• Künye
  • Dayanışma
  • İletişim
  • Gizlilik Politikası
Pazar, Kasım 8, 2026
Bulamadık
Tümünü Gör
Gazedda
15 °c
Vizakia
14 ° Pts
15 ° Sal
  • ANA SAYFA
  • YAZARLAR
    • GAZEDDA YAZARLARI
    • GÜNEYDEN YAZARLAR
      • PENNA
    • DÜNYADAN YAZARLAR
      • PROJECT SYNDICATE
    • EDİTORYAL KOLEKTİF
  • SÖYLEŞİ
  • BELLEK & TARİH
    • YERİN HAFIZASI
  • TÜM İÇERİK
    • HABER ARŞİVİ
      • KIBRIS
      • DÜNYA
      • KORONAVİRÜS
    • MULTİMEDYA ARŞİVİ
      • GAZEDDAPOD
      • GAZEDDAWEBTV
  • ANA SAYFA
  • YAZARLAR
    • GAZEDDA YAZARLARI
    • GÜNEYDEN YAZARLAR
      • PENNA
    • DÜNYADAN YAZARLAR
      • PROJECT SYNDICATE
    • EDİTORYAL KOLEKTİF
  • SÖYLEŞİ
  • BELLEK & TARİH
    • YERİN HAFIZASI
  • TÜM İÇERİK
    • HABER ARŞİVİ
      • KIBRIS
      • DÜNYA
      • KORONAVİRÜS
    • MULTİMEDYA ARŞİVİ
      • GAZEDDAPOD
      • GAZEDDAWEBTV
Bulamadık
Tümünü Gör
Gazedda
Bulamadık
Tümünü Gör

 “Yanlışlık” Oyunu Üzerine

Filiz Uzun Filiz Uzun
8 Kasım 2026
Okuma Süresi: 10 dk
A A
0
https://bsky.app/profile/gazeddakibris.bsky.socialhttps://www.threads.net/@gazeddakibris

Bazen bir insanın hayatını değiştirmek için büyük bir felakete gerek yoktur. Söylenmeyen bir söz, zamanında sorulmayan bir soru ya da karşısındakini gerçekten anlamaya çalışmamak, geri dönüşü olmayan sonuçlara yol açabilir. Albert Camus’un “Yanlışlık” adlı tiyatro eseri, insan ilişkilerinin en kırılgan noktasından hareket ederek bizi yalnızca bir trajediyle değil, kendimizle de yüzleştiriyor. 

“İnsan en çok da, söyleyemediklerinin içinde kaybolur” bence. Kim bilir kaç hayat farklı yaşanırdı susmasaydı insanlar? Günlük yaşamımızda ne çok yutkunarak sustururuz içimizdekileri. 

Geçtiğimiz cuma günü Lefkoşa Belediye Tiyatrosu’nun Yanlışlık oyununu LBT sahnesinde izledim. Biliyorsunuz, oyun festivalde de sahnelenmişti ancak ben yurt dışında olduğum için izleme fırsatını kaçırmıştım. Oyunu, kızımın arkadaşı, benim de kızım kadar sevdiğim Sude Mutluel ile birlikte izledik. Albert Camus okuyan, felsefeye ilgi duyan genç arkadaşımla oyundan benzer duygularla ayrılmamız da ilginçti doğrusu. Oyun sonrasında, kızım Helin’i çevrim içi arayarak Albert Camus’u ve oyunu birlikte irdeledik.

Sanatın değeri de tam burada yatıyor: Bizi düşünmeye, sorgulamaya ve tartışmaya davet etmesinde… Üstelik bunu yalnızca kendi kuşağımızla değil, farklı kuşaklardan insanlarla da yapabilmemizde. Çünkü bazı yazarlar vardır ki düşünceleri ve eserleri zamanın sınırlarını aşar; kuşaklar değişse de insanı anlamaya, kendimizle ve dünyayla yüzleşmeye çağırmaya devam eder. Albert Camus da onlardan biridir.

 “Yanlışlık” Oyunun yazarı Albert Camus. Albert Camus’u okumaya üniversite yıllarımda başlamıştım özellikle Veba ve Başkaldıran İnsan beni çok etkileyen kitaplarındandı. 

Oyunu Türkçeye çeviren; Ayberk Erkay ve Yönetmeni ise Nehir Demirel.

“Yanlışlık” oyunu Nehir Demirel’in LBT ve Devlet Tiyatrosunda izlediğim üçüncü oyunuydu. “His” ve “Yağmur Durduğunda” oyunlarını da izlemiştim. İlginç ve alışılmışın dışında (yani bizim alıştığımızın dışında)  bir oyun seçkisi var Nehir Demirel’in.  

Bence tiyatroda yönetmenlik, yalnızca seçilen metni sahneye taşımak değildir; hangi eserin, hangi dönemde, hangi seyirciyle buluşturulacağını seçmek de başlı başına sanatsal bir tutumdur. Bu anlamda Nehir Demirel tiyatro izleyicilerini farklı oyunlarla buluşturan bir yönetmen. 

Bir yönetmenin tiyatro anlayışını anlamak için seçtiği oyunlara da bakmak gerektiğini düşünüyorum. Farklı oyunların sahneye taşınma biçimleri, yönetmenin metinle kurduğu ilişkiyi ve seyirciye nasıl bir dünya sunmak istediğini düşünmek için önemli bir fırsat yaratıyor. “Yanlışlık” oyununu izlerken de yalnızca Camus’un metnini değil, bu metnin sahnede nasıl yorumlandığını ve düşünsel derinliğinin seyirciye ne ölçüde aktarılabildiğini sorguladım.

Oyuna bakmadan önce Albert Camus’tan biraz bahsetmek  gerekir. 

Albert Camus (1913–1960) ; 

Fransız edebiyatının ve 20. yüzyıl düşünce dünyasının önemli isimlerinden biridir Albert  Camus, 1957 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’nü aldı. Romanları, denemeleri ve tiyatro eserleriyle insanın varoluşunu, özgürlüğünü, adaleti ve yaşamın anlamını sorguladı.

Camus’un Yabancı romanı ve Sisifos Söyleni adlı felsefi denemesiyle aynı düşünsel dönemin izlerini taşıyan Yanlışlık, İkinci Dünya Savaşı sırasında yazıldı. İlk kez 1944 yılında Paris’te sahnelendi. Üç perdeden oluşan oyun, klasik trajedinin yapısını kullanırken insanın varoluşundaki absürtlüğü ve iletişimsizliği merkeze alır. 

Camus’nün absürt anlayışı, hayatın anlamsız olduğunu söylemekten çok daha derin bir düşünceye dayanır. İnsan anlam arar, mutlu olmak ve bir yere ait hissetmek ister. Ancak dünya, insanın bu beklentilerine her zaman anlamlı, adil ve anlaşılır yanıtlar vermez. İşte insanın anlam arayışıyla dünyanın sessizliği arasında ortaya çıkan bu çatışma, Camus’nün absürt düşüncesinin temelini oluşturur. 

Camus, “Yanlışlık” oyununda insanın yalnızca dünyayla değil, en yakınlarıyla bile anlamlı bir bağ kuramadığında nasıl büyük bir trajedinin içine sürüklenebileceğini anlatır.

Oyunun merkezinde bir anne, kızı Martha ve yıllar önce evi terk etmiş olan oğlu Jan vardır. Oyunda anne rolünü LBT en iyilerinden kadın oyuncularından Sevgili Özgür Oktay oynuyor. Yaşlı bir anneyi canlandıran Özgür tam da bize rolünün yansıtır. Hayattan bezgin, onca mücadeleye rağmen aradığını bulamayan, huzura kavuşamayan ve hayattan yorulan bir anneyi anlatır. 

Martha Gülsefa Dede oynuyor. Gülsefa’yı ilk defa “ Bir İhtimal Kabare” de izlemiştim. Genç bir oyuncu olmasına rağmen kendini fark ettiren başarılı bir genç arkadaşımız. Bu rolüyle de yeteneğini bir kez daha ortaya koydu. İlerde çok daha başarılı olacağını düşünüyorum. 

Jan rolünü, ilk kez bir oyunda seyrettiğim genç arkadaşımız Nejdet Serkan Sadıkoğlu oynadı. Bence bu kadronun içinde kendini geliştirecek ve adını duyuracak bir arkadaşımız, başarılar dilerim. 

Oyunda Hatice Tezcan Jan’ın eşi rölünde izledik. Diğer oyunculara göre sahnede az görünse de sahneye damgasını vurdu diye düşünüyorum. Oyunun mantık yanıydı sanki.  Hatice’yi izlerken” evet niye doğruyu söylemiyor ki? Ne absürt bir karar gerçeği söylememek” diyor insan. 

İhtiyar uşak rolünde ise deneyimli oyuncu Barış Refikoğlu sessizliği ile olaylara çok müdahale etmeyen ama denileni de yapan bir uşağı anlattı bize. Sorgusuz sualsiz emirleri yerine getiren uşakları temsil ediyordu. 

Oyunda; Anne ile Martha, yalnız ve varlıklı yolcuların konakladığı bir otel işletir. Ancak otelde konaklayan bazı müşterileri öldürüp paralarını alırlar. Bir gün Jan, yıllar önce terk ettiği ailesinin yanına döner. Başka bir ülkede geçirdiği yılların ardından annesi ve kız kardeşiyle yeniden bir araya gelmek, onlarla bağını yeniden kurmak ister.

Fakat Jan, kendisini hemen tanıtmaz. Ailesinin onu kendi kimliğiyle tanımasını, ona duydukları sevgiyi kendiliğinden göstermelerini bekler. Anne ile Martha ise karşılarındaki kişinin kim olduğunu bilmeden onu diğer varlıklı konuklardan biri olarak görür.

Böylece geri dönüş, özlem ve kavuşma ihtimaliyle başlayan hikâye, korkunç bir trajediye dönüşür. Gerçek kimlik ortaya çıktığında artık hiçbir şeyi geri almak mümkün değildir. 

Oyunun en sarsıcı yanı, olayların yalnızca bir kimlik yanılgısından kaynaklanmaması. İnsanların birbirlerine söyleyemedikleri, duymayı bekledikleri ve anlamak için çaba göstermedikleri şeyler, geri dönüşü olmayan bir sonuca yol açar.

Bazen insan kendisini anlatmak yerine karşısındakinin onu anlamasını bekler. Jan’ın ailesine kim olduğunu hemen söylememesi, bu beklentiyi trajik bir sınava dönüştürür. Oyunun adı da bu bakımdan yalnızca bir yanlış anlamayı değil, insanlar arasındaki derin iletişim kopukluğunu anlatır. 

Peki, günümüzde de öyle değil midir? İnsanlar çoğu zaman kendilerini açıkça ifade etmek yerine karşılarındakinin onları anlamasını, söylenmeyeni fark etmesini ve hissettiklerini sezmesini bekler. Oysa dile getirilmeyen duygular, sorulmayan sorular ve kurulmayan cümleler, zamanla insanlar arasındaki mesafeyi büyütür; hatta kimi ilişkilerin geri dönülmez biçimde kopmasına neden olur.

Jan ailesine, anne ile Martha ise yaşadıkları hayata ve içinde bulundukları koşullara yabancılaşmıştır. İnsan kendi evinde bile kendisini yabancı hissedebilir mi? Bir yere ait olmak, yalnızca orada doğmuş olmakla mümkün müdür? Aynı evi, aynı geçmişi ve aynı aile bağlarını paylaşmak, birbirimizi anlamaya yeter mi? 

Martha’nın başka bir yerde, daha iyi koşullarda bir yaşam sürme arzusu vardır. Ancak ulaşmak istediği hayat uğruna seçtiği yöntemler, onu özgürleştirmek yerine şiddetin ve suçun içine hapseder. Oyun, bir amaca ulaşmanın o amaca giden her yolu meşru kılıp kılamayacağını sorgulatır.

Oyundaki trajedi yalnızca talihsiz bir olayın sonucu değildir. Karakterlerin kararları, beklentileri ve suskunlukları da bu sonu hazırlar. Camus, insanın dünyadaki çaresizliğini gösterirken kendi seçimlerinin sorumluluğunu da gündeme getirir.

Oyunun yazıldığı dönem neden önemli?

Camus, Yanlışlık üzerinde 1939’dan itibaren çalıştı; ilk biçimini 1943’te tamamladı. Eser, Fransa’nın Nazi işgali altında bulunduğu ve Avrupa’nın savaşın yıkımıyla sarsıldığı dönemde ortaya çıktı. Yazar, oyunun karanlık atmosferini de sevdiği her şeyden uzakta, kuşatılmış ve işgal altındaki bir ülkede yazmış olmasıyla ilişkilendirmişti. 

Bu tarihsel arka plan, oyunu yorumlarken önemlidir. Çünkü eserde güven, insan ilişkileri, yalnızlık ve insanın dünyada kendine bir yer bulma çabası sürekli sınanır. Bununla birlikte oyunu yalnızca savaş döneminin ürünü olarak okumak eksik kalır; bu sorular günümüz insanı için de geçerliliğini korumaktadır. 

Nehir Demirel’in bugün sahneye taşıdığı bu oyunu izlerken, günümüz Kıbrıs’ının da Camus’un eserini yazdığı dönemin karanlığından bütünüyle uzak olmadığını düşündüm. Elbette tarihsel koşullar aynı değil; ancak insanların geleceğe ilişkin kaygıları, yaşanan toplumsal sarsıntılar, güvensizlik duygusu ve insanın kendini ait hissedeceği bir dünya arayışı bakımından benzerlikler kurmak mümkün. Belki de Camus’u bugün hâlâ anlamlı kılan, tam olarak bu: Değişen zamanlara rağmen insanın temel çelişkilerinin varlığını koruması.

Albert Camus gibi insanın varoluşunu, yalnızlığını ve hayatın çelişkilerini sorgulayan bir yazarın eserini izlemeye gittiğinizde beklentiniz de ister istemez yükseliyor. Hele söz konusu olan “Yanlışlık” gibi insan ilişkilerinin karanlık yüzünü, iletişimsizliği ve geri dönüşü olmayan kararları merkezine alan bir oyunsa…

Oyuncuların performanslarını başarılı bulmama rağmen, sahnelemenin yer yer gereğinden fazla uzadığını ve metnin düşünsel derinliğinin seyirciye yeterince aktarılamadığını düşündüm. Oysa Camus’un metni, yalnızca korkunç bir trajediyi anlatmıyor; insanın yalnızlığını, anlaşılma arzusunu, mutluluk arayışını ve kendi seçimleriyle yüzleşme zorunluluğunu sorguluyor. Bu sorgulamanın sahnede daha güçlü bir bütünlükle karşılık bulmasını beklerdim.

Çünkü bir trajedinin ağırlığı, tek başına insanı derinden etkilemeye yetmez. Asıl mesele, o trajedinin insan hakkında ne söylediği ve bizi kendi hayatımıza, ilişkilerimize ve dünyaya hangi sorularla yeniden bakmaya yönelttiğidir.

Bazı oyunlardan çıktığınızda yalnızca izlediğiniz hikâyeyi hatırlarsınız. Bazılarıysa zihninizde yeni sorular bırakır. Camus’un Yanlışlık oyunundan beklentim, perde kapandıktan sonra da benimle yaşamaya devam edecek o sorularla karşılaşmaktı. Açıkçası oyunun son sahnesinde, Nehir Demirel’in yönetmenlik yorumunu Camus’un felsefi derinliğiyle buluşturan, seyirciyi kendi varoluşuyla yüzleşmeye davet eden daha çarpıcı bir final görmeyi isterdim.

 Bazen asıl yanlışlık, gerçeği görememek değil; onu görebilmek için kendimize ve birbirimize yeterince yaklaşamamaktır. 

Bazı trajediler, insanların birbirlerini tanımamalarından değil, birbirlerini gerçekten görememelerinden doğar. Jan’ın hikâyesi de bize anlaşılmanın yalnızca duyulmak olmadığını hatırlatır.

Albert Camus’un Yanlışlık oyununda yankısını bulan şu cümle, belki de bütün bu trajediyi özetliyor:

“Bana bakıldı ama görülmedim.”

Oyunu sahneye koyan yönetmen Nehir Demirel’i, oyuncular; Özgür Oktay, Hatice Tezcan, Barış Refikoğlu, Gülsefa Dede, Nejdet Serkkan Sadıkoğlu’nu, Oyunda emeği olan sahne arkasındaki Ulaş Öğüç, Fırat Çelik, Mehmet Eseri, Ali Moda ve Mehmet Demir’i kutlarım.

Yeni oyunlarda buluşmak üzere…..

Etiketler: lefkoşa belediye tiyatrosutiyatroyabancılaşma
Filiz Uzun

Filiz Uzun

Sağlık Eğitimcisi

“Maskeliler”: Bir Savaş, Üç Kardeş, Binlerce Soru
Filiz Uzun

“Maskeliler”: Bir Savaş, Üç Kardeş, Binlerce Soru

Filiz Uzun
1 Kasım 2026
Paris’te Hayatı Seyretmek!
Filiz Uzun

Paris’te Hayatı Seyretmek!

Filiz Uzun
25 Ekim 2026
Paris: Aşkın, Devrimin ve Sanatın Başkenti
Filiz Uzun

Paris: Aşkın, Devrimin ve Sanatın Başkenti

Filiz Uzun
11 Ekim 2026
Kartpostallardan Alplere Yolculuk…
Filiz Uzun

Kartpostallardan Alplere Yolculuk…

Filiz Uzun
4 Ekim 2026
Devam Et
Gazedda

© 2026 Gazedda - Copyleft

  • Künye
  • Dayanışma
  • İletişim
  • Gizlilik Politikası

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

Bulamadık
Tümünü Gör
  • ANA SAYFA
  • YAZARLAR
    • GAZEDDA YAZARLARI
    • GÜNEYDEN YAZARLAR
      • PENNA
    • DÜNYADAN YAZARLAR
      • PROJECT SYNDICATE
    • EDİTORYAL KOLEKTİF
  • SÖYLEŞİ
  • BELLEK & TARİH
    • YERİN HAFIZASI
  • TÜM İÇERİK
    • HABER ARŞİVİ
      • KIBRIS
      • DÜNYA
      • KORONAVİRÜS
    • MULTİMEDYA ARŞİVİ
      • GAZEDDAPOD
      • GAZEDDAWEBTV

© 2026 Gazedda - Copyleft