Hükümet, tıpkı Türkiye’deki hükümet gibi, anayasal sosyal devlet ilkesinin gereklerini etkin bir biçimde yerine getirmek, toplumdaki eşitsizliklerin ve adaletsizliklerin çözümüne yönelik önlemler almak ve düzenlemeler yapmak yerine, anayasayı hiçe sayarak her şeyi denetimsiz serbest piyasaya bırakmış bulunmaktadır.
Anayasanın, sosyal hukuk devletini gerçekleştirmek amacıyla kabul ve ilan edildiği unutulmuştur.
Devlet, anayasal gereklere uygun olarak yoksulların, dar gelirlilerin, çalışanların, insanlık onuru ile bağdaşır bir yaşam düzeyine erişmeleri için, bir başka deyişle insanca yaşayabilmeleri için gerekli önlemleri alacağına, toplumsal eşitsizlikleri ortadan kaldıracağına, sermayenin, yerli ve yabancı şirketlerin ihtiyaçlarına, onların hayatı pahalandırarak daha çok haksız kazanç edinmelerine yönelik teşvikleri ve bağışıklıkları uygulamaya koymaktadır.
Kamusallık yerini özele bırakmıştır. Kamusal eğitim bile isteye zayıflatılmış, güzsüzleştirilmiş, nitelik ve nicelik kaybına uğratılmıştır. Anayasaya aykırı bir biçimde özel okulculuk yaygınlaştırılmış, eğitimin özele kaydırılması sistemli bir biçimde özendirilerek, teşviklerle kamusal eğitimi gölgelemiştir. Halkın gelirlerinin büyük bir kısmı, serbest piyasa koşullarında, özel okullarca insafsızca hortumlanmaktadır.
Özel sağlık kuruluşları da aynı serbest piyasa anlayışıyla desteklenmekte, korunmakta ve kollanmaktadır. Devlet, sosyal devleti askıya aldığı gibi, sağlık hizmetleri açısından da anayasal ödevlerinden soyutlanmıştır. Kamu sağlık hizmetleri sürekli geriye götürülmektedir. Doktorların tam gün çalışmasını sağlamaktaki isteksizlik devam etmekte, ağırlıklı olarak özel hastanelerde çalışmaları adeta teşvik edilmektedir.
Bu düzen sürdürülebilir değildir. Toplum, paralarının kaynağı belirsiz zenginlerle yoksullar olarak adeta ikiye bölünmüş durumdadır. Aynı şekilde sömürenler ve sömürülenler; ezilenler ve ezenler ayrımı çarpıcı bir biçimde gözler önünde devam etmektedir.
İyi bir insan, iyi bir yurttaş bu bozuk düzenin öylece devam etmesine nasıl seyirci kalabilir, nasıl susabilir, nasıl yazmadan, eleştirmeden durabilir? Ceza (değişiklik) yasa tasarısı yasalaştığı takdirde, iyi insanlar susmak zorunda kalacaklardır ya da hapsi boylayacaklardır.
İşte hükümetin, eleştirilere karşı aldığı müthiş önlem: Susturmak, hapse atmak. O çalıp çırpacak, sen susacaksın. O, vergi bağışıklıkları ve teşvikler yoluyla sermayeyi kollayacak, sen yazmayacak, eleştirmeyeceksin. Eleştirmek yasak. Yazmak yasak. Görecek, duyacak, konuşmayacak, susacaksın.
Rüşvet, yolsuzluk, kayırmacılık, peşkeş normal. Yazmak yasak.
Uyuşturucu baronları, tetikçiler, insan ticareti yapanlar, kadın pazarlayıcıları, soyguncular, emek hırsızları istedikleri gibi ülkemi paylaşacaklar ve ben konuşmayacağım. Bu yozlaşmış, bataklığa dönüşmüş yapıya karşı söz söylemeyeceğim. Bu yapıyı koruyan, kollayan, devamlılığını bir şekilde sağlayan hükümeti eleştirmeyeceğim, öyle mi? Eleştirirsem de hapsi boylayacağım, öyle mi?
Yağma yok. Durmak yok; ne durmak tutsaklığa, ne yenik düşmek anlamsız korkulara. Bu düzen değişmelidir. Bu bozuk düzen sonlandırılmalıdır.


