• Künye
  • Dayanışma
  • İletişim
  • Gizlilik Politikası
Pazar, Eylül 20, 2026
Bulamadık
Tümünü Gör
Gazedda
24 °c
Vizakia
25 ° Pts
25 ° Sal
  • ANA SAYFA
  • YAZARLAR
    • GAZEDDA YAZARLARI
    • GÜNEYDEN YAZARLAR
      • PENNA
    • DÜNYADAN YAZARLAR
      • PROJECT SYNDICATE
    • EDİTORYAL KOLEKTİF
  • SÖYLEŞİ
  • BELLEK & TARİH
    • YERİN HAFIZASI
  • TÜM İÇERİK
    • HABER ARŞİVİ
      • KIBRIS
      • DÜNYA
      • KORONAVİRÜS
    • MULTİMEDYA ARŞİVİ
      • GAZEDDAPOD
      • GAZEDDAWEBTV
  • ANA SAYFA
  • YAZARLAR
    • GAZEDDA YAZARLARI
    • GÜNEYDEN YAZARLAR
      • PENNA
    • DÜNYADAN YAZARLAR
      • PROJECT SYNDICATE
    • EDİTORYAL KOLEKTİF
  • SÖYLEŞİ
  • BELLEK & TARİH
    • YERİN HAFIZASI
  • TÜM İÇERİK
    • HABER ARŞİVİ
      • KIBRIS
      • DÜNYA
      • KORONAVİRÜS
    • MULTİMEDYA ARŞİVİ
      • GAZEDDAPOD
      • GAZEDDAWEBTV
Bulamadık
Tümünü Gör
Gazedda
Bulamadık
Tümünü Gör

“Bir Şatonun Gölgesinde Yaşamak…”

Filiz Uzun, Annecy Gölü kıyısındaki Menthon-Saint-Bernard’ı; bin yıllık şatosu, Alp manzaraları, sakin gündelik yaşamı, kasaba kültürü ve belleğinde iz bırakan kişisel deneyimleriyle anlatıyor.

Filiz Uzun Filiz Uzun
20 Eylül 2026
Okuma Süresi: 18 dk
A A
0
https://bsky.app/profile/gazeddakibris.bsky.socialhttps://www.threads.net/@gazeddakibris

MENTHON-SAİNT-BERNARD

Bu hafta gezdiğim, gördüğüm bir başka ülkenin seyahat yazı dizisine başlıyorum. Fransa. Eminim çoğunuz Fransa’ya seyahat etmişsinizdir. Elbette her seyahatte hepimiz farklı farklı deneyimler ediniriz. Kimileri tur rehberleri ile, kimileri kendi başına, kimileri de bazen o ülkede yaşayan insanların rehberliğinde gezer şehirleri. Bir şehri o ülkenin insanıyla gezmek o ülke hakkında çok daha fazla gerçek bilgiye sahip olmanızı sağlar. Ancak tek başına gezmenin, yeni bir ülkeyi keşfetmenin keyfi de çok başkadır bana göre. 

Fransa çok farklı bir seyahat oldu benim için. Biraz Helin ile biraz çocukluğu oralarda geçen bir arkadaşı ile biraz da tek başıma gezdim Fransa’nın bazı şehirlerini. Fransa benim için rüya gibi bir seyahatti. 

Bu seyahatimi geçtiğimiz Kasım-Aralık ayında gerçekleştirmiştim. Helin’in lisans eğitimini tamamladıktan sonra Yüksek Lisans eğitimine başlayana kadar birkaç ay boşu vardı.  Fransızcasını ilerletmek, birazda farklı bir ülkeyi deneyimlemek  için Fransa’da kurs yapmaya gitmişti ekim ayında. Ben de Kasım ayında onu ziyarete gitmiştim. İki hafta kaldım oralarda. Fransa’nın görülebilecek en güzel ve farklı bölgesini seçmişti Helin. Hazır kalacak ev, gezdirecek olan da varken bu fırsat kaçmazdı. 

Helin Fransa’nın bu şehrinde kalmaya karar vermeden önce Fransa’nın güneyini gezmişti ve Annecy’ye bayılıp burada bir süre kalmaya karar kılmıştı. Ne yalan söyleyeyim Fransa’da birçok şehri duysam da Annecy’yi hiç duymamıştım. Sanırım çoğunuz da duymamıştır. Bir Paris kadar meşhur bir şehir değil. Ama gidince birçok yönüyle Paris’i bile geçecek bir şehir bana göre Annecy. 

Fransa ne yıllardır gittiğim ve çoğu şehrini gezdiğim Almanya’ya ne gezip gördüğüm diğer ülkelerin hiç birine benzemeyen bir ülke. Ne şehirleri ne de insanları. Özellikle Annecy beni şaşkına uğratan bir şehir oldu gezdiğim şehirler arasında. 

ANNECY;  Fransa’nın güneydoğusunda, Alp dağlarının eteklerinde ve İsviçre sınırına yakın konumda bulunan, gölü ve tarihi dokusuyla Avrupa’nın en güzel küçük şehirlerinden biri. Özellikle Annecy Gölü, kanalları, renkli eski evleri, masallardan fırlamış şehir merkezi ve dağ manzaraları nedeniyle çok özel bir yer. Hatta Annecy “Alpler’in Venedik’i” olarak tanımlanıyor. 

Annecy’ye gitmek için ya Lyon-Saint Exupery Havalimanına ya da Cenevre Havalimanına uçmanız gerekiyor. Annecy Lyon arası 1 saat, Cenevre ise 30 dakika. Bu yüzden Cenevre’ye uçmayı tercih ettim.  

Helin Annecy’ye 15-20 dakikalık mesafede Menthon adındaki bir kasabada kalıyordu. Esas adı Menthon-Saint-Bernard. Annecy Gölü’nün doğu kıyısında, Annecy’den yaklaşık 9 km uzaklıkta, göl–dağ–şato manzarasıyla öne çıkan çok güzel bir kasaba. 

Bu haftaki seyahat yazımda size beni inanılmaz etkileyen ve çok keyif aldığım küçücük ama tarihçesi sayfalara sığmayacak kadar eskilere dayanan Menthon-Saint-Bernard’ı anlatmak istiyorum sizlere. 

Menthon-Saint-Bernard bir kasaba olarak tanımlansa da bana göre bir şehir kadar gezilecek yerleri, çok önemli bir tarihçesi ve huzurla  tatil yapabileceğiniz bir tatil beldesi. 

MENTHON-SAİNT-BERNARD: Gölü ve göl kenarındaki yürüyüş alanları, Alp dağlarının en iyi göründüğü manzarası, köyün içinde özgür dolaşan atları, Şatosu, samimi ve çok nezih zengin ama bir o kadar da sade ve gösterişsiz insanları, uçsuz bucaksız yeşil alanları ile beni büyüleyen bir kasaba oldu. Köyün tarihini hem Helin’den hem de araştırdıklarımdan öğrendikçe inanılmaz bir etki bıraktı bende. 

MENTHON-SAİNT-BERNARD’IN TARİHİNE YOLCULUK

Menthon-Saint-Bernard; sakin görüntüsünün arkasında Roma dönemine, Ortaçağ’a ve yüzyıllar boyunca bölgede etkili olmuş Menthon ailesine uzanan oldukça zengin bir geçmiş var. 

Bölge, Roma İmparatorluğu’ndan önce Allobroges adı verilen Kelt kökenli toplulukların yaşadığı coğrafyanın içindeydi. Roma döneminde Torino–Cenevre yönündeki ticaret ve ulaşım ağları bölgeden geçiyordu. Yakındaki Viuz-Faverges ve göl çevresinde Roma dönemine ait izler bulunması, buranın yalnızca doğal güzelliği nedeniyle değil, ulaşım açısından da stratejik bir konuma sahip olduğunu gösteriyor.

Menthon’un tarihindeki en ilginç isimlerden biri Bernard de Menthon. Yerel tarih anlatısına göre Bernard’ın yaklaşık 1008 yılında, bugünkü şatonun bulunduğu yerdeki daha eski bir yapıda doğduğu kabul ediliyor. 

Bernard daha sonra hayatını Alpler’de yolculuk yapanlara yardım etmeye adadı. Bugün Grand-Saint-Bernard ve Petit-Saint-Bernard geçitleriyle özdeşleşen dağlık bölgelerde yolcular için hospisler kurulmasına öncülük etti. 1220 yılında aziz ilan edildi ve zamanla dağcıların, kayakçıların ve Alpler’de seyahat edenlerin koruyucu azizi olarak kabul edildi. İşte bugün köyün adındaki “Saint-Bernard” kısmının kökeni de buraya dayanıyor.

12. yy’da Şato haline getirilen bu alan, özellikle surlarla çevrili iç bahçesi bu bölgede yaşayanlar için de sığınma alanı haline geliyor. Ortaçağ boyunca savunma amacı taşıyan karanlık, kalın duvarlı kale, Rönesans döneminde yavaş yavaş daha konforlu bir aristokratik konuta dönüşüyor.

René de Menthon (1833–1917), şatonun bugünkü romantik görünümünün oluşmasında çok önemli bir isim. Şatoya ince kuleler, romantik mimari ayrıntılar ve avludaki galeriler eklendi. Böylece bugün gördüğümüz o masalsı siluet ortaya çıkmış oldu.  

Şatonun resmi sitesinde, Walt Disney’in bölgeyi ziyaret ettiği ve şatonun Disney’in “Uyuyan Güzel” şatosuna ilham vermiş olabileceği anlatılıyor. Menthon ailesinin modern dönemdeki en dikkat çekici üyelerinden biri François de Menthon. 

François de Menthon, II. Dünya Savaşı sonrasında Nürnberg Uluslararası Askerî Mahkemesi’nde Fransa’nın başsavcısı/procureur’u olarak görev yaptı. Daha sonra Charles de Gaulle döneminde Adalet Bakanı oldu ve Avrupa bütünleşmesi sürecinde de rol aldı. Bu nedenle Menthon şatosunun hikâyesi yalnızca Ortaçağ’da kalmıyor; 20. yüzyıl Avrupa tarihine kadar uzanıyor. 

Menthon Şatosu yaklaşık on asırdır aynı aileyle bağlantısını koruyor. Şatonun resmi tarihçesine göre aile, bilinen 23 kuşak boyunca mülkiyet/bağlılık ilişkisini sürdürüyor. Şato bugün de aile tarafından yaşatılıyor ve ziyarete açık.

Bu açıdan Menthon-Saint-Bernard, sadece “Annecy’nin yakınındaki güzel bir kasaba” değil; Fransa’da aristokratik bir ailenin, bir Ortaçağ kalesinin ve bir göl yerleşiminin yaklaşık bin yıllık hikâyesinin aynı yerde görülebildiği çok özel bir tarihi mekânı. 

MENTHON SAİNT-BERNARD’DIN ŞİMDİKİ ZAMANLARI

Menthon-Saint-Bernard bugün yaklaşık 1.900 kişinin yaşadığı, oldukça varlıklı, büyük ölçüde konut ağırlıklı ama turizm, hizmetler, ticaret ve küçük işletmelerin de önemli olduğu bir göl yerleşimi. Menthon-Saint-Bernard, nüfusu hızla büyüyen bir banliyö değil; oturmuş, seçkin ve sakin bir göl yerleşimi niteliğinde. Menthon-Saint-Bernard’da 1.275 konut bulunuyor. Konutların  %67’si sürekli ikamet edilen konut , %27,8’i ikinci konut veya dönemsel kullanılan konut olarak kullanılıyor. Özellikle yaz aylarında, tatil dönemlerinde, Christmas zamanları ve turizm sezonunda köyün nüfusu ve hareketliliği artıyor.

2023’te yapılan nüfus sayımında  0–14 yaş: %16,5,  15–24: %8,2, 25–39: %11,8, 40–54: %21,4 55–64: %14,7, 65–79: %20,5 , 80 yaş üzeri: %6,9. Yani 65 yaş üzerindekiler nüfusun %27,4’ünü oluşturuyor.

Menthon-Saint-Bernard için bir başka çarpıcı veri de medyan yaşam standardı. INSEE’nin 2023 verisine göre Menthon-Saint-Bernard’da medyan yaşam standardı 40.860 avro. Bu, yerleşimin ekonomik olarak Fransa ortalamasına göre oldukça yüksek gelirli bir profile sahip olduğunu gösteriyor. Orada yaşayanların sosyo-ekonomik profili de oldukça güçlü bir yer. Müstakil evler, kaliteli apartmanlar, göl manzaralı konutlar ve ikinci evler önemli yer tutuyor. Kasaba marketinde bunu çok iyi hissediyorsunuz. Annecy’de 4-5 euro olan ürünleri Menthon’da 8-9 euroya alabiliyorsunuz. O yüzden biz genellikle alış-verişi Annecy’den yaptık. 

Menthon bir “çalışma merkezi”nden çok “yaşama/ikamet etme merkezi”. İnsanların önemli bir bölümü başka yerlerde çalışıyor. Özellikle yakınındaki Annecy ve çevresindeki daha büyük yerleşim yerlerinde. 

Le Palace De Menthon gibi göl kıyısındaki oteller, Le Chalet du Port gibi restoranlar, Restaurant L’Osmose du Lac gibi işletmeler, turizmin günlük hayattaki görünür yüzünü oluşturuyor. Göl kıyısındaki bu işletmeler kasabaya günü birlik gelen turistlerin de uğrak noktalarını oluşturyor. Özellikle otelin konumu göl kıyısında en güzel konuma sahip. 

Menthon-Saint-Bernard, Annecy’de çalışan veya Annecy ile ekonomik ilişkisi olan, fakat daha sakin, doğayla iç içe ve yüksek yaşam kalitesine sahip bir yerde yaşamak isteyen insanların tercih ettiği bir yerleşim karakteri taşıyor.

Helin’in kaldığı ev tam Château de Menthon-Saint-Bernard’ın karşısında kocaman balkonu olan ve balkondan şatoyu gördüğünüz bir evdi. Ben kasım-aralık ayı arasında orada olduğumda Christmas zamanlarıydı. Şatonun iç avlusu da Christmas market olarak süslenmişti. Orada olduğum süre boyunca akşamları şato noel ışıkları sayesinde ile bir başka güzel olmuştu. Her sabah Şatoya karşı kahvemi içerken çimlik alanlarda atları seyretmek çok keyifliydi.

Her sabah evden şatoya kadar yürüyüş yapıyordum. Şato dağlık bir alanın en tepesine konuşlandığından mesafe yakın olsa da dik bir yokuşu vardı. Ama yolun sonu sizi bir şatoya çıkarıyordu. Şatonun konumundan da tüm köyü, gölü ve gölün arkasında Alpleri seyredebiliyordunuz. İnanılmaz bir manzara. İnsan böyle bir kasabada asla yaşlanmaz. 

İnanılmaz huzurlu, bir o kadar da dik yokuşlarıyla zorlu bir kasaba. Kasabanın merkezinden eve çıkmak için her gün dimdik bir yokuşu çıkmak zorunda kalıyorsunuz. Göl kenarından eve ise çok daha uzun ve dik bir yokuşu tırmanmak zorunda kalıyorsunuz. Ve evet burada insanlar hep yürüyor ya da koşuyorlardı. 

İlk gün tek başıma kasabayı keşfe çıktığımda dönerken o dik yokuşta bayağı zorlanmıştım. Önümde 70-75 yaşında iki kadın yürüyorlardı. Nefes nefese kalan bana dönüp gülerek Fransızca bir şeyler söylediler. Anlamadığımı görüp bana orada olan oturma bankını işaret ederek “burada otur dinlen” demek istediler. Ben de bu iyi fikir diyerek oturmuştum. İkinci gün hiç oturmadan eve çıkabilmiştim. İstediğiniz kadar spor yapın o yüksekliğe ve o kadar temiz ve saf oksijene alışkın olmadığımızdan yokuş beni zorlamıştı. 

Özellikle kasabanın merkezde tüm kasabalıların gündüz kahve için, akşam üstü şarap içmek, akşamları ise buluşup topluca yemek yedikleri ve eğlendikleri kasaba restoranı çok samimi bir ortamdı. Kasaba yıllardır birlikte yaşayan, eğlenen, yeyip içen dostlardan oluşan bir topluluktan oluşuyordu. Bu da uzun yaşamın en önemli sırlarından biri. 

KANSER ETKİNLİĞİ VE ALKOLLÜ EĞLENCE:

Orda olduğum bir Pazar kanser hastaları yararına bir etkinlik yapılmıştı. Etkinliği köy meydanındaki panoda görmüştük. Pazar sabahı Helin ile ben de hazırlanıp 10-10.30 gibi kasaba merkezine indik. Biz indiğimiz sabah vakti eğlence doruğa çıkmıştı. Üstelik yağmur yağıyordu. Ama bu eğlenmek için engel değildi. Çoğu sarhoştu. Herkes zıplayarak şarkılar söylüyor eğleniyordu. Elimize birer kadeh şarap tutuşturdular. Ne adımızı ne de kim olduğumuzu sormadan bizi eğlenceye dahil ettiler. 

Fransızların “Je ne suis pas assez allemand pour ne pas m’amuser.” Yani “Eğlenmeyecek kadar Alman değilim.” Sözüne çok gülmüştüm. Almanları fazla ciddi bulan Fransızların kendi aralarında yaptığı bir espiri bu. Helin’in Alman arkadaşı anlatmıştı gülerek.

Etkinlikte herkes ortaya konulan yardım kutusuna para atıyor şarabını alıp eğleniyor ateşte yanan etler, yiyeceklerden alıyor ve toplanan her kuruş kanser hastaları yararına gidiyor. İnsan şaşırıyor tabi kanser hastalığının 1. Sıradaki nedenlerinden biri olan alkol su gibi tüketiliyor kanser hastalığı yardım etkinliğinde. Şarapları da gerçekten harikaydı. Özellikle Menthon’un yerel şarapları çok güzeldi. Ben de 1-2 şişe almıştım gelirken. 

Yıllardır Kanser Farkındalık seminerleri veren bir sağlık eğitmeni olarak merak ettim ve araştırdım. Kanser görülme ve kanser nedeniyle ölüm oranlarına baktım. Hatta Türkiye ile kıyasladım. Fransa’da da kanser görülme oranları gerçekten yüksek. Türkiye nüfusu Fransa’dan fazla ama kansere yakalanma oranları iki ülkede de hayli yüksek. Kanser tüm dünyada 75 yaş üstü görülme sıklığı daha fazladır. Burada tek fark Türkiye’de 75 yaş üstü nüfus Fransa’ya göre daha az. Bu nedenle oranlar Fransa’da daha fazla görülüyor. İlginç olan en anlamlı fark Türkiye’de erkeklerde Akciğer kanseri 1. Sırada iken Fransızlarda Prostat kanseri 1. Sırada. Her iki ülkede de sigara içme başka ülkelere göre daha yüksek. İlk başta Kanser nedeniyle Toplam ölüm sayısı Fransa’da daha fazla görülüyor, çünkü Fransa’nın nüfusu daha yaşlı ve kanser görülme sayısı da daha yüksek. Ama nüfusların yaş yapısını eşitleyerek baktığımızda durum tersine dönüyor: Türkiye: 116,1 / 100 bin, . Fransa: 106,7 / 100 bin. Kanser vakalarında erken tanı ve kaliteli bir tedaviye erişim çok çok önemli.  

Fransızlar gerçekten ilginç insanlar. Gecelere kadar yeyip içip sonra  buz gibi havada gece ya da sabahın köründe şortlarla o yokuşlarda koşuyorlar. 

Helin’le bir akşam biz de akşam yemeğini kasaba restoranında yemeye karar verdik. Bizim akşam yemeği saatimiz 6.30-7 arası olduğundan 6.30 gibi restorana gittik. Restoranın sahibi çok tatlı bir adamdı. Yemek sorduğumuzda şaşkın bir ifade ile “ne yemeği? Mutfak bu saatte kapalı. Bir şeyler için, yemek 8 den sonra “ demişti. 

Her akşam 8’den sonra yemek yeyip 8’den önce içmeye başlayan ve neredeyse gece 12’ye kadar yeyip içip eğlenen Fransızlar neden çok inceler ve neden 80-90 yaşına kadar yaşayıp;  değil hareket etmek o dik yokuşlarda koşabiliyorlar. Evet, yeyip içiyorlar ama en mühimi topluluklarıyla birlikte eğleniyorlar sonra kayak malzemelerini alıp dağlarda buz gibi havada kayak yapıyorlar, her gün koşuyorlar. Dolayısı ile yeyip içip yatmıyorlar. 

MENTHON SAİNT-BERNARD’DA GEZİLECEK YERLER;

GÖL KIYISI VE PROMENADE DU PORT (seyir balkonu); Bence Château de Menthon-Saint-Bernard’dan sonra Menthon-Saint-Bernard’ın en muhteşem yeri göl kıyısıydı. Gölün arkasında karlarla kaplı Alpler tertemiz göl ve göl kıyısında yerleşen şahane göl manzaralı lüks villalar arasında yürüyüş yapmak, o sessizliği, o huzuru içinize çekmek inanılmaz bir deneyimdi benim için. Hiçbir şehir, hiçbir ülkede bu kadar lüks bu kadar nezih ve şık insanı bir arada görmemiştim. O kadar zenginliğe rağmen evlerin küçüklüğü, doğa ile uyumu beni çok şaşırtmıştı. Kasabanın içinde sırıtan hiçbir villa görmedim. Evlerin arasında dağlardan inen arklardan akan sunun sesi, evlerin bahçeleri, şık ama basit, sırıtan renklerin olmaması, kasabada tek bir apartman çirkin bir bina görmemek medeniyette olduğunuz hissi yaşatıyor size. İnsan düşünmeden edemiyor. Bu kadar boş alan, göl kıyısında ucu bucağı görünmeyen yeşil alanları parselleyip apartman yapmayan Fransızlara hayran olmamak elde değil. Eski ve tarihi binaların dışında manzarayı kirleten hiçbir yapının olmaması. Ülkesini sevmek tam da böyle bir şey işte. 

PORT DE MENTHON SAİNT-BERNARD (Marina);  Burası büyük bir marina değil; daha çok küçük, sevimli bir göl limanı. Limanın yıl boyunca 10 sabit yeri bulunuyor; bir bölümü küçük tekne ve pedal bot kiralayanlara, diğer bölümü ise yerel balıkçılar derneğine ayrılmış.  Burada biraz oturup gölü ve karşıdaki dağları seyretmek bile başlı başına güzeldi. Bu kadar zengin insanların yatları nerde diye merak ediyor insan ancak burası küçük bir marina olduğundan büyük yatların bu limana girmesi yasak. Gölde kano yapan insanlar.. Ben oradayken göl kıyısında panolara yerleştirilen bir sergi vardı. Çok ünlü bir doğa fotoğrafçısının dünya ülkelerinde çektiği fotoğraflardan bir sergiydi. Göl kıyısında hem yürüyüş yapıp hem de şahane bir sergiyi görmek inanılmazdı. 

PLAGE DE MENTHON SAİNT BERNARD (Menthon Belediye Plajı): Gölün hemen yanında, kısmen ağaçların gölgelediği çimenlik bir plaj. Yaz aylarında ücretli ve cankurtaran gözetiminde; çocuklar için sığ havuz, duş, tuvalet ve snack bar bulunuyor. Hemen yanında yelken kulübü ve göl kıyısı yürüyüş yolu var. Göl kenarında dinlenmek ve fotoğraf çekmek için güzel bir durak. Ben kışın gittiğim için plaj boştu sadece spor yapmak maksatlı kano yapmaya gelen birkaç kişi vardı. 

KÖYÜN KENDİSİ VE ESKİ MAHALLELER ; Eski taş evler, çiçeklerle süslü bahçeler, dar yollar ve dağ manzaraları burada turistik bir dekor olmaktan ziyade yerleşimin gerçek karakterini oluşturuyor. Tepelere çıktıkça her sokak beni şaşırtıyordu. Küçücük bir kafe ya da pastaneye rastlamak. Yeni yıl öncesi olduğundan taş evlerin ışıl ışıl süslenmiş olması ve gündüzden geceye hazırlandıklarına tanıklık etmek güzeldi. Köyün en tepesindeki Şato. Şatoya gidilen ağaçlarla kaplı ormanlık alandan hem köyün tepeden görünüşü hem de göl manzarası inanılmaz etkileyici. Hemen hemen her sabah kaldığımız evden Şatoya kadar çıkarak hem Alplerin serinini, oksijenini içime çektim hem de bu şahane manzarayı resmen bir fotoğraf karesi gibi hafızama kazımak istedim. Köyün içinde ve taş sokaklarını çıkarken cam panolarda kasabanın tarihçesini anlatan fotoğraflar sergileniyor. Eski dönemlere ait fotoğrafları görmek de çok etkileyiciydi. İnsan kendini zaman tünelinde 12.-13.  yy’a geçiş yaptığını hissediyor. Köyün fırınından baget ekmek ve her gün farklı bir şahane tatlı ile kendini ödüllendirmek de Fransa’nın nimetlerindendi. 

LE PALACE DE MENTHON ( Menthon Otel) Burası gezilecek tarihî bir anıt olmaktan çok, Menthon’un Belle Époque’dan bugüne uzanan turizm tarihini görmek açısından ilginç. Gölün hemen kıyısında, 100 yılı aşkın geçmişi olan beş yıldızlı otel. 66 oda ve süitinin yanı sıra göle bakan restoranı ve özel sahili bulunuyor. İçine girmedim ama dışardan bile çok güzeldi. Konumu da öyle. Yeni yıl için ışıklandırılmıştı. Gece de yukarlardan bile görünüyordu. 

EGLİSE SAİNT-BERNARD DE MENTHON (Menthon-Saint-Bernard Katolik Kilisesi): Menthon-Saint-Bernard köyünün merkezinde bulunan, köyün tarihini ve özellikle Menthon ailesiyle olan bağını yansıtan önemli bir kilisedir. Bugünkü kilise aslında 1846-1847 yıllarında, burada daha önce bulunan çok daha eski bir Romanesk kilisenin kalıntıları üzerine inşa edilmiş. Belediye kaynakları, eski yapının kökenlerinin Orta Çağ’a kadar uzandığını ve yeni kilisenin yapılması sırasında bazı tarihî bölümlerin korunduğunu belirtiyor. Bugünkü kiliseyi ilginç kılan noktalardan biri, 19. yüzyılda yeniden yapılmış olmasına rağmen daha eski dönemlerin izlerini taşımasıdır.  Çan kulesinin kaidesi 13. yüzyıla kadar uzanıyor. Menthon ailesine ait soylu/şövalye şapeli 15. yüzyıldan kalma. Eski kilisenin bazı duvar ve yapı unsurları da yeni yapıya dahil edilmiş. Kilisenin adını verdiği Saint Bernard de Menthon (Menthonlu Bernard), bölgenin en önemli tarihî-dinî şahsiyetlerinden biri. 

Kilise kasabanın merkezinde, kasaba restoranının karşısında Annecy’ye gidilen otobüs durağının hemen karşısında olduğundan bazen Annecy’ye gitmeden mutlaka içini gezip dua ettiğim. 

CHÂTEAU DE MENTHON-SAİNT-BERNARD: Yukarda şatonun tarihçesinden bahsettim ama benim gözümde Şato’nun  içi, bahçesi ve özellikle Christmas markete dönüştürülen avlusu ile masallardan fırlamış bir mekan gibiydi. Şatonun içini gezmek için 12 euro ödüyorsunuz. Şatonun içi de en az dış görünüşü kadar ilginç. Ziyaret sırasında özellikle: Şapel Mutfak,  Kütüphane, Saint Bernard de Menthon Oratoryosu , Salonlar, Kontesin yatak odası gibi tarihî mekânlar görülebiliyor. İçerideki mobilya ve dekorasyonun önemli bölümü de korunmuş durumda. 

Her akşam Şatoda müzik ve eğlence oluyordu. Fransa’nın çeşitli şehirlerinden Şatodaki Christmas marketi ziyarete gelenler vardı. Şatonun avlusuna yerleştirilen devasa Çam ağacı ve süslemeleri, yemek ve şarap standları, fondue ve peynir tabakları, ekmekleri ve Croissantları ile inanılmaz bir ziyafet de sunuyordu ziyaretçilere. Canlı müzik geceleri ile şatoda eğlenmek çok güzeldi benim için. 

Unutulmaz anılar kaldı belleğimde Menthon-Saint-Bernard’dan. Eminim hiçbir ülke, hiçbir şehirde böyle bir deneyim yaşamam mümkün olmayacak. Evinizden çıkıp yürüyerek bir şatoya gitmek ve kendinizi orta çağda bulmak. 

İnsan böyle bir yerden döndükten sonra epeyi zaman kendini toparlayamıyor. Oradaki kaliteyi, insanların kibarlığını sessizliği ve birlikteliklerini, eğlencelerini görüp gittikçe gerileşen, modernlikten, kaliteden ve kibarlıktan eser kalmayan memlekete dönmek çok zor gelmişti bana 

Bazı yerlerden dönersiniz; bazı yerler ise içinizde yaşamaya devam eder. Menthon-Saint-Bernard benim için işte tam da böyle bir yer oldu.

Haftaya Annecy’de görüşmek üzere…..

Sevgiyle kalın….

Etiketler: Annecyfransageziseyahat
Filiz Uzun

Filiz Uzun

Sağlık Eğitimcisi

Almanlar Gülüp Eğlenirken Bize Hep Ağlamak Düşüyor! 
Filiz Uzun

Almanlar Gülüp Eğlenirken Bize Hep Ağlamak Düşüyor! 

Filiz Uzun
13 Eylül 2026
Köln’ün Dışında Tarihin İçinde
Filiz Uzun

Köln’ün Dışında Tarihin İçinde

Filiz Uzun
23 Ağustos 2026
Dom’dan Ren’e Köln’ün Peşinde
Filiz Uzun

Dom’dan Ren’e Köln’ün Peşinde

Filiz Uzun
16 Ağustos 2026
Köln Gibi Yürünebilir Şehirler Yaratabilir misiniz?
Filiz Uzun

Köln Gibi Yürünebilir Şehirler Yaratabilir misiniz?

Filiz Uzun
9 Ağustos 2026
Devam Et
Gazedda

© 2026 Gazedda - Copyleft

  • Künye
  • Dayanışma
  • İletişim
  • Gizlilik Politikası

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

Bulamadık
Tümünü Gör
  • ANA SAYFA
  • YAZARLAR
    • GAZEDDA YAZARLARI
    • GÜNEYDEN YAZARLAR
      • PENNA
    • DÜNYADAN YAZARLAR
      • PROJECT SYNDICATE
    • EDİTORYAL KOLEKTİF
  • SÖYLEŞİ
  • BELLEK & TARİH
    • YERİN HAFIZASI
  • TÜM İÇERİK
    • HABER ARŞİVİ
      • KIBRIS
      • DÜNYA
      • KORONAVİRÜS
    • MULTİMEDYA ARŞİVİ
      • GAZEDDAPOD
      • GAZEDDAWEBTV

© 2026 Gazedda - Copyleft