Barbaros Şansal: “Ankara’ya Dönen Vizyon Bir Mikrop Gibi”

Geçtiğimiz hafta Lefkoşa’da, sıradan bir günde sıradan bir mekanda otururken MDP Başkanı tarafından sözlü saldırıya uğrayan Barbaros Şansal, Gazeddakıbrıs’a konuştu. Şansal, hem yaşadıklarıyla ilgili hem de Kıbrıs’ın kuzeyinde gözlemlemekte olduğu dönüşümle ilgili açıklamalarda bulundu…


Röportaj: Nuri Sılay-Hasan Yıkıcı


İfade özgürlüğü risk altında

Kıbrıs’ın kuzeyinde ikinci kez saldırıya uğrayan Şansal, Kıbrıs’ın kuzeyinin hukukun Türkiye’den çok ileride olduğunu söylüyor fakat diğer yandan da acı bir gerçeğe parmak basıyor “ama can güvenliği, ifade özgürlüğü ve vücut bütünlüğünün dokunulmazlığının Kıbrıs’ın kuzeyinde de risk altında olduğunu hepimizin kabul etmesi gerekiyor. Cezasızlığın risk altında olduğunu kabul etmemiz gerekiyor.”

Her şey üç dakikada oldu

Saldırıya uğradığı gün her şeyin üç dakikalık kısa bir zaman diliminde gerçekleştiğini aktaran Barbaros Şansal, yaşananları şöyle anlatıyor: “O gün yine kötü bir şey yaşayan Kıbrıs’ın kuzeyi oldu. Ben hakarete uğradım, tehdit edildim herkesin içinde. Hem de Kıbrıslı’nın yerlisi, babalarını kalp krizinden kaybetmiş, hayatta kalma mücadelesi veren bir ailenin mekanında bu başıma geldi.Ben Ledra Palas’ı geçtikten 3 dakika sonra Hamur’u bastılar ve herkesin seyrettiği o biçimsiz davranışları yaptılar”

“Bir virüs gibi”

Kıbrıs’ın kuzeyinde Türkiye ile paralel bir değişim olduğunu ve bunun nedenin de buradaki yöneticilerin vizyonunu Ankara’ya bakarak şekillendirmeleri olduğunu belirten Şansal, “Ankara’ya dönen vizyon, maalesef bir virüs gibi, bir mikrop gibi, bütün ileri faşizmi, hukuksuzluğu, jakobenizmi, Makyavelizm’i, tüm olumsuzluklarını adaya yüklüyor”dedi. Bunun sebebinin Türkiye değil, Kıbrıslı olduğunu da vurgulayan Şansal, “Kusura bakmayın. Menfaatleri için, çıkarları için, paraları için” ifadelerini kullandı.

“Partiler artık Türkiye’dekilerin karbon kopyası”

Kıbrıs’ın kuzeyinde rant ve çıkar odaklı bir siyaset geliştiğini ve bunun da Türkiye’deki siyaset ile ne kadar örtüştüğünden bahsederek, bir çeşit tasma, kablo benzetmesi yapan Şansal şunları ifade etti: “Gerek UBP, gerek CTP, gerek TDP, gerek DP, bir sürü var sizde, aslında hepsi Türkiye’deki siyasal yapıların karbon kopyaları haline dönüşmüş. Özerk ve yerel çizimler geliştiremiyorlar. Yani bir tasma, kablo meselesi var”

“Devrim Kıbrıs’tan başlayacak”

Kıbrıslı Türkler’in ve Kıbrıslı Rumlar’ın ortak mücadelelerine inanan ve adanın geleceğini barışta gören Şansal, aynı zamanda devrimin de Kıbrıs’tan başlayacağını belirtmekte. Şansal’a göre devrim “eskisi gibi orak çekiçlerle, balyozlarla, mızraklarla, bayraklarla, kalkanlarla olan” bir şey değil artık.

“Kıbrıs’ın kuzeyi Türkiye’nin arka bahçesi”

Kıbrıs’ın kuzeyindeki değişimlere gönderme yapan Şansal, kaygılı bir ifadeyle şunları söylüyor: “Kıbrıs’ın kuzeyi Türkiye’nin arka bahçesi, gayri kanuni işlerini yürüttüğü bir yer olmaktan çıkmadığı müddetçe ne Kıbrıslı, ne Türkiyeli, ne başka bir milletten gelenlerin huzur içerisinde yaşayıp yatırım yapacağı ya da yaşamaya çalışacağı bir yer olmaktan uzaklaşıyor”

En büyük sorun…

Şansal’a göre Kıbrıs’ın kuzeyindeki en büyük sorun ise “Memurdur, öğlen iki buçukta işini bırakır, altında mercedes, yüzme havuzlu villa, kolunda altın saat, Evkaf’tan üç liraya bir şey kiralamış, yüz liraya kiraya vermiş, başka meslek de yapar, başka iş de yapar ama devlet memurudur, müsteşardır, müşavirdir.”

İşte Barbaros Şansal ile yaptığımız röportajın ilk bölümü:

-İsterseniz geçtiğimiz günlerde size karşı yapılan saldırıdan başlayalım. Olayın öncesinde ve sonrasında neler yaşandı?

O gün aslında ben bir şey yaşamadım. O gün yine kötü bir şey yaşayan Kıbrıs’ın kuzeyi oldu. Ben hakarete uğradım, tehdit edildim herkesin içinde. Hem de Kıbrıslı’nın yerlisi, babalarını kalp krizinden kaybetmiş, hayatta kalma mücadelesi veren bir  ailenin mekanında bu başıma geldi. Ben Ledra Palas’ı geçtikten 3 dakika sonra Hamur’u bastılar ve herkesin seyrettiği o biçimsiz davranışları yaptılar.

-Bu olay kuzeye geçişinizden 3 dakika sonra mı yaşandı?

Evet, sınırdan geçtikten 3 dakika içinde…

-Peki nasıl haber almış olabilirler ki?

Yoo, Kıbrıs polisi öyle bir şey yapmaz, hayatta inanmam! Onlar vatanseverlerdir, demokrasiye, hukukun üstünlüğüne inanan şiddete karşı bir ekiptir Kıbrıslı Türk polisi. Bu yüzden, herhalde oralarda gizli kameralar falan var, MOSSAD, KGB, CIA falan kurduğu. Onlar haber vermiştir! Ya da kuş uçmuştur yukardan! Bir de kedi koşarak geçti, o kedi olabilir. Kedidir o, kedi!

“İfade özgürlüğü risk altında, kabul etmeliyiz”

-Türkiye’de günlük hayat içerisinde bu tür olaylar yaşanıyor. Orada yaşayan insanlar, özellikle sizin gibi iktidara muhalif olan kesimlerin günlük hayat içerisinde linç edilmesi sıkça yaşanıyor. Kıbrıs’ın kuzeyinde çok alışık olmadığımız şeyler bunlar. Böyle bir saldırıyı bekliyor muydunuz?

Kıbrıs’ın kuzeyi 2 Ocak 2017’de hukuksuz bir şekilde beni derdest edip, hukuksuz bir şekilde sınır dışı ederken, nereye gitmek istediğimi sormadan, üstelik can güvenliğimin olmadığını söylememe rağmen, benim daha önceden parasını ödediğim uçak biletimle beni uçağa koyup, yanımda kktc polisi olduğu halde iştiraklı, Atatürk Havalimanı’nda, havadayken Anadolu Ajansı’na Ercan uçuş bilgilerimi servis edip, yayınlatıp, ki bu Ercan Havalimanı’nın sorumluluğudur, beni linçin içine attı, sahte delillerle tutuklattı, 2 ay hücre ve tecrite attı, sonra da beraat ettirip çıkarttı.

Benim, Kıbrıs’ta Yüksek İdare Mahkemesi’nde İçişleri Bakanlığı aleyhine açtığım hukuksuz derdest davasından 15 ay kaçtılar. 15 ayın sonunda mecbur kalıp, yeni İçişleri Bakanı hukuksuzluğu kabul edip, karar yazılmasını engelleyerek davayı düşürdüler. Yeniden davaları açmak için vakit kazanmaya çalıştılar. Daha önceki münferit olaylarda da hep açıkladığım gibi kktc’nin hukukunun Türkiye Cumhuriyeti hukukundan 50 yıl ileride ve daha güvenilir olduğunu deklere ettim, bütün bunlara rağmen halen aynı şeyi deklere ediyorum. Yani Türkiye’yle kıyaslayamıyorum ama can güvenliği, ifade özgürlüğü ve vücut bütünlüğünün dokunulmazlığının artık Kıbrıs’ın kuzeyinde de risk altında olduğunu hepimizin kabul etmesi gerekiyor. Cezasızlığın risk altında olduğunu kabul etmemiz gerekiyor.

-Kısacası Türkiye’de ne varsa, artık Kıbrıs’ın kuzeyinde de var diyebilir miyiz?

Tecavüz, cinayet, linç olayları bunlar artık Kıbrıs’ta ne acıdır ki olağanlaşıyor ve tepkisizlik başlıyor. Gösteriler de bile şiddet sarmalı tırmanıyor ve en sonunda biber gazıyla da tanıştınız. Yarın bir gün Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı’nın garajında duran TOMA da sokağa çıkacaktır bu durumda.

-Biber gazıyla daha önceden de tanışmıştık aslında…

Şimdiki teknolojik biber gazı, pistonlu. Sprey başka bir şey, ama profesyonel CS başka bir şey ki Uluslararası Sağlık Örgütü tarafından kesinlikle yasaklanması gereken bir şey. CS gazı böbreklerde kalıntı bırakan, kansere yol açan, astım ve koah hastalıklarını tetikleyen çok tehlikeli bir kimyasal. Ha böcek ilacı sıkmışsın, ha CS sıkmışsın. Yaşanan görüntüler çirkin olmuş. Kıbrıs’ın kuzeyinde yaşananları sadece caretta caretta fotoğraflarıya saklayamıyoruz artık. İç hukuktan ve içişlerinden kaynaklanan bu imar katliamları, çevre katliamları, doğayı bozduğunuz zaman insan hayatını da bozuyorsunuz. Hepsi birbiriyle bağlantılı. Kıbrıs’ın kuzeyinde benim tanıdığım birçok aile küçük çocuklarının beslenmesi için güneye geçip zehirsiz, ilaçsız sebze, meyve, süt alıyorlar.

“Ankara’ya dönen vizyon, maalesef bir virüs gibi… tüm olumsuzluklarını adaya yüklüyor.”

-Aslında uzun bir süredir Kıbrıs’ın kuzeyinde hayat Türkiye’ye paralel bir değişim arzediyor…

Evet, ben 1965’ten beridir Kıbrıs’a geliyorum. Yeşil Ada feribotuyla Kıbrıs’a gelmiş, Lefkoşa eski havalimanına inmiş, adanın neredeyse tüm yakın tarihini bire bir yaşamış, 74 harekatı, 80 sonrası burdan kutu kola, kot, sabun taşımış biriyim… Kıble Londra’dan Ankara’ya döndükten sonra çok şey değişti Kıbrıs’ta. Yani uluslararası bir başkent, metropol olan Londra ve İngiliz kültüründen, büyük bir erozyon içerisinde, büyük bir çöküş içerisinde olan Ankara’ya dönen vizyon, maalesef bir virüs gibi, bir mikrop gibi, bütün ileri faşizmi, hukuksuzluğu, jakobenizmi, Makyavelizm’i, tüm olumsuzluklarını adaya yüklüyor. Peki bunun asıl sebebi kim? Asıl sebebi tabii ki Türkiye değil, asıl sebebi buna Kıbrıs’ın kuzeyinde çanak tutan Kıbrıslı. Kusura bakmayın. Menfaatleri için, çıkarları için, paraları için. Yani ben genelevleri, kumarhaneleri ve çakma üniversiteleri eleştirdim diye biliyorsunuz geçen aylarda yine hedef yapıldım. Ki ben bir şahsa cevap vermiştim. Sosyal konut inşaat projesi promosyonu yaptığı için! Yani sordum ona; “Emrullah bey mi yapıyor, Bulut inşaat mı yapıyor?” diye. Yine hemen işte üniversitelerimize hakaret etti…

-Peki üniversiteler ne kadar üniversite?

Üniversiteleriniz o kadar iyiyse niye artık Kıbrıs’ın kuzeyine eğitim için gelen üniversite öğrencilere pasaport zorunluluğu getirdiniz de diğeri nüfus kaydıyla giriyor? Burada okuduklarını pasaportla mı ispat edeceksiniz, diplomanın niteliğiyle mi ispat edeceksiniz?

“Kıbrıslı Türklerin işi çok zor ama umutsuz değildir”

-Yaşanan ekonomik krize gelelim. Nedir öngörünüz? Kıbrıslıtürkleri ne bekliyor?

Türk Lirası’yla maaş alıp, sterlinle ev kiralayıp, avroyla beyaz eşya alıp, dolarla inşaat malzemesi alıp… Bu halkın yaşama şansı yok ki!

Önce Kudret bey gitti Ankara’ya. Çavuşoğlu ve Hulusi Akar’la ön görüşmeleri yaptı, Tufan beye verilmeyen randevu hemen verildi ve apar topar Tufan hoca Ankara’ya gitti. Dönüşünde her politikacı gibi “çok olumlu geçti” dedi. Bizim politikacılarımız “tünelin ucunda ışık gözüktü” derken, o “tünelin ucunda ışık yoktur” dedi. Bunu söyleyerek her şeyi açıkladı aslında. Tufan hoca dürüst insandır aslında…

-Zaten Erhürman-Erdoğan görüşmesi sonrası basına servis edilen fotoğraflar her şeyi açıklamıyor mu?

Tufan hoca dürüst bir insandır, her şekilde kefilim kendisine. Tufan hocanın da yapabileceği şey bellidir. Çünkü Özersay faktörü vardır, Denktaş faktörü vardır. Faktörler bellidir. “Diploma alma, kahraman ol” diye Steve Jobs reklamı var sizin sokaklarınızda. Steve Jobs’tan kim izin aldı?

-Tazminat davası açamazlar mı?

Açamazlar. Alt yönetimdir, Türkiye’ye karşı açılması lazım. İt ite buyuracak, it kuyruğuna buyuracak. Siz ‘Burger King’ açamazsınız, “King Burger” açarsınız…. Yaşamı taklit, hukuksal altyapı eksizliği ve telifsiz olan, hukuksuz olan bir bölgede, zaten hukukun şemsiyesi altında adaleti aramak, yani şemsiye güneşe karşı kullanılırken, yağmura karşı kullanılır hale gelmiş bir dünyadayız. Kıbrıslı Türklerin işi çok zor ama umutsuz değildir.

“Partiler, Türkiye’deki siyasal yapıların karbon kopyalarına dönüştü”

-Kıbrıs’ta çözüm ve barış bu hukuksuzluktan çıkış için hep dayanak noktası oldu. Kıbrıslıtürklerin geleceği hakkında ne düşünüyorsunuz?

Benim barıştan yana, iki toplumun birlikte yaşamasına dair her zaman umudum var.İki tarafta da milliyetçilik var ama güneyde Avrupa Kara Hukuku’nun getirdiği yaptırımlar, Avrupa Merkez Bankası’nın getirdiği stabilizasyon gibi durumlar tabii çok büyük avantaj sağlar. Kuzeydeki mevzu biraz daha farklı. Kuzeyde 15-20-30 aile, bilmiyorum kimler tanımam, ben çok zenginleri tanımam. Kuzeyde benim anladığım kadarıyla bu rant hilafetinden beslenen sermaye, siyaseti de yönetir hale gelmiş. Gerek UBP, gerek CTP, gerek TDP, gerek DP, bir sürü var sizde, aslında hepsi Türkiye’deki siyasal yapıların karbon kopyaları haline dönüşmüş. Özerk ve yerel çizimler geliştiremiyorlar. Yani bir tasma kablo meselesi var. Kıbrıslı Türklerin nüfusu, siz de galiba 243 bin seçmen mi var?

-Eski bir başbakana göre biraz kalabalığız…Nüfusa dair tam bir bilgiyi biz de bilmiyoruz.

Evet, sağlıklı bir nüfus sayımınız zaten yok. Kuzeyde yaşayan nüfusun üçte biri kadar Kıbrıslı Türk var. Üçte bir, her zaman üçün biri olarak sonuçlanır… Dolayısıyla inisiyatif alarak, herhangi bir referandumda Kıbrıslı Türklerin tek başına bir irade koyma şansı kalmamıştır. Siz kuzeyde Türkiye’de üretilmiş x marka şampuanı 12 liradan alırken, güneyde aynı şampuanı, Türk malı şampuanı 8 liraya alıyoruz. Yani ortak pazardan dolayı… Türkiye milli maçlarını, bayrağını Kıbrıs’ın güneyinde ve Türkiye’de karşılıklı çekerek gayet rahat yapabilirken, ben Kıbrıs Cumhuriyeti bayrağını İstanbul’daki evime çekersem hiçbir hukuki yaptırımla karşı karşıya kalmıyorum ama Kıbrıs’ın kuzeyinde çekmeye kalkışsam tutuklanıyorum.

-Kıbrıs’ın kuzeyinde bunu yaparsanız hemen “ajan” olursunuz…

Biliyorsunuz, zaten beni daha önce Sefa Karahasan “rum ajanı” yapmıştı… Dolayısıyla aidiyet sadece bayrak, ezan, kilise çanı, millet, vatan ve cinsiyet ya da vatanseverlik, milliyetçilik üzerinde olan bir şey değil, insanların vatanı umutlarının yeşerdiği yer olur, karnının doyduğu yer değil. Karnı doyanlar yüzünden kimse umutlarını yeşertemez hale gelmiş kuzeyde. Bu çok acıdır.

“Kıbrıs’ın kuzeyi Türkiye’nin arka bahçesi”

Yani asıl sorgulanması gereken kişilik hakları, vücut bütünlüğünün dokunulmazlığı, hukukun üstünlüğüdür. Ondan sonra ifade, vicdan, seyahat ve inanç özgürlüğünü konuşabiliriz. Kıbrıs’ın kuzeyi Türkiye’nin arka bahçesi, gayri kanuni işlerini yürüttüğü bir yer olmaktan çıkmadığı müddetçe ne Kıbrıslı, ne Türkiyeli, ne başka bir milletten gelenlerin huzur içerisinde yaşayıp yatırım yapacağı ya da yaşamaya çalışacağı bir yer olmaktan uzaklaşıyor.

“Devrim Kıbrıs’tan başlar”

-Peki bir çıkış yolu var mıdır sizce?

Benim Kıbrıs’tan apar topar atılmama, linç edilip hapse atılmama sebep olan başlık, 3 yıl önce Cumhuriyet Gazetesi’ndeki röportajda söylediğim cümle; “Devrim Kıbrıs’ta başlar”.

-Sizce bu mümkün mü? Devrim Kıbrıs’tan başlayabilir mi?

Başlar.

-Kıbrıslıtürklerin böyle bir şeyi başarabileceğine inanıyor musunuz?

İki toplumun birlikte yapabileceğine inanıyorum. 74’ü hatırlarsanız ki ben buradaydım. Ben harekatın hemen sonrası burdaydım. Çünkü benim üvey babam Kıbrıslı Türklerle birlikte ticaret yapıyordu. Ben Girne’den İngiliz yatlarının isimlerinin yağlı boyayla kapatılarak, kervan gibi birbirine bağlanıp Türkiye’ye götürülüşünü canlı izledim. Ben Mağusa’da tahta narenciye sandıklarına çatal bıçakların konulup (Varoşa-Maraş’taki otellerden), Mağusa’dan nasıl götürüldüğünü canlı izledim. Yani yağma, ganimet ve işgal kültürü üzerinde yaşayan coğrafyalarda, ki bu sadece Türkiye için geçerli değil, ABD, Rusya, İspanya, Portekiz, İngiltere için de geçerli, sonuç hep bu olacaktır. Koloni kültürü yaşayacaktır. Koloni kültürü yaşadığı müddetçe de insanların umutları yeşermeyecektir. Kolaycı, hazırlopçu… O zaman ne olur? Bir avuç insan o ışığı yanık tutar, Limasol’daki meşale gazetesi gibi… Yani benim arkadaşımın çocuğu Kıbrıs’ın kuzeyinde devlet memurudur, Türk okulunda okudu. Kıbrıs’ın en yüksek dağını Selvili Tepe zanneder. Öyle öğretilir. Trodos’u bilmez.

-Aksine Türkiye’deki en yüksek dağı bilir…

Evet. Kısacası kendi yerelini oluşturmadan bölgesel olamazsın. Bölgesel olamadan ulusal olamazsın. Ulusal olmadan uluslararası olamazsın. Uluslararası olmadan da evrensel boyuta çıkamazsın. Kıbrıs’ın sıkıntısı dünyanın merkezini kendisi zannedip, evrensel zannedip, yerel bile olamaması. Aslında çok basit bir mantığı var.

-Kıbrıs’ın kuzeyinde size göre sorun nedir?

Ben bir çok devlet memuru tanıyorum. Memurdur, öğlen iki buçukta işini bırakır, altında mercedes, yüzme havuzlu villa, kolunda altın saat, Evkaf’tan üç liraya bir şey kiralamış, yüz liraya kiraya vermiş, başka meslek de yapar, başka iş de yapar ama devlet memurudur, müsteşardır, müşavirdir.Uçak biletini kestirir, annesine de kestirir, sağlık bakanlığında tanıdığı varsa gider Türkiye’nin en lüks hastanelerinde işini görür, buraya ödetir ama burda bir kesimKıbrıslı Türkler ise hastaneye ulaşamaz. Sağlık servisi alamaz. Sosyal güvence alamaz. Bugün okuduğum bir haber, damı delik yokluk içerisinde bir aile de yardım bekler.

-Peki bu memur toplumunun içerisinden “devrim” nasıl çıkacak?

Şimdi, benim işim moda olduğu için, hani hep “eski modalar geri geldi” derler ya, aslında geri gelmez. Eskiden kadınların ayakları 38 olduğunda “deve ayaklı” derdik. Şimdi kadınların ayakları 40-41. İnsan vücudu da doğayla ve çevreyle birlikte değişim gösterir, evrim gösterir. Bu evrimin getireceği devrimi konuşmamız lazım. Bütün dünya dijital devrime geçmişken, iletişim devrimine geçmişken, yani şunu düşünün, buradan, Kıbrıs’ın kuzeyinden Türkiye’de yasaklı olan bütün internet sayfalarına girebiliyorum ama işletim sistemi Türk Telekom’dur.Porno sitelerine de girebiliyorum, gay sitelerine de girebiliyorum, hepsine girebiliyorum. İşte devrimi o yapar. Eğer biz gençlerimize, yaşlılarımıza, çocuklarımıza dijital devrim sayesinde dünyayı gösterebilirsek ve dünyanın merkezinin Kıbrıs olmadığını anlatabilirsek, devrim kendiliğinden oluşur. Devrim eskisi gibi orak çekiçlerle, balyozlarla, mızraklarla, bayraklarla, kalkanlarla olan bir şey değil artık. Bastille hapishaneleri artık yok. Silivri var!

-Silivre’de şu an kaç kişi yatıyor?

40 bin kişi var şu an Silivri’de.

-Kıbrıs’ın kuzeyindeki bir şehrin nüfusundan daha fazla…

Türkiye’de cezaevlerinde yatanların nüfusu Kıbrıs’ın kuzeyinin nüfusundan fazla. 450 bin.

-Kıbrıslı Türkler ile Kıbrıslı Rumların bahsettiğiniz evrim ve devrim diyalektiği içerisinde bir gün sınırlara dayanacağına inanıyor musunuz? İhtiyacımız olan sizce bu mu?

Evet, bence budur. Politik hareketler dışında sivil toplumun bu konuda önemli bir rolü olabileceğini düşünüyorum. İroniyle, hicivle, insanlara endorfin vererek, mutlu ederek, zaman zaman kışkırtarak, rahatsız ederek… Çünkü insanın bir damarı var, onu dürtüklemeden hareket etmez. Dolayısıyla insanları uyandırabilmek lazım.

Kimse kapısının önünü süpürmez. Hem okurum Kıbrıs’ta “evimizi süpürerek başlayalım” diye. Evinizi değil, kapınızın önünü süpürün. Çünkü evinizi süpürdüğünüzde daha çok pisliği kapınızın önüne atıyorsunuz.

Röportajın devamı yarın…