• Künye
  • Dayanışma
  • İletişim
  • Gizlilik Politikası
Pazar, Kasım 1, 2026
Bulamadık
Tümünü Gör
Gazedda
22 °c
Vizakia
20 ° Pts
20 ° Sal
  • ANA SAYFA
  • YAZARLAR
    • GAZEDDA YAZARLARI
    • GÜNEYDEN YAZARLAR
      • PENNA
    • DÜNYADAN YAZARLAR
      • PROJECT SYNDICATE
    • EDİTORYAL KOLEKTİF
  • SÖYLEŞİ
  • BELLEK & TARİH
    • YERİN HAFIZASI
  • TÜM İÇERİK
    • HABER ARŞİVİ
      • KIBRIS
      • DÜNYA
      • KORONAVİRÜS
    • MULTİMEDYA ARŞİVİ
      • GAZEDDAPOD
      • GAZEDDAWEBTV
  • ANA SAYFA
  • YAZARLAR
    • GAZEDDA YAZARLARI
    • GÜNEYDEN YAZARLAR
      • PENNA
    • DÜNYADAN YAZARLAR
      • PROJECT SYNDICATE
    • EDİTORYAL KOLEKTİF
  • SÖYLEŞİ
  • BELLEK & TARİH
    • YERİN HAFIZASI
  • TÜM İÇERİK
    • HABER ARŞİVİ
      • KIBRIS
      • DÜNYA
      • KORONAVİRÜS
    • MULTİMEDYA ARŞİVİ
      • GAZEDDAPOD
      • GAZEDDAWEBTV
Bulamadık
Tümünü Gör
Gazedda
Bulamadık
Tümünü Gör

“Maskeliler”: Bir Savaş, Üç Kardeş, Binlerce Soru

Filiz Uzun, Rüstem Kitabevi’nde sahnelenen “Maskeliler” oyunundan hareketle savaşın aileler, kardeşlik, vicdan ve insan ilişkileri üzerindeki yıkıcı etkisini; Filistin’den Kıbrıs’a uzanan bir barış ve empati çağrısıyla ele alıyor.

Filiz Uzun Filiz Uzun
1 Kasım 2026
Okuma Süresi: 8 dk
A A
0
https://bsky.app/profile/gazeddakibris.bsky.socialhttps://www.threads.net/@gazeddakibris

Rüstem Kitapevinde oynanan “Maskeliler” oyununu izledim. Ertesi sabah uyandığımda hâlâ oyunun etkisindeydim. Nasıl işlemişse ruhuma kadar, zihnimden bir türlü uzaklaştıramadım o sahneleri. Bu yüzden yazmak istedim. 

Üç kardeşin çaresizliği, çırpınışları, çelişkileri, hayal kırıklıkları ve haykırışları… Sanki yalnızca bir oyun izlememiş, onların yaşadığı acılara bir süreliğine ortak olmuştum.

Bence bu oyun için seçilen sahne eserin ruhuyla son derece uyumluydu. Kendimizi bir tiyatro salonunda, sahne ile seyirci arasında belirgin bir sınırın arkasında otururken değil, kardeşlerin buluştuğu o kasap dükkânı andıran mekanın içindeymişiz gibi hissettik. 

Çok seviyorum böyle oyuncu ile seyircinin yakın oldukları sahneleri. Çok daha fazla hissediyorsunuz oyunda aktarılmak istenen duyguyu. Rüstem’in hangarı da böyle oyunlar için çok elverişli. Zaman zaman yoldan geçen araçların sesleri duyulsa da bu kez beni çok rahatsız etmedi. Hatta dışarıdan gelen sesler bile oyunun yarattığı atmosferin bir parçası gibiydi.

Maskeliler, İsrailli oyun yazarı Ilan Hatsor tarafından yazılan, Nebil Tarhan tarafından Türkçeye çevrilen, savaşın insan ilişkileri ve vicdan üzerindeki yıkıcı etkisini anlatan politik bir tiyatro oyunudur. Oyunu yöneten Yıltan Kahraman. 

Oyunu izlerken oyun yazarının Filistinli olduğunu düşünmüştüm. Araştırdığımda İsrailli olduğunu öğrenmek beni şaşırttı. İnsan bazen gerçekleri görebilmenin, kendi toplumunun dışına çıkıp yaşananları başka bir gözle değerlendirebilmenin ne kadar önemli olduğunu yeniden anlıyor. Bir sanatçının, kimliğinden ve ait olduğu toplumdan bağımsız olarak, gördüğü gerçeği cesaretle yansıtabilmesi büyük bir erdem. 

Bence bizim de en çok ihtiyacımız olan şey bu. Kıbrıs’ta yıllarca yaşadığımız acılara, korkulara ve kayıplara rağmen, yalnızca kendi toplumumuzun değil, ötekinin de acısını hissedebilmeyi öğrenmeliyiz. Çünkü insan olmak, sadece kendi acımıza sahip çıkmak değil, başkasının acısını da anlayabilmek ve onunla empati kurabilmektir. Geçmişte yaşadıklarımızı unutmadan, başkalarının yaşadıklarını da anlayabildiğimiz zaman gerçek anlamda barışın yolunu açabiliriz.

Oyun, İsrail-Filistin çatışmasının ortasında yaşayan üç Filistinli kardeşin hikâyesini anlatıyor. Ancak Maskeliler, yalnızca iki taraf arasındaki savaşı değil, Filistinlilerin kendi içlerinde yaşadıkları çatışmaları, bölünmeleri ve çelişkileri de gözler önüne seriyor. Savaşın içinde yaşanan bu ikinci savaşı, insanların kendi ailelerinde ve vicdanlarında verdikleri mücadeleyi hiç bu kadar derinden hissettiğimi hatırlamıyorum.

Kıbrıs’ta 74’ harbinde de, Kürt-Türk çatışmalarının içinde de yaşanan bu iç çatışmaları Filistin- İsrail savaşı üzerinden derin ve çarpıcı bir şekilde izledik Maskeliler oyununda.

“Üç kardeş üzerinden savaşların yol açtığı bölünmeleri, insanların yaşadığı yorgunlukları, korkuları ve kaygıları; ölümlerin, yaralanmaların ve derin travmaların aile içinde bıraktığı izleri gözler önüne serdiler. Gerçekten çok etkileyiciydi.”

Oyunda, savaş koşullarında ortaya çıkan ihanetleri, çıkar ilişkilerini ve vicdanla hesaplaşmaları gördük. Kıbrıs’ta da yaşanmadı mı bunlar? Daha iyi yaşamak, para kazanmak, hayatta kalmak ya da kendi çıkarlarını korumak uğruna inandıklarına, insanına, hatta ailesine sırtını dönenler olmadı mı? Savaş, insanın gerçek yüzünü ortaya çıkarırken bazen onu kendi değerleriyle de karşı karşıya bırakıyor. İnsanlığın olduğu her yerde, özellikle savaş dönemlerinde, bu çelişkilerle karşılaşmak mümkün.

Oyunda üç kardeş;

Ailenin en büyük oğlu Davut;  çatışmak yerine kendisine daha güvenli bir yaşam kurmayı seçmiş, İsraillilerin yanında çalışan bir kardeş. Herkesin açlık ve yoksullukla mücadele ettiği bir ortamda onun daha ayrıcalıklı bir hayat sürmesi, korku ile çıkar arasındaki sıkışmışlığını daha da görünür kılıyor.

Ortanca kardeş Naim; ülkesini savunmak, köylerini korumak için dağlara çıkan direnişçi bir örgütte yer alan, İsrail ordusuna öfke kusan bir gerilla, 

Küçük kardeş Halit; Ağabeyleri için endişelenen, onları korumaya çalışan kardeş. İki abi arasında kalan küçük, çelimsiz ama bir o kadar da yürekli, ailesini koruyup kollamaya çabalayan,  kimsenin ölmesini istemeyen ama sonunda da en zor kararı uygulayan fedakar kardeş. 

Üç oyuncuyu da yürekten kutluyorum. Performansları, oyunun duygusal etkisini güçlendiren en önemli unsurlardandı.

Oyunda hiç görünmeyen, ancak çatışmalar sırasında yaralanan en küçük kardeş, aslında bütün hikâyenin merkezinde yer alıyor. Üç kardeşin de yüreğini yakan bu olay, her birinin kendini suçlamasına ve yaşananların ağırlığını kendi içinde taşımasına neden oluyor. Kardeşlerin bu yaralanma karşısında duydukları suçluluk ve derin acı, oyunun duygusal yükünü daha da ağırlaştırıyor.”

Ne zor hayatlar yaşanıyor savaş zamanlarında! İnsanların savaşın içinde dönüştüğü hâller ne kadar çarpıcı… Kimileri ülkesi, halkı ve sevdikleri için her şeyi, hatta kendi hayatını bile gözden çıkarırken kimileri korkularına yenik düşüyor, kendi çıkarını korumayı seçiyor. Kimi zaman fedakârlık, kimi zaman ihanet, kimi zaman cesaret, kimi zaman da çaresizlik… 

İnsan ruhunun birbirine zıt yönleri, savaşın acımasız koşullarında çok daha görünür hâle geliyor. Maskeliler de üç kardeşin hikâyesi üzerinden, savaşın insanı nasıl değiştirebildiğini, vicdanıyla nasıl karşı karşıya bıraktığını ve aynı acının içinde bile insanların nasıl farklı seçimler yapabildiğini yüzümüze tokat gibi çarpıyor.”

Maskeliler oyununda Ulaş Öğüç, Diren Özdoğal ve Mehmet Samer’in rollerine ne kadar iyi hazırlandıklarını, karakterlerinin ruhuna nasıl büründüklerini görmek mümkündü. Üç oyuncu da canlandırdıkları kişilerin iç çatışmalarını, korkularını ve çıkmazlarını seyirciye başarıyla aktardı. Özellikle başlarını eğip sessiz kaldıkları o sahneler resmen yüreğimi parçaladı. 

Davut rolündeki Diren Özdoğal, savaşın ortasında bile ayrıcalıklı konumunu koruyan, olaylara ve kardeşlerine bu ayrıcalığın penceresinden bakan bir karakteri başarıyla yansıttı. Naim rolündeki Ulaş Öğüç ise tam anlamıyla bir gerilla kimliğiyle karşımızdaydı. Örgütünün ne yapabileceğini bilen, bir yandan inandığı mücadeleyle diğer yandan kardeşine duyduğu sevgi arasında sıkışıp kalan Naim’in çaresizliğini ve iç çatışmasını bize hissettirdi.

Ama en çok Halit’e üzüldüm. En küçük kardeş olmanın ötesinde, hep fedakârlık yapan, abileri için endişelenen, onların arasında kalıp herkesi anlamaya çalışan Halit… Mehmet Samer, bu kırılganlığı ve içtenliği öyle etkileyici yansıttı ki insanın ona duyduğu üzüntü giderek derinleşiyordu. Savaşın ortasında kendi korkularıyla boğuşurken bir de sevdiklerini kaybetme endişesini taşıyan Halit’in çaresizliği insanın içine işliyordu.

 Oyunu yazarken; hislerimi anlatmaya çabalarken ve oyun sırasında çektiğim fotoğraflarda Halit’in o başını yere eğip oturuşunu bakarken gözyaşlarıma hakim olamıyorum. Oyundan sonra bile beni etkileyen bir oyunculuk sergiledi Sevgili Mehmet. 

Çok iyi oynadılar. Hepsini kutlarım.

Sahne çok ürperticiydi. Bir kasap dükkanını andıran bir han gibiydi. Savaşın korkunç yüzünü gösteriyordu tavana asılan çengeller, bıçaklar, keskin aletler. İşkenceleri, ölümü çok çarpıcı hissettiriyordu. 

Biz bir tiyatro oyununu izliyor, ertesi gün onun etkisinden çıkamadığımızı söylüyoruz. Oysa savaşın içinde yaşayan insanlar, o acıları yıllarca, hatta kuşaklar boyunca taşıyor. Savaşın izleri, silahlar sustuktan sonra da toplumların hafızasında yaşamaya devam ediyor. 

Bu nedenle barışın değerini unutmamalıyız. Barış, yalnızca silahların susması değil; insanların korkmadan yaşayabilmesi, çocukların geleceğe güvenle bakabilmesi, ailelerin parçalanmaması ve farklılıklarımızla bir arada yaşayabilmemizdir.

“Direnen, mücadele eden ve yaşadıklarını dünyaya duyurmak için çabalayan Filistin halkına; dayanışma gösteren, seslerini duyurmaya çalışan tüm halklara da selam olsun.”

Her zaman barış diyorum. Çünkü hiçbir dava, insan hayatından daha değerli olmamalı.

Oyunda emeği geçen herkesi kutluyorum. Devlet Tiyatroları son yıllarda giderek başarı çıtasını yeni oyuncularla, yönetmenlerle hızla yükseltiyor. Keyifle ve heyecanla takip ediyorum oyunlarını. 

Oyunda müzikleriyle oyundan daha da çok etkilenmemizi sağlayan Fatih Çiçekçi’yi, kostüm ve sahne dekorunda emek veren Fatma Bender’i de kutlarım. 

Özellikle böyle bir zamanda böyle bir oyunu izleyici ile buluşturan oyunun yönetmenliği üstlenen Yıltan Kahraman’a teşekkürler ederim. Savaşın bu korkunç yüzünü bize bu kadar derinden hissetmeyi başardığı için. 

Umarım en erken zamanda yeni sahnenizde buluşuruz. 

Etiketler: barışFilistinkıbrıssavaştiyatro
Filiz Uzun

Filiz Uzun

Sağlık Eğitimcisi

Paris’te Hayatı Seyretmek!
Filiz Uzun

Paris’te Hayatı Seyretmek!

Filiz Uzun
25 Ekim 2026
Paris: Aşkın, Devrimin ve Sanatın Başkenti
Filiz Uzun

Paris: Aşkın, Devrimin ve Sanatın Başkenti

Filiz Uzun
11 Ekim 2026
Kartpostallardan Alplere Yolculuk…
Filiz Uzun

Kartpostallardan Alplere Yolculuk…

Filiz Uzun
4 Ekim 2026
“Alpler’in Venedik’i” Annecy 
Filiz Uzun

“Alpler’in Venedik’i” Annecy 

Filiz Uzun
27 Eylül 2026
Devam Et
Gazedda

© 2026 Gazedda - Copyleft

  • Künye
  • Dayanışma
  • İletişim
  • Gizlilik Politikası

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

Bulamadık
Tümünü Gör
  • ANA SAYFA
  • YAZARLAR
    • GAZEDDA YAZARLARI
    • GÜNEYDEN YAZARLAR
      • PENNA
    • DÜNYADAN YAZARLAR
      • PROJECT SYNDICATE
    • EDİTORYAL KOLEKTİF
  • SÖYLEŞİ
  • BELLEK & TARİH
    • YERİN HAFIZASI
  • TÜM İÇERİK
    • HABER ARŞİVİ
      • KIBRIS
      • DÜNYA
      • KORONAVİRÜS
    • MULTİMEDYA ARŞİVİ
      • GAZEDDAPOD
      • GAZEDDAWEBTV

© 2026 Gazedda - Copyleft