19. yüzyılın Amerikalı romancı ve gezginlerinden Charles Dudley Warner (1829-1900), bugün daha çok Mark Twain’le birlikte yazdığı The Gilded Age: A Tale of Today (Yaldızlı Çağ: Bugünün Hikâyesi) ile hatırlansa da, seyahat yazıları da kendi başına dikkat çekici bir külliyat oluşturur. Çok gezen bir yazar olarak farklı coğrafyalara dair izlenimlerini canlı ve akıcı bir dille kaleme aldı. Saunterings (Gezintiler), Back-Log Studies (Notlar / Denemeler) ve My Summer in a Garden (Bir Bahçede Yazım) bu eserler arasında sayılabilir.
Warner’ın 1875 yılının kış ve ilkbaharında yaptığı Yakın ve Orta Doğu yolculuğu, onun seyahat yazılarında özel bir yer tutar. Bu gezi sırasında Mısır’ı, Kutsal Topraklar’ı, Suriye’yi, Kıbrıs’ı, Yunanistan’ı ve İstanbul’u dolaştı. Bu yolculuğun ürünü olarak iki kitap yayımlandı: 1876 tarihli My Winter on the Nile among Mummies and Moslems (Nil’de Bir Kış: Mumyalar ve Müslümanlar Arasında) ve 1877’de Boston’da basılan In the Levant (Levant’ta/Doğu Akdeniz’de) . Kıbrıs’a ilişkin gözlemleri, ikinci kitapta yer alan ve 229-241. sayfaları kapsayan 18. bölümde toplanır.

Beyrut’tan Kıbrıs’a
Warner, 22 Nisan 1875’te Beyrut’tan Kıbrıs’a geldi. O tarihe kadar Mısır, Filistin ve Suriye’de uzun süre bulunmuştu. Kıbrıs’ta kalışı kısa olduğu için, ada üzerine ayrıntılı bir seyahat anlatısından çok, yoğunlaştırılmış gözlemler bıraktı. Bu kısa ziyarete rağmen, dönemin Kıbrıs’ına dair dikkat çekici bir çerçeve sundu.
Warner’ın gördüğü Kıbrıs, Osmanlı yönetiminin son yıllarındaki Kıbrıs’tı. Ada, uzun ve ağır bir yönetim döneminin sonunda genel bir durgunluk ve gerileme manzarası sergiliyordu. Warner’dan üç yıl sonra, 1878’de, İngiliz yönetimi başlayacaktı. Bu nedenle onun tanıklığı, Osmanlı döneminin son evresindeki Kıbrıs’a dair önemli bir ara kesit sunar.

Larnaka’dan başlayan izlenimler
Warner’ın adadaki ilk durağı Larnaka oldu. Burada yalnızca kente değil, çevredeki belli başlı yapılara ve dinsel mekânlara da dikkat etti. Hala Sultan Tekkesi’nden söz etti; ayrıca şehirde bir Fransisken manastırı bulunduğunu kaydetti. O manastıra ilişkin izlenimini şu sözlerle aktardı:
“[…] bir Fransisken manastırı vardı; bahçeli, düzenli bir yerdi. Misafirperver keşişler, Amerikalı olduğumuzu öğrenince bizi ağırlamakta ısrar ettiler; kiliseleri için yapılan bağışların büyük kısmı Amerika’dan gelmişti […].”
Warner, aynı dönemde Larnaka’daki Agios Georgios Kontos manastırını da ziyaret etti. Bu ziyaret, Aziz Georgios yortusuna denk geldiği için büyük bir panayır ortamında gerçekleşti. Metninde yalnızca güncel manzarayı değil, Kıbrıs’ın tarihsel geçmişine dair kısa bilgiler de verir.

Kıbrıs’ın antik mirasıyla karşılaşma
Ne var ki Warner’ın asıl ilgisi, adanın günlük hayatından çok, o yıllarda büyük ölçekte ortaya çıkarılmaya başlanan antik eserler ve arkeolojik alanlar üzerindeydi. Onun Kıbrıs metni, büyük ölçüde antik miras ile bu miras etrafında dönen çıkar ilişkilerine odaklanır.
Warner, Kıbrıs’taki antik zenginliğin yalnızca estetik ya da tarihsel değerini değil, aynı zamanda bunun nasıl sistemli biçimde yağmalandığını da gördü. Metninde, kendilerini “arkeolog” gibi sunan ama gerçekte kazanç peşinde koşan kişileri açıkça eleştirir. Bu isimlerin başında, İtalyan asıllı ve o dönemde ABD’nin Kıbrıs konsolosu olan Luigi Palma di Cesnola geliyordu.
Warner, Cesnola’nın neredeyse Kıbrıs’ın bütün önemli arkeolojik alanlarında yürüttüğü “kazı” faaliyetlerine değinir. Baf, Kourion, İdalion, Golgoi, Kition ve başka birçok yer, bu faaliyetlerin geçtiği başlıca alanlardı. Cesnola’nın oluşturduğu daha yeni bir antik eser koleksiyonunu incelediğini de belirtir. Asıl büyük koleksiyonun ise çoktan adadan çıkarılıp New York’a götürüldüğünü kaydeder. Bu koleksiyon, daha sonra Metropolitan Museum of Art (New York Metropolitan Sanat Müzesi) ile anılan sürecin bir parçası haline geldi.
Warner, bütün eleştirilerine rağmen, bu buluntuların etkileyiciliğini de saklamaz. Özellikle “Kourion hazinesi” diye anılan buluntular karşısındaki hayranlığını açık biçimde dile getirir.
Baf ve Afrodit anlatısı
Warner’ın dikkatini çeken bir diğer konu, Kıbrıs’ın antik mitlerle yaşayan kültürel belleğiydi. Baf’ta, Afrodit’in doğumuna ilişkin geleneği de kayda geçirdi. Onun metninde bu bölüm, yalnızca bir antikçağ hikâyesi olarak değil, bazı ritüellerin toplumsal yaşam içinde uzun süre nasıl devam ettiğini göstermesi bakımından da önemlidir:
“Bu adanın güney kıyısında, Baf yakınlarında, köpükten doğan Venüs Afrodit’in denizden yükseldiğine inanılırdı. Doğumunun yıldönümü hâlâ her yıl 11 Ağustos’ta düzenlenen bir panayırla yaşatılmaktadır; kökleri doğada olan bu gelenek, dinî öğreti ve önyargıdan daha güçlü olduğunu kanıtlamıştır. Başlangıçta bu şenlikler Venüs’e fazlasıyla doğrudan bir tapınmanın sahnesiydi ve bugün bile Kıbrıslı genç kız, bu yıllık panayıra katılmasının evlenme ihtimalini artırdığına inanır. O gün bütün gençler küçük teknelerle denize açılır ve yakın zamana kadar, Venüs’ün gizemli doğumunu anmak için bir bakireyi suya sokmak âdetti. Bu tören bugün de kısmen sürdürülmektedir; genç kızı denize batırmak yerine, ona tanrıçayı temsilen tuzlu su serpilir, yani burada daldırmanın yerini serpme almıştır.”
Bu pasaj, Warner’ın seyahat yazarlığının tipik yönlerinden birini de gösterir: yalnızca mekânı değil, o mekâna bağlanan inançları, söylenceleri ve süreklilikleri de anlatının parçası hâline getirir.
Çıplak ada ve ihtimaller diyarı
Warner’ın Kıbrıs’a dair metninin en dikkat çekici yanı, gözlemlediği iki farklı katmanı aynı anda kayda geçirmesidir. Bir yanda yorgun, geri kalmış, yönetimsel olarak çökmüş bir ada görünümü vardır. Öte yanda ise, toprağın altından çıkan olağanüstü bir antik zenginlik bulunur. Onu asıl etkileyen de bu sert karşıtlıktır.
Metninin sonunda bu duyguyu son derece açık biçimde ifade eder:
“İtiraf etmeliyim ki, bu hazinelerin ışıltısı ve bunların Antik Çağ’ın yaratıcı insanlarıyla kurduğu bağların cazibesi, altın günbatımında açıkta demirlediğimiz sırada çıplak Kıbrıs adasını benim gözümde bütün imkânların diyarına dönüştürdü; Strabon’umu ve küreğimi alıp onun kutsal topraklarında keşfe çıkmayı diledim.”
Bu cümle, Warner’ın Kıbrıs’a bakışını özetler. O, adayı yalnızca gördüğü yoksulluk ve gerileme haliyle değerlendirmez; aynı zamanda geçmişin katmanlarının bugünkü manzarayı nasıl başka bir derinliğe taşıdığını da fark eder.
Bir gezginin bıraktığı kayıt
Warner’ın Kıbrıs üzerine yazdıkları, kapsamlı bir ada incelemesi değildir. Kısa süreli bir ziyaretin notlarıdır. Yine de bu notlar, birkaç nedenle önem taşır. Öncelikle, Osmanlı döneminin son yıllarında Kıbrıs’a dışarıdan bakan bir gözün neyi gördüğünü gösterir. İkincisi, antik eserlerin o dönemde hangi ölçüde yağmaya açık olduğunu ve bu yağmanın nasıl meşrulaştırıldığını görünür kılar. Üçüncüsü ise, Kıbrıs’ın tarihsel dokusuyla o günkü toplumsal ve siyasal gerileme hali arasındaki çarpıcı karşıtlığı kayda geçirir.
Bu bakımdan In the Levant’taki Kıbrıs bölümü, yalnızca bir seyahat anlatısı değil, aynı zamanda 19. yüzyıl sonuna yaklaşan adanın kültürel ve tarihsel durumuna dair dikkat çekici bir belge niteliği taşır.
Kaynakça
- Charles Dudley Warner, In the Levant, James R. Osgood and Company, Boston, 1877.
- Charles Dudley Warner, My Winter on the Nile among Mummies and Moslems, 1876.
- Kıbrıs’a ilişkin ansiklopedik ve tarihsel kayıtlar.




