Babam dünyadan ayrılınca -ki ayrıldı mı onu da bilemem- ne zaman buna dair yazabildim bilmiyorum. Ne kadar süre geçti bilmiyorum, bazen geçen süre sonsuz gelebilir insana. Hep geç kalmış hissedebilir insan kendini yazmak için ya da yazdığı zaman.
Bu yazıya geç kalmak istememe nedenim belki biraz da bu yüzdendir fakat geç kaldım, son ziyarete, vedalaşmaya, geç kaldım. Bu geç kalış gerçekten de yüreğine oturur insanın.
Hoşça kal diyemezsin gidenin arkasından bazen, güle güle diyemezsin, alkışlarla uğurluyoruz bile diyemezsin bazen. Ne desen uymaz. Ne desen eksik, ne desen yarım kalır. Şu yarım kalmış çeyrek adanın yüzü gibi asılı kalır yüzünde zaman.
Zaman seni sahne ardına götürür, perde arkasına, perde önüne. Işıklara götürür. Işıklar ki nice insanı nerelere götürür bilinmez.
Bazı yazılara dahi geç kalır insan ve sonra böyle bir yazıda toplamak zorunda kalır kelimelerini, iyi ifade edebileceği cümleler kurmak için yine de kelimeler dahi kifayetsiz kalır. Bir garip Orhan Veli’ye düşmezsiniz kifayetsiz deyince, en güzel kıyafetlerinizi giyip uğurlamaya da gidemezsiniz çünkü ansızın haberdar olursunuz olan bitenden. Ansızın olduğunuz yerden çıkıp gidersiniz, kıyafetim uygun mu demeden. Giden biri daha vardır. Biri daha ayrılmıştır aranızdan. “….aramızdan ayrılan…” kelimeleri geçer kurulan cümlede siz yaklaşırken gideni simgeleyen ateşe çünkü her taş ateştir artık. Her taş gidenin yeri. Her taş soğuk. Her taş özleyince sıcak. Her taş gelmeyecek birini ömrün boyunca beklemek. Her taş gözyaşı. Her taş özlem. Her taş kavuşma tesellisi. Her taş, her taş sizin için ayrı bir kelime ifade eder, ayrı bir sıfat, ayrı bir can. Giden birini simgeler.
Diyaframı kullanmayı her öğreteceğimde, diyaframı kullanmamı öğreten gelir aklıma. Sahne gelir, yükselen ses gelir. Alçalan ses. Alper Susuzlu gelir.
Bir vanın derma arka koltuklarında gece yolculuğudur zaman şimdi biraz. Ki hep zamandan zamana koşar avare aklımız yaş aldıkça ve anlamaya başladıkça bir daha gelmeyeceğini o günlerin.
“Dönülmez akşamın ufkundayım…” diye mırıldanan sahne durur gözlerimin yasında. Ki hep dururdu nedense çünkü bazen bazı anlar kazınır gözbebeğine insanın ve geçen zamana rağmen aynı şekilde taze durur orda nedense. Anbean akıldan düşer önüne. Gülümsersin anılara, anlara, yaşanmaya değmişse…
En güzel anları paylaştığımız insanlar, bize biz olmamızda faydası olan o güzel insanlar, bize iyilikle güzellikle dokunan o ender insanlar, onlar bir bir giderken bilinmeze, bizi neden geride bırakırlar diye anlamadan beklemeye başlarız; yaşanan anıları yâd ederek gizlice.
Söylenecek sözler en derinde şimdi, bu yazıdan çok önce söylenenler söylendi orada; bizim mahallede. Çünkü benim için orası “bizim mahalle.” Bizim mahalle yavaş yavaş oraya taşınırken her taşınma ağır bir yük kalbime.
Her taşınma bir taş, her taş bir yaş, her yaş bir yas.



