• Künye
  • Dayanışma
  • İletişim
  • Gizlilik Politikası
Çarşamba, Mayıs 20, 2026
Bulamadık
Tümünü Gör
Gazedda
19 °c
Nicosia
20 ° Per
21 ° Cum
  • ANA SAYFA
  • YAZARLAR
    • GAZEDDA YAZARLARI
    • GÜNEYDEN YAZARLAR
      • PENNA
    • DÜNYADAN YAZARLAR
      • PROJECT SYNDICATE
    • EDİTORYAL KOLEKTİF
  • SÖYLEŞİ
  • BELLEK & TARİH
    • YERİN HAFIZASI
  • TÜM İÇERİK
    • HABER ARŞİVİ
      • KIBRIS
      • DÜNYA
      • KORONAVİRÜS
    • MULTİMEDYA ARŞİVİ
      • GAZEDDAPOD
      • GAZEDDAWEBTV
  • ANA SAYFA
  • YAZARLAR
    • GAZEDDA YAZARLARI
    • GÜNEYDEN YAZARLAR
      • PENNA
    • DÜNYADAN YAZARLAR
      • PROJECT SYNDICATE
    • EDİTORYAL KOLEKTİF
  • SÖYLEŞİ
  • BELLEK & TARİH
    • YERİN HAFIZASI
  • TÜM İÇERİK
    • HABER ARŞİVİ
      • KIBRIS
      • DÜNYA
      • KORONAVİRÜS
    • MULTİMEDYA ARŞİVİ
      • GAZEDDAPOD
      • GAZEDDAWEBTV
Bulamadık
Tümünü Gör
Gazedda
Bulamadık
Tümünü Gör

Endülüs’te Bir Düş Şehir: Sevilla

Hasan Yıkıcı, Sevilla gezi yazısında Endülüs’ün ışığını, Feria de Abril’in renklerini, Akdenizliliği, sokak fotoğrafçılığını ve belleğin izlerini anlatıyor.

HASAN YIKICI HASAN YIKICI
20 Mayıs 2026
Okuma Süresi: 11 dk
A A
0
https://bsky.app/profile/gazeddakibris.bsky.socialhttps://www.threads.net/@gazeddakibris

Uçaktan indiğimde ilk hissettiğim sabahın tazeliği oldu. Ardından ise ışığın parlaklığı. Sarı bir çizgi boyunca uçak ile havaalanı binası arasında gülümseyen ve yaklaşık iki buçuk saatlik yolculuğun ardından neşeyle konuşmaya başlayan insanlarla yürüyorum. Şortlu havaalanı personeli gülümsüyor ve bir kaç kişiye selam veriyor kalabalığın yanından geçerken. 

*** 

İspanya’nın güneyinde, Endülüs bölgesinin en büyük şehirlerinden biri olan Sevilla’da Nisan ortası hava neredeyse 30 derece! Uçağa bindiğimde Dublin’de hava sıcaklığı 7 dereceydi. Sevilla’da uçaktan indiğimde 28 derece! Gün içinde başımın ağrıyacağını ve bedenimin bu farkla reaksiyon vereceğini biliyorum. Yanımda taşıdığım su mataramı olabildiğince dolu tutuyorum. Daha önceki seyahatlarımda ilk günün heyecanı ile güneşi görür görmez, hazırlıksız kendimi sokaklara yürümeye ve fotoğraf çekmeye bıraktığım doğrudur. Fakat artık acelemin olmadığını biliyorum, hiçbir yere acelem yok! Güneş de bir yere kaybolmaycak, biliyorum. 

***

Sevilla’ya yolculuğumun arkasında Endülüs bölgesinin en büyük geleneksel festivali olan “Feria de Abril”‘i fotoğraflamak vardı. Feria de Abril‘e daha sonra geleceğim fakat altını çizmeden geçmek istemiyorum, Sevilla’ya vardığımda nasıl şahane bir güzellik ile karşılaşacağımı hayal bile edememiştim. Uzun uzadıya şehrin tarihine, turistlik mekanlarına burada değinmeyeceğim, sadece şunu belirtmekte fayda var ki, Endülüs bölgesi İspanya’nın diğer bölgelerinden gerek insan yapısı gerekse de kültürel ve tarihsel özellikleri bakımından çok farklı. Bunun arka planında kuşkusuz bölgenin geçmişte gerek müslüman kültüründen etkilenmesi gerekse de coğrafi konumundan dolayı Fas’a yakın olması yer almakta. Bugün şehirin merkezinde bir günlük yürüyüş de bile Arap mimarisinin etkisini hissetmek hala mümkün. Endülüs bölgesinin bir diğer özelliği ise 1900’lerin başında yoksulluğun derinlemesine yaşandığı ve feodal tarım ağalarının güçlü bir konuma erişerek gücü ellerinde bulundurmasıydı.  İspanyol İç Savaşı ve devrimi başladığında faşist Franco’nun Fas’dan hareket eden birliklerinin terör esirdiği ve katliamlar yaptığı ilk bölge de Endülüs bölgesi oldu. Sevilla Franco tarafından ele geçirilen ilk şehirlerden biriydi fakat Endülüs bölgesindeki bir başka şehir, Malaga, Franco birliklerine karşı güçlü bir direniş sergiledi. Bölgedeki feodalleşme ve yoksullaşmadan dolayı anarşist ve komünist hareketler Malaga’da diğer bölgelere göre daha güçlüydü. Malaga’daki direniş Franco orduları tarafından bastırıldı; bölgede yaşanan çatışmaların ardından göç etmeye zorlanan binlerce kişi ise yolda yine Franco birlikleri tarafından katledilmişti. Bertolt Brecht, Carra Ananın Silahları oyununda Malaga direnişine ve Franco’nun katliamlarına yer vermişti.     

***

Evet anladığınız gibi benim ilgimi sadece şehrin mimarisi çekmiyor, Sevilla’nın mahallelerinde yürürken İspanyol İç Savaşı’na dair bildiklerimi hatırlamak için belleğimi zorluyorum. Özellikle üniversite yıllarımda hakkında en çok okuduğum ve beni en çok etkileyen tarihsel dönem İspanya Devrimi ve iç savaşı olmuştu. Belki de bundan dolayı Sevilla’ya yaptığım bu yolculuğun benim için duygusal bir yanı da vardı. İlk gün henüz daha şehir merkezine gitmeden Sevilya’nın yerleşim bölgelerinden biri olan Triana bölgesine gidiyorum. Triana geleneksel bir işçi sınıfı bölgesi. Sakin mahalleri, sokak aralarında oyunlar oynayan çocukları, bölgedeki yerel restoranlarında sosyalleşen insanı ile mütevazi bir bölge. Yürürken kumru seslerine ilişiyor kulağım, mahallenin birindeki parktan çocuk sesleri geliyor, cıvıl cıvıl. Dublin’de mahallerde yeşil alanlar olmasına rağmen çocukların zaman geçirebileceği oyun alanları çok sınırlı. Fakat gerek daha önce ziyaret ettiğim Valensiya’da gerekse de Sevilla’da birçok mahalle parkı var. Bu konuyla kafamı çok yormak istemiyorum ve iklim koşulları deyip geçiyorum Triana’da yürürken. 

Franco Sevilla’da darbe yaptığında Triana bölgesi en güçlü direnişin gösterildiği bölge olmuştu. Franco birlikleri Sevilla merkezinde kısa sürede kontrolü sağlamalarına rağmen Triana’da dar mahallelerde günlerce süren direnişin ardından kontrolü sağlayabilmişlerdi. Triana mahallelerinde dolaşırken geçmişe gidip gidip geliyordum. Akdeniz akşam üzeri, serin bir esinti, kumru sesleri, mahalle restoranlarından yayılan gülümseler, parktan gelen çocuk cıvıltıları… Muhtemelen İspanya İç Savaşını düşünen tek kişi benim şu an. Bazen yolda yalnız yürürken düşüncelere kapılmak ve orada kaybolmak bir an meselesi.

*** 

Sevilla’da sokaklar portakal çiçeği kokuyor, buna Akdeniz sabahı kokusu da eşlik ediyor. Ferahlatıcı bir yanı var bu kokunun. Sevilla’da şehir merkezine yürürken sarıp sarmalıyor. Bir şehri yürürken kişi kendini, kendinden bir şeyleri de yürüyor. Bunu en iyi Sevilla’da deneyimlediğimi ifade edebilirim. Daha ikinci günden Akdeniz’i özlediğimi anladım. Kimliklerle aram hiç iyi olmadı. Hele hele Kıbrıs gibi bir çok kimlik iç içe geçmişken ve her biri bir diğeri üzerinde saçma bir politik üstünlük tesis etmeye çalıştığı bir coğrafyada bazen kimlik sadece bir mide bulantısı haline geliyor. Ama illa bir kimlik söyle deseler, ilk önce ‘Akdenizli‘ derim. Bir Sevilla sabahında yürürken işte bunu düşünüyorum ve bu düşünce tüm Sevilla yolculuğumda bana eşlilik ediyor. Özellikle gerek kentte, gerek sabahındaki ve akşamındaki havada, gerekse de insanında gördüğüm ortaklıklarla birlikte düşününce, Akdeniz başlı başına bir kimlik! 

***

Sevilla merkezinin dış cepherinde sıradan akdeniz insanının yaşamı akıp gidiyor. Bu insanların günlük rutinlerinin bir parçası olan mekanlarda kahve içerken veya yemek yerken, meraklı ve sevecen bakışlara maruz kalıyorsunuz. Onlar için bir yabancıyım ama onlarda ve şehirde bulduğum Akdeniz ortaklığından hiç haberleri yok. İngilizce anlaşmak çok zor. El kol hareketleriyle komik ve tatlı dakikalar geçirmek mümkün. Sevilla’da geçirdiğim 6 gün boyunca kendimi kucaklıyıcı, sıcakkanlı ve sevecen insanlarla çevrilmiş buldum. Akşamleyin otobüste elimdeki kamerayı gören yaşlı bir amca İspanyolca kameranın analog mu dijital mi olduğunu soruyor. Kendisinin de fotoğrafçılık yaptığını anlıyorum. Sonraki durakta inip gidiyor. Otobüsteki diğer insanlara bakıyorum, çoğu yerel halk, birbiriyle konuşuyor, sohbet ediyor, şakalaşıyor. Birbirini, tanımayan insanların arasında görünmez bir şefkat ve dayanışma bağı var. Halk olmak böyle bir şey olsa gerek! Bunu aynı şekilde Dublin’de İrlandalılar arasında da görüyor ve güçlü bir şekilde hissediyorum. Dayanışmanın sembolik değil günlük hayatın damarlarına yerleşen bir değer olduğunu yurtdışında geçirdiğim son iki yılda özellikle bazı şehirlerde çok net tanıklık ettim.

***

Kentin merkezi neredeyse tamamen turistlik! Özellikle kent merkezinde flamenconun bölgede ne kadar değerli olduğunu ve gerek turizim ile gerekse de yerel aktiviteler, festivaller ile yeniden üretildiğini farkedebiliyorsunuz. Şehirde birbirinden farklı mekanlarda gerek turistlik gerekse de tamamen yerel halka yönelik flamenco dans etkinlikleri var. Özellikle Feria de Abril‘de genciyle, yaşlısıyla yerel halkın flamenco ve benzeri dansları bildiğini, dansın yerel eğlence kültürünün bir parçası olduğunu farkettim. Flamenconun diğer geleneksel danslardan bariz farkı kadının merkezde olması ve sadece acının değil aynı zamanda isyanın ve meydan okumanın da dansı olduğunu biliyordum, fakat buna Sevilla’da tanıklık etmiş olmak bambaşka bir deneyim. 

*** 

Kentin merkezinde geçirdiğim zaman boyunca farklı bölgeleri keşfedip ışığın ve gölgelerin izini sürdüm. Sevilla, ışık, contrast, insan karakterleri ve renkler açısından şahane bir şehir. Dolayısıyla fotoğraf açısından da öyle. Altı günlük Sevilla yolculuğum boyunca çektiğim fotoğrafların beni mutlu ettiğini söyleyebilirim. Tabii buna ek olarak yorgun düştüğüm günlerin akşamında İspanyol tapası ve çok özlediğim sangria da bu yorgunluğumu güzelleştiren bir başka etkendi. 

*** 

Ve Feria de Abril! Endülüs’ün en büyük festivali. Hayatımda hiç böylesine güzel bir etkinlik görmedim. Bunu abartmıyorum. Feria de Abril 1800’lü yıllarda Katalan iş insanları tarafından özellikle at ticareti yapılması amacıyla kurulan bir hayvan marketi olarak başladı. Sonra zaman geçtikte ticaret yerini eğlence ve dans kültürüne bıraktı. Bugün casetas denen yüzlerce çadır ile donatılan çok büyük bir alanda bir bahar festivali olarak kutlanıyor. Bölgenin iki temel kültürel özelliği olan flamenco ve atlar festivalin temelini oluşturuyor. Her bir çadır bir bölgeye, aileye ya da kuruluşa ait ve çoğu özel. Bunun yanında genel halk çadırları da var. İlk gün CNT çadırı gördüğümde yüzümde bir gülümseme belirmişti. Daha sonra tüm sendika ve partilerin çadırlarının da bir bölgede olduğunu farkettim. 

Hafta hafta boyunca festival alanına her gidişimde insanların rengarenk kıyafetleriyle akın akın her yerden Feria de Abril‘e yürüdüğüne şahit oldum. Özellikle festival alanının yakınında bulunan Triana bölgesinden gelen insan kalabalıklarını dakikalarca bakakaldığımı hatırlıyorum. Renkler, ışık, insan cıvıltıları, gülümseyişler, sizi sıcak bir şekilde karşılayan ve çadırına davet eden insanların samimiyeti ve Nisan ayında Akdeniz güneşi… Kendimi bu güzelliğe şahit olduğum sırada gözümden iki damla yaş akarken buldum. Hayatımda hiç bir güzelliğe bakarken ağlamamıştım.

*** 

Feria de Abril’de önceliğim tabii ki fotoğraf çekmekti. Ve bunu yaparken de güzel zaman geçirmek, eğlenmek. Eğer fotoğraf ile ilgileniyorsanız festival boyunca gerek kentte gerekse de festival alanında gözünüzü cezbeden güzelliklerin başında renkler ve ışık gelecektir. Rengarenk flamenco kıyafetleri, sarı kumdan zemin, kırmızı beyaz ve yeşil beyaz çadırlar, gölgeler ve güneşin gün içinde aldığı konuma göre değişen ışık… Fakat daha derinlere indiğinizde, insan karakterleri, detayları, detayların uyumu ve tezatlığını, metafor olarak kullanabileceğiniz parçaları, hikayeleri ve duyguları da görebilir, yakalayabilirsiniz. Sokak fotoğrafçılığının en temel belirleyicilerinden biri ‘candid’ yani doğal, spontane, olduğu gibi fotoğraflayabilmektir. Belki bu konuyu daha sonra yazarım. Festival boyunca da aslında her zaman nerede olursam olayım yaptığım şeyi yaptım. Gülümsedim ve kimse farkında olmadan fotoğraf çektim! Farkında olmadın mı? Bu nasıl imkanlı olabilir ki! Fotoğraf çektiğinizi gören herhangi biri anında poz vermeye başlıyor, arından ise tanışıyorsunuz. Böylece onlarca aile ile tanıştım, beni çadırlarına davet ettiler, içki ve yemek ikram ettiler. Endülüs ailelerinin sıcak kanlılığını ve misafirperverliğini de birebir deneyimlemiş oldum. 

Fotoğrafçılar yolda birbirleriyle karşılaşırlar, tanışırlar ve sohbet ederler. Muhtemelen nereye giderlerse gitsinler iletişimi de devam ettirirler. Birgün yeniden karşılacaklarını bilirler. Özellikle de sokak fotoğrafçılığı yapıyorsanız. Nitekim ben de Feria de Abril‘deki son günümde iki İspanyol fotoğrafçıyla tanıştım. Biri Madrid’te yaşıyor, diğeri aslen Malaga’lı fakat Londra’da yaşıyor. Sohbet ediyoruz ayak üstü, instagramdan birbirimizi takip ediyoruz. Bana İspanyol bir fotoğrafçıya, Christobal Hara’nın fotoğraflarına bakmamı öneriyorlar. Dublin’e döner dönmez ilk işim Christobal Hara’nın Spanish Color kitabını sipariş etmek oluyor… Tanıştığım fotoğrafçılardan biriyle iki hafta sonra aynı festivalde, Atina Sokak Fotoğrafçılığı Festivali’nde finalist oluyoruz. Sosyal medyadan yazışıyoruz; ikimizin de Atina’ya gidecek parası ve zamanı yok! Sevilla yorgunuyuz! Başka zamana!    

***

Sevilla’da son gün, bir Nisan akşam üzeri. Kent merkezinin kuzey kısmında ismi Feria olan bölgede bir barın önünde ağaçların altında oturuyorum. Önümde büyük bir alan var. Yandaki masalar insanlarla dolu. Belli ki bölge insanı. Çocuklar önümde uzanan alanda top oynuyorlar, çocuk gülüşmeleri ve cıvıltıları ağaçların arasında tüneyen kumru seslerine karışıyor. Bir Akdeniz akşam üzeri. Lefkoşa’da hissettiğim dinginliği ve yavaşlığı, Sevilla’da o Akdeniz akşam üzerinde buluyorum. Lefkoşa’yı özlediğimden emin değilim ama akdenizliliği özlediğimden eminim! Sevilla’da o Nisan akşam üzerinde, hala o sandalyede oturuyor olabilirim. Endülüs’te bir düş şehir. 

Etiketler: endülüsFlamencogeziispanyaşehir
HASAN YIKICI

HASAN YIKICI

Yersiz, yurtsuz...

“Ne Zaman Bir Kent Anlatsam Venedik İle İlgili Bir Şeyler Söylüyorum”
HASAN YIKICI

“Ne Zaman Bir Kent Anlatsam Venedik İle İlgili Bir Şeyler Söylüyorum”

HASAN YIKICI
16 Nisan 2026
Cellatlar ve Yobazlar
HASAN YIKICI

Cellatlar ve Yobazlar

HASAN YIKICI
16 Mart 2026
Karikatür Sevdası
HASAN YIKICI

Karikatür Sevdası

HASAN YIKICI
18 Şubat 2026
Evde Hissetmek Mümkün Mü?
HASAN YIKICI

Evde Hissetmek Mümkün Mü?

HASAN YIKICI
4 Şubat 2026
Devam Et
Gazedda

© 2026 Gazedda - Copyleft

  • Künye
  • Dayanışma
  • İletişim
  • Gizlilik Politikası

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

Bulamadık
Tümünü Gör
  • ANA SAYFA
  • YAZARLAR
    • GAZEDDA YAZARLARI
    • GÜNEYDEN YAZARLAR
      • PENNA
    • DÜNYADAN YAZARLAR
      • PROJECT SYNDICATE
    • EDİTORYAL KOLEKTİF
  • SÖYLEŞİ
  • BELLEK & TARİH
    • YERİN HAFIZASI
  • TÜM İÇERİK
    • HABER ARŞİVİ
      • KIBRIS
      • DÜNYA
      • KORONAVİRÜS
    • MULTİMEDYA ARŞİVİ
      • GAZEDDAPOD
      • GAZEDDAWEBTV

© 2026 Gazedda - Copyleft

Web sitemizde size en iyi deneyimi sunabilmemiz için çerezleri kullanıyoruz. Bu siteyi kullanmaya devam ederseniz, bunu kabul ettiğinizi varsayarız. Gizlilik ve Çerezler Politikası sayfamızı ziyaret edin.