EditoryalGazedda'nın GündemiDondurmam Gaymak: Bir diplomatik başarı hikayesi

Kıbrıslı Türk toplumu tarafından seçilen liderin kendi toplumuna doğruları söylemesi beklenirken, TSK’yı korumak maksadıyla topluma gerçeğin söylenmemesi nasıl “diplomatik bir başarı” olarak tanımlanabilir?
Editoryal Kolektif Editoryal KolektifAralık 19, 2019
Gazedda_Patreon
Muzakere_CDF
SOS_Reklam

Gazedda Editöryal Kolektifi

CTP beklenildiği gibi önceki akşam gerçekleştirilen genişletilmiş parti meclisi toplantısında Tufan Erhürman’ın 2020 Cumhurbaşkanlığı adaylığını ilan etti. 

Erhürman yaptığı konuşmada ilginç ve üzerinde tartışılması gereken bir hatırlatmada bulunarak, “Biz, Lokmacı barikatının açılması sırasında yaşananları ve Sn. Mehmet Ali Talat’ın kadrosu ile birlikte sergilediği diplomatik başarıyı da unutmadık, unutmayacağız” dedi. 

Erhürman, öyle anlaşılıyor ki göreve gelmesi halinde “diplomatik başarılara” imza atacağını “müjdelemek” istiyor. Fakat, Lokmacı barikatının açılması sırasında yaşananlar gerçekten bir diplomatik başarı olarak kabul edilebilir mi?

O dönem yaşananları yeniden hatırlamakta fayda var…

Lokmacı Barikatının Açılması Neden Önemliydi ve Neler Yaşanmıştı? 

Lokmacı barikatı, Kıbrıs’ın ilk bölündüğü nokta olarak tarihe geçtiği için yeniden açılması da sembolik bir anlam ifade ediyordu çünkü barikatın kendisi bölünmüşlüğün simgesi haline gelmişti. 1956 yılında toplumlararası gerilimler başladığı dönemde İngiliz idaresi tarafından dikenli tel çekilerek oluşturulan barikat, 1960 yılında kaldırılmış ancak 1963 yılında başlayan çatışmalar ile birlikte yeniden oluşturulmuştu. 1974 yılında ise barikatın her iki tarafına yüksek duvarlar inşa edilmiş ve böylece başkentin bölünmüşlüğünün simgesi haline gelmişti.

Nisan 2003 yılında karşılıklı geçişlerin başlamasının ardından Lokmacı barikatının açılması gerektiğine yönelik tartışmalar hız kazanır ve Kasım 2005’te Lokmacı barikatının yeniden geçişlere açılması için çalışmaların başlatıldığı açıklanır. 

Lefkoşa’nın kuzeyindeki duvar 24 Kasım 2005 tarihinde yıkılır ve Lefkoşa’nın güneyindeki duvarın da yıkılarak kısa bir süre içinde geçişin sağlanacağı beklentileri oluşmaya başlar ancak Lefkoşa’nın kuzeyinde duvarın yıkılmasının ardından ‘güvenlik’ gerekçesi öne sürülerek bu kez bir ‘üst-geçit’ yükselmeye başlar. 

Dönemin Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat üst-geçit yapımının ne kadar gerekli olduğunu açıklamak için 30 Kasım 2005 tarihinde şu cümleleri kurar; 

“Orada bulunan askeri birliğin ihtiyaçlarını karşılamada sıkıntı yaşamaması için (üst-geçit) ‘yaya geçidi’ olarak tasarlandı. Böyle bir durumda benim vatandaşım isyankar olabilir mesajını BM’ye ilettim. Yani askeri araçlar geçeceğinde, vatandaş durup bekleyecek mi? Fanatik biri askere laf atabilir, taş atabilir. Bunu Rum da yapabilir. Asker laf atabilir… Dolayısıyla sorun olabilir. Bu yol ise mecburi. Biz de üst geçit yapmayı uygun bulduk.”

Dönemin Başbakanı Ferdi Sabit Soyer ve dönemin CTP’li Lefkoşa Belediye Başkanı Kutlay Erk’de yapmış oldukları açıklamalar ile bölgeye yapılan üst-geçidin ne kadar gerekli olduğundan bahsediyor ve Lokmacı’nın geçişlere açılmasının önündeki engel olarak Kıbrıslırum liderliğinin isteksizliğine gönderme yapıyorlardı. 

Kıbrıslırum lider Papadoupulos ise üst-geçit inşa edilmesinin üzerine Lokmacı’nın güneyinde kalan duvarı yıkmalarının üst-geçit yıkılana kadar mümkün olmadığını açıklar. Üst-geçitin 2005 yılı rakamları ile maliyetinin 1 milyon TL olduğu biliniyor. 

2006 yılı böylece başkentin ortasında ne işe yaradığı bilinmeyen bir üst-geçit görünümlü çelik yığını ile birlikte geçer. Kıbrıs’ta barış ve yeniden birleşmenin simgesi haline gelmesi beklenen Lokmacı barikatı bir yıl daha bölünmüşlüğün simgesi olarak kalmaya devam eder. Toplumsal muhalefetin, Arasta esnafının ve uluslararası aktörlerin baskılarına cevap veremeyecek noktaya gelindiğinde ise, yani aradan geçen 1 yılın ardından, Mehmet Ali Talat bu kez Ocak 2007’de önce İstanbul’a giderek dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ardından ise 5 Ocak 2007 tarihinde, dönemin TC Dışişleri Bakanı Abdullah Gül aracılığı ile Ankara’da Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt ile üçlü bir görüşme gerçekleştirir.

Talat, görüşmenin ardından yaptığı açıklamada gazetecilerin ‘görüşmede, Lokmacı’daki üst geçidin kaldırılmasının ele alınıp alınmadığı ve Genelkurmay Başkanlığı ile aralarında bu konuda bir sorunun bulunup bulunmadığının sorulması üzerine, “Hayır bu konuyu görüşmedik. Orgeneral Yaşar Büyükanıt’a nezaket ziyaretinde bulunarak, genel bir görüşme yaptık, kendisiyle Lokmacı kapısı konusunu görüşmedik” diyecekti.

Talat’ın Lokmacı konusunu görüşmedik açıklamasının üzerine TC Genel Kurmay Başkanlığı tarafından 6 Ocak 2007 tarihli bir açıklama yapılır ve KKTC Anayasasının geçici 10’uncu maddesine atıfta bulunularak, “Türk Silahlı Kuvvetlerinin kontrolünde olan Lokmacı Kapısı’na ilişkin Genelkurmay Başkanlığının görüşlerinin daha önce, talepleri üzerine (TC) hükümet yetkililerine iletildi, hükümet yetkililerine iletilen bu görüşler, 5 Ocak 2007 tarihinde 09.30-11.20 saatleri arasında gerçekleşen Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın Genelkurmay Başkanlığı ziyareti sırasında kendisine de ayrıntılı olarak açıklanmıştır. 6 Ocak 2007 tarihli basın ve yayın organlarında konuya ilişkin yer alan haberler basına yanlış yansımış veya yansıtılmıştır” denilir. 

Kıbrıs’a dönüşünde Talat’a istifa edip etmeyeceği sorulduğunda ise Talat, istifa etmeyeceğini, Lokmacı barikatındaki üst-geçit’in kaldırılması yönünde karar aldıklarını ifade eder ve “Eşimle birlikte, özel bir ziyarete gelmiştim. ‘Dondurmam Gaymak’ filmini izledik. Bu fırsatla, Büyükanıt ve Gül’le görüştüm” diye açıklamalarda bulunur. 

Söz konusu açıklaması alay konusu olan Talat’ın zarar gören imajını düzeltmek için bu kez BRT’de bir program ayarlanır ve söz konusu programda neden Lokmacı konusunun görüşülmediğini söylediğinin sorulması üzerine Talat, ‘Bir ayrılık vardır izlenimi yaratmamak için böyle yaptım. Nitekim dediğim de oldu. Ortaya çıkan durum beni genel hatlarıyla üzdü. Yabancılara, dostumuz olmayan yabancılara, Güney Kıbrıs’a, bazı kozlar verdik” diye konuşur. 

Tüm bu gelişmelerin ardından 9 Ocak 2007 tarihinde Lefkoşa’nın kuzeyindeki üst-geçit, Mart 2007’de ise güneyindeki duvar kaldırılır ve 3 Nisan 2008 tarihinde nihayet Lokmacı barikatı geçişlere açılır. 

Tüm bu yaşananlar ışığında CTP Genel Başkanı Erhürman’ın “diplomatik başarı” ifadeleri gerçeği yansıtmakta mıdır?

Lokmacı’nın açılmasına dair alınan karardan yaklaşık 3 yıl sonra açılabilmesi nasıl “diplomatik başarı” olarak nitelendirilebilir?

Kıbrıslı Türk toplumu liderinin aldığı kararlarda yetkisiz olduğunun TSK tarafından ortaya koyulmasının yakın tarihteki en büyük örneklerinden birini teşkil eden Lokmacı, Sn. Talat’ın mı, yoksa TSK’nın mı bir diplomatik başarısıdır?

Kıbrıslı Türk toplumu tarafından seçilen liderin kendi toplumuna doğruları söylemesi beklenirken, TSK’yı korumak maksadıyla topluma gerçeğin söylenmemesi nasıl “diplomatik bir başarı” olarak tanımlanabilir?

Sn. Talat’ın hiçbir şekilde ikna edemediği TSK’yı, istifa kozu ile ikna ettiği bilinen bir veri iken, istifa kozunu ortaya koymak çaresizlik midir, yoksa diplomatik bir başarı mıdır?

TSK’nın Lokmacı’da yarattığı krizi uzun bir dönem Kıbrıslı Rum liderliğini suçlayarak geçiştirmeye çalışan, suçlama oyunlarıyla barış dilini dinamitleyen Sn. Talat ve kadrosu barış ve çözümün lehine mi, aleyhine mi bir diplomatik başarı sağladı?

Sn. Erhürman’ın adaylık ilanında vurguladığı “kavga değil, çözüm için” ifadelerindeki kavga, Sn. Talat gibi Türkiye ile kavga etmemek için ne gerekiyorsa yapmak anlamına mı gelmektedir?

Lokmacı’ya kurulan utanç köprüsünü uzun bir süre savunan, farklı bir çok örnekte yaşandığı gibi Türkiye’nin adadaki konumunu örtbas etmeye çalışan CTP liderliği ve Sn. Talat’ın bu duruşlarından dolayı özeleştiri vermesi beklenirken, Sn. Erhürman’ın da aynı geleneği devam ettireceğini söylemek doğru mudur, değil midir?

Cevabı okuyucularımıza bırakıyoruz.  

Editoryal Kolektif

Editoryal Kolektif

Gazeddakıbrıs Editoryal Kolektifi tarafından kaleme alınan değerlendirme yazıları...

LGBT kitapcık