• Künye
  • Dayanışma
  • İletişim
  • Gizlilik Politikası
Pazartesi, Mart 16, 2026
Bulamadık
Tümünü Gör
Gazedda
18 °c
Nicosia
12 ° Sal
14 ° Çar
  • ANA SAYFA
  • YAZARLAR
    • GAZEDDA YAZARLARI
    • GÜNEYDEN YAZARLAR
      • PENNA
    • DÜNYADAN YAZARLAR
      • PROJECT SYNDICATE
    • EDİTORYAL KOLEKTİF
  • SÖYLEŞİ
  • BELLEK & TARİH
    • YERİN HAFIZASI
  • TÜM İÇERİK
    • HABER ARŞİVİ
      • KIBRIS
      • DÜNYA
      • KORONAVİRÜS
    • MULTİMEDYA ARŞİVİ
      • GAZEDDAPOD
      • GAZEDDAWEBTV
  • ANA SAYFA
  • YAZARLAR
    • GAZEDDA YAZARLARI
    • GÜNEYDEN YAZARLAR
      • PENNA
    • DÜNYADAN YAZARLAR
      • PROJECT SYNDICATE
    • EDİTORYAL KOLEKTİF
  • SÖYLEŞİ
  • BELLEK & TARİH
    • YERİN HAFIZASI
  • TÜM İÇERİK
    • HABER ARŞİVİ
      • KIBRIS
      • DÜNYA
      • KORONAVİRÜS
    • MULTİMEDYA ARŞİVİ
      • GAZEDDAPOD
      • GAZEDDAWEBTV
Bulamadık
Tümünü Gör
Gazedda
Bulamadık
Tümünü Gör

Cellatlar ve Yobazlar

Ortadoğu'da emperyalizmin en işlevsel yönetim tarzı, geçici rejimler, parçalı düzenler ve sürekli savaşlar organize etmesidir.

HASAN YIKICI HASAN YIKICI
16 Mart 2026
Okuma Süresi: 9 dk
A A
0
https://bsky.app/profile/gazeddakibris.bsky.socialhttps://www.threads.net/@gazeddakibris

Her dönemin cellatları vardır. Geçtiğimiz yüzyılda Hitler ve Stalin; bugün ise Trump, Netanyahu ve Putin! Bu isimlerin en güçlü ortak yanı sadece cani olmaları veya farklı kaynaklardan beslenseler de otoriter rejimleri temsil etmeleri değil, daha çok her an her şeyi yapabilecek bir ölüm makinesi olmalarıdır. 

21. yy’ın en büyük insanlık utançlarından biri olan Filistin soykırımı veya İran’a yönelik emperyalist saldırganlığı sadece Trump ve Netanyahu gibi isimlerin psikopatlığına bağlamak doğru olmaz elbette. Onların karakter yapıların temsil ettikleri rejimlerin yıkıcılığının çok daha açık, doğrudan, çıplak ve filtresiz bir şekilde göstermeye yarıyor. Temsil ettikleri kapitalist/emperyalist sistemin de aynı zamanda savaşlara, sömürgeciliğe ve soykırımlara ne kadar yatkın olduğunu aynen psikopat liderlerin ölüm üretmeye yatkın oldukları gibi görüyoruz.

Trump özelde İran ama genelde hedef tahtasına yerleştirdiği kesimler için açık bir biçimde “deli, vahşi, psikopat” gibi nitelemeler kullanıyor. Trump için çok net bir şekilde tehlikeli ötekiler olarak belirlediği kesimlerin yaşam hakkı yoktur. ABD içinde İCE, dışında ordu, doğrudan bir ölüm makinesi gibi işliyor. Ve bu geçmişte hiç olmadığı kadar normalleştiriliyor. Trump ve Netanyahu’nun duracağını düşünmüyorum. Venezuella, Suriye, Gazze, İran… Öyle görünüyor ki bundan sonrası da gelecek. 

İran’ın yobaz rejimine yönelik emperyalist saldırı, beraberinde İran rejiminin içe doğru daha da katılaşmasına ve gelişebilecek rejim karşıtı muhalif halk hareketlerinin de nefessiz kalmasına neden oldu. İran’a yönelik emperyalist saldırılar İran’da her hangi bir rejim değişikliğini sağlamadan veya Trump ile anlaşabilecek kukla bir liderin İran’ın başına getirilmesiyle birlikte sona erebilir. Hiçbir ciddi değişiklik olmadan da sona erebilir. Fakat bu bölgedeki kaos, gerginlik ve savaş ortamının yok olacağı anlamına gelmez. Bir savaş ve ölüm makinesi işlevi gören ve bölgedeki tek hakim güç olmak isteyen bir başka yobaz devlet, siyonist İsrail devleti Ortadoğu coğrafyasında varlık gösterdiği sürece, bölgede barışın ve düzenin önü hiçbir zaman açılmayacak. İsrail sadece emperyalist emelleri olan bir devlet değil, aynı zamanda arka planında Ortadoğu’yu siyonist ideoloji doğrultusunda yeniden dizayn etmek için mücadele eden bir din hareketidir. İsrail’in hedeflerinden biri Ortadoğu’daki İslam yobazlığının yerine Yahudi yobazlığını ikame etmek ve Ortadoğu’daki belirleyici gücün siyonizm olarak tesis edilmesidir. Yarın Netanyahu dönemi kapandığında ne Yahudi yobazlığı ne de siyonizm katliamları sona erecek!

Bugün İran’ın emperyalizmin odağında olması -elbet bu kapitalizm için en önde gelen hedeftir ama- sadece petrol veya ABD’ye yakın bir siyasal rejim değişikliği hedefi değildir; aynı zamanda -özellikle İsrail için- islamın Ortadoğu coğrafyasındaki en güçlü devletinin gücünün de zayıflatılmasıdır. İran’daki yobaz ölüm rejiminin yıkılıp halkının özgürleşmesi; bir başka yobaz ve emperyalist gücün saldırısı ile gerçekleşmeyecek. Emperyalizm dokunduğu yere hiçbir zaman özgürlük ve demokrasi götürmedi; fakat bu iki kavram en çok suistimal edilen ve anlamı boşaltılan kavramlar oldular. Ortadoğu’da emperyalizmin en işlevsel yönetim tarzı, geçici rejimler, parçalı düzenler ve sürekli savaşlar organize etmesidir. İran, bu senaryonun yeni bir serisi!        

*** 

Avrupa Birliği’nden bir Star Trek gemisi rolü bekleyenler ne acıdır ki uzunca bir süredir hayal kırıklığına uğruyor. Gerek Gazze soykırımı, gerek İran’a yönelik emperyalist saldırı AB’nin aslında tam da geçmişte olduğu gibi emperyalist sistem içinde konumlandığını yeniden gösterdi. AB, Gazze’de soykırımı görmezden gelerek destekçisi oldu; İran’da ise hiç çekinmeden ABD ve İsrail’in yanında oldu. AB içindeki bazı sesler İsrail’in AB’yi de savaşa çekmek istediğini dillendiriyor. İsrail’i Gazze’de durdurmak için hiçbir şey yapmayanlar bugün kendilerini buldukları konuma İsrail’in süreklediğini düşünüyor. Halbuki Gazze’de katliamı desteklemenin bir sonraki adımı da doğal olarak kendinizi ansızın Akdeniz’e gemiler yığarken bulmak olacaktı. Kim bilir bir sonraki adım ne olacak…

AB genelinde özellikle Almanya’nın başını çektiği silahlanma ve orduları güçlendirme arzusu, ileride Birlik içinde derin kırılmalara ve kopuşlara da kapı açacağa benziyor. AB içindeki Gazze soykırımını meşrulaştıran ve destekleyen ülkelerin başında gelen Almanya, aynı performansını “Rusya Avrupa’yı işgal edecek” paranoyası yayarak silahlanma ve orduların güçlendirilmesi noktasında da sürdürüyor. AB manevi ve ahlaki üstünlüğünü o kadar kaybetti ki artık bir birlik olarak devam etmesi ve bu birlik duygusunu pekiştirebilmesi için ortak bir düşmana ihtiyaç duyuyor. Bu düşman da kuşkusuz geçmişte olduğu gibi Rusya olarak tasarlanıyor. Bu tasarım beraberinde daha fazla silahlanma, daha fazla militarizasyon yasaları ve demokratik hakların budanmasını getirecek. Rusya’nın Ukrayna işgali ile başlayan ve AB’nin de dahil olduğu savaş aslında bir yandan da AB ile Rusya’nın ellerindeki silahları; özellikle de hava saldırı ve savunma sistemlerini denedikleri, yarıştırdıkları bir savaş oyunu alanı oldu. Ukrayna savaşında Rusya en başından beri işgalci ve haksız bir pozisyonda; Putin de Trump gibi bir cellat; fakat AB de bir o kadar iki yüzlü ve bu savaşta payı olan bir konumda. İki yüzlüdür çünkü demokrasi ve insan hakları Ukrayna için söz konusu iken Gazze ve Filistin için söz konusu değildir. Ukrayna savaşında payı vardır çünkü Rusya’yı başından beridir savaşa davet eden kesim dolaylı veya dolaysız AB oldu. Şimdi ise bir yandan NATO bir yandan da AB içindeki şahin ve otoriterleşme eğilimi olan Almanya gibi ülkeler silahlanmaya ağırlık verilmesi için baskı yapıyorlar. 

Bugün belki bir dünya savaşından söz edemeyiz fakat sürekli bir savaşta olma hali söz konusu.

Tüm bu karanlık yüzler içinde uzunca bir süredir İspanya’nın takındığı tavır ise birçoğumuzun yüreğine su serpiyor. AB’nin batı içindeki ahlaki gücü zayıflarken İspanya’nın tutumu bir kırılma yaratabilir mi? Açıkcası yıllar önceki Yunanistan’daki Cipras vakasından sonra bu tür çıkışlara büyük anlamlar yüklemek oldukça naif geliyor. İspanya’nın merkez sol hükümetinin gerek Filistin, gerek İran savaşı, gerekse de AB içindeki silahlanma hezeyanına kapılmaması aslında öyle radikal çıkışlar değil; tamamen liberal insan hakları çizgisine sadık bir tutum olarak okunması daha yerinde olacaktır. Öte yandan İspanya başkanının açık sözlülüğü ve siyasi dilinin antogonistik yapısı sol siyasetin ve hakikatin dillendirilmesinin muğallak bir “biz” değil; “bizler” ve “onlar” siyasetinden geçtiğini göstermekte. Dolayısıyla -Kıbrıs’ta da çokça bulunan- teknokrat siyasetçiler ve onların orta yaş bunalımındaki entel kapı bekçileri tarafından unutturulmaya çalışılan bu dili önemli ve değerli buluyorum.  

*** 

Kıbrıs demişken buradan devam edip bitirelim. Nasıl ama, küçücük adanın bir hafta içinde aslında hâlâ bir sömürge adası olduğu hakikati ile yüzleştik yeniden. 20.yy kolonyalizminin mirası İngiliz üsleri adanın tarihteki ve coğrafyadaki yerini tekrar ve tekrar zihinlerimize mıhladı. Sadece Kıbrıs’ın kuzeyinin Türk işgali altında olduğunu savunan Kıbrıs milliyetçisi tez de son yaşananlar tarafından yeniden sınandı ve bu tezin de ne kadar sığ bir tez olduğunu aslında adanın tamamının hâlâ kolonyal ilişkiler ağı içerisinde olduğunu görerek anladık. Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kuruluşu başlı başına kolonyalizmi bu adada kalıcılaştıran bir adım idi. İngiliz üsleri Kıbrıs adasında konumlandığı sürece Kıbrıs’taki politik rejimler Ortadoğu’daki emperyal saldırganlığın bir parçası olacaktır.

İran’ın Kıbrıs’taki İngiliz üslerine yönelik saldırı girişimlerinin ardından ada çevresine konunlanan gemiler, Türkiye’nin yolladığı uçaklar doğrudan NATO çıkarlarını ve askeri üsleri korumaya yönelik adımlardır. Her ne kadar Kıbrıs’ın kuzeyindeki sığ beyinler tarafından Türkiye’nin yolladığı uçakların AB’den gelen gemilere yönelik bir güç gösterisi olarak yorumlansa da, bütünü içinde ada etrafında bir NATO prosedürü uygulandı ve her ülke de birbirini tamamlayıcı adımlar attı. Uzunca bir süredir Kıbrıs’ın güneyinde de kuzeyinde de özellikle hava savunma sistemleri alanında silahlanma çalışmaları yapıldığı biliniyor. Türk ve Rum milliyetçileri bu silahlanma ve militarizasyon adımlarını birbirlerine karşı yapılıyormuş gibi yorumluyor veya böyle yorumlamak işlerine geliyor. Fakat son yaşananlarda gördüğümüz gibi ada tamamen bir NATO üssü olarak Ortadoğu’dan gelebilecek tehditlere karşı silahlandırılıyor.

Bugün Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rumların ortaklaşabileceği alanlardan biri de adanın silahlandırılmasına, NATO üssü olmasına ve Ortadoğu’daki savaşların parçası olmasına karşı çıkmaktır. Çünkü barış, bir çözüm anlaşması değil, adanın aynı zamanda silahsızlandırılması ve garantörlük adı altında emperyal güçlerden arındırılmasıdır. 

*** 

Yazının başlığı Cellatlar ve Yobazlar. Bu yazı yazılmadan önce Kıbrıs’ın kuzeyinde ise yeni bir İlahiyat Koleji daha yapılmasına yönelik karar Anayasa Mahkemesi tarafından yasaya aykırı bulunmadı. Bazıları bunu son kale de çöktü gibi fantastik yorumlarla karşıladı ve tepki gösterdi. Bazıları “sin da gülle geçsin” diyerek sessizlik gömleği giydi. AKP’nin Kıbrıs’ın kuzeyinde dizayn etmeye çalıştığı sosyal ve politik yapı tıkır tıkır kendisini kuruyor ve kökleştiriyor. TC ve AKP’nin tahakküm politikalarına karşı sadece yasaya ve mahkemelere sırt dayamak en başından kendimizi bir çıkmaza sürüklemek anlamına geliyor. Teknik olarak yasal olan ile toplumsal olarak meşru olan her zaman örtüşmeyebilir, her zaman örtüşmez de çünkü yasa günün sonunda egemenin kurduğu sözdür!

“Kurtarıcı” olarak seçilen Cumhurbaşkanı herhangi bir politik iradeden yoksun, tam bir teknokrat kafasıyla açıklamlar yapıp sağa sola gülücük saçmakta ustalaşan bir figür haline geldi. Sol ve demokrat kesimler bir yandan merkez partiler tarafınan marjinalleştirilirken diğer yandan da kendilerini daha öfkeli ve daha reaksiyoner bir konuma sürüklüyorlar. 

Aslında tüm bunlar olurken son zamanların tek güzel dayanışma ve mücadele örneği EKTAM işçilerinden geldi. Mücadele azmi ve dayanışmanın gücü ile nasıl sendikalaşabileceğini ve emek eksenli siyasetin önemini gösterdiler. Kimlik siyasetine batıp, gece gündüz kendisini etnik kimlikler üzerinden tanımlamaya çalışan kesimlerin garip ve garabet fantazilerine hitap etmeyebilir ama EKTAM emekçileri orta sınıf konformizmine emeğin ve emek mücadelesinin önemini, yeni bir mücadele biçiminin mümkün olduğunu gösteriyor. 

Cellatlar ve Yobazlar tarafından kuşatıldığımız bir zamanda emeği ve emek mücadelesini yeniden düşünmeli ve ciddiye almalıyız.   

Etiketler: donald trumpdünyairankıbrısnetanyahusavaş
HASAN YIKICI

HASAN YIKICI

Yersiz, yurtsuz...

Karikatür Sevdası
HASAN YIKICI

Karikatür Sevdası

HASAN YIKICI
18 Şubat 2026
Evde Hissetmek Mümkün Mü?
HASAN YIKICI

Evde Hissetmek Mümkün Mü?

HASAN YIKICI
4 Şubat 2026
Tufan Erhürman: Makûl Adamın Yükselişi! 
HASAN YIKICI

Tufan Erhürman: Makûl Adamın Yükselişi! 

HASAN YIKICI
12 Ocak 2026
“Buraya Saplanıp Kalırsam Eriyip Giderim”
HASAN YIKICI

“Buraya Saplanıp Kalırsam Eriyip Giderim”

HASAN YIKICI
8 Ocak 2026
Devam Et
Gazedda

© 2026 Gazedda - Copyleft

  • Künye
  • Dayanışma
  • İletişim
  • Gizlilik Politikası

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

Bulamadık
Tümünü Gör
  • ANA SAYFA
  • YAZARLAR
    • GAZEDDA YAZARLARI
    • GÜNEYDEN YAZARLAR
      • PENNA
    • DÜNYADAN YAZARLAR
      • PROJECT SYNDICATE
    • EDİTORYAL KOLEKTİF
  • SÖYLEŞİ
  • BELLEK & TARİH
    • YERİN HAFIZASI
  • TÜM İÇERİK
    • HABER ARŞİVİ
      • KIBRIS
      • DÜNYA
      • KORONAVİRÜS
    • MULTİMEDYA ARŞİVİ
      • GAZEDDAPOD
      • GAZEDDAWEBTV

© 2026 Gazedda - Copyleft

Web sitemizde size en iyi deneyimi sunabilmemiz için çerezleri kullanıyoruz. Bu siteyi kullanmaya devam ederseniz, bunu kabul ettiğinizi varsayarız. Gizlilik ve Çerezler Politikası sayfamızı ziyaret edin.