Bir isim bazen sadece bir isim değildir; aileden taşınan bir hafıza, çocuklukta çekinilen bir farklılık, zamanla insanın kendini bulduğu bir özgürlük alanı olabilir. Mustafa Mıstıki Araz için “Mıstıki” tam da böyle bir yerde duruyor: hem köklerine, hem ailesine, hem de kendi seçtiği hayata açılan bir kapı.
Bu söyleşi, yalnızca genç bir bireyin kişisel hikâyesini değil; kimliğin, aidiyetin, belleğin ve temasın insanı nasıl dönüştürebileceğini de görünür kılıyor. Çünkü Mıstıki’nin sözleriyle, dinlemezsek birbirimizi anlayamayız; öğrenmezsek paylaşamayız; kabul etmezsek var olamayız.
Hakan Çoban sordu; Mıstıki, isminin hikâyesinden Montpellier’de kurduğu yaşama, Kıbrıslılığa bakışından hafızayı koruma arzusuna uzanan bu yolculuğu kendi sözleriyle anlattı.
“Mıstıki” ismi oldukça dikkat çekici. Bu isim nasıl ortaya çıktı ve senin için ne ifade ediyor?
Mıstıki benim ikinci ismim! Kıbrıs’da isim olarak yaygın olmadığından hep takma ad, lakap sananlar çok olur. Aslında atalarımın adının tamamını taşımam için bana verilmiş bir isim. Bir dedem Mustafa Araz, öbürü Mustafa Mıstıki ben da ortaya garışık Mustafa Mıstıki Araz.
Küçükken farklı olduğu için kullanmaya korktuğum bu isim, sonrasında kendimi bulmaya çalışırken aradığım o özgürlüğü bulmama yardımcı oldu. Artık ailem beni Mustafa olarak bilir, arkadaşlarım Mıstıki. İkisi da benim ismim, ikisinin da benim için yeri ayrı!

Montpellier’de yaşamayı seçmenin özel bir nedeni var mıydı? Bu şehir seni en çok hangi yönüyle etkiledi veya değiştirdi?
Pek isteyerek gelmedim Montpellier’e. Evet Fransa’da okumak istediğimi bilirdim ama Akdeniz’de galma gibi bir niyetim yoktu! Paul Valery Üniversitesinden kabulümü alınca birden çantalarımı toplayıp 8 saatlik trene atlayıp geldim Montpellier’e, güneye doğru inerken karaağaçlarn, meşelerin yavaş yavaş kaybolup yerlerini zeytinlere, servilere verişini izlediğimde, Sarı daştan evleri, mas mavi denizini gördüğümde doğru yerde olduğumu anladıydım.
Burada geçirdiğim son 5 sene de da kendi işimi kurabilirim, çokça arkadaş edindim, farklı projelerde yer aldım ama en önemlisi kendimi buldum. Renkliliği ve canlılığıyla tanınan bu şehrin bana kucak açışını hissettim, bir Lefkoşa olmasa da, iyisiyle, kötüsüyle da Montpellier da artık benim evim oldu.
Farklı toplulukları bir araya getiren projelere ilgin ne zaman nasıl başladı? Seni en çok dönüştüren an neydi?
Çift toplumlu programlarda aktif bir şekilde yar almaya 2018’de Cyprus Friendship Programme ile başladım. İlk kez Kıbrıs’ın diğer toplumlarından gençler ile tanışma şansına sahip olduğum bu proje sayesinde dünyaya bakış açım değişti, bir çok arkadaşlıklar edindim, birçok şeyin de farkına varmaya başladım. Fransızların delisi olduğu “Esprit Critique”, Eleştirel düşünmeyi, “doğruları” sorgulamayı öğretti bana. Gerek adamın tarafsız tarihini öğrenmek olsun, gerek kendimden farklı insanlarla tanışmak her yanıyla beni ben yaptı bu program.
Sonrasında da özellikle Covid döneminde Hade inisiyatifinde yer aldım. Düzenlediğimiz seminerlerle, söyleşilerle, yaptığımız etkinliklerle olsun adamın her yanından insanlarla tanıştım. Birleşmiş Milletler tarafından organize edilen etkinliklere katıldım, Unite Cyprus Now’dan Activism eğitimi aldım.

Benim için kıbrıslı olmak, her zenginliğiyle bu kültürü kucaklamak demektir, bunun nedenini ancak diğer toplumlarla kontağa girenler, kendini “öbürü” konumunda bulmuş olanlar bilebilir.
Dinlemezsek birbirimizi, anlaşamayız,
Öğrenmezsek birbirimizi, paylaşamayız,
Dinlemezsek birbirimizi, anlayamayız,
Kabul etmezsek birbirimizi, var olamayız.
Kıbrıs’ın geleneklerine ve sanat tarihine dair seni özellikle etkileyen bir detay var mı?

Kıbrıs’da gittiğim müzelerde en çok gözümü alan hep takılar olmuştur. Gerek kral mezarlıklarında bulunan altın takılar olsun, gerek bakır bilezikler, adamızın takı tarihi hep ilgimi çeken bir konu olmuştur!
Hatta Aphroditios ile yaptığım çekim Kıbrıs Müzesi’nde bulunan altın takılardan esinlenmişti, çekimi Lapta’da Lambousa kral mezarlıklarında yapmıştık, sonra aynı müzeye gittiğimde o takılarım da Lambousa’dan geldiğini farketmiştim. Bu büyük sürpriz hem beni duygulandırdı, hem de kendim için, adam için üretmeye motive ettirdi.
Sınırsız bir bütçen olsa ve Kıbrıs’ta bir proje hayata geçirecek olsan, bu ne olurdu? İnsanlara nasıl bir deneyim sunmak isterdin?
Kesinlikle Ailem üzerine çalışırdım. Genç yaşta da içerik üretmeye başladığımda tek amacım nenelerimi, dedelerimi, yeğenlerimi ve beraber geçirdiğimiz zamanları korumaktı. Benden sonraki jenerasyona Kıbrıs’ı birken tanımış bu birinci el kaynakları, bilgileri ölümsüzleştirmekti. Benim ailemi ailem yapan o detayları farkedip saklamakdı.

Politik, kültürel ve sosyal açıdan gaybetmeye başladığımız o Kıbrıslılığın devamının geleceğinden emin olmak için başladım ben üretmeye. Kıbrıs’ım için, kendim için, toplumum için üretmeye adadım ben kendimi.
Bu yüzden aile bireylerinden başlayarak, tek tek onların kendileri için kıbrıslılığın ne olduğundan bahsettiği, en mutlu ve en üzgün anıların beraber anlatıldığı söyleşiler yapmak ve bu söyleşilerin, arşivlerini yaratmak, gelecek jenerasyonlara aktarımını sağlamak en büyük hayalim.
Günlük hayatında seni en çok heyecanlandıran şeyler neler? “Hafta sonu gelsin deee” dediğin anlar nasıl anlar?
Arkadaşlarımnan buluşabildiğim, çekinmeden kendim olabildiğim o günleri bekleyerek geçer günlük hayatım. Montpellierde yaratan insanlarla çevrili etrafım; birbirinin büyümesine yardımcı olan, kendinden emin olan ve ne yapacağını bilen insanlarla.
Birkaç yıl önce garajda, park yerinde beraber buluşup dans ettiğim arkadaşlarımla artık 1000 kişilik etkinlikler düzenliyoruz, bu şehirde yerimizi edindik ve durmuyoruz. Beraber düzenlediğimiz her etkinlik sonrası gurur perileri hiç salmıyor peşimi, günlerce gülümsemeden duramıyorum hep bir sonrakini bekliyorum!
17 mayısın senin için önemi nedir 🏳️🌈 ?
Özgürce yaşayacağımız bir geleceğe ulaşmak için birtek kendimizi savunamayız, öbürlerini da savunmamız, birlik olmamız gerekir.
İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 1. Maddesinin de dediği gibi; “Bütün insanlar özgür ve onur ve haklar bakımından eşit doğarlar. Akıl ve vicdanla donatılmışlardır ve birbirlerine karşı kardeşlik ruhu içinde davranmalıdırlar.”
Ancak eğer örgütlenip, organize olursak; kendilerini öbürülerinden üstün gören, öbürülerinin sistematik eradikasyonu içinden elinden gelen her şeyi yapan, adam olup insan olmayan o bireylere karşı çıkabiliriz.





