“Gel da, Lema abandır abamm!” dedi.
Tanımazdı bizi.
Dört gençtik. Üç erkek, bir kadın.
Girdik içeri.
Sanki aylardır bizi beklerdi.
Evinden kavun hellim yemeden gomadı bizi dışarı.
“Yemezsanız anlatmam,” dedi.
Sonra başladı anlatmaya…
Kocası Mehmet’i anlattı. Çok güldük…

—
Süleyman dayı arkadaşları ile gavede otururdu.
Bizi gavenin önünde görür görmez, sanki torunlarına seslenir gibi seslendi:
“Ma naparsınız olan buraşta?”
“Komik hikâyeler toplarık,” dedik.
“Gelin, gavecik ısmarlayayım. Soluklanın, da sıcaktır,” dedi.
Zaman var soluklanmak için sıcak gave içmemiştim.
İçtik.
Konu konuyu açtı.
Sonradan anladık…
İlk kurulan cümlenin tercümesi şuydu:
“Benim de anlatacak birkaç komik anım var.”
Manilernan başladı.
Daha birçok konuya değinerek av hikâyeleriynan bitirdi Süleyman dayı.
Tek soru.
Kırk dakikalık monolog.
—

Ayşe aba bizi pencereden gördü.
“Naparsınız ya gençler? İlk defa görürüm sizi buralarda. Kimlerdensiniz?” dedi.
Ne yaptığımızı anlattık.
“Macun yaptım. Gelin, macuncuk goyayım size,” dedi.
Sonra ekledi:
“Hem belki benda anlatırım. Ama benimkiler müstehcen hikâyelerdir haaa…”
Belden aşağa….
Hem da yokuş aşağıya…
Yakında video olarak paylaşacayık Ayşelinin anlattığı Fatmalının hikâyesini.
Kahkahalara boğulacaksınız.

—
Herkesin anlatacak komik bir şeyi varmış.
Belki de mesele buydu.
Belki yıllardır aradığımız şey, sandığımız kadar uzakta değildi.
Bir kapının eşiğinde…
Bir pencerenin arkasında…
Bir gave masasında…
Bir macun tabağının yanında…
İnsanın kendi köylüsüne kapısını açık tutması başka bir şeydir, insanin kalbini yoldan geçene açık tutmasından.
Hani artık kapılarımız eskisi gibi sonuna kadar açık değil ya…
Pencerelerimiz de kapalı hani…
Ama toplumumuzun kalbi hala açık.
Kimisi gave de gave ısmarladı.
Kimisi pencereden evine çağırıp yaptığı macunundan ikram etti.
Kimisi “komik hikâye anlatacağım” diye bizi evine aldı; torunlarına yaptıramadığı işleri yaptırdı.
Yaptırtırkende güldürtü.
Win win der ingiliz.
Kazan kazan.
Ben işini göreyim, senda güldür beni.
Win win gardaş, win win.
Herkesin herkese anlatacak bir hikâyesi var.
Kiminin hikâyesi Mehmet’tir.
Kiminin dedesinin nenesine söylediği manisi.
Kiminin av macerası.
Kiminin müstehcen bir anısı.
Kiminin de yıllardır kimseye anlatmadığı, anlatınca herkesin güleceği bir hatırası…
Ne öğrendiniz diye sorarsanız, Her şeye rağmen bu toplum şen, her şeye rağmen bu toplum şakrak.
Biz de bu hikâyeleri kaybolmadan toplamak istiyoruz.
Gelecek nesillere gülüşümüzü bırakmak istiyoruz.
Çünkü bir toplumun hafızası sadece acılarından oluşmaz.
Kahkahaları da vardır.
Şakaları da.
Manileri de.
Gavede anlattığı hikâyeleri de.
Pencereden uzatıp ikram ettiği macunu da…
Biz bu hikâyeleri hem hayatın içinde topluyor, hem sosyal medyadan sizinle paylaşıyoruz.
Birlikte gülelim.
Birbirimizin hikâyesini dinleyelim.
Birbirimizi yeniden hatırlayalım.
Kahkahada…
Barışta…
Sevgide…
Ve pozitiflikte birleşelim.
Çünkü belki de birbirimize sandığımızdan daha yakınız.
Bazen bir “Gel da!” kadar…
Cuma ve cumartesi Rüstem Kitabevi’nde düzenleyeceğimiz komedi festivaline hepinizi bekleriz.
Gelin.
Biraz gülelim.
Biraz dinleyelim.
Biraz da bu toplumun şakraklığını geleceğe bırakalım. ❤️





