Coğrafyamızın üstüne çöken savaş ihtimali artık uzak bir olasılık olmaktan çıktı. Uluslararası terminolojide kullanılan diplomatik dil hâlâ “gerilim”, “kriz”, “çatışma” gibi kelimeleri tercih etse de sahadaki gerçeklik artık daha farklı bir boyuta dönüştü. Yirminci yüzyılın başındaki paylaşım savaşlarını hatırlatan bir jeopolitik rekabet yaşanıyor. Enerji hatları, ticaret yolları, veri ağları, limanlar ve stratejik geçiş noktaları üzerinde büyük bir mücadele var. Askeri bloklar yeniden şekillenirken, küresel ölçekte silahlanma hızlanıyor, dünya giderek iki büyük güç etrafında yeniden diziliyor. Belki de yıllar sonra bugün yaşananlar, yeni bir paylaşım savaşının başlangıcı olarak tanımlanacak.
Modern savaşların arkasında devasa bir ekonomik sistem bulunur. Silah endüstrisi, güvenlik şirketleri, askeri teknoloji üreticileri, enerji şirketleri ve lojistik ağlar bu sistemin temel aktörleridir. Savaş, bu sistem için bir pazar anlamına gelir. Yeni silah sistemleri geliştirilir, savunma bütçeleri büyütülür, askeri teknolojiler test edilir ve küresel güvenlik piyasası genişler.
Bu nedenle savaş ekonomisi sürekli olarak yeni tehditler üretir, yeni cepheler yaratır ve krizleri kalıcı hale getirir. Silah üretiminin sürdürülebilirliği için gerilimlerin de sürdürülebilir olması gerekir. Dünya genelinde askeri harcamaların her yıl trilyonlarca dolara ulaşması tesadüf değildir. Bu, savaşın yalnızca politik bir araç değil aynı zamanda küresel kapitalizmin en kârlı sektörlerinden biri olduğunu gösterir.
Belli oluyor ki, bu tablonun içinde Doğu Akdeniz de sıradan bir bölge olmayacak. Enerji rezervleri, deniz ticaret yolları, Ortadoğu’ya yakınlığı ve askeri lojistik ağlar nedeniyle bölge emperyalistlerin hesaplarının merkezinde yer alıyor. İngiltere’nin egemen üs bölgeleri olan Ağrotur ve Dikelya, Ortadoğu operasyonlarının, gözetim ağlarının ve askeri sevkiyatın önemli düğüm noktalarından biri haline geldi.
Kuzeyde ise Türkiye’nin askeri, ekonomik ve politik varlığı söz konusu. Dünya gerçekten büyük bir güç çatışmasına doğru sürüklenirse Türkiye’nin hangi blokta yer alacağı, Kıbrıs’ın kuzeyinde yaşayan biz zavallıları direkt olarak etkileyecek bir konudur.
***
Tarih bize defalarca aynı şeyi gösterdi. Küresel güçler savaşırken toplumlar ezilmeye mahkumdur. Kıbrıs uzun zamandır başkalarının savaşlarının lojistik arka bahçesi olarak kullanılmaktadır. Bu askeri uçak üssünün içinde yaşayan insanların güvenliği ise kimsenin önceliği değildir. Küresel aktörler için Kıbrıs bir üs, bir radar noktası, bir lojistik merkez olabilir. Ama burada yaşayan insanlar için burası bir vatan, bir yaşam alanıdır.
Savaşlarda taraf olmak değil, hangi ülkenin başlattığından bağımsız bir biçimde savaşın kendisine karşı çıkmak gerekmektedir. Kıbrıs adası tüm yabancı üslerden arındırılmalıdır. İşgallerin, yabancı askeri üslerin ve Kıbrıs’ı büyük güçlerin askeri oyun alanına dönüştüren tüm yapıların Kıbrıs’tan çıkarılması gerektiğini söylemek romantik bir barış çağrısı değildir. Bu, adanın güvenliği için en rasyonel yaklaşımdır.
Kıbrıs’ta yaşayan bizler artık bir karar vermeliyiz. Sömürgecilerin safında mı duracağız, yoksa bu adayı onların savaşlarının dışında tutacak bir gelecek mi kuracağız?



