AktüelRöportajSevan Nişanyan ile Söyleşi: “Ada lehçesine bayıldım”

"Güney’i henüz görmedim. Merak ediyorum."
Gazedda Kıbrıs Gazedda KıbrısMayıs 27, 2021
Gazedda_Patreon
Muzakere_CDF

Bu röportaj İbrahim Beyazoğlu tarafından gerçekleştirilmiş ve ilk kez gazetecinin kişisel bloğunda yayınlanmıştır.

Kıbrıslı okurlar için Sevan Nişanyan ile Söyleşi: “Ada lehçesine bayıldım”

Samos ve Şirince

İBRAHİM BEYAZOĞLU:  Şu anki ruh haliniz nasıl?

SEVAN NİŞANYAN: Pandemi rezaletinden çok sıkıldım. Sadece hapsedilmek değil. Bütün toplumun hapsedilmeyi kuzu kuzu kabul etmesi, seve seve gerekçelendirmesi, itiraz edenlere tepki göstermesi beni bunaltıyor. Bütün dünya, en azından Batı dünyası diyelim, eleştirel düşünme yeteneğini topyekün kaybetti gibi geliyor bana. Bunun verdiği bir çaresizlik hissi var.

İBRAHİM BEYAZOĞLU:  Söyleşiye sanırım nereden başlayacağımı biliyorum. Sizinle iletişim kurup söyleşi yapmak neden bu kadar zor?

SEVAN NİŞANYAN: Hazır bir kalıba oturtamıyorsunuz ondan olabilir mi? İyi kötü tanıdığınız tiplemeler vardır, milli, mesleki, sınıfsal, ideolojik, psikolojik hazır kalıplar. O kalıpları habire bozmakla meşgul olduğumdan belki nerede duracağınızı kestiremiyorsunuz. Aslında iletişim kurması zor biri değilim sanıyorum, mailim filan gizli değil, asgari bir sevimliliği olan herkesle rahatça konuşurum, soru sorana dürüstçe cevap vermeye çalışırım, gırgır geçmeyi severim, kravat takmam.

İBRAHİM BEYAZOĞLU: Türkiye’ye geri dönme şansınız olsa, döner miydiniz?

SEVAN NİŞANYAN: Ziyaret için elbette. Kalmak ister miyim, ne kadar tahammül edebilirim kestiremiyorum.

İBRAHİM BEYAZOĞLU:  Neden Samos’ta yaşamayı tercih ettiniz? Sizce ait olduğunuz yer Samos mu? Yuva mı? Samos’ta günleriniz nasıl geçiyor? Orada kendi habitusunuzdasınız diyebilir miyiz?

SEVAN NİŞANYAN: Eskiden beri sevdiğim bir yerdi. Şirince’deyken fırsat buldukça gelir “ah şu köyde bir evimiz olsa” geyiği yapardık. Dünya güzeli bir yer, iklimi mükemmel, yaşantısı sakin, modern dünyanın çirkinliklerinden nasibini almamış, insanları kalender ve medeni, fiyatlar uygun. En önemlisi tabii Şirince’ye bir taş atımı mesafede, Türkiye’den ulaşımı kolay. Bir sürü projem vardı, yaz okulları düzenlemek, Matematik Köyü ile paslaşmak, Türkiye ile Yunanistan arasında iki ayaklı birtakım kültür projeleri yapmak kabilinden. Arkadaşlarım, çocuklarım karşıda, onlar gider gelir diye düşündük. Şimdi bir buçuk sene oldu sınır kapalı. Berlin Duvarı’ndan beter bir bariyer girdi araya. Kim tahmin edebilirdi ki?

İBRAHİM BEYAZOĞLU:  Şirince ile bağınız var mı? Kütüphanenizin akıbeti ne? Aslanlı Yol’da “hakiki bir kütüphane nasıl bir nimettir … hakiki bir kütüphanenin verdiği zevkin yamacına hiçbir şey yaklaşamaz” dediğinizi biliyorum mesela (s. 132-133).

SEVAN NİŞANYAN: Nişanyan Otel şimdi büyük oğlumun yönetiminde, covid yüzünden millet Türkiye’ye hapsedileli beri tarihinin ticari açıdan en parlak günlerini yaşıyor. Matematik Köyü buna karşılık maalesef pandemi paniğine yenik düştü, bir yılı aşkın süreden beri kendini izole etti, uzun bir kış uykusuna yattı. Kaya mezarım aslanlar gibi duruyor. Nişanyan Kütüphanesi de yerli yerinde.

Covid şaklabanlığı biterse insanlar gene kullanabilecek.

Bugün vardığımız noktada henüz British Library yahut Fransa Milli Kütüphanesi ya da büyük üniversite kütüphaneleri gibi ciddi araştırma koleksiyonlarının yerini tutabilecek birşey yok. Onlar dipsiz kuyu gibidir, bilgi dünyasının sınırlarına yaklaştıkça, önünde kademe kademe açılırlar. Muazzam bir hazdır ona tanık olmak. Ancak orta boy kütüphanelerin, yarım milyondan az kitap taşıyan yerlerin çağı artık kapandı sanırım. Oralarda bulmayı umduğun hemen herşeyi internetten şıp diye temin edebiliyorsun. Avrupa’nın son ucundaki bir adanın kervan geçmez bir dağ köyündeki evimde oturup bayağı ciddi araştırma projelerinin altından kalkabiliyorum. Ne bileyim, Ortaçağda Hindistan kişi adları yahut filan ülkenin askeri alımları hakkında araştırma yapabiliyorum.

 “Yanlış Cumhuriyet”

İBRAHİM BEYAZOĞLU: İkinci Dünya Savaşı sonrası Fransız felsefesinden – Mesela Derrida, Foucault gibi düşünürler – pek hoşlanmıyorsunuz sanırım.  Daha çok Aydınlanma mirası ve klasiklerin bir mahdumu olduğunuz izlenimine kapılıyorum. Yanlış Cumhuriyet’te yaptığınız tam olarak Derridavari bir yapısöküm. Yani çelişki ve tutarsızlık olduğunu düşündüğünüz olguları ortaya çıkarıyorsunuz.  Benzer surette “tarih okurken devamlı soru sormak lazım. Temel soru: Bunu neden anlatmışlar? Neyi saklamaya çalışıyorlar? Çünkü gerçek hayat devasa kara deliklerle doludur. Anlatının işlevi o kara delikleri göz alıcı bir perdeyle örtmektir” öneriniz de kulağa semptomatik okuma yöntemi gibi geliyor. Bu Althusser ve Macherey gibi Fransız Marksistlerin geliştirdiği bir yaklaşım. Siz iyi bir okurun bu soruları sorması gerektiğini savunuyorsunuz. Yani olana değil olmayana ya da örtülü olana, saklı olana uğraşmak. Yine de siz bu yaklaşımlara alabildiğine mesafelisiniz.

SEVAN NİŞANYAN: Evet, Aydınlanma mirası beni daha çok heyecanlandırıyor. Rasyonel eleştiriye tutkunum. Mistifikasyon bulutlarını dağıtmak, kalıp düşüncelerin ve kaypak sloganların arkasına saklanan mantık körelmelerini teşhis etmek hoşuma gidiyor. Hazır düşünce kalıplarını tekrarlamayı marifet sayan insanlar bana zihnen tembel, daha kötüsü ahlaken sorunlu geliyor. Yapısöküm iddiası, elbette, bu açıdan tasvip edeceğim bir şey. Foucault benim fikri gelişimimde katkıları olan biri, ona bir şey demem. Belki post-Sartriyen Fransız entelektüalizminin o cafcaflı, egosantrik üslubuna biraz gülerim, o kadar. En karmaşık, en cesur fikirlerin bile yalın ve anlaşılır bir dille söylenmesini önemsiyorum. Derrida’yı ise yıllar önce üniversitemde verdiği bir konferans dizisinde izlemiştim. O zaman şarlatan olduğu kanısına vardım. Bir daha da ilgilenmedim.

İBRAHİM BEYAZOĞLU: Yanlış Cumhuriyet raflardaki yerini alır almaz yankı bulmuştu. Büyük gürültü koparmıştı. Sanırım internet kullanmadan yapılan bir çalışmaydı. Yanlış Cumhuriyet’in en çok hangi yönü sizi tatmin etti? Araştırma sürecinde en çok hoşunuza giden ne oldu? Yanlış Cumhuriyet’e yeniden başlayabilseydiniz neyi değiştirirdiniz?

SEVAN NİŞANYAN: 1994-95’te o kitabı yazdığımda internet henüz oyuncaktı, 2008’de ilk kez basıldığında da ciddi bir araştırma ortamı olmaya yeni yeni adım atıyordu. Kütüphanelerde dağlar gibi fotokopi çektirerek, ikinci el kitapçılardan sararmış broşürler toplayarak yazıldı kitap.

Yanlış Cumhuriyet’te her şeyden önce bir duygusal inançlar yığınına dönmüş olan Kemalist söylemi soğukkanlı bir akıl süzgecinden geçirmeyi denedim. Bir dizi soru ve cevaba indirgedim. Her iddiaya karşı “bu doğru mu?”, “doğru olup olmadığı nasıl kanıtlanır?” “başka bakış açısı mümkün müdür?” “şöyle bir itiraza ne cevap verir?” sorularını sordum. O açıdan bence tatmin edici bir çalışmadır. Eleştirel aklı duygusal tercihlerinin önüne koymaya çalışan biri için ufuk açıcıdır.

Hedeflediğim kesim tabii o güne dek tanıdığımı zannettiğim, Batı tipi eğitim almış “modern” okur kesimiydi. O kesimin ezici çoğunluğunun maalesef ne denli koyu bir dogmatik saplantıya gömülmüş olduğunu, inançlarını savunmak için ne denli acımasız olabileceğini kestirememişim. Kitap daha önce varlığından çok haberdar olmadığım bir başka kesimde rağbet gördü. Muhafazakar aile çevresinden gelip bir çıkış yolu arayan, Milli Eğitim’in empoze ettiği değerleri sorgulayan gençler etkilendi kitabımdan. Robert Kolejlilerin yüzde doksanı adeta sınıfsal bir ihanet olarak algıladı, o okulun mezunlarının son elli yılda ürettiği kayda değer üç beş kitaptan biri olan Yanlış Cumhuriyet’i.

Jeopolitik, Brzezinski ve Biden

BEYAZOĞLU: Siyasetbilimcisiniz de aynı zamanda. ABD’de bir dönem Jimmy Carter’ın Ulusal Güvenlik Danışmanı olan Zbigniew Brzezinski’nin fakültede asistanıydınız. Sizce jeopolitik metinler okurken neden bu denli paranoyak komplo teorileri, kıyamet senaryoları ve meczup kehanetler barındırıyor?  İnsanların dünyayı nasıl algıladıkları kişiliklerinee dair ipucu vermez mi?

SEVAN NİŞANYAN: Komplo teorilerinin kaynağı cehalettir. Dünyanın nasıl işlediğine ilişkin bir bilginiz yoksa olup biteni gizli bir iradenin yönlendirdiği fikrine kapılırsınız. Antik dünyanın tanrıları da aşağı yukarı böyle doğdu. Güneşin nasıl olup her gün doğudan doğup batıda battığını anlamıyorsanız en kestirme çözümdür Apollon yahut ona benzer biri atına binip sürüyor diye düşünmek. İşte buyurun komplo teorisi: Gizli bir el yönetiyor.

Yalnız bunu söylerken kamusal cehaletin kaynaklarını da gözden kaçırmayalım. Brzezinski’nin ta 1981-82’de ısrarla üzerinde durduğu konulardan biri kamuoyunu yönlendirmenin önemiydi. Vietnam felaketi ABD yönetimi için bir ders oldu. İç kamuoyunu ve medyayı kontrol etmenin ne kadar mühim bir savaş aracı olduğunu fark ettiler. Konuyu o tarihten sonra askeri bir mantıkla ele aldılar. Kamuoyunun zihnini bulandırmayı yüksek bir sanata dönüştürdüler.

Bilmem farkında mısınız, büyük devletlerin diplomatik hedefleri 20. yüzyılın son çeyreğine dek az çok kültürlü birinin kavrayabileceği ve tartışabileceği bir konudur. O tarihten bu yana gitgide opaklaştı, bizzat karar verme mekanizmaları içinde olmayan birinin asla nüfuz edemeyeceği bir sır perdesine büründü. Buyurun Irak savaşı, 11 Eylül saldırıları, covid paniği. Bırakın ortalama kültürlü insanı, bizzat karar vericilerin dahi olayların mantığını kavrayabildiklerinden artık emin değilim. Bu da, bana sorarsanız, ürkütücü bir durum.

BEYAZOĞLU: Siz Karl Popper’ı seversiniz. O da komplo zihniyeti mahfillerinde böyle bir eleştiri yapmıştı. Popper’a hala sempatiniz var mı?

SEVAN NİŞANYAN: Popper’e ilişkin tek söylediğim onun tümevarım teorisi hakkında.  Bilim metodu hakkında söyledikleri bence 20. yüzyılda felsefe alanında yapılmış en önemli atılımdır. “Conjectural Knowledge” başlıklı makalesini 1987’de Denizli’de (ikinci kez) askerlik yaparken okumuş, çarpılmıştım. Hala da çarpılmam devam ediyor sanırım. Siyasi liberalizme ilişkin sözleri maalesef Soğuk Savaş yıllarının gölgesi altında kalmıştır. Egemen görüşe onay vermek riskli iş; katkın ne kadar özgün olursa olsun, egemen görüş eskiyince onunla beraber bayatlıyor.

BEYAZOĞLU: Dünya gündemine gelelim. ABD’de Biden nasıl başladı? Gelişmeleri nasıl yorumluyorsunuz? Biden yorumlanırken neler gözden kaçırılıyor?

SEVAN NİŞANYAN: ABD’de son otuz yılın ana trendlerini şöyle görüyorum. 1. “Uyuşturucuyla savaş” kisvesi altında toplumun büyük bir kesiminin kriminalize edilmesi ve nüfusun yüzde biri gibi inanılmaz bir kitlenin hapsedilmesi. 2. 11 Eylül saldırılarından sonra “terörle savaş” kisvesi altında temel hak ve özgürlüklerin hem ABD içinde hem dünya çapında kısıtlanması. 3. Assange ve Snowden örneklerinde görüldüğü gibi istihbarat ve güvenlik örgütlerinin kutsallaştırılması, bunlara yönelik her türlü sorgulamanın polis zoruyla önlenmesi. 4. Irak, Afganistan, Suriye, Libya gibi anlamsız ve sonuçsuz savaşlar aracılığıyla askeri kadrolara trilyonlarca dolar fon aktarılması. 5. Kabul edilebilir bir gerekçe olmaksızın Rusya’nın şeytanlaştırılması ve yeni bir (soğuk?) savaş isterisinin körüklenmesi.

Biden ve ekibi bu beş politikanın oluşumunda baş rolleri oynamış ve halen bu beş politikayı temsil eden kişilerden oluşuyor. Sonucun kimse için hayırlı olacağını düşünmüyorum.

Trump ahlaksız bir soytarıydı belki. Bu ekip kadar büyük suçları var mıydı, emin değilim.

“Aslanlı Yol” ve Kişisel Sorular

İBRAHİM BEYAZOĞLU: Sevilmeme konusunda bir yeteneğiniz var. Sizi sevmeyen insanlara sizden nefret edecekleri anıtsal sebep vermekte üzerinize yok mesela. Bana Zizek’in bir lafını anımsattınız: “Tolerance makes everything boring, we need more conflict!” (“Hoşgörü her şeyi sıkıcı hale getirir, daha fazla çatışmaya ihtiyacımız var!”) Ne dersiniz?  Huzur hedef tahtasına oturtulmakta mı?

SEVAN NİŞANYAN: Çatışma yoksa hayatın ne zevki olabilir ki? Çatışmayı kazanmak, kazanamıyorsan en azından mücadelede erdem ve becerini sergilemektir hayatı yaşanır kılan. Öyle olmasa dünya edebiyatının, sinemanın yüzde doksan küsuru neden çatışma üzerine kurulu olsun?

Benden “nefret ettiğini” söyleyenlere de çok fazla inanmayın. Yüzlercesiyle karşılaştım bugüne dek. Zannettiğinizden daha kompleks bir hadise. Kendi korkaklıklarının, basitliklerinin yüzlerine vurulmasından hoşlanmıyorlar doğal olarak. Bir yandan da haklı olduğumu pekala biliyorlar ve kalplerinin bir köşesinde bunun söyleniyor olmasından da memnunlar. Grup halinde olduklarında zırhlarını delmek mümkün değil. Teke tek yüzleştiğinizde çok kolay bayrakları suya indiriyorlar. Özellikle “feminist” retorik bayrağını sallayan kadınlar ilginç. Genellikle yarım saat sürmüyor bambaşka bir nağmeye geçiş yapmaları.

İBRAHİM BEYAZOĞLUKişisel bir gözlem. Belgeselinizde “Niye oturayım ki? Oturduğum zaman sıkılıyorum” diyorsunuz. Can sıkıntısı bağlamında akla zaman zaman Emil Cioran’ı getiriyorsunuz. Sıkıntı eşiğiniz sanırım çok düşük. Boş muhabbeti pek sevmiyor gibisiniz. Sanırım bu iki ucu keskin bıçak gibi bir durum. Bir yanda projeler üretiyorsunuz. Meşguliyet size iyi geliyor. Öte yandan beklenmedik durumlarla da yüzyüze gelebiliyorsunuz.

SEVAN NİŞANYAN: Demek ki Cioran okumam lazım, komple boşum o konuda. Hayatta yapacak, öğrenecek, üretecek, sevecek, dövecek o kadar çok şey var ki bir şey yapmadan geçirdiğim her dakika ziyan bence.

İBRAHİM BEYAZOĞLU: Siz ne dersiniz bilmem ama sizin ne/kim olmadığınızı kestirmek ne olduğunuzu kestirmekten daha kolay sanırım. Çok net yargılara sahip değilsiniz sanırım. William Shakespeare Othello’da “Ben olduğum şey değilim” der mesela. Aslanlı Yol’da üzerine basa basa “bir kişi olmak bana sıkıcı geliyor” diyorsunuz keza (s. 237). Milliyetçilik, bürokrasi, resmi ideoloji, mitoslar ve din ile yıldızı barışmayan birisiniz. Yaptıklarınızla müsemma gözüküyorsunuz. Yani solcusundan tutun da mütedeyini, Kemalisti, milliyetçisi, feministine geniş bir yelpaze sizi pek sevmiyor. Kendinizi yakın bulduğunuz ya da savunulması gerektiğini düşündüğünüz siyasi ya da toplumsal konum/lar var mı?

SEVAN NİŞANYAN: “Konum”lar yok sanırım, süreçler beni daha çok ilgilendiriyor. Konum dediğin şey, koyduğun anda çürümeye başlar. Akıştır mühim olan. “En iyi siyasi sistem hangisi” diye sormuştu biri bir keresinde. “Öbürü” diye cevap verdim.

Gençliğimde sosyalizme tutkundum. Sonra bireysel özgürlüğün önemini idrak ettim, bireye olabildiğince otonomi sağlayan toplumsal yapıları savundum. Türkiye özelinde 1980’lerden itibaren her zaman siyasi gücün bölünmesini, devletin küçülmesini, ülkenin Batı dünyası ile entegre olmasını savunan eğilimlere yakınlık duydum. Bu yöndeki en büyük engelin ülkede ‘ilerici’ diye bilinen kesimler ve bilhassa Kemal Paşa kültü olduğunu düşündüm.

Cezaevinde üç buçuk yıl geçirdikten, sonra Samos’ta inzivaya çekildikten sonra bu düşünceler de artık bana yeterince ‘grounded’ gelmiyor (“ayağı yere basar” mı desek?). Hap gibi bir düşünceye sahip olmaktansa, hap gibi düşünceleri kurcalaya kurcalaya bozmak daha zevkli.

İBRAHİM BEYAZOĞLU: İnsan Aslanlı Yol’u ağzı açık, hayretle okuyor. Birçok varta atlatmışsınız. Hala hayatta olmak dışında hayattaki en büyük başarınız sizce nedir? 

SEVAN NİŞANYAN: Beş çocuğum?

Kıbrıs

İBRAHİM BEYAZOĞLU: Ve Kıbrıs. Kıbrıs’a dair neler söylemek istersiniz? Kıbrıs sizin için ne ifade ediyor? Kıbrıs denince ilk aklınıza ne ne geliyor? Kafanızda neler canlanıyor? Daha önce adaya geldiniz mi?

SEVAN NİŞANYAN: Çok geldim. 1975’te ailemle ucuz pyrex almaya geldik, utanç duydum. 90’ların sonu ile 2000’lerin başında çok sık yolum düştü. Ada lehçesine bayıldım, yerli Kıbrıslılar arasında şaşılacak kadar geniş bir kesimin TC insanına özgü milli ve ideolojik hırtlıklardan ne kadar uzak olduğunu görüp hayret ettim. Bir müddet yabancı bir kültürün etkisinde eğitilmenin, tıpkı Hatay’da, tıpkı Kars-Ardahan ve Artvin’de, tıpkı Bulgaristan Türklerinde olduğu gibi, bu ülke insanına epey iyi gelebileceğinin farkına vardım. 2013’te çılgın bir projenin akıl vericisi sıfatıyla birkaç kez daha gelip KKTC yönetim sistemini daha yakından tanıma fırsatı buldum. Küçük devletlerin büyüklerden daha keyifli yerler olabileceğine dair düşüncem pekişti. (Proje gerçekleşmedi.)

Güney’i henüz görmedim. Merak ediyorum.

İBRAHİM BEYAZOĞLU: Türkiye’nin Kıbrıs ile ilişkisine dair ne söylemek istersiniz? Bazı saptamalar yapmak mümkün mü? 

SEVAN NİŞANYAN: 1999’du galiba, okullardan İngiliz müfredatının kaldırılıp TC müfredatının dayatılması konuşuluyordu. Hayatta hiçbir siyasi konuda o denli şiddetli bir nefret ve çaresizlik duygusuna kapıldığımı hatırlamıyorum.

İBRAHİM BEYAZOĞLU: Demin bahsettiğiniz KKTC projenizden biraz bahsedebilir misiniz?

SEVAN NİŞANYAN: Bahsetmeyeyim. İlgili kişilerin onayını almadan olmaz.

Covid-19

İBRAHİM BEYAZOĞLU:  Pandemi süreci malum. Bütün bunlar hiç alışılmış şeyler değil. Umarım aileniz iyidir. Bu sürece nasıl dayanıyorsunuz?

SEVAN NİŞANYAN: Toplam dört buçuk yıl hapis yatmış biri olarak alışığım hapis hayatına, gardiyanların aptallığına, kuralların saçmalığına, mahkumların korkaklığına.

Ve tabii fırsatı bulunca kaçmaya. Geçen ay eşimle beraber nihayet kaçmayı başarıp uzun bir Mısır yolculuğu yaptık. Maskesiz insan yüzü görmeyi özlemiştim; iyi geldi.

Eğitim ve Gazetecilik

İBRAHİM BEYAZOĞLU: Siz birçok şeyin yanında gazetecisiniz de. Bu soruyu iletişim fakültelerinde gazetecilik okuyan öğrenciler için sormayı çok istiyorum. Sizce gazeteci olmak isteyen bir öğrenci müfredat dışında neler okumalı?

SEVAN NİŞANYAN: Yok, gazeteci değilim. Bir müddet günlük gazetelere fikir yazısı yazmak gazetecilik değil.

Ama 55 yıldan beri iyi bir gazete okuyucusuyum. Ona istinaden cevap verme cüretini göstereyim. Bugünün medyasında gördüğüm en feci eksiklikler, bir, tarih bilmeme, dolayısıyla güncel olayları bir perspektif içinde görememe, iki, ahlaki duruş yokluğu, dolayısıyla şu anda moda olan tavır hangisiyse ondan öte bir bakış açısına sahip olamama. Hoca olsam bol tarih okuturdum. Ve iyi edebiyat. Çünkü ahlaki ikilemleri tanımanın ve tartışmanın yeri yüksek edebiyattır.

İBRAHİM BEYAZOĞLU: Bırakın öğrencileri, birçok hocaya bile tarih ve edebiyat okutmak zor. Hegel’e göre sabah güne gazete okuyarak başlamak modern insanın ritüeli. Sizin olmazsa olmaz gazete(ler)iniz var mı?

SEVAN NİŞANYAN: Kırk yıllık New York Times alışkanlığım vardı, büsbütün Amerikan Pravda’sına dönüştüğünden beri onu da bıraktım. Twitter’a bakıyorum, ilgimi çeken makaleler mutlaka çıkıyor, çoğu da genellikle marjinal yayın organlarında.

İBRAHİM BEYAZOĞLU:  Pandemi günlerinde eğitim sizce kaybedilmiş bir dava mı? Nasıl bir tablo öngörüyorsunuz?

SEVAN NİŞANYAN: Hep bilmediğim yerden soruyorsunuz hocam.

Anna Karenina

İBRAHİM BEYAZOĞLU: Anlayışınıza sığınarak size özel bir soru sormak istiyorum. Porto Rico’ya gittiğinizde yanınızda Tolstoy’ın bir romanını götürmüşütünüz. Aslanlı Yol‘da: “Oradayken kasvet büsbütün bastı. Yanımda, Allah kahretsin, Anna Karenina’yı götürmüşüm, başka kitap yok sanki” demiştiniz (s. 85). Sonra ne oldu? Anna Karenina’yı okuyabildiniz mi? Yoksa öyle kaldı mı?

SEVAN NİŞANYAN: Okudum. Hatta yıllar sonra bir daha okudum. Puerto Rico’daki hadisede o zamanki eşimle aramızda bir sadakatsizlik meselesi vardı, o yüzden roman bana kahredici gelmişti. Tolstoy kadın psikolojisini ve toplumsal örgüyü muazzam bir derinlikle ele alır, etkilenmemek elde değil. Ama yavaş, canına yandığımın, çok yavaş. Netflix çağında gene o sabrı bulabilir miyim emin değilim

Öneri kabilinden

BEYAZOĞLU: Tutkulu bir okursunuz. Amerikalıların wordsmith diye tarif ettiği türde bir okur-yazarsınız. Özgün, cesur ve ilham verici işleri seviyorsunuz. Derinlikli eleştirel analizlere düşkünsünüz. Şu sıralar neler okuyorsunuz? Son zamanlarda yolunuz “duyduğum en zekice tespit” minvalinde tavsiye edebileceğiniz eserlerle kesişti mi? Zihnin pasını giderecek birkaç tavsiyede bulunmak ister miydiniz?

SEVAN NİŞANYAN: Tüm önyargılarımı yenip Roger Scruton’ın iki kitabını okudum. Ufuk açıcı buldum. Cambridge’de el yazmaları kütüphanesi müdürü Christopher de Hamel’in Meetings with Remarkable Manuscripts’i son yıllarda okuduğum en lezzetli kitaptı. Ayrıntıları unutmayayım diye üç defa üzerinden geçtim. Kazuo Ishiguro’yu tanımıyordum, sevdim, üç tane daha romanını ısmarladım. William Dalrymple’ın her yazdığını beğenmişimdir, Hindistan’da East India Company egemenliğini anlattığı The Anarchy’yi de çok öğretici buldum. Peter Frankopan’ın The Silk Roads’ı dünya tarihine yeni bir bakış açısı getiriyor, ama modern çağlara geldikçe temposu bayağı düşüyor. Antik kültürün Ortadoğu ve Asya üzerinden barı Avrupa’ya aktarılışı öyküsüne dair epey okuma yaptım, çok şey öğrendim. İlla bir isim ver derseniz Violet Moller, The Map of Knowledge.

Şimdi yazınca farkına vardım, Moller hariç hepsi İngiliz yahu. Ben mi öyle seçmişim, yoksa İngilizce kaliteli yayın dünyasında İngiliz hegemonyası mı var?

Cezaevindeyken müthiş kitap okumuştum, o ayarda okuma yapmadım son aylarda. Kahneman, Thinking Fast and Slow. Harari, Sapiens (öbür kitapları değmez). Jared Diamond, bütün kitapları müthiş, ama beni özellikle çarpan The World Until Yesterday. Dinler tarihine meraklıysan Finkelstein ve Silberman, The Bible Unearthed. Boyer, Religion Explained. Houellebecq’in romanları, özellikle La Soumission. Gençlere kitap tavsiye edilecekse ilk aklıma gelenler arasında bunlar.

BEYAZOĞLU: Birkaç sene önce Haaretz’de Harari’ye dair How Yuval Noah Harari Became the Pet Ideologist of the Liberal Elites adlı bir yazıya rastlamıştım. Fakat, özellikle, lisans öğrencileri, vakit kaybetmeden Harari’yle tanışmalı. Araya uzun zaman girince pek bir anlamı kalmıyor sanırım. Mesela doktora yapan birisinin elinde Harari ile dolaşmasını ben biraz garipsedim. Harari’nin bu kadar tutmasını neye bağlıyorsunuz?

SEVAN NİŞANYAN: Çağımız reklam ve halkla ilişkiler çağı, elbette onun etkisi var. Ama Harari’nin kitabı bence reklamı hak ediyor. Savunduğu tezleri bir yana bırakın, her şeyden önce son derece zeki, orijinal gözlemlerle dolu, alışılmış bakış açılarını sarsan, esprili bir kitap. Tarım devrimine ilişkin söyledikleri gerçi on onbeş yıldır duyulmuş şeyler, ama bu denli net ve güçlü bir şekilde formüle edilmemişti. Daha önemlisi, insanların masal anlatıp inanma yeteneğini medeniyetin temel dinamiği olarak sunması, en azından bana, müthiş etkileyici geldi. El yordamıyla bildiğim bir şeydi belki, ama kafamda berraklaşmasına yardım etti.

Gelecek


BEYAZOĞLU: Üzerinde uğraştığınız ya da girişeceğiniz projeleriniz var mı? Aslanlı Yol’u “devam edecek” diye bitirmiştiniz. Önümüzdeki günler için çalışma ya da araştırma planlarınız nelerdir?

SEVAN NİŞANYAN: Son bir buçuk yılım iğneyle kuyu kazar gibi Türkiye Adlar Sözlüğü’nü hazırlamakla geçti. Geçen ay bitirdim. Önümüzdeki günlerde basılacak. Şimdi biraz nefes almakla meşgulüm. Bir buçuk yıldır ihmal ettiğim kırık dökük işlerle uğraşıyorum. Üç tane sözlük sitem (nisanyansozluk.com, nisanyanmap.com, turkadlar.com) her gün toplam yüz bini aşkın ziyaretçi alıyor. Onları biraz toparlamam lazım. Sonra düşüneceğim bakalım, 65’lik bir ihtiyar hangi yeni işlere burnunu sokmaya cesaret eder.

Söyleşide adı geçen eserler

·         Sevan Nişanyan. Aslanlı Yol: Otobiyografi. İstanbul, Liberus Yayınları, 2020 (ilk basım 2012).

·         Sevan Nişanyan. Yanlış Cumhuriyet: Atatürk ve Kemalizm Üzerine 51 Soru. İstanbul: Liberus Yayınları, 2020 (2008).

·         Sevan Nişanyan. Nişanyan Sözlük: Çağdaş Türkçenin Etimolojisi, Liberus Yayınları, 2020 (2002). Online: www.nisanyansozluk.com

·         Sevan Nişanyan. Türkiye Yer Adları Sözlüğü: Index Anatolicus, İstanbul, Liberus Yayınları, 2020. Online: www.nisanyanmap.com

·         Sevan Nişanyan. Türkiye Kişi Adları Sözlüğü; 2021’de basılacak. Online: www.turkadlar.com.  (15.202 maddebaşı ve 87.584 isimle Türkiye’nin bugüne dek yapılmış en büyük kişi adları sözlüğüdür).

·         Bahse konu belgesel için; “Sevan“. Youtube, 2012.  https://www.youtube.com/watch?v=c-VRrjuQTwE

·         Karl R Popper. “Conjectural Knowledge: My Solution of the Problem of Induction.” Revue Internationale De Philosophie, vol. 25, no. 95/96 (1/2), 1971, s. 167–197.

·         Jacques Derrida, De la grammatologie (1967); İngilizcesi Of Grammatology, Johns Hopkins University Press, 1976.

·         Emil Cioran’ın birçok eseri Türkçe’ye çevrilmiştir. Türkiye kültür endüstrisi bu bakımdan zengin bir külliyata sahip.

·         Roger Scruton, Conservatism: An Invitation to the Great Tradition, London 2017.

·         Roger Scruton, Türkçede: Modern Felsefenin Kısa Tarihi. Dipnot, 2015; Spinoza. Dost Kitabevi, 2007; Akıllı Kişiler İçin Felsefe Rehberi. Ayrıntı Yayınları, 2016.

·         Christopher de Hamel. Meetings with Remarkable Manuscripts: Twelve Journeys into the Medieval World. Penguin Press, 2017.

·         Kazuo Ishiguro’nun Türkiye’de eli yüzü düzgün çevirileri mevcut. Bu yüzden ayrıntlı bir Ishiguro külliyatı dökümüne gerek duyulmamıştır.

·         William Dalrymple. The Anarchy: The East India Company, Corporate Violence, and the Pillage of an Empire, Bloomsbury Publishing, 2019. Bir diğer okumaya değer eseri: From the Holy Mountain: A Journey Among the Christians of the Middle East, St. Martins Press, 2000. Görünüşe göre, Türkçede Dalrymple’ın sadece bir çevirisi var: Beyaz Moğollar. Truva Yayınları, 2005.

·         Peter Frankopan. The New Silk Roads: The New Asia and the Remaking of the World Order. Vintage, 2020.

·         Violet Moller. The Map of Knowledge: A Thousand-Year History of How Classical Ideas Were Lost and Found. Doubleday, 2019.

·         Daniel Kahneman. Hızlı ve Yavaş Düşünme. Varlık Yayınları, 2017. İngilizce’sinden okumak isterseniz; Daniel Kahneman. Thinking, Fast and Slow. Farrar Straus & Giroux, 2013. 

·         Yuval Noah Harari. Hayvanlardan Tanrılara – Sapiens. Kolektif Kitap, 2015.

·         Jared Diamond. The World Until Yesterday: What Can We Learn from Traditional Societies? Penguin, 2012. Diamond’ın Tüfek, Mikrop ve Çelik başta olmak üzere birçok Türkçe çevirisine denk gelebilirsiniz. Bu bakımdan Diamond çevirilerinin hepsini tek tek burada sıralamaya gerek görülmemiştir.

·         Israel Finkelstein and Neil Asher Silberman. The Bible Unearthed: Archaeology’s New Vision of Ancient Israel and the Origin of Sacred Texts. Free Press, 2001.

·         Michel Houellebecq. Soumission. Schoenhofs Foreign Books, 2017. Kitap Türkçe’ye İtaat diye çevirilmiş  (İthaki, 2021). İngilizce çevirisini okumak niyetindeyseniz; Houellebecq. Submission. Farrar, Straus and Giroux, 2015.

·         Pascal Boyer. Religion Explained: The Evolutionary Origins of Religious Thought. Basic Books, 2002.

·         Danny Gutwein. “How Yuval Noach Harari became the pet ideologist of the liberal elites”. Haaretz, Kasım 20 2018. Yazının alındığı mecra (ücretli): https://www.haaretz.com/us-news/MAGAZINE-how-yuval-noah-harari-became-the-pet-ideologist-of-the-liberal-elites-1.6673776

·         Lev N. Tolstoy’un Anna Karenina’sı için, İletişim, Yordam, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları ve Can Yayınları gibi yayınevlerinin yaptığı çevirilerden istifade edebilirsiniz. William Shakespeare’in Kıbrıs’ta geçen Othello‘sunu temin etmek  gibi bir niyetiniz varsa, metnin Remzi Kitabevi ve Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları tarafından yapılan çevirileri var.

İBRAHİM BEYAZOĞLU

Kıbrıslı okurlar için Sevan Nişanyan ile Söyleşi: “Ada lehçesine bayıldım”

İbrahim Beyazoğlu Samos ve Şirince SEVAN NİŞANYAN: Pandemi rezaletinden çok sıkıldım. Sadece hapsedilmek değil. Bütün toplumun hapsedilmeyi kuzu kuzu kabul etmesi, seve seve gerekçelendirmesi, itiraz edenlere tepki göstermesi beni bunaltıyor. Bütün dünya, en azından Batı dünyası diyelim, eleştirel düşünme yeteneğini topyekün kaybetti gibi geliyor bana. Bunun verdiği bir çaresizlik hissi var.

Gazedda Kıbrıs

Gazedda Kıbrıs

Gazedda'yı hem yaşatabilmek hem de içeriklerini daha da zenginleştirebilmek için okuyucu katkısına ihtiyacımız var. Bağımsız ve özgür olmak, öyle kalmak ve bu sesi yaygınlaştırmak, daha fazla paylaşmak istiyoruz. Bunun da yolu sizlerin desteğinden, yani yurttaşların, Gazedda’yı sahiplenen insanların gönüllü oluşturacakları fondan geçmektedir. Gazedda’ya patreon üzerinden destek olabilirsiniz. https://www.patreon.com/gazedda

LGBT kitapcık