İsidoros Sakkas | Philenews
Geçen hafta İsrail Savunma Bakanı Katz, İsrail’in Kanal 14 televizyonunda “Bütün dünya İsrail’e saygı duyuyor” ve “Diğer ülkeler İsrail’e yakın olmak istiyor” diyerek övünüyordu. Bundan birkaç gün önce de Kıbrıs Cumhuriyeti Meclisi’ndeki belirli partiler, İsrail’le dostluk gruplarını faaliyete geçirmişti…
El âlem biliyor, biz bilmiyormuş gibi yapıyoruz…
Uluslararası basın, Kıbrıs ve Yunanistan’ın İsrail’le kurduğu özel ilişkileri düzenli olarak gündeme getiriyor. El Cezire’nin 10 Ekim 2026’da yayımladığı kapsamlı bir makalede de İsrail’le yakın ilişkilerini giderek derinleştiren Kıbrıs’taki siyasi elitin bir kesimi yeniden mercek altına alındı. Makale, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin temel ve hayati öneme sahip altyapılarının İsrail tarafından nasıl satın alındığını bütün yönleriyle anlamak açısından oldukça aydınlatıcı. Beş deniz suyu arıtma tesisinden ikisi, İsrail sermayesinin de yer aldığı ortaklıklara ait. Lefkoşa Su Temin Kurulu ise kısa süre önce kanalizasyon sisteminin yönetimi için aynı İsrailli şirketle bir sözleşme imzaladı. Üstelik bu şirket, işgal altındaki Batı Şeria’da insan haklarını ihlal etmekle de suçlanıyor.
Kıbrıs Millî Muhafız Ordusu’nun hem silahlanma hem de istihbarat açısından İsrail ordusuna doğrudan bağımlılığı da apaçık ortada. Ortak askerî tatbikatlar sayesinde İsrailliler artık Millî Muhafız Ordusu’nun operasyonel kapasitesini çok iyi biliyor. 2024 sonuna kadar İsrailli kişi ve şirketlere yapılan denetimsiz mülk satışlarının toplam değeri 5,1 milyarı buldu. Buna İsrail Borsası’nın Kıbrıs Borsası’nı satın alma girişimi ve Kıbrıs siyaseti üzerinde nüfuz kurma çabaları da ekleniyor. Yaklaşık iki hafta önce, İsrailli grubun Avrupa’daki ilk hastanesi olan Hadassah Medical Center Limassol, Kıbrıs’ta açıldı. Son olarak, İsrailli NewMed Energy şirketinin Afrodit doğal gaz yatağının %30’una sahip olduğu anlaşılıyor.
Kıbrıs’taki İsrail dostları, İsrail’le kurulan bu özel ilişkiyle övünüp duruyor. Onlara göre bu ilişki bizi Türkiye’ye karşı koruyacak, enerji sorunumuzu çözecek, ülkeye İsrail ve Amerika’dan yatırımlar getirecek ve bizi bölgede ABD’nin dostları arasına sokacak.
Ne var ki “Düşmanımın düşmanı dostumdur” anlayışı her tarafından dökülüyor.
Uluslararası hukuka bağlılık söylemi ise bir kenara atılıyor.
Kıbrıs Cumhuriyeti, dış politikasını uluslararası hukukun üstünlüğüne dayandırıyor. İşgalden kurtulmak için Birleşmiş Milletler kararlarını öne çıkarıyor. Çünkü güçlünün hukukunun hâkim olması durumunda adanın bölgedeki güçlerin insafına kalacağını çok iyi biliyor. Öyleyse kendisiyle ilgili BÜTÜN BM kararlarını ihlal etmiş İsrail’e yapılan bu satışlar nasıl haklı gösterilebilir? Neredeyse bütün komşularına askerî saldırılar düzenleyip topraklarını hukuka aykırı biçimde işgal eden İsrail’e yapılan satışlar nasıl haklı gösterilebilir? Ya en ağır savaş suçlarını işlemekle suçlanan bir ülkeye yapılan satışlar?
Peki, uluslararası insancıl hukuk ihlallerini görmezden gelen İsrail dostlarına, İsrail’in dünyada Somaliland adlı sözde devleti resmen tanıyan tek ülke olması da mı bir şey hatırlatmıyor? İsrail dışında Somaliland’la ilişki geliştiren ülkeler yalnızca Tayvan ve Etiyopya. Tayvan’a gelince, İsrail Parlamentosu Knesset’te resmî bir İsrail-Tayvan Parlamentolar Arası Dostluk Grubu bulunuyor. Grubun başkanı, Knesset üyesi Boaz Toporovsky, 5 Mayıs 2026’da Tayvan Parlamentosu’nu bir kez daha ziyaret etti. Kıbrıs Cumhuriyeti Meclisi’ndeki İsrail dostları, dostluk grubu kuran tek kişiler değil. Ancak Kıbrıs sorununda uluslararası hukukun uygulanması gerektiğini savunurken kendi tezlerini böylesine açık biçimde zayıflatanlar yalnızca onlar.
İsrail’le bu denli yakın ilişkiler kurmakta neden bu kadar ısrar edildiğini insan ister istemez sorguluyor. Çünkü bu yakınlaşma, Kıbrıs’ta yaşayan insanların çıkarlarını gözeten ve onlara onurlu bir gelecek güvencesi sunan siyasi, ekonomik, enerji ve askerî stratejiler geliştirme imkânını açıkça ortadan kaldırıyor.
Belki de (siyasi?) kazançlar başkadır, hem de çoktur…
Isodoros Sakkas: Avrupa Parlamentosu’nda parlamenter danışman




