• Künye
  • Dayanışma
  • İletişim
  • Gizlilik Politikası
Salı, Ağustos 11, 2026
Bulamadık
Tümünü Gör
Gazedda
28 °c
Nicosia
30 ° Çar
29 ° Per
  • ANA SAYFA
  • YAZARLAR
    • GAZEDDA YAZARLARI
    • GÜNEYDEN YAZARLAR
      • PENNA
    • DÜNYADAN YAZARLAR
      • PROJECT SYNDICATE
    • EDİTORYAL KOLEKTİF
  • SÖYLEŞİ
  • BELLEK & TARİH
    • YERİN HAFIZASI
  • TÜM İÇERİK
    • HABER ARŞİVİ
      • KIBRIS
      • DÜNYA
      • KORONAVİRÜS
    • MULTİMEDYA ARŞİVİ
      • GAZEDDAPOD
      • GAZEDDAWEBTV
  • ANA SAYFA
  • YAZARLAR
    • GAZEDDA YAZARLARI
    • GÜNEYDEN YAZARLAR
      • PENNA
    • DÜNYADAN YAZARLAR
      • PROJECT SYNDICATE
    • EDİTORYAL KOLEKTİF
  • SÖYLEŞİ
  • BELLEK & TARİH
    • YERİN HAFIZASI
  • TÜM İÇERİK
    • HABER ARŞİVİ
      • KIBRIS
      • DÜNYA
      • KORONAVİRÜS
    • MULTİMEDYA ARŞİVİ
      • GAZEDDAPOD
      • GAZEDDAWEBTV
Bulamadık
Tümünü Gör
Gazedda
Bulamadık
Tümünü Gör

Ateşkesin İçinde Büyüyen İşgal

20 Temmuz’dan 14 Ağustos sabahına Kıbrıs’ta savaş, siviller ve coğrafi bölünmeye giden yol

NURİ SILAY NURİ SILAY
11 Ağustos 2026
Okuma Süresi: 34 dk
A A
0
https://bsky.app/profile/gazeddakibris.bsky.socialhttps://www.threads.net/@gazeddakibris

Kıbrıs 1974 Araştırmaları III

Bu araştırma, Kıbrıs 1974 Araştırmaları dosyasının üçüncü bölümüdür. “Kıbrıs 1974: Herkes Her Şeyi Biliyordu” başlıklı ilk bölümde Atina ile Washington’ın darbeye giden süreçte ne bildiğini ve hangi imkânları kullanmadığını; “Darbe ve Müdahale Arasında: Londra ve Ankara’nın Beş Günü” başlıklı ikinci bölümde ise Britanya ile Türkiye’nin darbe ile askerî müdahale arasındaki kararlarını inceledik. Bu üçüncü bölümde odağımızı karar odalarından savaşın sahasına, ilan edilen ateşkese rağmen genişleyen askerî denetime ve coğrafi bölünmeye giden sürece çeviriyoruz.

20 Temmuz 1974 sabahı Kıbrıs, beş gün önce başlayan darbenin ardından bu kez yeni bir savaşın içine uyandı.

Türk savaş uçakları günün ilk saatlerinde Kıbrıs’a yöneldi. Deniz bombardımanı yaklaşık 06.15’te başladı. Paraşüt birlikleri 07.00 dolaylarında Lefkoşa’nın kuzeyine indirildi. Helikopterlerle taşınan komandoların ardından ilk çıkarma birlikleri, 08.31’den itibaren Girne’deki Beş Mil/Pentemili kıyısına ulaştı.

Savaşın denizdeki bir başka hattı Baf’ta açıldı. Yunan çıkarma gemisi Lesvos, 20 Temmuz’da adaya dönerek yaklaşık 450 ELDİK personelini karaya çıkardı ve Baf’taki Kıbrıslı Türk mevzilerini 40 milimetrelik toplarıyla ateş altına aldı. Böylece Yunanistan’ın adadaki askerî varlığı, darbeden sonra da doğrudan asker ve ateş gücüyle sürdü.

Yıllar içinde tek bir saate, tek bir söze ve resmî bir anlatıya sıkıştırılan harekât, gerçekte hava, deniz ve kara unsurlarının art arda devreye girdiği ve daha ilk gününden askerlerle birlikte sivilleri de ölümün ortasında bıraktığı bir savaştı.

Beş gün önce Kıbrıs Cumhuriyeti’nin anayasal düzeni, Yunanistan’daki askerî cuntanın yönlendirdiği darbeyle yıkılmıştı. Darbeyi Millî Muhafız Ordusundaki Yunan subaylar, EOKA-B kadroları ve cunta yanlısı silahlı güçler gerçekleştirmiş; Nikos Sampson cumhurbaşkanlığına getirilmişti. Enosis’i hedefleyen darbe, geçmiş şiddet deneyimleri nedeniyle Kıbrıslı Türkler için önemli bir güvenlik endişesi yarattı.

Darbeci güçlerin ilk beş gündeki doğrudan hedefleri, Kıbrıslı Rum toplumu içindeki Makarios yanlıları ile cunta ve EOKA-B karşıtlarıydı. Solcular, demokratlar ve Makarios yanlıları öldürüldü, şiddete maruz bırakıldı ve gözaltına alındı. Milliyet’in 19 Temmuz 1974 tarihli haberinde, Baf’taki çatışmalar hesaba katılmadan yaklaşık 300 sivilin öldüğü ileri sürülüyordu. Bu şiddet dalgası, Kıbrıslı Türklerin duyduğu endişeyi elbette önemsizleştirmez; Darbeyi iki homojen toplum arasında yaşanmış bir çatışma gibi anlatmanın önüne geçer.

Hedefteki normalleşme

15 Kasım 1967’deki Köfünye olaylarının ardından başlayan görece normalleşme, 1968’de somut adımlara dönüştü. Kıbrıs Cumhuriyeti yönetimi, 7 Mart 1968’de Kıbrıslı Türk enklavlarına giriş ve çıkışlarda insanların ve malların hareketine uygulanan önemli kısıtlamaları kaldırdı. Glafkos Kliridis ile Rauf Denktaş, Lefkoşa’daki ilk temasın ardından 2–5 Haziran’da Beyrut’ta bir araya gelerek görüşmelerin çerçevesini belirledi; toplumlararası müzakerelerin esas aşaması ise 24 Haziran’da Lefkoşa’da başladı.

Kısıtlamalar bütünüyle ortadan kalkmadı ve yerel olaylar sürdü; buna rağmen BM’nin 1973 tarihli raporu, toplumlararası askerî durumun sakin kaldığını ve kaydedilen şiddet olaylarının çoğunun toplumlararası nitelik taşımadığını belirtiyordu. Aynı yıl hazırlanan bir CIA değerlendirmesi de “Kıbrıs’ın 1968’den beri görece sakin olduğunu”, buna karşılık yeni tehdidin Kıbrıslı Rum toplumu içindeki çatışmadan kaynaklandığını kaydediyordu. Rapora göre Ağustos 1971’de gizlice adaya dönen Grivas, Enosis’in kararlı bir savunucusu ve Makarios’un açık bir rakibiydi. Grivas’ın örgütlediği silahlı hareket Makarios yönetimini hedef alırken Makarios’un kamuoyuna açıkladığı tutum, “Enosis iyidir, fakat şimdi değil” şeklindeydi.

Makarios ile Grivas arasındaki bu ayrışma, Grivas’ın ölümünden sonra EOKA-B’yi denetimine almaya çalışan Yunanistan’daki faşist cunta lideri Dimitrios İoannidis ile Makarios arasındaki çatışmanın da zeminini oluşturdu. ABD Dışişleri Bakanlığının darbe sonrası incelemesi, İoannidis’in Makarios’un “Atina’nın etkisinden bağımsız” hareket etmesinden ve Lefkoşa’nın politikalarını yönlendirememekten duyduğu rahatsızlığı özellikle vurguluyordu. Yunan cuntasının 15 Temmuz’da Kıbrıs’taki Yunan subayların yönetimindeki Millî Muhafız Ordusu aracılığıyla gerçekleştirdiği darbenin temel siyasi hedefi, Makarios’un Atina’dan bağımsızlaşan yönetimiydi.

BM kayıtlarına göre Mayıs, Haziran ve Temmuz 1974’ün ilk günlerinde toplumlararası durum genel olarak sakindi. Darbenin ardından Kıbrıslı Türk enklavlarına yönelik birkaç ateş açma vakası kaydedildi; ancak bunlar UNFICYP’nin girişimleriyle durduruldu ve ilk beş gün içinde Kıbrıslı Türklere karşı geniş çaplı bir saldırı başlamadı. Millî Muhafız Ordusunun Kıbrıslı Türk mahalle ve köylerine yönelik güçlü ve eşzamanlı saldırıları, Türk ordusunun 20 Temmuz sabahı başlattığı çıkarma operasyonunun ardından geldi. Bu nedenle 15 Temmuz darbesi, Kıbrıslı Türklere yönelik geniş çaplı şiddetin başlangıcı değil, Ankara’nın askerî müdahale kararını dayandırdığı anayasal kırılmaydı.

Müdahaleden sonra genişleyen saldırılar

Türkiye’nin 20 Temmuz’daki askerî müdahale için ileri sürdüğü en önemli gerekçelerden biri, darbenin Kıbrıslı Türkleri yakın ve kitlesel bir tehlikeyle karşı karşıya bırakma ihtimaliydi. Sampson’un geçmişi, EOKA-B’nin hedefleri, Enosis ihtimali ve 1960’larda Kıbrıslı Türklere yönelik saldırılar bu gerekçenin temelini oluşturuyordu.

Ancak tehdit ihtimalinin gerçek olmasıyla 15–20 Temmuz arasında yeni bir saldırının belgelenmiş olması aynı şey değildir. İncelenen BM ve diplomasi kayıtlarında, 20 Temmuz sabahından önce askerî harekâtın acil gerekçesi olarak gösterilebilecek geniş çaplı bir enklav saldırısı ya da Kıbrıslı Türklere yönelik toplu bir saldırı bulunmuyor. Britanya ve ABD arşivlerini kullanan Jan Asmussen’in aktardığı kronoloji ise geniş çaplı saldırıların Türk askerleri adaya çıktıktan sonra başladığına işaret ediyor.

Dönemin BM Genel Sekreteri de, Millî Muhafız Ordusunun Kıbrıslı Türk mahallelerinin ve köylerinin çoğuna yönelik güçlü ve eş zamanlı saldırılarla Türkiye’nin adaya müdahalesine karşılık verdiğini kaydetti.

Limasol’daki Kıbrıslı Türk bölgesi 20 Temmuz öğleden sonra, Baf’taki bölge ise aynı gece denetim altına alındı. Larnaka ve Mağusa’da çatışmalar sürerken Kıbrıslı Türklerin silahları teslim alındı; binlerce insan toplandı veya esir alındı.

BM kayıtlarına göre Millî Muhafız Ordusu 20–23 Temmuz arasında Köfünye’ye saldırarak köyü ele geçirdi. Yıldırım-Kellia, Vuda-Kalo Horyo, Civisil, Mari ve Dohni’de Kıbrıslı Türklerin teslim olma ve silahlarını teslim etme süreçleri UNFICYP tarafından izlendi. Aynı dönemde Dohni, Muratağa, Sandallar ve Atlılar’daki Kıbrıslı Türk erkekler köylerinden toplanarak esir alındı.

BM’nin 5 Ağustos 1974 tarihli S/11353/Add.15 raporu, Limasol stadyumundaki kampta yaklaşık 1.300 Kıbrıslı Türk’ün esir tutulduğunu kaydediyor. PRIO’nun araştırmasına göre ise toplamda yaklaşık 2.700 erkek, önce Limasol’daki GSO Stadyumu’nda, ardından boş okul binalarında yaklaşık 100 gün tutuldu.

İskele/Larnaka’da yaklaşık 600 sivil Kıbrıslı Türk UNFICYP korumasına sığındı. Millî Muhafız Ordusuna bağlı unsurların bu kişileri sorgulamak amacıyla UNFICYP kampına girme talepleri reddedildi. BM Genel Sekreteri’nin 23 Temmuz tarihli raporu, o sırada Larnaka’da 738 Kıbrıslı Türk’ün UNFICYP koruması altında bulunduğunu kaydetti.

Baf’ın Mandirga köyü saldırıya uğradı ve büyük ölçüde yakıldı. PRIO tarafından yayımlanan bir Mandirgalının tanıklığına göre iki gün süren çatışmalarda 25 kişi öldü, 40 kişi yaralandı. Aynı tanık, köy ele geçirildikten sonra 60 genç erkeğin diğerlerinden ayrılarak Timi’ye, ardından Yeroşibu’daki esir kampına götürüldüğünü anlattı.

Jan Asmussen’in WO 386/21 sayılı Britanya askerî dosyasından aktardığı kayıtlara göre Ağustos başında Piskobu yağmalandı ve en az üç ev yakıldı. Evdim’de ise EOKA-B ve Millî Muhafız Ordusuyla bağlantılı yaklaşık 40 kişilik düzensiz silahlı bir grup camiyi tamamen yıktı ve en az 20 evi yaktı. UNFICYP eskortundaki Britanya üslerine ait itfaiye araçlarının köye girmesine izin verilmedi. Daha sonra bir Millî Muhafız Ordusu binbaşısı altı düzenli askerle köye gelerek yönetimi devraldı; Baf’tan gönderilen düzenli takviye kuvveti düzensiz grubu denetim altına aldı.

Alaminyo’da 20 Temmuz günü köye giren Millî Muhafız Ordusu ve onunla hareket eden silahlı unsurlar, esir alınan Kıbrıslı Türk erkekleri öldürerek toplu mezara gömdü. Toplu mezarda bulunan 13 kişiden en az sekizinin esir alındıktan sonra infaz edildiği, Kıbrıs Cumhuriyeti makamlarınca daha sonra yürütülen soruşturmada kanıtlandı. Aynı saldırı bağlamında öldürülen 84 yaşındaki Mehmet Arif Tabakki ise toplu mezarda değildi. Böylece Alaminyo’da aynı saldırı bağlamında öldürülen Kıbrıslı Türklerin sayısı 14’e ulaşıyordu.

Çatoz’da Kıbrıslı Türk sivillere yönelik ağır bir saldırı ve katliam iddiası UNFICYP’ye iletildi. UNFICYP 23 Temmuz’da köye gittiğinde, köyün Kıbrıslı Türk lideri katliam şikâyetlerinin dayanaksız olduğunu söyledi. 

Poli’de BM, Kıbrıslı Türklerin katledildiği yönündeki iddiayı inceledi ve raporunda bu iddianın “asılsız bulunduğunu” açıkça kaydetti.

Britanya Yüksek Komiserliğinin 27 Temmuz tarihli diplomatik bildirimini aktaran Asmussen, Ambeliku’da 14 Kıbrıslı Türkün öldüğünü yazdı. 

Gaziveren’de beş çocuk ile dört kadının öldüğü yönünde tanıklıklar var. Bir anlatı ölümleri Türk hava saldırısına bağlarken, diğer anlatılar EOKA-B’yi sorumlu tutuyor. Vehbi Zeki Serter’in aktardığı iki Kıbrıslı Türk tanıklığı, Türk uçaklarının köy çevresindeki mevzileri vurmasının ardından okulda tutulan kadın, çocuk ve yaşlılara Kıbrıs Rum silahlı unsurlarınca ateş açıldığını ve el bombaları atıldığını ileri sürüyor. Bu tanıklıklar ölü sayısını yedi ve sekiz olarak veriyor.

Kendi unsurlarını da vuran ordular

21 Temmuz’da Baf açıklarında yaşananlar ise, harekâtın komuta ve haberleşme sorunlarını bütün ağırlığıyla ortaya çıkardı.

Yunanistan’dan Baf’a deniz yoluyla takviye konvoyu geldiği yolundaki istihbarat üzerine TCG Adatepe, TCG Kocatepe ve TCG Mareşal Fevzi Çakmak bölgeye gönderildi. Muhripler herhangi bir Yunan deniz unsuruna rastlamadı. Buna rağmen Türk savaş uçakları kendi muhriplerini, Türk bayrağı çekmiş Yunan gemileri sandı. Muhriplerden yapılan Türkçe telsiz anonsları dahi bir savaş hilesi sayıldı. Yaklaşık beş saat süren saldırının ardından Kocatepe saat 22.20’de battı; 54 Türk deniz personeli öldü. Diğer iki muhrip hasarlı olarak uzaklaşabildi.

Aynı gece Yunanistan, Niki Operasyonu adıyla Girit’ten Lefkoşa’ya gizli bir hava köprüsü kurdu. Yaygın anlatıya göre 15 Noratlas havalandı ve bunlardan 13’ü Kıbrıs’a ulaştı; bir Britanya gözlemi ise inişe başlayan 14 uçaktan söz ediyor. Lefkoşa’daki hava savunma birlikleri zamanında ve eksiksiz bilgilendirilmedi. Uçaklar 22 Temmuz’un ilk saatlerinde Kıbrıs Rum uçaksavarlarının dost ateşine girdi; Niki-4 düştü. Kaynaklar, bu uçakta dört mürettebatla birlikte 27, 28 veya 29 komandonun öldüğünü; başka bir uçakta iki komandonun öldüğünü ve 10–11 kişinin yaralandığını aktarıyor.

Siviller hedefteydi

Bu sırada Türk askerî denetimine giren bölgelerde Kıbrıslı Rum siviller de öldürülüyordu. Avrupa İnsan Hakları Komisyonunun güvenilir bulduğu tanıklıklara göre Elye çevresinde kadınlarla erkekler ayrıldı; 12 Kıbrıslı Rum erkek sivil Türk askerlerince öldürüldü, açılan ateşte üç çocuk yaralandı. Trimithi’de ise beş Kıbrıslı Rum sivilin öldürüldüğünü anlatan doğrudan bir tanıklık bulunuyor.

Bütün bu acı olayları yan yana koymak, acıları eşitlemek değil; her olayı kendi faili ve tarihiyle görünür kılmaktır.

Bir topluma karşı işlenen suç, diğer topluma karşı işlenen suçu açıklamaz, hafifletmez veya meşrulaştırmaz.

22 Temmuz ateşkesi: Savaşın sonu değil, yeni safhası

BM Güvenlik Konseyi, 20 Temmuz’da kabul ettiği 353 sayılı kararla ateşkes çağrısı yaptı; dış askerî müdahalenin sona ermesini ve uluslararası antlaşmalar dışında adada bulunan yabancı askerî personelin çekilmesini istedi. Tarafların kabul ettiği ateşkes 22 Temmuz saat 16.00’da yürürlüğe girdi.

Sovyetler Birliği 353 sayılı karara lehte oy verdi. Brejnev, 23 Temmuz’da Nixon’a gönderdiği mesajda ateşkesin gerekli fakat tek başına yetersiz olduğunu; etkili önlemler alınmazsa daha kanlı bir savaştan önce verilen geçici bir araya dönüşebileceğini yazdı. Moskova, 353 sayılı kararın uygulanmasını, Makarios başkanlığındaki meşru hükûmetin desteklenmesini ve yabancı askerî personelin çekilmesini istiyordu.

22 Temmuz akşamı ABD’nin NATO’daki durumu özetleyen raporu, Yunanistan’ın ittifaktan çekilme tehdidinin büyük ölçüde gerilediğini, Brüksel’deki Yunan subayların görevlerini sürdürdüğünü ve müttefiklerin ateşkes ile görüşme ihtimalini memnuniyetle karşıladığını bildiriyordu. Rapor, NATO çevresindeki temel kaygının iki üye arasındaki savaş ve ittifak içi kopuş riski olduğunu gösteriyordu.

Ateşkes yaklaşırken Türk ordusu, 22 Temmuz sabahı ikinci dalga olarak karaya çıkarılan yeni tank, zırhlı araç ve birliklerin desteğiyle Girne’ye girdi. Ardından güneye ilerleyerek Girne’nin batısındaki çıkarma alanı ile Lefkoşa’nın kuzeyindeki hava indirme birlikleri arasında kara bağlantısı kurdu.

Saat 16.00’da yürürlüğe giren ateşkes sahadaki savaşı durdurmadı. BM daha ilk beş saatte 29 ihlal kaydetti. Yaklaşık 18.00’de Türk tankları Lefkoşa’daki Yeşil Hat’a ulaştı. Ateşkes, savaşın bittiği çizgi değil, biçim değiştirdiği eşikti.

23 Temmuz saat 09.30 dolaylarında Lefkoşa Havaalanı çevresindeki çatışmalar yeniden başladı. UNFICYP saat 12.30’da bölgede bir ateşkes sağladı. Millî Muhafız Ordusu çekilmeyi kabul edince havaalanı BM denetimine geçti ve uluslararası koruma altındaki alan ilan edildi. Aynı saatlerde Türk tankları havaalanının yaklaşık iki mil kuzeybatısında yığılıyordu.

Kızılbaş/Trahonas, Camp Kronberg, Wolseley Kışlası ve Ledra Palace çevresinde de çatışmalar sürdü. Camp Kronberg, Lefkoşa’nın kuzeyinde Kanada Barış Gücü birliğinin kullandığı askerî kamp ve gözlem noktasıydı. 23 Temmuz’da daha güçlü Kıbrıs Rum güçlerinden kaçan Kıbrıslı Türkler kampa sığındı. Kanada askerleri bu kişileri kampın gerisinden Pedieos/Kanlıdere’ye geçirirken Kıbrıs Rum silahlı unsurlarının makineli tüfek ateşiyle karşılaştı; iki Kanadalı yaralandı. Kanada birliği ağır makineli tüfeklerle karşılık verdi ve Kore Savaşı’ndan bu yana ilk kez öldürücü güç kullandı. Baf Kapısı ile Ledra Palace yakınındaki Wolseley Kışlası da çatışma hattının üzerindeydi. Aynı gün Türk birlikleri Dikomo’yu ele geçirip Sihari’ye saldırırken, Millî Muhafız Ordusu güneydeki Kıbrıslı Türk yerleşimlerini teslim almaya devam etti.

Havaalanında savaşa en çok yaklaşılan gece

23 Temmuz’da Nikos Sampson çekildi ve Glafkos Klerides cumhurbaşkanlığı görevini üstlendi. 24 Temmuz’da Yunanistan’daki askerî cunta çöktü; Konstantinos Karamanlis sivil hükûmetin başına geçti.

Enosis yanlısı darbe yönetiminin Lefkoşa ve Atina’daki iki siyasi dayanağı artık ortadan kalkmıştı. Fakat aynı gün Lefkoşa Havaalanı çevresinde yeni ve daha geniş bir çatışmanın eşiğine gelindi.

Türk maslahatgüzarı Asaf İnhan’ın açıklamaları, Türk birliklerinin havaalanını ele geçirmeye kararlı olduğu izlenimini yarattı. İnhan, 24 Temmuz saat 19.37 GMT’de UNFICYP Komutanı General Prem Chand’a Türk birliklerinin o gece havaalanına saldırmayı düşündüğünü söyledi. BM birlikleri savunma mevzisi aldı. Britanya’nın değerlendirmesine göre bu birlikler güçlü bir saldırı karşısında en fazla dört saat dayanabilirdi.

Britanya Dışişleri Bakanı James Callaghan, Ecevit’e Britanya veya BM askerlerine saldırılması hâlinde Cenevre görüşmelerinin yapılamayacağını bildirdi. Britanya, Phantom uçaklarını ve ilave kara birliklerini Akrotiri’ye gönderdi. Türkiye sonunda havaalanını güç kullanarak, güç tehdidinde bulunarak veya başka bir yolla zorlayarak ele geçirmeyeceğini BM’ye resmen bildirdi.

Türk tank yığınağı, saldırı bildirimi ve Britanya ile BM’nin savunma hazırlığı, havaalanındaki gerilimin basit bir “yanlış anlama” olmadığını gösteriyordu. Aynı kriz, kararlı bir diplomatik uyarı ile sınırlı askerî hazırlığın belirli bir hedef bakımından sonuç verebildiğini de ortaya koydu.

Değerlendirilen ve reddedilen denizden önleme seçeneği

Havaalanındaki bu deneyimden bir gün sonra Britanya Kuvvetleri Komutanı John Aiken, Türk asker ve malzeme akışını durdurmak için kuzey kıyısında dört Kraliyet Donanması gemisiyle BM adına devriye yapılmasını önerdi. Görev grubu Karpaz Burnu çevresine gönderildi. Whitehall, 25 Temmuz saat 23.26’da donanmayı devreye sokmayı “çok ağır bir adım” olarak değerlendirdi; ciddi sonuçlar doğurabileceğini ve karadaki durumu değiştirmeyebileceğini belirterek yetki vermedi.

Ertesi sabahki askerî değerlendirme, mevcut Britanya deniz gücünün abluka için yeterli olabileceğini, fakat Türk donanmasının bütün imkânlarıyla karşı koyması hâlinde tam etkili olamayacağını belirtiyordu. General Prem Chand ayrıca BM birliklerinin Kythrea/Değirmenlik ve Çatoz yönündeki muhtemel Türk ilerleme hattına yerleştirilmesini önerdi. Bu seçenek de yetki tartışmaları içinde ertelendi.

Londra, elindeki deniz gücünün sınırlı da olsa bir önleme kapasitesi bulunduğunu değerlendirdi; fakat gerilimin tırmanma riskini göze almadı. Havaalanına yönelik saldırı ihtimali karşısında gösterilen kararlılık, kuzey kıyısından süren takviyeyi durdurmak için gösterilmedi.

25 Temmuz’da Türk birlikleri Balabayıs-Bellapais’i ele geçirdi; Beşparmak geçidine ve Dikomo’dan Değirmenlik-Kythrea yönüne doğru ilerledi. Sisklipos-Akçiçek, 26 Temmuz’da Türk ordusunun denetimine girdi.

Ateşkes yürürlükteydi, fakat şiddet olayları sürüyor, insanlar yerlerinden ediliyor, katlediliyor ve kaybediliyordu. Ateşkes yürürlükteydi, fakat Türk ordusu ilerlemeye ve kontrol altına aldığı toprakları genişletmeye devam ediyordu.

Darbe çöktü, askerî yığınak durmadı

Britanya kaynakları, 27 Temmuz sabahı Türkiye’den gelen ana kara birliklerinin adadaki mevcudunu yaklaşık 16 bin asker, 46 tank ve 88 helikopter olarak tahmin ediyordu. Girne’ye 14 çıkarma gemisi ve başka gemiler yaklaşırken Mersin’de yeni gemiler yükleniyordu.

28 Temmuz tarihli bir ABD belgesi, Ankara’nın elde ettiği askerî konumu iki toplumun fiilî yönetimsel ayrılığına dayanan kalıcı bir çözüm için kullanmaya kararlı olduğunu kaydetti. Türkiye, 1960 anayasal düzenine dönüşü işlemez bir seçenek olarak görüyor ve Makarios’un dönüşüne karşı çıkıyordu. Başka bir deyişle belge, Türkiye’nin müdahaleye dayanak gösterdiği 1960 düzenini artık kalıcı çözüm olarak benimsemediğini gösteriyordu.

Aynı belge, ABD’nin temel çıkarlarını Kıbrıs’ın geleceğinden çok NATO bütünlüğünü korumak ve Sovyet etkisini sınırlamak üzerinden tarif ediyor; Türkiye’nin o sıradaki başlıca uluslararası desteğinin Washington’dan geldiğini belirtiyordu.

Üç garantörün yürüttüğü Cenevre sürecinin dışında kalan Moskova ise ağırlığını BM’ye vermişti. 29 Temmuz tarihli bir ABD iç yazışmasına göre Sovyetler, New York’ta Makarios ve Kıbrıs temsilcisi Zenon Rossides’le temas hâlindeydi; 353 sayılı kararın uygulanmasını istiyor ve Kıbrıs’a özel bir Güvenlik Konseyi heyeti göndermeyi düşünüyordu. Sovyet Büyükelçisi ile Türkiye Savunma Bakanı arasında doğrudan bir görüşme de yapılmıştı; ancak belgenin kendisi bu görüşmenin içeriğinin bilinmediğini kaydediyordu.

Washington aynı yazışmada Sovyetleri kriz yönetiminin “uzağında tutmayı”, Cenevre sürecini öne çıkarmayı ve Britanya’nın BM’de Sovyet görüşüne karşı diplomatik yükü üstlenmeyi sürdürmesini tercih ediyordu. Böylece Moskova’nın Makarios’un meşruiyeti, Kıbrıs’ın egemenliği, yabancı güçlerin çekilmesi ve BM’nin rolü üzerine kurduğu hat, müzakere merkezinin dışında tutuldu.

29 Temmuz’da Türk Kolordu Komutanı, BM’nin askerî personelinin, sivil görevlilerinin ve polislerinin Türk denetim alanını aynı gün terk etmesini istedi. Asmussen’in aktardığı Britanya değerlendirmesine göre yerel komutanlar, yeni takviye çıkarmalarını BM gözetiminden uzak tutmak istiyordu. Talep bütünüyle uygulanmadı.

Darbe yönetimi ve onu yönlendiren cunta artık ortadan kalkmıştı. Buna rağmen askerî kazanımlar, kurulmak istenen yeni düzenin pazarlık aracına dönüşüyordu. Anayasal düzeni yeniden kurmak ile başka bir anayasal ve coğrafi düzen dayatmak arasındaki fark belirginleşiyordu.

Cenevre’nin donduramadığı ateşkes hattı

Britanya, Türkiye ve Yunanistan dışişleri bakanları 25 Temmuz’da Cenevre’de toplandı. 30 Temmuz’da imzalanan Cenevre Bildirisi, ateşkesi uygulanabilir hâle getirmeyi ve siyasi görüşmelerin çerçevesini kurmayı amaçlıyordu.

Ancak belgenin öngördüğü ateşkes hattı, 22 Temmuz’daki ateşkes hattı değildi. Bildiri, kuvvetlerin 30 Temmuz saat 22.00’de tuttuğu alanların daha fazla genişletilmemesini öngörüyordu. Ateşkesin sürdüğü aradaki sekiz günde elde edilen askerî kazanımlar böylece yeni fiilî durumun parçası hâline geldi.

Tarafların durduğu hattı, üç garantör devletin temsilcilerinden oluşan bir Sınır Belirleme Komitesi saptayacaktı. Güvenlik bölgesine yalnız UNFICYP girecek; Yunan ve Kıbrıs Rum güçlerinin ele geçirdiği Kıbrıslı Türk enklavları boşaltılacak, esirler ve diğerleri için insani önlemler alınacaktı. Bildiri ayrıca Kıbrıs Cumhuriyeti’nde fiilen iki özerk yönetimin varlığını kayda geçiriyor, fakat gelecekteki anayasal düzeni karara bağlamıyordu.

Kâğıt üzerinde tarif edilen hat sahada yine çizilemedi. Türkiye, komitenin çalışmaya başlamasını yaklaşık üç gün geciktirdi. İlk toplantı 2 Ağustos saat 16.15’te, ilk helikopter incelemesi ise 4 Ağustos’ta yapılabildi. Türk tarafı komitenin Lapta çevresindeki tartışmalı alana girmesine izin vermedi. Bazı bölgelerde Kıbrıs Rum ve Türk taraflarının ileri sürdüğü iki ayrı çizgi haritaya işlendi. Başlangıçta uzlaşma sağlanan bazı bölgeler daha sonra, çoğunlukla Türkiye lehine değiştirildi. Tamamlanmamış haritalar ancak 9 Ağustos’ta Cenevre’ye götürülebildi.

Komitenin geciktirildiği günlerde askerî yığınak hızlandı. Britanya Müşterek İstihbarat Servisi, 30 Temmuz’da adada 17–18 bin Türk askeri, 8 bin Kıbrıslı Türk mücahit ve 120–130 M48 tankı bulunduğunu tahmin ediyordu. Ağırdağ hava şeridine günde 30’a kadar ikmal helikopteri ulaşıyordu. Bir gün sonra asker tahmini 25 bine, tank tahmini 150’ye yükseldi.

Gecikme yalnızca teknik bir aksaklık değildi. Komitenin sahaya çıkışı geciktirilirken askerî denetim ve ikinci bir saldırının kapasitesi büyüyordu. Harita çizilmeden önce, haritanın belirleyeceği coğrafya sahada değiştiriliyordu.

Moskova bu sırada Kıbrıs’a özel bir Güvenlik Konseyi heyeti gönderilmesini istiyordu. Konsey, 1 Ağustos’ta bunun yerine Genel Sekreterden ateşkesin ve 353 sayılı kararın uygulanması için uygun adımları atmasını isteyen 355 sayılı kararı 12 lehte, sıfır aleyhte ve iki çekimser oyla kabul etti. Sovyetler Birliği ile Belarus SSC çekimser kaldı; Çin oylamaya katılmadı. Moskova’nın 353 sayılı karara verdiği destek, çekimserliğin ateşkese karşı çıkıştan çok BM’nin Cenevre sürecine hangi mekanizmayla ağırlık koyacağına ilişkin ayrılıkla bağlantılı olduğunu düşündürüyor.

Kâğıt üzerinde ateşkes, siviller için süren şiddet

Cenevre Bildirisi, güneydeki Kıbrıslı Türk enklavlarının boşaltılmasını öngörüyordu; bu hüküm uygulanmadı. İkinci harekâtın arifesinde Uluslararası Kızılhaç Komitesinin erişebildiği sekiz kampta 3 bin 268 Kıbrıslı Türk bulunuyordu. Lefkoşa Sarayönü’nde 63, Türkiye’deki bir kampta ise 385 Kıbrıslı Rum tutuluyordu.

Bu rakamlar savaş boyunca gözaltına alınan herkesin toplamı değil, Kızılhaç’ın belirli bir tarihte erişebildiği kişilerin sayısıdır. Kayıt dışında tutulan, başka yerlere götürülen veya statüsü belirsiz bırakılan insanlar bu toplamların dışında kalmış olabilir.

Kuzeydeki Kıbrıslı Rum sivillerin yaşadıkları da tek bir kalıba sığmıyordu. Asmussen’in aktardığı 3 Ağustos tarihli Britanya raporuna göre Girne’de askerlik çağındaki erkekler toplanarak gözaltına alındı; kadınlar, çocuklar ve yaşlı erkekler bazı köylerden çıkarıldı. Trimithi-Edremit ve Karmi’den ayrılanların bir kısmı çatışmadan kaçmıştı. Ayorgi/Ayios Georgios sakinlerinin ise zorla köyden çıkarıldığı bildirildi. Kazafana’daki Kıbrıslı Rumlara 2 Ağustos’ta köyü terk ederek Değirmenlik-Kythrea’ya gitmeleri emredildi. Balabayıs-Bellapais’te kadınlar ve çocuklar bir otelde toplandı; bir BM kontrol noktası işgal edildi ve BM bayrağı indirildi.

Sevgül Uludağ, tanık ve aile anlatılarına dayanan araştırmasında, Sisklipos’ta kalan 14 Kıbrıslı Rumun 3 Ağustos’ta bir evde Kırnı’dan bazı Kıbrıslı Türkler ve onlara eşlik eden Türk askerleri tarafından öldürüldüğünü yazdı. Türk ordusunda görevli Yarbay Salih Güleryüz’ün daha sonra yayımlanan günlüğü, olayı bir topçu astsubayı, iki komando askeri ve iki Kıbrıslı Türk mücahide atfediyor. Güleryüz, 4 Ağustos’ta olay yerine giderek öldürülenlerin bedenlerini gördüğünü ve cesetlerden birinin başsız olduğunu kaydediyor.

Olaydan sağ kurtulan, o sırada 12 yaşında olan Kıbrıslı Rum bir kadın ise 2018’de Politis’e verdiği tanıklıkta, öldürmeler sırasında ve sonrasında birden fazla kişinin cinsel saldırısına uğradığını ve kardeşinin başı kesilmiş bedenini gördüğünü anlattı. Uludağ, köyde kalan toplam 21 Kıbrıslı Rumun kayıp olduğunu ve 2013’e kadar bunlardan yalnızca üçünün kalıntılarının bulunabildiğini yazdı. 

5 Ağustos’ta bir grup Kıbrıslı Türk mücahit, Mağusa’nın suriçinden çıkarak yeni liman bölgesinde mevzi aldı. Bölgede ateş açıldı, ancak Millî Muhafız Ordusu karşılık vermedi. Asmussen’in aktardığı Britanya raporuna göre Kıbrıslı Türk mücahitlerin daha önce bulunmadığı bu bölgeye ilerlemesi açık bir ateşkes ihlaliydi. Mücahitler geri çekilmeyi reddetti; liman hem onların hem de Millî Muhafız Ordusunun ateş menzili içinde kaldığı için iki tarafça da kullanılamaz hâle geldi. Türk birlikleri 7 Ağustos’ta ayrıca kuzey kıyısı boyunca batıya ilerleyerek Lapta’yı dışarıdan çevirdi.

UNFICYP’nin 6–7 Ağustos gelişmelerini aktaran raporuna göre Girne bölgesindeki insani yardım konvoylarının hareket imkânı iyileşti. Dome Hotel ve Balabayıs-Bellapais’teki Kıbrıslı Rumlara, Ayios Sozomenos ve Lurucina/Louroujina’daki Kıbrıslı Türklere yardım ulaştırıldı. Daha önce Dome Hotel’den götürülen 64 Kıbrıslı Rum erkek ise 6 Ağustos’ta geri getirildi.

Fakat yardım erişimindeki bu iyileşme, şiddet dalgasının sona erdiği anlamına gelmiyordu.

İkinci Cenevre: Değişen haritalar ve zamanın askerî değeri

İkinci Cenevre görüşmeleri 8 Ağustos’ta başladı. Türk tarafının toprak önerileri süreç içinde değişti: Bölgesel çözüm için yüzde 30, Denktaş’ın taslağında yüzde 34, 11 Ağustos akşamı iletilen kantonlu formülde ise toplam yüzde 32,5 oranları gündeme geldi. Son formül, adanın yaklaşık yüzde 17’sini kapsayan Girne–Lefkoşa–Çatoz hattı ile Mağusa’nın bir bölümündeki temel bölgenin hemen Kıbrıslı Türk yönetimine bırakılmasını; Lefke, Poli, Baf, Larnaka ve Karpaz’da beş ek kanton kurulmasını öngörüyordu. Kantonların kesin sınırlarının müzakereye açık olduğu belirtilmişti.

Masadaki talep yalnızca yerel yönetim yetkilerinin artırılması değildi. Coğrafi sınırlar çizilecek, bu sınırların içinde ve dışında büyük nüfus hareketlerine yol açabilecek bir düzen kurulacaktı. Türk ordusunun o sırada denetlediği alan ise adanın yaklaşık yüzde 15–17’siydi. Cenevre’de istenen alan ile sahada tutulan alan arasındaki fark, askerî seçeneğin masadan neden hiç kalkmadığını gösteriyordu.

ABD bu günlerde bütünüyle hareketsiz değildi. Kissinger, 10 Ağustos’ta Ecevit’le konuşarak yeni harekâtı ertelemeye çalıştı; Ecevit 24 saat bekleme sözü verdi. 11 Ağustos’ta Ankara’ya 175382, Cenevre’ye ise 175407 numaralı mesajlar gönderildi. Türkiye yeniden saldırırsa ABD’nin onu Güvenlik Konseyinde destekleyemeyeceği bildirildi.

12 Ağustos’ta Washington’da yapılan toplantıda Türkiye’ye askerî yardımın kesilmesi önerildi. Kissinger, bu seçeneğin en azından hemen uygulanmasını reddetti. Macomber, Ecevit’i 36 saatlik bir arayı kabul etmeye iki kez ikna etmeye çalıştı. Türkiye, ABD’nin girişimiyle son toplantıya katıldı; ancak süre talebini yine reddetti. Binlerce askeri adada bulunan bir devlet neden 36 saat daha beklemeyi reddediyordu?

Kissinger, gecikmenin tek taraflı askerî hareketi siyasi bakımdan zorlaştırdığını Ford’a açıkça anlattı. Aynı görüşmede Türkiye’nin taktiğini, önce istediği yeri ele geçirip ardından sahip olduğu mevzi üzerinden pazarlık etmek olarak tarif etti. ABD açısından Türkiye’nin Kıbrıs’ın üçte birine sahip olmasına temel bir itiraz görmediğini, Ankara’nın kolunu bükmek istemediğini de söyledi.

Belgeler, ABD’nin hiçbir girişimde bulunmadığını değil, kullandığı ve kullanmadığı araçlar arasındaki farkı ortaya koyuyor. Washington telgraflar ve görüşmeler yoluyla kâğıt üzerinde saldırıyı ertelemeye çalıştı; fakat Ankara üzerindeki en güçlü baskı araçlarından biri olan askerî yardımı kesmeyi reddetti.

13 Ağustos’ta Washington’da hazırlanan ihtimal belgesi, Moskova’nın Cenevre görüşmelerini ve 30 Temmuz Bildirisi’ni, 353 sayılı kararı uygulamak yerine taksimi kalıcılaştırabilecek girişimler olarak gördüğünü kaydediyordu. ABD plan yapıcıları, görüşmeler çökerse Sovyetler Birliği’nin krizi Güvenlik Konseyine taşımasını; Kıbrıs’ın egemenliğini, bütün yabancı güçlerin çekilmesini ve Makarios hükûmetinin meşruiyetini öne çıkarmasını bekliyordu. Belgedeki “iyicil tarafsızlık” ve ardından “gerilim” nitelemeleri Sovyet hükûmetinin açıklaması değil, ABD’nin değerlendirmesiydi.

Belge NATO için de çeşitli seçenekler sıralıyordu: Kuzey Atlantik Konseyinin Türkiye ile Yunanistan’ın askerî hareketlerinin ittifaka verdiği zararı ele alması, NATO Genel Sekreteri Joseph Luns’un arabuluculuk yapması, çatışma çıkması hâlinde Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kurt Waldheim, Luns ve kişisel sıfatıyla NATO Avrupa Müttefik Yüksek Komutanı (SACEUR) Orgeneral Andrew Goodpaster’ın devreye girmesi, son çare olarak da NATO dışişleri bakanlarının toplanması. Ancak bunlar 13 Ağustos’ta hâlâ Washington’un ihtimal planlarıydı; ikinci harekât başlamadan önce alınmış ve uygulanmış bir NATO caydırıcılık kararı değildi.

Kıbrıs NATO üyesi değildi ve Kuzey Atlantik Antlaşması NATO’ya adanın anayasal düzenini yeniden kurma yetkisi vermiyordu. Buna karşılık ittifakın, iki üyesi arasındaki savaşı önlemek için danışma ve iyi niyet girişimleri gibi siyasi araçları vardı. Eksik kalan, var olmayan bir kolektif savunma yükümlülüğü değil, mevcut araçların 14 Ağustos sabahına kadar etkili bir önleyici çizgiye dönüşmesiydi.

Britanya da güçlendirilmiş UNFICYP birliklerini muhtemel Türk ilerleme hattına yerleştirmeyi, hava keşfi yapmayı ve gerektiğinde Phantom uçaklarını BM birliğini savunmak için kullanmayı değerlendirdi. Savunma Bakanlığı bunun ancak caydırıcılık sağlayabileceğini, Türk kuvvetlerini ve hava üstünlüğünü durdurmanın gerçekçi olmadığını belirtti. Bu değerlendirme yapılırken, havaalanı krizi sırasında adaya getirilen Britanya takviyelerinin önemli bölümü 8 Ağustos’ta geri dönmeye başlamış, donanma görev grubu iki gemiye indirilmişti.

Asmussen’in aktardığı Britanya tahminleri 8 Ağustos’taki Türk kuvvetini 36 bin asker ve 200 tank olarak veriyor. Askerî tarih çalışmaları ise 14 Ağustos arifesi için yaklaşık 40 bin asker ve 160–200 tanktan bahsediyor. Farklı istihbarat yöntemlerinden gelen rakamların ortaklaştığı nokta açıktı: Darbe yönetimi çöktükten ve ateşkes ilan edildikten sonra da adaya büyük bir askerî harekât kuvveti taşınmıştı.

14 Ağustos sabahı

Cenevre görüşmeleri 13 Ağustos’u 14 Ağustos’a bağlayan gece sonuçsuz kaldı. Türkiye, Kıbrıs Rum ve Yunan taraflarının coğrafi bölünmeyi peşinen kabul etmesini istedi; 36 saatlik değerlendirme süresini reddetti.

Görüşmelerin çökmesi ikinci harekâtı sıfırdan doğurmadı. Haftalardır taşınan asker, tank ve mühimmat; belirlenmesi geciktirilen ateşkes hattı ve önceden hazırlanmış coğrafi talepler, askerî seçeneği çoktan mümkün kılmıştı. Cenevre’de diplomasi için istenen zaman, sahada yeni bir saldırının kapasitesine dönüşmüştü.

14 Ağustos sabahı yaklaşık 05.00’te Türk ordusu yeniden geniş çaplı saldırıya geçti.

20 Temmuz’da açıklanan gerekçe Kıbrıs’ın bağımsızlığını ve anayasal düzenini korumak, Enosis’i önlemek ve Kıbrıslı Türklerin güvenliğini sağlamaktı. 14 Ağustos sabahına gelindiğinde darbe yönetimi çökmüş, Yunanistan’daki cunta devrilmişti. Masadaki belirleyici talep ise 1960 düzenine dönüş değil, adanın yaklaşık üçte birini kapsayan ayrı bir coğrafi bölgenin peşinen kabul edilmesiydi.

Yunan cuntasının, Millî Muhafız Ordusundaki Yunan subayların ve EOKA-B’nin darbedeki sorumluluğu açıktır. Kıbrıslı Türklere yönelik tehdit, çıkarmadan sonra enklavlarda yaşanan saldırılar, öldürülenler ve kamplara kapatılan binlerce insan bu anlatının dışında bırakılamaz. Aynı zamanda geniş çaplı saldırıların, ölümlerin ve esir almaların Türk askerleri adaya çıktıktan sonra başladığı gerçeği de bu anlatının dışında bırakılamaz.

Bunların hiçbiri Athalassa’da Türk uçaklarının öldürdüğü hastaları, Elye’de öldürülen Kıbrıslı Rum sivilleri, Sisklipos’ta öldürülen ve kaybolan insanları veya kuzeyde evlerinden çıkarılan insanların yaşadıklarını meşrulaştırmaz.

Belgeler bütün karar vericilerin gizli niyetini kesin biçimde göstermiyor. Ancak 20 Temmuz ile 14 Ağustos arasındaki günlerde sahada yaşananlar ve devletlerin tutumları sadece ciddi soru işaretleri taşımıyor, aynı zamanda esas amacın ne olduğunu gözler önüne seriyor.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, yıllar sonra Türkiye’nin kuzeydeki askerî varlığı aracılığıyla “etkin genel kontrol” kurduğunu ve sorumluluğunun yerel yönetimin eylemlerini de kapsadığını belirleyerek, Kıbrıs’ın kuzeyinde oluşturulann yapıyı “alt yönetim” olarak niteledi.

Türkiye’nin ilan ettiği güvenlik ve anayasal düzen gerekçesi, sahada kurulan kalıcı askerî denetimin ve coğrafi bölünmenin gölgesinde kaldı. Harekât, ilan edilen sınırı aşarak işgale dönüştü.

14 Ağustos sabahı başlayan ilerleyişin ardından yaşanan katliamları, kayıpları, kitlesel yerinden edilmeyi ve diğer ihlalleri bu araştırma dosyasının dördüncü bölümünde ele alacağız.

Kaynakça

Arşiv belgeleri ve resmî metinler

  • 16 Ağustos 1960 tarihli Garanti Antlaşması.
  • BM Genel Sekreteri, S/8914, 4 Aralık 1968.
  • BM Genel Sekreteri, S/11137, 1 Aralık 1973.
  • CIA, “Cyprus—An Old Problem”, FRUS 1969–1976, Cilt XXX, Belge 73.
  • ABD Dışişleri Bakanlığı, “Cyprus Coup Post Mortem”, FRUS 1969–1976, Cilt XXX, Belge 148.
  • ABD Dışişleri Bakanlığı, FRUS 1969–1976, Cilt XV, Belge 201.
  • ABD Dışişleri Bakanlığı, FRUS 1969–1976, Cilt XV, Belge 202.
  • ABD Dışişleri Bakanlığı, FRUS 1969–1976, Cilt XV, Belge 206.
  • ABD Dışişleri Bakanlığı, FRUS 1969–1976, Cilt XV, Belge 207.
  • ABD Dışişleri Bakanlığı, FRUS 1969–1976, Cilt XXX, Belge 97.
  • ABD Dışişleri Bakanlığı, FRUS 1969–1976, Cilt XXX, Belge 113.
  • ABD Dışişleri Bakanlığı, FRUS 1969–1976, Cilt XXX, Belge 117.
  • ABD Dışişleri Bakanlığı, FRUS 1969–1976, Cilt XXX, Belge 122.
  • ABD Dışişleri Bakanlığı, FRUS 1969–1976, Cilt XXX, Belge 127.
  • ABD Dışişleri Bakanlığı, FRUS 1969–1976, Cilt XXX, Belge 128.
  • ABD Dışişleri Bakanlığı, FRUS 1969–1976, Cilt XXX, Belge 129.
  • ABD Dışişleri Bakanlığı, FRUS 1969–1976, Cilt XXX, Belge 130.
  • Gerald R. Ford Presidential Library, 22 Temmuz 1974 tarihli durum raporu.
  • BM Genel Sekreteri, S/11568, 6 Aralık 1974.
  • BM Genel Sekreteri, S/11353/Add.8.
  • BM Genel Sekreteri, S/11353/Add.15, 5 Ağustos 1974.
  • BM Genel Sekreteri, S/11353/Add.4, Add.16 ve Add.17.
  • Avrupa İnsan Hakları Komisyonu, Cyprus v. Turkey, 10 Temmuz 1976 raporu.
  • BM Güvenlik Konseyi, 353 sayılı karar.
  • BM Güvenlik Konseyi, 354 sayılı karar.
  • BM Güvenlik Konseyi, 355 sayılı karar.
  • BM Güvenlik Konseyi, 1781’inci toplantı tutanağı, 20 Temmuz 1974.
  • BM Güvenlik Konseyi, 1789’uncu toplantı tutanağı.
  • BM Güvenlik Konseyi, 355 sayılı karara ilişkin resmî oylama kaydı.
  • 30 Temmuz 1974 Cenevre Bildirisi.
  • Uluslararası Kızılhaç Komitesi, “Action in Cyprus”, Kasım 1974.
  • Kuzey Atlantik Antlaşması.
  • AİHM Büyük Daire, Cyprus v. Turkey, 10 Mayıs 2001.

Akademik çalışmalar ve gazetecilik araştırmaları

  • Jan Asmussen, Cyprus at War: Diplomacy and Conflict During the 1974 Crisis.
  • Edward J. Erickson ve Mesut Uyar, Phase Line Attila: The Amphibious Campaign for Cyprus, 1974.
  • Çağhan Sarı, “TCG Kocatepe Muhribi Olayı”, Bellek, 7/1, 2025, s. 36–68.
  • CNA/Kathimerini, “Remains of Turkish Cypriot killed in 1974 handed over to his family”.
  • Gazedda, “Birlikte yaşanan köyden toplu mezara: Alaminyo”.
  • Sevgül Uludağ, “Stories from Agios Vasilios, Shilloura and Sysklipos”.
  • PRIO Cyprus Displacement, Limasol yerleşim dosyası.
  • PRIO Cyprus Displacement, Mandirga tanıklığı ve odak grup özeti.
  • David A. Kielstra, “Taking Care of Business: Canada’s Forgotten Cold War Conflict in Cyprus, July-August, 1974”.
  • Manolis Kalatzis, Sisklipos’tan sağ kurtulan kadının Sotiris Paroutis tarafından Politis için kaydedilen tanıklığı ve Salih Güleryüz’ün günlük kayıtlarına ilişkin aktarım.
  • Milliyet, “Kıbrıs’ta Türk Evlerinin Aranmasını Protesto Ettik”, 19 Temmuz 1974, s. 7.
  • Vehbi Zeki Serter, Kıbrıs’ta Rum-Yunan Saldırıları ve Soykırım, 2008, s. 297–298.

Etiketler: 14 Ağustos20 TemmuzateşkesişgalKıbrıs 1974kıbrıs sorunu
NURİ SILAY

NURİ SILAY

Aktivist/Vicdani Retçi

1974 Bombardımanı: Athalassa’nın Unutulan Kurbanları
BELLEK & TARİH

1974 Bombardımanı: Athalassa’nın Unutulan Kurbanları

Gazedda
6 Ağustos 2026
Darbe ile Müdahale Arasında: Londra ve Ankara’nın Beş Günü
BELLEK & TARİH

Darbe ile Müdahale Arasında: Londra ve Ankara’nın Beş Günü

NURİ SILAY
31 Temmuz 2026
Birlikte Yaşanan Köyden Toplu Mezara: Alaminyo
BELLEK & TARİH

Birlikte Yaşanan Köyden Toplu Mezara: Alaminyo

NURİ SILAY
28 Temmuz 2026
Aşşa’nın Son Düğünü
BELLEK & TARİH

Aşşa’nın Son Düğünü

NURİ SILAY
22 Temmuz 2026
Devam Et
Gazedda

© 2026 Gazedda - Copyleft

  • Künye
  • Dayanışma
  • İletişim
  • Gizlilik Politikası

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

Bulamadık
Tümünü Gör
  • ANA SAYFA
  • YAZARLAR
    • GAZEDDA YAZARLARI
    • GÜNEYDEN YAZARLAR
      • PENNA
    • DÜNYADAN YAZARLAR
      • PROJECT SYNDICATE
    • EDİTORYAL KOLEKTİF
  • SÖYLEŞİ
  • BELLEK & TARİH
    • YERİN HAFIZASI
  • TÜM İÇERİK
    • HABER ARŞİVİ
      • KIBRIS
      • DÜNYA
      • KORONAVİRÜS
    • MULTİMEDYA ARŞİVİ
      • GAZEDDAPOD
      • GAZEDDAWEBTV

© 2026 Gazedda - Copyleft