Hristos Purgurides | Politis
Siyasi liderlerin Ulusal Konsey toplantısının ardından yaptıkları açıklamalar, uzlaşmaya dayalı bir çözüme götürecek cesur kararlar alma yönünde siyasi irade bulunmadığı konusunda bende hiçbir kuşku bırakmıyor.
Devlet, her toplumun temelidir. Bizim devletimiz ise görece yenidir. Kuruluşunda, yüzyıllara dayanan geçmişe sahip başka devletlerin deneyimlerinden yararlanma ve onların iyi yanlarını örnek alma imkânı vardı. Bunu yapmadı. Böylece zamanla, onu “başarısız devletler” kategorisine sokan patolojiler baş gösterdi.
Devletin patolojileri
Devletin patolojileri üzerine başlı başına bir kitap yazılabilir. En önemlilerinden saydığım birkaçına örnek olarak değineceğim: Parti çıkarları ve başka nedenlerle özel çıkarları kayırıyor; kendi bünyesinde rekabeti ve topluma karşı hesap verebilirliği teşvik etmiyor; kendi yasalarını sistematik biçimde kendisi ihlal ediyor; kamu, yapılarıyla birlikte bir yolsuzluk odağı oluşturuyor.
Devletin 1960’taki ilk yıllarında AKEL dışında örgütlü siyasi partiler yoktu. İlk Cumhurbaşkanının son derece güçlü olması, siyasi istikrarın sağlanması ve örnek gösterilecek kurumların oluşturulması açısından önemli bir potansiyel taşıyordu. Ne yazık ki kilit görevlere EOKA mücadelecilerinin getirilmesi anlayışı hâkim oldu. Sonuçlar malum.
Partiler ve Kıbrıs sorunu
Ardından siyasi partiler kuruldu. Hepsi kişi merkezli ve lider odaklıydı. Parti adlarından çok liderlerinin adlarıyla tanınıyorlardı. Makarios’un 1977’deki ölümünün ardından partiler, işgalin yarattığı devasa sorunlarla ve Kıbrıs sorunuyla baş etmek zorunda kaldı.
İçeride durumu halkın özverisi ve çalışkanlığı kurtardı. Kıbrıs sorununda ise Makarios’un ölümünden sonraki ilk yıllara, Spyros Kyprianou’nun 11 yıllık iktidarı damgasını vurdu. Bu dönem, Makarios’un bıraktığı mirasa ve uzun soluklu mücadeleye bağlılığıyla öne çıktı.
Bu arada işgal altındaki bölgelere yerleşimci kervanları gelmeye başladı; bu da Kıbrıs sorununun çözümünü yıldan yıla daha da zorlaştıracaktı. Ve nihayet 2026’ya geldik. Ne istediğimizi bilmeden açık denizde seyretmeye devam ediyoruz; siyasi kadrolar ise karşı karşıya olduğumuz meydan okumalarla baş edebilmek için gerekli yeteneklerden ve çağdaş anlayışlardan hâlâ yoksun.
Ulusal Konsey sonrası açıklamalar
Hafta ortasında yapılan Ulusal Konsey toplantısının ardından siyasi liderlerin açıklamalarını okudum. 1980’lerdeki siyasi liderlerin açıklamalarını hatırladım. 2026’da da kritik bir dönemeçte olmaya, önümüzde önemli ziyaretler bulunmasına ve Türk uzlaşmazlığına dair türlü söylemler duymaya devam ediyoruz.
Çıkmazın özüne ilişkin tek kelime yok. Kendi tarafımızın sorumlulukları konusunda ise mutlak bir sessizlik var.
Mitler ve kalıplaşmış tutumlar
Siyasi liderliğimizin büyük çoğunluğu mitleri beslemeyi sürdürüyor ve bildik katı tutumlarını terk etmeyi inatla reddediyor. Kıbrıs sorununun çözülememesinde kendi tarafımızın taşıdığı büyük sorumluluğu görmeyi reddederek olayları çarpıtmaya devam ediyor.
Kendi uzlaşmazlığımızın önemli örneklerinden biri, yalnızca tek bir örnek verecek olursam, siyasi eşitlik konusundaki tutumumuzdur. Birleşmiş Milletler, BM kararlarında “siyasi eşitlik” terimiyle neyin kastedildiğini bize defalarca ve açıkça söyledi.
Bizim tarafımızda Anastasiadis, Christodoulides ve DİSİ Başkanı da dâhil olmak üzere siyasi liderliğin büyük bölümü, söz konusu ikilinin yaptığı yorumla hemfikir görünüyor. Kendi yorumumuzda ve tutumumuzda ısrar ettiğimiz sürece görüşme ihtimali yok.
Üstelik söz konusu siyasi liderlerden hiçbiri, RİK yöneticilerine Kıbrıslı Türklerin liderinin, kim olursa olsun, “işgal lideri” olmadığını söylemeye dahi cesaret edemiyor. O, Kıbrıs Cumhuriyeti’ndeki ortaklarımızın lideridir. Kurmayı amaçladığımız Federal Kıbrıs Cumhuriyeti’nde de ortaklarımızın lideridir.
Bu siyasi liderliğin, Anastasiadis’in “sıfır asker – sıfır garanti” doktrinini benimsediği açık. Bu doktrin, Kıbrıs’ın yeniden birleşmesine yönelik görüşmeleri uçuruma sürükledi; kalıcı taksim ihtimali de hiç olmadığı kadar kesinliğe yaklaşmış durumda.
Siyasi liderlerin Ulusal Konsey toplantısının ardından yaptıkları açıklamalar, uzlaşmaya dayalı bir çözüme götürecek cesur kararlar alma yönünde siyasi irade bulunmadığı konusunda bende hiçbir kuşku bırakmıyor.
Başta Nikos Christodoulides olmak üzere bu siyasi liderlik, çıtayı aşırı yüksek ve hiç de gerçekçi olmayan bir noktaya koyuyor. “Sıfır toplamlı” koşullarda ısrar ederek, olumlu bir sonuca ulaşma ihtimali taşıyan görüşmelerin başlamasına dahi alan bırakmıyor.
Fidiyas Panayotu
Sonuçta Ulusal Konsey toplantısının ardından en düşündürücü açıklamayı Fidias Panayiotou yaptı:
“Christodoulides bunca yıldır çözmedi, şimdi mi çözecek!”
Etnosentrizm (Ethnocentrism) adlı kitabın yazarları, etnosentrizm sendromunun 23 yönünü sıralıyor. Bunların arasında şunlar da var: Kendimizi erdemli ve üstün, başkalarını ise hor görülmeye layık, ahlaksız ve aşağı görürüz; kendi değer ölçülerimizi evrensel kabul ederiz; kendi güçlüklerimizi başkalarına yükleriz; onlara güvenmez, onlardan nefret eder ve onlardan korkarız. Onlarla silahlı bir çatışma yaşandığında ise onları öldürmeyi bir erdem ve cesaret göstergesi sayarız.
Sizce yazarların aklında kimler vardı?
Hristos Purgurides, Kıbrıslı hukukçu ve siyasetçidir. 1945’te Limasol kazasına bağlı Monyatis’te doğdu. Londra’da hukuk eğitimi aldı ve avukatlık yaptı. Demokratik Seferberlik (DİSİ) saflarında 1991-2012 yılları arasında dört dönem milletvekilliği yaptı; Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi’nde görev aldı ve insan hakları alanındaki çalışmalarıyla öne çıktı. Siyasi ve toplumsal konularda uzun yıllardır yazılar kaleme almaktadır.




