın hesabı değişmişti; bizim irademiz hiçbir zaman hesaba dahil değildi.


KAYNAKLAR (1. Bölüm)

Metin içindeki parantezli rakamlar bu listeye gider. Kitaplarda sayfa, tutanaklarda birleşim tarihi metinde verildi. Gazete ve internet kaynaklarında erişim tarihi ya da hangi kaynaktan aktarıldığı yazılı. Yabancı dildeki kaynaklar metinde Türkçe çeviriyle verildi; asılları burada.

(1) Özker Yaşın, Nevzat ve Ben, Cilt 2, s. 65 (Reuters muhabiri Şahe Gübenliyan’ın ve Yaşın’ın tanıklığı). Aynı söz: Niyazi Kızılyürek, Doğmamış Bir Devletin Tarihi, s. 233.

(2) Özker Özgür, Kıbrıs’ta Demokrasi Bunalımları, Lefkoşa, 1992 (s. 97, 38, 174, 263–264, 102, 264, 290–291, 327, 310, 316, 188, 113, 226).

(3) Mehmet Ali Talat’ın demeci, Kıbrıs gazetesi, 24 Mart 2005; aktaran Ahmet Cavit An, can-kibrisim.blogspot.com/2017/02/arsivlerden-yok-olusu.html (erişim 17–18 Ekim 2026).

(4) Tufan Erhürman’ın Ali Baturay ve Ergül Ernur’a röportajı, “Türkiye’nin istemediği bir şeyi ona dayatacak yetkimiz ve gücümüz yok”, Kıbrıs gazetesi, 15 Haziran 2019, kibrisgazetesi.com/trkiyenin-istemedii-bir-eyi-ona-dayatacak-yetkimiz-ve-gcmz-yok/ (erişim 25 Ekim 2026).

(5) Ahmet Davutoğlu, Stratejik Derinlik: Türkiye’nin Uluslararası Konumu, Küre Yayınları, İstanbul, 2001, s. 178–179.

(6) Ahmet Davutoğlu’nun Ali Özcan’a demeci, Milliyet, 23 Eylül 2014; aktaran Niyazi Kızılyürek, Kayıp Özne (28 Eylül 2014 tarihli yazı), bkz. (33).

(7) Tacan Reynar, Facebook paylaşımı, 30 Mart 2026.

(8) Tacan Reynar, Mine Yücel, Abdullah Korkmazhan, Orhan Erönen, Mine Atlı, Derya Beyatlı, 2020 Cumhurbaşkanlığı Seçimlerine Müdahale Raporu, Lefkoşa, 2021 (s. 6, 8–9, 21).

(9) Mustafa Billur, “Son Kale: İnsan Düştüğünde Ne Olacak?”, Gazeddakibris.com, 25 Eylül 2026.

(10) Daniel Dommel, Cyprus 1959–1960: An Unfinished Story, s. 20.

(11) Nihat Erim, Bildiğim ve Gördüğüm Ölçüler İçinde Kıbrıs, Ankara, 1975, s. 140; aktaran Ahmet Cavit An, can-kibrisim.blogspot.com/2014/12/aralik-1963-olaylarinin-35-yildonumu.html (erişim 17–18 Ekim 2026).

(12) Ahmet Cavit An, TMT’nin Kurbanları, Lefkoşa (s. 14, 33, 69, 83, 85).

(13) Ahmet Cavit An, Kıbrıslı Türklerin Siyasal Tarihi (1930–1960), Lefkoşa (s. 348).

(14) Ahmet Cavit An, Kıbrıslılık Bilincinin Geliştirilmesi, Lefkoşa (s. 27, 28, 29, 51, 59, 61).

(15) Niyazi Kızılyürek, Doğmamış Bir Devletin Tarihi: Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti, İletişim, İstanbul, 2005 (s. 43–45, 81, 236, 241, 243, 252, 256, 260, 262, 264–265, 267, 301, 386, 387).

(16) Arif Hasan Tahsin, Aynı Yolu Yürüyenler Farklı Yerlere Varamazlar, Cilt 1 ve Cilt 2, Lefkoşa (Cilt 1: s. 78, 108–153, 206–207, 229, 290–291, 324–329; Cilt 2: s. 360, 463–464, 596–597, 621, 647, 658, 665, 711–712).

(17) Kutlu Adalı, Aklın Silahı Barıştır, Lefkoşa (s. 36, 40, 58–59).

(18) Niyazi Kızılyürek, Bir Hınç ve Şiddet Tarihi: Kıbrıs’ta Statü Kavgası ve Etnik Çatışma, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, 2016 (s. 154, 166, 219, 243, 282, 283, 295, 300).

(19) Emin Dırvana’nın demeci, Akın gazetesi, 26 Nisan 1962; aktaran Ahmet Cavit An, Kıbrıs’ta Fırtınalı Yıllar (1942–1962), Lefkoşa.

(20) Ahmet Cavit An, Kıbrıs: Taksim mi Federalleşme mi?, Lefkoşa (s. 22, 42, 63).

(21) Başhakim Zekâ, anılar (2002), s. 156; aktaran Ahmet Cavit An, can-kibrisim.blogspot.com/2014/03/mzeka-beyin-engellenen-cumhurbaskanligi.html (erişim 17–18 Ekim 2026).

(22) Derviş Ali Kavazoğlu’nun Yeni Çağ dergisindeki yazısı, Nisan 1965; aktaran Ahmet Cavit An, can-kibrisim.blogspot.com/2014/04/tkpye-ait-yeni-cag-dergisindeki.html (erişim 17–18 Ekim 2026).

(23) Ahmet Cavit An, Kıbrıs Nereye Gidiyor, Everest, İstanbul, 2002 (gazete aktarımları: Cumhuriyet 31 Ocak 1971; Yeni Düzen 23 Temmuz 1993 ve 4 Ağustos 2000; Ortam 21 Aralık 1996; Kıbrıs 13 Temmuz 1998, 15 ve 22 Aralık 1998, 7 Ekim 1999, 1 Kasım 2000, 6 Şubat 2001; Cumhuriyet 24 Nisan 1986; COMAR anketi; Hakkı Atun ve DPÖ rakamları, s. 318–321).

(24) Rauf Denktaş, Rauf Denktaş’ın Hatıraları, Cilt 4, s. 37 ve 150; aktaran Ahmet Cavit An, can-kibrisim.blogspot.com/2013/11/rauf-denktasin-hatiralarindan.html (erişim 17–18 Ekim 2026).

(25) Özker Yaşın, Nevzat ve Ben, Cilt 3 (s. 686, 788, 793).

(26) Kıbrıs Türk Yönetimi Meclisi tutanağı, 11 Şubat 1972 (evrakcm.gov.ct.tr, KTGY-B13, s. 64; erişim 20 Ekim 2026).

(27) Sami Özuslu, Ahmet Mithat Berberoğlu: Ankara’ya Kafa Tutan Adam – Persona Non Grata, Lefkoşa (s. 39; Ek-3, Yüksek Mahkeme kararı, 1 Eylül 1973).

(28) Arif Hasan Tahsin, Geçmişi Unutmadan Geleceğe Bakmak, Lefkoşa, s. 69.

(29) Mehmet Ali Birand, 30 Sıcak Gün, Milliyet Yayınları, İstanbul (s. 330, 413, 416).

Etiketler: ankarafazıl küçükkıbrısKıbrıs Tarihirauf denktaştmttürkiyevesayet
KONUK YAZAR

KONUK YAZAR

Gazedda'ya konuk olarak yazan ve/veya yazıları başka mecralarda yayınlanan yazarlar.

 “Son Kale İnsan” Düştüğünde Ne Olacak?
Konuk Yazar

 “Son Kale İnsan” Düştüğünde Ne Olacak?

KONUK YAZAR
25 Eylül 2026
Kaybolanları Ararken Kaybolmak
Konuk Yazar

Kaybolanları Ararken Kaybolmak

KONUK YAZAR
24 Ağustos 2026
Tasos ile Solomos’un Öldürüldüğü Yaz Çok Utandım!
Konuk Yazar

Tasos ile Solomos’un Öldürüldüğü Yaz Çok Utandım!

Gazedda
20 Ağustos 2026
Köyümün Yaz Aylarını Özledim 
Konuk Yazar

Köyümün Yaz Aylarını Özledim 

KONUK YAZAR
29 Temmuz 2026
Devam Et
Gazedda

© 2026 Gazedda - Copyleft

  • Künye
  • Dayanışma
  • İletişim
  • Gizlilik Politikası

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

Bulamadık
Tümünü Gör
  • ANA SAYFA
  • YAZARLAR
    • GAZEDDA YAZARLARI
    • GÜNEYDEN YAZARLAR
      • PENNA
    • DÜNYADAN YAZARLAR
      • PROJECT SYNDICATE
    • EDİTORYAL KOLEKTİF
  • SÖYLEŞİ
  • BELLEK & TARİH
    • YERİN HAFIZASI
  • TÜM İÇERİK
    • HABER ARŞİVİ
      • KIBRIS
      • DÜNYA
      • KORONAVİRÜS
    • MULTİMEDYA ARŞİVİ
      • GAZEDDAPOD
      • GAZEDDAWEBTV

© 2026 Gazedda - Copyleft