• Künye
  • Dayanışma
  • İletişim
  • Gizlilik Politikası
Çarşamba, Kasım 4, 2026
Bulamadık
Tümünü Gör
Gazedda
22 °c
Vizakia
19 ° Per
18 ° Cum
  • ANA SAYFA
  • YAZARLAR
    • GAZEDDA YAZARLARI
    • GÜNEYDEN YAZARLAR
      • PENNA
    • DÜNYADAN YAZARLAR
      • PROJECT SYNDICATE
    • EDİTORYAL KOLEKTİF
  • SÖYLEŞİ
  • BELLEK & TARİH
    • YERİN HAFIZASI
  • TÜM İÇERİK
    • HABER ARŞİVİ
      • KIBRIS
      • DÜNYA
      • KORONAVİRÜS
    • MULTİMEDYA ARŞİVİ
      • GAZEDDAPOD
      • GAZEDDAWEBTV
  • ANA SAYFA
  • YAZARLAR
    • GAZEDDA YAZARLARI
    • GÜNEYDEN YAZARLAR
      • PENNA
    • DÜNYADAN YAZARLAR
      • PROJECT SYNDICATE
    • EDİTORYAL KOLEKTİF
  • SÖYLEŞİ
  • BELLEK & TARİH
    • YERİN HAFIZASI
  • TÜM İÇERİK
    • HABER ARŞİVİ
      • KIBRIS
      • DÜNYA
      • KORONAVİRÜS
    • MULTİMEDYA ARŞİVİ
      • GAZEDDAPOD
      • GAZEDDAWEBTV
Bulamadık
Tümünü Gör
Gazedda
Bulamadık
Tümünü Gör

Kıbrıs’ta İşgal, Tahakküm, Biat ve Vesayetin Kronolojisi | 2

Mustafa Billur, altı bölümlük dizinin ikinci bölümünde 1975–1983 dönemini inceliyor; Federe Devlet’in kuruluşundan nüfus aktarımına, Ankara’nın hükümet ve Meclis üzerindeki müdahalelerinden 1981’deki hükümet krizine ve 1983’teki ayrı devlet ilanına uzanan vesayet ilişkisini belgeler ve tanıklıklarla izliyor.

KONUK YAZAR KONUK YAZAR
4 Kasım 2026
Okuma Süresi: 35 dk
A A
0
https://bsky.app/profile/gazeddakibris.bsky.socialhttps://www.threads.net/@gazeddakibris

KKTC meclisi neden bir mücadele alanı değildir?

İkinci Bölüm: Federe Devlet, 1975–1983

Dr. Mustafa Billur

Bu yazı altı bölümlük bir dizinin ikinci bölümüdür. Geçen hafta, 1960’ta kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti’nin içinde geçen on dört yılı okudunuz: Ankara’nın müdahalesinin devletin dördüncü haftasında gazete manşetine çıktığını, 1963’te kendi anayasamız hakkındaki cevabımızın bizim yerimize Ankara’da verildiğini, 1967’de devletimize dönüşümüzü yasaklayanın Rumca konuşan Kıbrıslılar değil Türkiye Büyükelçiliği olduğunu ve 1974’te harekâtın ilan edilen gerekçesinin yirmi günde hayale dönüştüğünü. Bu hafta kaldığımız yerden, 1975’ten devam ediyoruz: müzakerenin ortasında ilan edilen Federe Devlet, nüfus aktarımının gizli yönetmeliği, son sözü yabancı bir memurun söylediği Bakanlar Kurulu masası, Ankara’nın vermediği hükümet vizesi, “hesap soracağız” deyip koalisyon protokolüne imza atan parti ve 1983’te gece Elçilik (valilik) kapısında alınıp sabah Meclis’te kırk yedi dakikada atılan imza.

Federe Devlet: 1975–1983

1975. Glafkos Klerides ile Rauf Denktaş 14 Ocak 1975’te esasa ilişkin görüşmeleri başlatmaya karar verdi; Glafkos Klerides 10 Şubat’ta yazılı öneri sundu. Üç gün sonra ne oldu: “Karşılıklı önerilerin verildiği günlerde ve görüşmelerin devam ettiği bir ortamda Kıbrıs Türk tarafı, 13 Şubat 1975 tarihinde, tek yanlı olarak Kıbrıs Türk Federe Devleti’nin (KTFD) kuruluşunu ilan etti.” Rauf Denktaş’a göre ilan “federal devletin bir kanadını oluşturmaktan öte bir amaç gütmüyordu” (1). Cevabı rejimin kendi başsavcısı verdi. Zaim M. Nejatigil 1983’te yazdığı bir broşürde kabul ediyor: “Birleştirebileceği hiçbir federal yapı olmamasına rağmen Türk Federe Devleti 1975’te kurulmuştu.” (2). Kanadı var, gövdesi yok; bunu söyleyen de devletin başsavcısı. Kanadı kimin çizdiğini de çizen anlattı. Ziya Müezzinoğlu, Ankara’nın Kıbrıs Koordinasyon Kurulu’nun başındaydı; anılarında Bülent Ecevit’in kendisine söylediği cümleyi aktarıyor: “Ziya Bey, Kıbrıs’ta olanlar belli. Biz Kıbrıs’ta Türk Federe Devleti’nin kurulmasını istiyoruz. Bunu da sizin üstlenmenizi ve bu çalışmaları yürüterek bize yardımcı olmanızı bekliyoruz.” Anayasanın nerede yazıldığını da o yazıyor: federal devletin Türk kanadını oluşturmak gerekiyordu ve “Bu yöndeki çalışmaları Dışişleri Bakanlığı yönlendiriyordu.” (3). Devletimizi Ankara’da bir başbakan istedi, anayasasını Ankara’da bir bakanlık yönlendirdi; bunu söyleyen bir muhalif değil, işi üstlenen adam. Rauf Denktaş da bunu bilerek teşekkür etti. Müezzinoğlu görevden ayrılırken, 21 Temmuz 1975’te, Federe Devlet Başkanı imzasıyla ona yazılan mektup kitapta duruyor: “Yeni devletimizin temelini teşkil eden birçok kararda sizin görüş ve irşadınızın ağırlığı büyük olmuştur.” (3). İrşat, doğru yolu göstermek demektir. Devletin temel kararlarında Ankara’dan gelen bir koordinatörün irşadı vardı; bunu devletin başkanı yazdı, hem de teşekkür ederek. Doğum belgesinin altındaki ilk imza budur. Bu kanadın altında ne yapıldığı 7 Eylül 2014 tarihli bir yazıda anlatılıyor: Rauf Denktaş, Üçüncü Viyana Antlaşması’nı imzalamadan aylar önce Türkiye ile gizli bir protokol imzaladı; protokolü uygulayan belge, Cenk Mutluyakalı’nın 13 Kasım 2011’de ilk kez yayımladığı, 2 Mayıs 1975 tarihli, “ÇOK GİZLİ” ibareli, 97 numaralı “Kıbrıs Türk Federe Devletinin İstemi Üzerine Kıbrıs’ın Türk Bölgesindeki İşgücü Açığının Türkiye’den Gönderilecek İşgücü İle Kapatılmasına İlişkin Yönetmelik” (4). Türkçe konuşan Kıbrıslıların ağzından bir “istem”, Ankara’dan bir yönetmelik. İstemin sahibi otuz üç yıl sonra kendi ağzıyla anlattı: “Ben çok acele olarak Türkiye’den bunlara bakacak bir nüfus istedim”; “Ve bir protokol imzaladım Türkiye ile 30 bin kişi, Türkiye bize göndersin”. Kimin geleceğine ise o karar vermedi: “Arkasından Türkiye’de hükümetler değişti, bize orman köylerinden, narenciyeyi, zeytini bilmeyen kardeşlerimiz gönderildi.” (5). Nüfusu biz istedik, kimi göndereceğine Ankara karar verdi. Kaç kişi istendiğini de bir tanık anlattı: Mustafa Akıncı, 12 Mayıs 2000’de Meclis kürsüsünde, Kurucu Meclis’te Ahmet Raşit’in “Bu nüfus meselelerinde titizlik gösterelim” uyarısına Rauf Denktaş’ın verdiği cevabı aktardı: “Raşit Bey, Raşit Bey nedir senin söylediğin? Bir an evvel 200 bin insana ihtiyaç vardır bu memleketin”; Akıncı ekledi: “Bir çırpıda 200 bine ulaşmadık, belki 25 senede 200 bine ulaştı” (6). Ankara’nın adadaki Büyükelçisi ise işin başka yüzünü anlattı. 1970–1976 arasında görev yapan Asaf İnhan, yıllar sonra Gül İnanç’ın “Kıbrıs’tan bu yönde istek ve yönlendirmeler oldu mu?” sorusuna şöyle cevap verdi: “Kıbrıs’tan istek olmadı ama, Ankara’nın yaklaşımı da biraz heyecanlı, biraz siyasi acelecilik içerisinde oldu.” Projeyi Bülent Ecevit ile Maliye Bakanı Ziya Müezzinoğlu’na bağladı; Büyükelçiliğe bağlı Yardım Heyeti’ne bunun için “geniş bir uygulama timi” eklendiğini de söyledi (7). Lider “ben istedim” diyor, elçi “istek olmadı” diyor. İkisi de doğru olabilir: Ankara’nın zaten karar verdiği bir işin üstüne Lefkoşa’dan bir “istem” yazısı konuldu belki. Birleşmiş Milletler’de ne söylendiği de kayıtta: BM Genel Kurulu’nun adanın nüfus yapısına saygı isteyen 3212 sayılı kararını benimsemeyen tek ülke Türkiye’ydi (8). Türkiye temsilcisi Genel Kurul’da Türkiye’nin adaya “yerleşik” nüfus aktarmadığını, sadece “öldürülmemek için adadan ayrılan Kıbrıslı Türklerin adaya geri döndüğünü” söylüyordu. Hemen ardından: Dönemin İskân Bakanı İsmet Kotak, “yıllar sonra verdiği bir mülakatta bu projeyi nasıl yürüttüklerini övünerek anlatacaktı.” (8). Övündüğü şey şuydu: “Gece gelirdi gemiler. Çünkü Barış Gücü surlar üzerinde nöbet tutuyordu. Dolayısıyla, onlar resim çekmesin diye (…) biz bunları gündüz değil geceleyin getirirdik.” Limanda karşılamaya kim çıkıyordu? “Yeraltı örgütü de halen hayattaydı. Benimle beraber bu göçmen konularında bize muazzam destek oldular.” (8). New York’ta BM’ye “nüfus aktarmıyoruz” deniyordu; Mağusa limanında gemiler BM görmesin diye gece yanaşıyordu. Projede görev alan müsteşar Hakkı Atun da gelenlerin ağladığını gördüğünü anlatıyor; Niyazi Kızılyürek bu tanıklığın üstüne tek cümle yazdı: “Biz Türk istiyorduk, meğer gelenler insanmış!” (4). O yılın öbür tartışması, Kurucu Meclis’e girilsin mi sorusuydu. Öğretmen sendikasının 22 Şubat 1975 genel kurulunda iki cümle karşı karşıya geldi: “Biz düzene uygun veya değil mutlaka mutlaka üye göndereceğiz” ve “Yer istiyen arkadaşlar partilere girer” (9). Girildi. Nisan’da anayasa taslağına itiraz eden altı Kurucu Meclis üyesinin bildirisinde itirazın adresi de yazılıydı: üç kişi sorunu “kurtarıcımız Bülent Ecevit’e anlatmak” için Ankara’ya uçacaktı. Fatma Raşit’in anlattığına göre Ankara’da itiraz “Anavatan böyle istiyor” diye kapatıldı; Ecevit’in cevabı ise “Ben bunu taslağa koyacaklarını hiç tahmin etmezdim” oldu (9). Mücadele alanının daha ilk yılında solun şikâyet kapısı Meclis değil, Ankara’daki bir başbakandı; o başbakan da taslağı Lefkoşa’dakilerin yazdığını söylüyordu. İki başkent birbirini gösteriyor, ama iradenin adresi belli…

Bu yazıda Büyükelçiliğin yanına “valilik” yazıyorsam, sözcük benim değil. Harekâttan sonra kendisini ziyaret eden Türkçe konuşan Kıbrıslılara dönemin Dışişleri Bakanı Turan Güneş, Elçiyi kastederek “orada benim valim vardır” demişti; Elçi vali olunca Rauf Denktaş da Elçilik dilinde “Muhtar” oluyordu (10). Aynı yıl kurulan Federe Devlet’in Bakanlar Kurulu toplantılarına, o valilikten bir memur katılırdı ve “son söz onun olurdu”; bu uygulama 1983’e kadar sürdü (11). Eski Maliye Bakanı Rüstem Tatar’ın (Ersin Tatar’ın babası) anlattığı sahne de aynı yıllardan: Başkan ve bütün bakanlar bir projeyi onaylamış, müşahit Öymen “Sayın Başkan, bir de Ankara’ya soralım” demiş, proje ertelenmiş. Kıbrıs lirasının kuru Maliye Bakanı’nın itirazına rağmen bakanlığın dışında belirlenmiş; Rüstem Tatar’a verilen gerekçe iki kelime: “Amaç politiktir” (12). Hükümetimizin masasında bir yabancı memur oturuyordu ve son sözü o söylüyordu. Meclis yolu bu masada doğdu: Bir yabancı memurun son sözü söylediği masada. Masanın öbür ucunu Ankara’dakiler anlattı. Müezzinoğlu: Lefkoşa’da bir “Kıbrıs’ta Yardım Heyeti” kuruldu, “Bu heyet, Lefkoşa’da Büyükelçiliğin çatısı altında görev yaptı. Ekonomik plan ve program çalışmaları, Kıbrıs makamları ile bu heyet tarafından yürütülüyordu.” (3). Eski mücahit, sonra TKP milletvekili ve bakan olan Hasan Özbaflı 1974’ün toplantılarını anlatıyor: Müezzinoğlu’nun asıl çalışması, gece geç saatlere kadar süren, Saray Hotel’in bodrumundaki toplantılardı; “Kıbrıs Türk ekonomisinin kuruluş politikaları o toplantılarda saptanırdı.” Aynı adam o yılların Meclisi için şunu yazdı: “siyasal statümüzün belirlenmesi, perde gerisindeki birtakım derin devlet güçlerinin elinde idi. Göstermelik bir meclis vardı, ama fazla bir etkinliği yoktu.” (13). Göstermelik; bunu yazan solcu bir muhalif değil, yeraltı örgütünden gelip bakan olmuş milliyetçi duruşlu bir adam. Alpay Durduran masanın sonrasını anlattı: Elçilik görevlisi Bakanlar Kurulu’ndan kalkınca “hem Denktaş hem de Elçilik, Bakanlar Kurulu toplantılarına pusulalar göndermeye başladılar. Şu adamı şuraya ata. Öbürünü terfi ettir.” […] “pusulalarla devlet yönetmeye çalıştılar.” (14). Memur masadan kalktı, ama pusulası kaldı. Meclis’in kapısına da aynı yıl bir kilit takıldı. Kurucu Meclis 9 Mayıs 1975’te Siyasi Partiler Yasası’nı kabul etti; yasanın 53. maddesi, partilerin güdemeyeceği amaçları sayıyordu. Üçüncü fıkra şöyleydi: “Türkiye Cumhuriyetinin Kıbrısla ilgili garantörlük hakkını inkâr etmek veya kaldırmak.” Komite fıkranın “aynen kalacağını” bildirdi ve kimse buna dokunmadı. Dördüncü ve beşinci fıkralar ise Genel Kurul’da Kaya Bekiroğlu’nun önergesiyle, 15 oya karşı 14 oyla tek fıkra oldu: “Türkiye Cumhuriyetinin hukukî ve doğal garantörlük yetkisini kullanarak Türk Silâhlı Kuvvetlerinin gerçekleştirdiği Kıbrıs’taki Barış Harekâtının hukukî varlığını inkâr etmek, değiştirmek veya ortadan kaldırmak.” Özker Özgür’ün değişiklik önerisi ise dört oyla reddedildi. Madde bir bütün olarak 22 kabul oyuyla geçti. Karşı oy da çekimser oy da yoktu. Bu yasaklara aykırı amaç güden parti, Yüksek Mahkemede kapatılabiliyordu  (15). Yani Meclis’e girecek her parti, daha kapıda, Ankara’nın garantörlüğünü ve ordusunu tartışmayacağına söz veriyordu. Mücadele alanı denen yerin ilk kuralını Ankara’nın garantörlüğü koymuştu. Nikos Moudouros, 1974 sonrasında kurulan yapıları iki sıfatla tarif ediyor: “uluslararası hukuka aykırı ve tümüyle Türkiye’ye bağımlı”. Bölünmeyi içeriden meşrulaştıran, aynı makaleye göre, milliyetçi seçkinlerdi (16). Aynı aylarda, 19 Mart 1975’te, güneyde Yeni Kıbrıs Derneği kuruluyor, Mayıs’ta Kıbrıs Televizyonu’nda bütün Rum parti liderleri “Kıbrıs Türklerine yönelmenin başlaması” konusunda anlaşıyordu (17). Onlar bize yönelmeyi konuşurken biz Federe Devlet ilan ediyorduk.

1976. İlk seçim. UBP oyların yarısından biraz fazlasıyla kırk sandalyenin otuzunu aldı; seçim yasasının formülü olmasa yirmi üç alacaktı. Arif Hasan Tahsin’in özeti: “Cılız bir muhalefet var görünümü yaratılmıştı mecliste” (12). Rauf Denktaş seçim konuşmasında bilançoyu kendisi verdi; 10 Haziran 1976 tarihli Zaman gazetesi aktarıyor: “80 bine yakın insanın sökülüp ekilmesi.” (18). Sökülüp ekilmesi. Seçmen kütüklerinin feribottan inenlerle nasıl dolduğunu Son Kale yazımda anlatmıştım (19); buraya yalnız şunu ekleyeyim: Kütük de, formül de, sonuç da aynı elden çıktı… O yılın 7 Ağustos’unda bir şey daha oldu: “TMT’nin temelleri üzerine 7 Ağustos 1976’da Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı kurulmuş” ve TMT’nin tarihe mal olduğu söylenmiş: “eski TMT’cilerin etkinliği Kıbrıs Türk Toplumu içinde egemen olmaya devam etmektedir.” (20). Polisimizin bugün bağlı olduğu komutanlığın temeli, yeraltı örgütünün temelidir. Yazının ilerleyen bölümlerinde, 1996’da ve 2000’de bu komutanlığı yine göreceksiniz… Muhalefetin dili de o yıl kuruldu. CTP’nin kurucusu Ahmet Mithat Berberoğlu “muhalefetin düşünceleri Anavatana tam bir uyum içindedir” diye yazıyor ve Haziran 1976’da ekliyordu: “Bu dava Kissinger’e değil, anavatana danışılarak yürütülür” (21). Anavatan o yıl masanın karşı tarafını da seçiyordu. Viyana’da Glafkos Klerides’in Rauf Denktaş’a gizlice verdiği önerileri Türk basınına kim sızdırdı? Türkiye Dışişleri’nin Kıbrıs masası şefi Ecmel Barutçu, yıllar sonra anılarında kendisi anlattı: “bizimle devamlı olarak ikili oynayan bu adamdan kurtulmanın zamanı geldiğini düşündüm. Bunun üzerine Türkiye’deki bazı gazetelere Klerides’in Rum tekliflerini Türk tarafına on gün evvelinden gayriresmi olarak verdiği haberini uçurttum.” (1). Klerides düştü, Denktaş görüşmeciliği bıraktı. Müzakere Lefkoşa’da değil, Ankara’da bir koridorda yönetiliyordu. Aynı yıl kurulan TKP’nin kökü, “TMT’den gelen ve Denktaş’la ayrı düşen bir grup” ile Bülent Ecevit’e yakın öğretmenlerin 1975’te kurduğu Halkçı Parti’ydi; TKP 1976’da bu partiden ayrılarak doğdu (10). Arif Hasan Tahsin iki yolu tek cümleye sığdırdı: Sol ve sağ partiler “Ankara’nın mührüne layık olma mücadelesini tercih ettiler.” (11). Kızılyürek’in 1950’lerin muhalefeti için yaptığı tarif 1976’da da geçerliydi: “Muhalif olmak ise ‘bağımsız iktidar’ icra etmekten çok, Türkiye desteğinde sınırlı iktidar sahibi olanın yerine geçmeyi istemek demekti.” (10). Aralık’ta TKP’li Fuat Veziroğlu kürsüden hükümete, resmi söylemin “Kıbrıs’a Türkiye’den nüfus gelmediği, geçici olarak işgücü ithal edildiği” olduğunu hatırlatıp bir Kültür Müdürü’nün “yeni nüfus”tan söz etmesini sordu (15). Nüfus geliyordu; devlet dünyaya “işgücü” diyordu; bunu 1976’da kürsüden söyleyen de soldu… Nüfus gelirken kalan Rumlar gidiyordu; nasıl gittiklerini bir Amerikan belgesi anlatıyor. Nisan 1976’da, Üçüncü Viyana’nın mürekkebi kurumadan, kuzeyde kalan Rumca konuşan Kıbrıslılara güneye gitmek istediklerine dair zorla dilekçe imzalatılıyordu. ABD Büyükelçisi William Crawford Bellapais’te Rauf Denktaş’a, “Girne bölgesinde yaşayan Kıbrıslı Rumların kovulması için askeri bir karar alındığı gibi bir sonuca vardık” dedi; “Denktaş başını sallayarak söylenenleri onayladı.” Büyükelçi sıranın Karpaz’a gelip gelmeyeceğini sordu. Denktaş “evet, gelecek” dedi ve ekledi: “Askerin kararı bu yöndedir.” (8). Askeri karar; sivil onay. Kuzeyi kimden boşaltacağına asker karar veriyordu; bunu söyleyen de seçilmiş başkandı.

1977. Bu yıl iki hesap yan yana duruyor. Birincisi İskân Bakanı Hakkı Atun’un 1977’de açıkladığı rakam: 83.650 iskân. Ahmet Cavit An bundan güneyden gelen 44.039 Türkçe konuşan Kıbrıslı göçmeni düşüyor; geriye Türkiye’den getirilen 39.611 kişi kalıyor. Devlet Planlama Örgütü’nün Eylül 1983 tarihli plan taslağı 1974–1982 için 91.225 iskân yazıyor; aynı hesapla 47.186 Türkiye yurttaşı. Bu konuda hiçbir zaman resmi bir açıklama yapılmadı (18). Açıklama yok ama yazı var: Rauf Denktaş 31 Mart 1977’de, Federe Devlet Başkanı olarak, Ankara’ya heyetle gidecek Meclis Başkanı Osman Örek’e bir mektup yazdı. Şener Levent’in 15 Mayıs 2021’de yayımladığı belgede şu satır var: “Nüfus dengesini müspet yönde geliştirecek girişimlere devam edilmesi gerekir.” (22). Nüfusu “müspet yönde” geliştirmek, Meclis Başkanı’nın Ankara’ya götürdüğü dosyadaydı. İkinci hesap müzakere masasından: Başpiskopos Makarios, Rauf Denktaş’a “bana öyle geliyor ki, Türk tarafı ‘federasyon’ dediğinde konfederasyonu kastediyor” dedi; Rauf Denktaş “tam üç defa konfederasyon istemediğini” tekrarladı. Ertesi yıl Türk önerilerini okuyan Mehmet Ali Birand ne gördüğünü yazdı: “Türk önerileri aslında konfederasyonu içeriyordu… ayrı ayrı çalışacak, kendilerini ayrı ayrı yönetecek iki küçük devletçik yaratmayı öngörüyordu” (1). Masada federasyon, kâğıtta iki devletçik, adada kırk yedi bin yerleştirilmiş Türkiye yurttaşı. Üçü de aynı yıllarda oluyordu…

1977–2017. Yabancı memurun masadan kalktığı söylenen yıllarda bile yasa onun yerindeydi. Federe Devlet’in 1977 bütçesinden KKTC’nin 1987 bütçesine kadar on bir yıl boyunca her bütçe yasasına aynı madde yazıldı; 1986 bütçesindeki biçimiyle: Yatırım projeleri “Türkiye Cumhuriyeti Yardım Heyetine intikal ettirilir”, projelerin eklenip kaldırılmasına ise “Türkiye Cumhuriyeti Yardım Heyetinin olumlu görüşünün alınması kaydıyla Bakanlar Kurulu yetkilidir.” (23). Alpay Durduran 17 Eylül 1981’de Federe Meclis’te bunun adını koydu: “Zaten bütçemizin yatırımlar kalemi yardım heyetinin vizesine bağlı” (15). Meclis her yıl, kendi hükümetinin elini bağlayan maddeyi kendi eliyle oyladı. Muhalefeti de, iktidarı da. Tutanaklar aynı maddenin 1997 bütçesinden 2017 bütçesine kadar her bütçe yasasında durduğunu gösteriyor: Yardım Heyeti’nin “olumlu görüşü” 1977’den 2017’ye bu Meclis’in yasasıydı (24); bunu beşinci bölümde CTP’nin bütçelerinde de göreceksiniz…

1978. UBP içindeki kopuş hükümeti düşürecekken Ankara’dan Başbakan Bülent Ecevit devreye girdi, kopuş kapandı. Arif Hasan Tahsin’in hükmü: “UBP’nin 1976’dan 1981’e kadar hükümeti elde tutabilmesinin asıl nedeni (CTP yardımcı olmakla beraber) Ecevit’ti.” (12). Sosyal demokrat Bülent Ecevit, Kıbrıs’ta sağ hükümeti ayakta tutuyordu. Sol, sağ; Ankara’nın Kıbrıs hesabında fark etmiyordu. Aynı yılın Kasım’ında eski İskân Bakanı İsmet Kotak Federe Meclis kürsüsünde taşıma nüfusun hukuki temelini anlattı: Ankara’da imzalanan üç protokolden biri “bu nüfus aktarılmasına ilişkin olanı idi”; onayı “Kurucu Mecliste, gizli oturumda görüşülerek” sağlanmıştı; bakanlığına “Türkiye’den Kıbrıs’a on iki vilâyetten nüfus aktarılması konusunda yetki verilmişti.” (15). Bugün sandığı dolduran nüfusun tapusu, bir gizli oturum tutanağıdır. Bunu ben söylemiyorum; o işi yapan bakan, kürsüden, övünerek söylüyor. Gizli oturumun bilançosunu PRIO’nun raporu veriyor: 1975 ile 1979 arasında Türkiye doğumlu 15.350 kişiye toplu vatandaşlık verildi (25). Beş yılda on beş bin üç yüz elli toplu vatandaşlık. Aynı ay, 30 Kasım 1978’de, Federe Meclis bir yasa daha çıkardı: 28/1978 sayılı yasa. Kuzeyin bütün yer adları, resmi kataloğun önsözündeki sözlerle, “varlığımızın ve egemenliğimizin somut göstergesi olarak” değiştirilecekti; iş on sekiz yıl sürdü (2). Haritayı Meclis değiştirdi; kataloğu yirmi yıl sonra Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı bastı. Bugün el birliği ile yağmaladığımız Trigomo da böyle İskele oldu…

1979. 10 Mayıs 1979’da Spiros Kiprianu ile Rauf Denktaş on maddelik anlaşmayı imzaladı; Maraş’ın Rum göçmenlere açılması öngörülüyordu; Haziran’daki görüşmeler sonuçsuz bitti (1). Eylül’de Federe Devlet Bakanlar Kurulu, Kıbrıs Cumhuriyeti pasaportlarının kullanılmasını yasakladı. Özker Özgür tepki gösterdi: “Bu karar Kıbrıs Cumhuriyeti’nin ve toplumunun bu cumhuriyetteki ortaklık hakkının inkarı anlamındadır” (26). Bu kararı Ankara’nın aldırdığını gösteren bir belge bulamadım, onu yaz(a)mıyorum. Ama kurucu ortağı olduğumuz devletin belgesini taşımak 1979’da yasaktı ve bunu ortaklık hakkının inkârı diye adlandıran ben değilim, o günkü bir parti başkanıdır. Aynı yıl Ankara’da bir başbakan kürsüden kararın kimde olduğunu söyledi. Bülent Ecevit, 14 Haziran 1979’da Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde, Kıbrıs’ta iki taraf anlaşsa bile sonrasını anlattı: “Kim verecek kararı?.. Biz vereceğiz. Egemen bir devlet olarak Türkiye verecek.” Aynı konuşmada Federe Devlet için ne düşündüğünü de söyledi: Türkiye kendi sorunlarıyla Kıbrıs arasındaki bağlantıyı kabul ettiği sürece Federe Devlet somut adım atmakta “zorluk çekiyordu”; Ankara bu bağlantıyı “koparmakla” ona “serbestlik ve esneklik sağlamış olduk” (27). Serbestliği veren Ankara’ysa, alan da Ankara’dır. Beş yıl sonra aynı adam, bu kez Lefkoşa’da, Saray Hotel’in balkonundan halka seslenirken, Kuzey Kıbrıs’ın işgal altında olmadığının “en belirgin kanıtlarından biri” olarak “canlı, gerçek ve geniş demokrasi”yi gösterecekti (27). Demokrasi, işgal olmadığının kanıtı olarak sunuluyordu; vitrin kelimesini ben uydurmadım, işlevini Ecevit tarif etti…

1980–1981. 12 Eylül’ün Kıbrıs’a bir faturası olduğunu değerli tarihçi Ayşe Hür yazıyor: Darbe Türkiye’nin Avrupa’yla ilişkisini kopardı, telafi hamlesi “1981 yılında Türkiye’den 90 bin kişinin daha Ada’ya taşınması” oldu (28). Benzer bir tabloyu bir Türk dış politika tarihçisi daha çiziyor: “1981 Kıbrıs Türk toplumunda seçim yılıydı. 1976’dan beri başkanlık görevini sürdüren Denktaş’a ve desteklediği hükümetteki Ulusal Birlik Partisine yönelik eleştiriler artmıştı. Geçen 5 yıllık süre içinde, Türkiye’den gelen yardımlarla ayakta duran ekonomide herhangi bir yatırım yapılmamış, tarımsal üretim durmuş, işsizlik yaygınlaşmış, siyasal gerekçelerle Türkiye’den göç ettirilen nüfusla Kıbrıslı Türkler arasındaki uyumsuzluk ciddi boyutlara ulaşmıştı.” (29). Bunu yazan Türkçe konuşan Kıbrıslıların solu değil; Türk dış politikasının standart akademik derlemesi. 30 Kasım 1981’e gelindiğinde kuzeyde kalan Rumca konuşan Kıbrıslıların sayısı 1.076’ya inmişti (8). Kuzeyin kimden boşaltılacağına beş yıl önce Bellapais’te bir yazlık evin masasında, kimle doldurulacağına Ankara’da karar verilmişti. 1980 yerel seçimlerinde muhalefetin kime yüklendiğine de bakalım: TKP ve CTP Türkiye’ye tek kelime etmedi; bütün okları Denktaş’a ve UBP’ye çevirdi. Oysa, Ahmet Cavit An’ın tespitiyle, onlar da herkes gibi her şeyin Elçilikteki, askeri komutanlarla Büyükelçinin söz sahibi olduğu “Ulusal Koordinasyon Kurulu”nda belirlendiğini biliyordu (30). Muhalefet kararı vereni değil, kararı uygulayanı hedef alıyordu (aynen bugünkü gibi). Kararı verenin nasıl verdiğini o yıllarda Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri’ne komuta eden Kemal Yamak anılarında kendisi anlattı. Başbakan Mustafa Çağatay, Meclis’in Milli Savunma Komisyonu üyeleriyle birlikte karargâha geldi; konu, seçimde söz verilen askerlik süresinin kısaltılmasıydı. Komutan hayır dedi. Komisyon başkanı, “Seçmene söz verdi, yerine getiremiyorsa istifa eder” dedi. Komutanın cevabı: “Beyler, ben Barış Kuvvetleri komutanı olarak istifanızı kabul ettim.” […] “Askeri konularda durum seçimlerde verilen sözlere göre değil, ihtiyaca göre değerlendirilip düzenlenir. Sizin istifanız da beklenen sonucu getirmez.” Sonrasını da yazdı: “Ortalık adeta buz kesilmişti. Kimse kimsenin yüzüne bakmıyor, herkes yere bakıyor”; Başbakan “Bu konuda bir değişiklik olmayacaktır” dedi; komisyon başkanı da “Meclis’te konunun en başta savunucusu ben olacağım” diye ekledi (31). Seçmene verilen sözü bir komutan iptal etti; Meclis komisyonunun başkanı, komutanın sözünü Meclis’te savunmaya söz verdi. Mücadele alanının çalışma düzeni budur. Aynı komutan Mağusa liman grevini nasıl bitirdiğini de yazdı: Başbakan vekiline telefon edip “Şimdi 28. Tümen komutanına emir veriyorum. Yeteri kadar kuvvetle limana gidecek. Bütün sendika ve işçi personelini limandan çıkaracak” dedi; yarım saat dolmadan gemiler boşaltıldı. Telekomünikasyon grevinde de şartını sıraladı: “Polis, komutanlık emrinde olduğundan, bütün irtibatları aynen devam edecek” (31). Polisin kimin emrinde olduğunu, 1970’lerin sonunda, polisi emrinde tutan söylüyor…

1981 (Nisan). Seçime iki ay kala, 16 Nisan’da Başbakanlığa çağrılan Dev-İş yöneticilerine, Türkiye Büyükelçiliği’nin (valiliğin) 1 Mayıs’ın kutlanmamasını istediği bildirildi. Sendikanın yazısına Başbakanlık 28 Nisan’da cevap verdi; sendikanın “Anavatanın 1 Mayıs kutlamalarıyla ilgili telkinlerini içişlerimize müdahale olarak kabul edip” rencide olmasını “anlaşılmamıştır” diye geri çevirdi (32). Elçiliğin (valiliğin) isteği hükümetin yazısında Anavatan’ın telkini adını alıyor. İşçi bayramını kutlamak bile Ankara’nın uygun görmesine bağlıydı.

1981. UBP kırk sandalyenin on sekizine düştü. TKP ile CTP birlikte UBP’den fazla oy aldı; sağdan kopan DHP’yle birlikte yirmi bir sandalyelik bir çoğunluk kurdular (10). Güvensizlik önergesinden önceki gece Büyükelçi (Vali), Meclis Başkanı Nejat Konuk’a bir mesaj gösterdi; Nejat Konuk’un sonradan aktardığı üç kelime: “Vize çıkmıştır Türkiye’den…” (12). Vetoyu bir memur değil, bir bakan tebliğ etti. 12 Eylül yönetiminin Dışişleri Bakanı İlter Türkmen adaya geldi, seçimi kazananları Girne’de Villa Fırtına’ya çağırdı ve hükümet olamayacaklarını yüzlerine söyledi. Gerekçesi de kayıtta: “Madem ki CTP NATO’ya ve Türkiye’nin NATO üyeliğine karşıdır, Ankara CTP’nin koalisyona girmesine izin veremez.” (10). Türk dış politikasının akademik derlemesi de aynı olayı yazıyor: Türkmen “bu koalisyonun kurulmasına Türkiye’nin karşı olduğunu bildirdi. Bunun üzerine, UBP ağırlıklı bir koalisyon oluşturuldu” (29). Başbakanlık Kıbrıs Müsteşarı Vahit Güneri çözümü açıkladı: “İki büyük parti, yani UBP ile TKP koalisyona gitsinler.” Rauf Denktaş, Özker Özgür’e, CTP’nin neden veto edildiğini de söyledi: “Marxist-Leninist olduğunuzu Ankara’ya ben yazdım” (33). Meclis’te çoğunluğu seçmen verdi, Ankara vizeyi vermedi; Arif Hasan Tahsin’in deyişiyle “‘Size hükümet yok’ dediler resmen.” (11). Hükümetin nasıl dağıtıldığını, o hükümete giren bir TKP’li anlattı. Hasan Özbaflı’ya göre Büyükelçi İnal Batu, TKP heyetine hükümet formülünü maddeler halinde okudu: “Başbakanlık UBP de olsun. Dışişleri Bakanlığı hariç, istediğiniz beş Bakanlığı alabilirsiniz. Dışişleri’ni Türkiye kabul etmez. Çünkü siz, ‘muzır unsur’ olarak tanınmaktasınız.” Özbaflı’nın yorumu: “Büyükelçinin teklifi bize çok makul gelmişti.” (13). Muzır unsur ilan edilen partiye teklif makul gelmişti. TKP–CTP–DHP üçlüsünün neden kurulamadığını da o yazıyor: DHP’nin başkanı Nejat Konuk, “Türkiye’deki Kenan Evren Paşa’nın liderliğindeki İhtilal Hükümetinin üçlü koalisyona karşı olduğu işarı gelmişti” diye katılamayacağını söylemişti (13). İşaret gelmişti; hükümet kurulmadı. Durduran’ın anlattığı seçim sahnesi de aynı yıldan: Bir gazetenin sol yarısında Denktaş, “Durduran, Girne’den bağladığımız yolu kesmek istiyor”; sağ yarısında, bir gün önce adaya gelen Milli Güvenlik Kurulu üyesi Orgeneral Nurettin Ersin: “Anadolu’dan bağladığımız yolu kimse kesemez.” (14). Seçim kampanyasının bir yarısı Lefkoşa’da, öbür yarısı bir orgeneralin ağzında yürüyordu. 14 Aralık 1981’de Alpay Durduran Büyükelçi’ye bir muhtıra verdi; ilk maddesi: “Ülkemizde Anavatan Türkiye’nin istemediği partiler olduğu ve TKP’nin bunlardan biri sayıldığı inancı yayılmaya çalışılmış”; üçüncüsü, “Anavatan Türkiye’nin UBP-TKP koalisyon önerisi” (34). Muhtıra Elçiliğe verildi, koalisyon kuruldu. Arif Hasan Tahsin’in özeti: Muhalefet Meclis’te bütün komisyonların çoğunluğunu, başkanlığı ve yardımcılığını aldı, “Ama hükümeti kuramadı. Çünkü Türkiye’nin izni o kadardı” (34). Aynı yıllar için tespit: “Her yerde ‘Rumcu’ Kıbrıslı Türkler keşfediliyordu ve kuzeyde kurulu düzene entegre olmak isteyenlere bile kapılar kapatılıyordu.” Kapılar kapanıyordu; çünkü “Rumcu” damgasını yiyenler resmi Türk tezi olan federasyonu savunuyor, “muhtarımız” dedikleri Rauf Denktaş ise “çoktan beri ayrı bir Türk devleti peşindeydi.” (10). Bugün Meclis’e güven getireceğini söyleyen partinin atası TKP, o yıl UBP ile koalisyona itilen partidir. İtildi; ama yalnız itilmedi. Özker Özgür o günlerde yazdı: TKP yöneticilerinin bir bölümü “UBP ile iktidarı bölüşelim” diyordu; cevabı: “İktidarı bölüşmek, elma bölüşmeye benzemez. Elmayı yarısından bölebilirsiniz. İktidarı bölemezsiniz.” Kampanyayı da hatırlattı: “TKP, «UBP’den hesap soracağız» dedi ve halktan oy istedi.” Ve sonrasını: “UBP’den hesap soracaklarını söyleye söyleye emekçilerden oy isteyenlerden UBP–TKP koalisyonuna imza atanlar, emekçilere hesap vermekten kurtulamayacaklardır.” (33). Hesap soran Meclis vaadi 2026’nın icadı değil; 1981’de TKP’nin afişiydi ve hesap soracağım dediği partiyle bir koalisyon protokolünde bitti! Arif Hasan Tahsin’in sorusu da duruyor: Seçilenler Türkiye yetkililerine “Biz halkın temsilcileriyiz. Sizin uşağınız değiliz” demeli miydi? Cevabı kendisi verdi: “Doğru olan oydu. Ama yapamadılar.” (11). Bunu siyaset bilimi tek cümleye indirdi: Ankara, federasyon yanlısı partilerin iktidara gelmesini engelleyerek demokrasinin işleyişini ciddi biçimde bozdu; rejim ise meşruiyeti maddi kaynak dağıtarak satın aldı (35). Arif Hasan Tahsin’in bir yıl sonra soracağı soru tam da buydu…

1982. Arif Hasan Tahsin yazıyor: “Kaç tane Milletvekilimiz var? 40 tane. Kim ödüyor bunları? Türkiye ödüyor…” (12). Maaşını Ankara’nın ödediği bir Meclis’te Ankara’ya karşı mücadele hayalleri devam ediyor. Aynı yılın Aralık’ında Federe Meclis’te Naci Talat Usar (Aralık 2022’de yapılan yerel seçimlerde Lefkoşa Belediye Başkanlığına aday olup kaybeden, sonra Nisan 2025’te CTP başkanı yapılıp şimdi de Başbakan olma hayalleriyle seçim propagandası yapmaktan olan Dr. Sıla Usar İncirli’nin babası) 1977’deki Ziraat Bankası grevinin nasıl bittiğini anlattı: Saraya çağrılan sendikacılar orada “zamanın Barış Kuvvetleri Komutanı Sayın Hasan Sağlam’ı ve Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçisi Candemir Onhon’u da hazır buldular” ve grevden vazgeçmeleri öğütlendi (15). Sendikal mücadelenin muhatabı da saray, komutan ve büyükelçiydi.

1983. 20 Temmuz törenlerinde bir Türkiye Büyükelçiliği görevlisinin eşi Meclis Başkanı’nın makamına, bir başka görevli Bakanlar Kurulu’na ayrılan yere oturdu; bakanlar ayakta kaldı. Federe Devlet’in protokol müdürü Yılmaz Ağaoğlu istifa etti (36). Meclis 17 Haziran’da self-determinasyon kararı aldı: 33 kabul, 6 ret. Ret oyları CTP’nin altı milletvekilinindi, Özker Özgür dahil; TKP kabul dedi, Alpay Durduran kürsüden metinde “mutlaka karşı çıkmamızı gerektiren bir husus görmedik” diye açıkladı (15). Kasım’a nasıl gelindiğini Rauf Denktaş’ın kendisi anlatıyor; Erten Kasımoğlu’nun kitabına göre muhalefet partilerinin içinde “bir hücre çalışması yaptık”, hücrelerden “tamamdır” cevabı alındı, bildiriler hazırlandı, iş zamanlamaya kaldı: “Türkiye’de bir hükümet gidecek bir hükümet gelecek! .. Giden bize ne derse etkisiz olacaktı. Gelen ise ’emrivakiyi’ bulacak. Bundan daha iyi bir zamanlama olamazdı.” (1). 14 Kasım gecesi Rauf Denktaş milletvekillerini saraya yemeğe çağırdı, ertesi sabah bağımsızlık ilan edileceğini söyledi. Arif Hasan Tahsin anlatıyor: “‘Türkiye ne der?’ diye sordu TKP ile CTP.” Gece Büyükelçi (Vali)’nin kapısına gittiler. Türk tezine yakınlığıyla bilinen İngiliz tarihçi Clement Dodd o ziyareti şöyle not ediyor: İki sol parti lideri 15 Kasım sabahı erkenden Türkiye’nin temsilcisine gidip ilanı durdurmasını istedi; yani “sürekli olarak Kıbrıs Türklerinin iç işlerine karışmakla suçladıkları devletten yardım dilediler”; ziyaret sonuçsuz kaldı (37). Ankara’ya karşı mücadele edeceğini söyleyenler, son gece Ankara’dan medet umdu. “Sabah guzu guzu Meclis’e gittiler bağımsızlık bildirgesini imzaladılar.” (11). İçlerinden biri, TKP’li Hüseyin Angolemli, otuz dört yıl sonra bir canlı yayında anlattı: “biz o gün meclise hayır demek için gittik. Ama, be gardaş meclise gittikten sonra, baktık pencerelerden, o halkın muazzam coşkusunu görünce, yok oğlum dedik, bu iş şaka galdırmaz. Gittik içeri, imzaladık biz da bağımsızlık bildirisini.” (13). Hayır demeye gidip evet imzalamak: 1983’ün özeti budur. Ne söylendiğini Niyazi Kızılyürek aktarıyor: Denktaş o gece parti yetkililerine “şu andan itibaren Kuzey Kıbrıs’ta, bütün iç ve dış telefon bağlantılarının kesildiğini, yarın sabah bağımsızlık ilan edileceğini” söylemiş; sözlerinin sonunda da “ayrı devlet ilanından yana oy vermeyecek olanların oluşacak yeni siyasi ortamda yer alamayacaklarını” hatırlatmış. Denktaş yıllar sonra, Kıbrıs Postası’nda (19 Kasım 2008), bir itirafta da bulundu; ilan metnindeki “federal bir çözümü dışlamıyor” cümlesi hakkında: “izahtan maksat ‘iki kesimli’ olarak düşünülen federal çatının iki devletli de olabileceğini vurgulamaktı.” (1). Yani federal çatı 1983’te de bir iki devlet örtüsüydü; bunu kuran söylüyor. Sabahın tutanağı da var. Federe Meclis’in son olağanüstü birleşimi 08.55’te açıldı, 09.42’de kapandı; konuşan yalnız Meclis Başkanı Nejat Konuk ile Rauf Denktaş. Hiçbir milletvekili söz almadı. Ayakta oylama: “Kabul etmeyenler?… Teşekkür ederim efendim. Reddedenler?… Yok. Çekimser?… Yok. Karar Sureti oybirliğiyle kabul edilmiştir. Halkımıza hayırlı ve uğurlu olsun.” Kırk yedi dakika. Bir devlet, kırk bir imzayla, tek bir itiraz cümlesi olmadan kuruldu; imzaların arasında Özker Özgür, Alpay Durduran, Hüseyin Angolemli ve Naci Talat var (15). Gecenin içini yirmi altı yıl sonra Mehmet Ali Talat anlattı: CTP Parti Meclisi sabaha kadar tartıştı, “Bir oyla, 13’e 14 oyla KKTC’nin ilanına onay kararı çıkıyor.” Rauf Denktaş’ın toplantıdan önce söylediğini de aktardı: Devletin kuruluşunu reddeden bir parti kapatılır. Talat’ın kendi oyu hayırdı: “O gece eve döndüğümde ağladım. Hayatımda ilk kez… CTP nasıl böyle olur diye.” (38). Bir gün öncesini, 1976’da TKP’den aday olmuş Fatma Azgın yazdı: CTP ve TKP milletvekilleri 14 Kasım’da Sarayönü’nden Meclis’e “Devlete hayır” yürüyüşü yapmıştı; “15 Kasım sabahı bir de baktık, Meclis’teki tüm parti milletvekilleri devletin ilanına oy vermiş!!” Özker Özgür’ün gerekçesini de hatırlıyor: “Tren kalkıyordu biz de dışında kalmayalım diye son anda trene bindik.” (39). Öğleden sonra yürüyüş, gece bir oy farkı, sabah oybirliği. TKP’nin kurucusu Alpay Durduran 1979’da ayrı devlet ilanını “öngörülemeyen sonuçları olacak bir macera” diye nitelemişti; 1983’te TKP o maceraya evet dedi. Michael’ın tespiti devamını anlatıyor: CTP “kapatılma tehdidi altında” evet dedi ve 1983’ten sonra devlet ve Türk askeri konusundaki eleştirisini yumuşattı (40). İmza bir gecelik değildi; ardından bir susma dönemi geldi. Karar “bütün Kıbrıs Türk siyasi parti temsilcilerinin oybirliğiyle” alındı; ayrı devlete yıllarca karşı çıkmış solun bu kararı “‘isteksiz’ de olsa onaylamaları, en başta kendi parti üyeleri arasında olmak üzere, Rum toplumu içinde de hayret uyandırmıştı.” (18). Emrivaki Ankara’ya da yapıldı; Turgut Özal, Büyükelçi Ercüment Yavuzalp’in tanıklığıyla, “özellikle kararın zamanlamasından sık sık şikayet ediyordu.” (1). Devletin kuruluş gerekçelerinden biri de kâğıtta duruyor. Federe Devlet anayasası Rauf Denktaş’a üçüncü dönem Cumhurbaşkanlığı yapma hakkı vermiyordu. 1981’de solun hükümetini veto eden

bakan İlter Türkmen 2008’de şunu yazdı: “KKTC’nin kurulması ile güdülen bir gaye de Denktaş’ın Cumhurbaşkanlığının devamını sağlamaktı.” (1). Solun imzası, bir adamın görev süresini uzatan belgenin altına atıldı. Fakat dürüst olmak zorundayım: Bu kararı Ankara hükümeti vermedi; Rauf Denktaş’ın çevresi, Ankara’daki asker ve devlet kanadıyla birlikte, hükümeti de Meclis’i de atlattı. Kızılyürek’in deyişiyle bu, Özal hükümetini “emrivakiyle karşı karşıya bırakan bir ‘devlet kararı’”ydı (10). Devlet kanadının içini Hasan Özbaflı anlattı. Haziran 1983’te Denktaş’ın önerdiği referandum yasası için Başbakan Eroğlu sordu: “Anavatan’ın bu konuda düşüncesi nedir? Onlara sormam lazım”; cevap: “Anavatan’a sormadık. Elde ettiğimiz bilgiye göre, sorarsak olumlu yanıt almayacağız.” Yasa geçmedi. 13 Kasım’da Denktaş: “Referandumla olsaydı çok daha iyi olacaktı, ama bu durumda ihtilalle yapmaktan başka çaremiz kalmadı.” Özbaflı: “Ne ihtilali sayın başkan, bu Ada’da kırk bin asker vardır.” O gece Meclis Başkanı Nejat Konuk ona bir şey daha söyledi: “Sen yokken Büyükelçi telefon açtı Rauf Bey’e. Türkiye’nin tam desteğini belirtti” (13). Yani emrivaki Ankara’daki hükümete yapıldı, Lefkoşa’daki Elçilik ise bir gece önceden tam destek bildirdi. Hükümet başka, devlet başka; devletin adadaki temsilcisi gecenin içindeydi. İrade yine bizim değildi; ama bu kez Ankara’nın sivil hükümetinin de değildi. Bu yazının tezi “irade Ankara’da” diye özetlenecekse, doğrusu şudur: İrade Ankara’daki “bazı” odaklarla Lefkoşa’daki bir köşk arasında gidip geldi; Türkçe konuşan Kıbrıslı seçmen hiçbir yerde yoktu. Bu devleti yirmi yıl inceleyen iki antropolog, ona bir ad verdi: doğduğu gün egemenliği askıya alınmış devlet (41). Başsavcı Nejatigil, sekiz yıllık Federe Devlet için aynı şeyi 1983’te yazmıştı: “Ama uluslararası alanda Kıbrıslı Türkler ‘devletsiz’ olmaya devam ettiler, zira Türk ‘Federe’ Devleti uluslararası tanınma istemedi ve isteyemezdi de.” (2). Bu yazıdaki tırnakları ben koymadım; kurucuları koydu. Bir tarihçi 15 Kasım sabahını bir yükümlülüğün ikincisi diye adlandırıyor: Sol önce “barış harekâtı”na koşulsuz destek vermişti; şimdi de ayrı devlete “her koşulda” koşulsuz destek borçlanıyordu (30). KKTC’nin doğum belgesindeki solun imzası, Elçilik kapısında gece alınmış, sabah da Meclis’te atılmış bir imzadır. O gecenin içini yıllar sonra CTP’nin kendi insanları anlattı. Rauf Denktaş’ın milletvekillerine sözü kayıtta: “Bilmiş olun ki karşı tavır içine girecek partilerin yeni dönemde faaliyetlerine izin verilmeyecektir” (42). Ahmet Ertaç’a göre o gece telefonlar ve fakslar kesikti, binanın çevresinde asker vardı; Parti Meclisi’ne ilana “Evet” demeyecek olanların “yeni dönem de siyasette yer alamayacağı” iletildi; oylama “Evet çıksın diye” yapıldı, ilk turda bir oy farkla hayır çıktı, ikinci turda evet; Özker Özgür’ün oyu “kerhen evet”ti (42). Zihni Uysal’ın özeti, bu dizinin de özetidir: “Kapatacaklar bize partiyi ve kalacağız dışında, sokakta kalacağız” diye düşünüldü ve evet dendi. Devamını da o söyledi: “1983’den beri mücadele parlamento ağırlıklı yürütüldü. İşgal her geçen gün daha da büyüyor. Her şeyi parlamentoya endekslersen, etkisizleşirsin.” (42). Sokakta kalmamak için Meclis’te kalındı. Kırk üç yıldır Meclis’teyiz; sokak boş, Meclis dolu, irade ise yok…


KAYNAKLAR (2. Bölüm)

(1) Niyazi Kızılyürek, Daha Önceleri Neredeydiniz: Dünden Bugüne Kıbrıs Müzakereleri, Birikim, İstanbul, 2009 (s. 44–45, 55, 56, 62, 68, 73–75).

(2) Yael Navaro, Kurmaca Mekân: Kuzey Kıbrıs’ın Duygu Coğrafyası, çev. Cem Soydemir, Koç Üniversitesi Yayınları, İstanbul, 2015 (s. 28–29, 132–133; Zaim M. Nejatigil’in cümleleri Turkish Republic of Northern Cyprus in Perspective, Lefkoşa, 1983, s. 3’ten aktarımla; yer adları için Halil Giray, K.K.T.C. Coğrafi İsimler Kataloğu, Cilt III, 1999, önsözünden aktarımla). İngilizce aslı: The Make-Believe Space: Affective Geography in a Postwar Polity, Duke University Press, 2012.

(3) Ziya Müezzinoğlu, İki Türkiye – Anılar, Tarihçi Kitabevi, İstanbul, 2016 (s. 174, 182–183; Rauf Denktaş’ın 21 Temmuz 1975 tarihli mektubu s. 185’teki dipnotta).

(4) Niyazi Kızılyürek, Kayıp Özne: Aslında Hepimiz Melankoliğiz, köşe yazıları 2008–2018 (yazılar: 2 Haziran 2013, 27 Ekim 2013, 7 Eylül 2014, 14 Eylül 2014, 28 Eylül 2014, 18 Şubat 2018; 2018 önsözü).

(5) Hatice Kurtuluş ve Semra Purkis, Kuzey Kıbrıs’ta Türkiyeli Göçmenler, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2014 (s. 57; yazarların Şubat 2008’de Rauf Denktaş’la yaptığı görüşme).

(6) KKTC Cumhuriyet Meclisi Tutanak Dergisi, Dönem IV, Yasama Yılı 2000/2, 56’ncı Birleşim, 12 Mayıs 2000 (Başbakan Vekili Mustafa Akıncı’nın konuşması).

(7) Gül İnanç, Büyükelçiler Anlatıyor: Türk Diplomasisinde Kıbrıs (1970–1991), Asaf İnhan ile söyleşi; aktaran Aziz Şah, Cumhuriyetçi (cumhuriyetci.cy) köşe yazıları, 22 Mayıs 2022 (“Kıbrıs’ta yerleşimci sömürgeciliğinin başı: Bülent Ecevit ve Ziya Müezzinoğlu”) ve 8 Ekim 2022.

(8) Niyazi Kızılyürek, Bir Hınç ve Şiddet Tarihi: Kıbrıs’ta Statü Kavgası ve Etnik Çatışma, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, 2016 (s. 538–541; Crawford görüşmesi 26 Nisan 1976 tarihli ABD belgesine, Kotak’ın sözleri Kurtuluş–Purkis’in görüşmesine dayanıyor).

(9) Neriman Cahit, KTÖS Mücadele Tarihi, Cilt 2, Kıbrıs Türk Öğretmenler Sendikası Yayını, Lefkoşa, 1988 (bs. 362–364 ve 372, 383; Fatma Raşit’in sözleri Halkın Sesi, 9 Nisan 1975’ten).

(10) Niyazi Kızılyürek, Doğmamış Bir Devletin Tarihi: Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti, İletişim, İstanbul, 2005 (s. 43–45, 81, 233, 236, 241, 243, 251–254, 256–257, 260, 262, 264–265, 267, 301, 386, 387; Villa Fırtına anlatımı Özker Özgür’ün Kıbrıs’ta Demokrasi Bunalımları kitabına, s. 53, dayanıyor).

(11) Arif Hasan Tahsin, Aynı Yolu Yürüyenler Farklı Yerlere Varamazlar, Cilt 3, Lefkoşa (s. 85, 93, 100, 101, 147, 174–175, 181–182).

(12) Arif Hasan Tahsin, Aynı Yolu Yürüyenler Farklı Yerlere Varamazlar, Cilt 1 ve Cilt 2, Lefkoşa (Cilt 1: s. 78, 108–153, 206–207, 229, 290–291, 324–329; Cilt 2: s. 360, 463–464, 596–597, 621, 647, 658, 665, 711–712).

(13) Hasan Özbaflı, Anılarla Vatansızların Zaferi, Soyka Yayınevi, İstanbul, 2020 (s. 305, 321, 350, 360, 380, 393, 396, 410). Yazar 1981’de TKP milletvekili, 1983’te Kurucu Meclis üyesi ve ilk KKTC hükümetinde bakandı; anlattıkları tanıklıktır.

(14) Mehmet Hasgüler, Kıbrıslılık, Agora Kitaplığı, İstanbul, 2009 (s. 162, 168; Alpay Durduran’ın söyleşisi).

(15) Kıbrıs Türk Federe Devleti Kurucu Meclisi ve Meclisi tutanakları: 9 Mayıs 1975 (Kurucu Meclis 28. Birleşim, 10/1975 sayılı Siyasi Partiler Yasası, md. 53; Özker Özgür’ün değişiklik önerisi), 24 Aralık 1976 (32. Birleşim, Fuat Veziroğlu’nun soru önergesi), 2 Kasım 1978 (İsmet Kotak), 17 Eylül 1981 (Alpay Durduran), 7 Aralık 1982 (Naci Talat Usar), 17 Haziran 1983 (54. Birleşim, Kıbrıs Sorununa İlişkin Karar, ad okunarak oylama), 15 Kasım 1983 (1. Olağanüstü Birleşim, karar sureti ve imza listesi); evrakcm.gov.ct.tr (erişim 20–27 Ekim 2026).

(16) Nikos Moudouros, “The ‘New Homeland’ and Turkish Cypriot Opposition in the 1974-1981 Period”, The Cyprus Review 29(1), 2017, s. 135–158 (alıntı: “internationally illegal and completely dependent upon Turkey”; “colonial normalization”).

(17) Ahmet Cavit An, Kıbrıslılık Bilincinin Geliştirilmesi, Lefkoşa (s. 27, 28, 29, 51, 59, 61).

(18) Ahmet Cavit An, Kıbrıs Nereye Gidiyor, Everest, İstanbul, 2002 (gazete aktarımları: Cumhuriyet 31 Ocak 1971; Yeni Düzen 23 Temmuz 1993 ve 4 Ağustos 2000; Ortam 21 Aralık 1996; Kıbrıs 13 Temmuz 1998, 15 ve 22 Aralık 1998, 7 Ekim 1999, 1 Kasım 2000, 6 Şubat 2001; Cumhuriyet 24 Nisan 1986; COMAR anketi; Hakkı Atun ve DPÖ rakamları ile An’ın kendi hesabı, s. 319–320).

(19) Mustafa Billur, “Son Kale: İnsan Düştüğünde Ne Olacak?”, Gazeddakibris.com, 25 Eylül 2026.

(20) Ahmet Cavit An, TMT’nin Kurbanları, Lefkoşa (s. 14, 33, 69, 83, 85).

(21) Sami Özuslu, Ahmet Mithat Berberoğlu: Ankara’ya Kafa Tutan Adam – Persona Non Grata, Lefkoşa (s. 48, 91).

(22) Rauf Denktaş’ın Osman Örek’e 31 Mart 1977 tarihli mektubu; Şener Levent, Afrika, 15 Mayıs 2021; aktaran Aziz Şah, Cumhuriyetçi (cumhuriyetci.cy) köşe yazıları, 21 Eylül 2021 (“Ecevit’ten Erdoğan’a yazılan destan”) ve 18 Haziran 2025.

(23) Kıbrıs Türk Federe Devleti ve KKTC bütçe yasaları, 1977–1987 (1986 Mali Yılı Bütçe Yasası; Meclis arşivi, Dönem 1 Yıl 1; erişim 20 Ekim 2026).

(24) KKTC Cumhuriyet Meclisi tutanakları, bütçe yasaları: 1997 Mali Yılı Bütçe Yasası (21 Aralık 1996) ile 2017 Mali Yılı Bütçe Yasası (21 Aralık 2016) arasındaki bütçe yasalarının 10. maddesi (“Türkiye Cumhuriyeti Yardım Heyetinin olumlu görüşünün alınması kaydı ile”); evrakcm.gov.ct.tr (erişim 27 Ekim 2026). 1988– 1996 bütçeleri bu taramada okunmadı.

(25) Mete Hatay, Population and Politics in North Cyprus: An Overview of the Ethno-Demography of North Cyprus in the Light of the 2011 Census, PRIO Cyprus Centre Report 2/2017 (s. 18, 20; alıntılar: “15,350 persons born in Turkey were granted citizenship en masse between 1975 and 1979”; “there was a visible increase in the number of the persons who acquired ‘TRNC’ citizenship during election years”; “vote pool”; “at any given moment, Turkish nationals present in north Cyprus outnumber Turkish Cypriots”).

(26) Halil Karapaşaoğlu, “Gıprız Cumhuriyeti Yurddaşlı’ından Goparılmag…”, Yeni Çağ, 21 Haziran 2026 (Yenidüzen, 19 Eylül 1979’dan aktarımla; erişim 18 Ekim 2026).

(27) Bülent Ecevit, Dış Politika ve Kıbrıs Dosyası, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2011 (TBMM konuşması, 14 Haziran 1979, s. 247, 251; Lefkoşa’daki 9 Şubat 1984 tarihli konuşması, s. 268).

(28) Ayşe Hür, Türklerin Öteki Tarihi, Profil, İstanbul (s. 130).

(29) Melek Fırat, “Yunanistan’la İlişkiler”, Baskın Oran (ed.), Türk Dış Politikası: Kurtuluş Savaşından Bugüne Olgular, Belgeler, Yorumlar, Cilt 2 (1980–2001), İletişim, İstanbul (s. 106, 108).

(30) Chrysostomos Pericleous, The Cyprus Referendum: A Divided Island and the Challenge of the Annan Plan, I.B. Tauris, Londra, 2009 (s. 158, 160; “Ulusal Koordinasyon Kurulu” tespiti Ahmet Cavit An’a dayanıyor).

(31) Kemal Yamak, Gölgede Kalan İzler ve Gölgeleşen Bizler, Doğan Kitap, İstanbul, 2006 (s. 479–481; yazar o sırada, 1970’lerin sonunda, Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanı’ydı; anlattıkları kendi tanıklığıdır).

(32) Ulus Irkad, “12 Eylül’e doğru Türkiye ve Kıbrıs -10-”, Yeni Çağ, 10 Mart 2014 (erişim 18 Ekim 2026).

(33) Özker Özgür, Kıbrıs’ta Demokrasi Bunalımları, Lefkoşa, 1992 (s. 38, 43–44, 53–54, 97, 102, 113, 174, 188, 226, 263–264, 290–291, 310, 316, 327).

(34) Mehmet Hasgüler, Kıbrıs’ta Enosis ve Taksim Politikalarının Sonu, 5. basım, Alfa, İstanbul, 2007 (s. 269, 271; Alpay Durduran’ın 14 Aralık 1981 tarihli muhtırası ve Arif Hasan Tahsin’in sözü).

(35) Sertaç Sonan, In the Grip of Political Clientelism: The Post-1974 Turkish Cypriot Politics and the Politico- Economic Foundations of Pro-Taksim Consensus, doktora tezi, Universität Duisburg-Essen.

(36) Halil Karapaşaoğlu, “1983 Protokol Krizi; Yılmaz Ağaoğlu”, Yeni Çağ, 5 Temmuz 2026 (Yenidüzen, 26 Temmuz 1983’ten aktarımla; erişim 18 Ekim 2026).

(37) Clement Dodd, The History and Politics of the Cyprus Conflict, Palgrave Macmillan, 2010 (s. 148–149; alıntı: “they were appealing for help to the state they had constantly accused of interfering in Turkish Cypriot affairs”).

(38) “Talat neden ağladı?”, Kıbrıs Postası, 2 Kasım 2009 (Erdal Güven’in Adam: Talat’ın Kıbrıs’ı söyleşi kitabından satırbaşları; Mehmet Ali Talat’ın kendi anlatımı), kibrispostasi.com/c35-KIBRIS_HABERLERI/n31311-x (erişim 27 Ekim 2026).

(39) Fatma Azgın, “Maddi Manevi Varlıklarımız Türkiye’ye Devrediliyor”, Yenidüzen, 14 Ocak 2016, yeniduzen.com/a-7875yy.htm (erişim 27 Ekim 2026). Yazarın kendi tanıklığıdır.

(40) Michális Stavrou Michael, Resolving the Cyprus Conflict: Negotiating History, Palgrave Macmillan, 2009 (s. 93–94; Alpay Durduran’ın sözü Halkın Sesi, 17 Mayıs 1979’dan aktarımla; alıntı: “the CTP voted for its establishment under the threat of being outlawed. After 1983, the CTP toned down its criticism on the sensitive issues of statehood and the role of the Turkish troops”).

(41) Rebecca Bryant ve Mete Hatay, Sovereignty Suspended: Building the So-Called State, University of Pennsylvania Press, 2020 (s. 6, 132; alıntı: “a state whose sovereignty is suspended from its inception”).

(42) Abdullah Korkmazhan, Vretçalı Hoca – Özker Özgür 1940–2005, Baranga Yayınları, Lefkoşa, 2023 (bs. 51 –53; Ahmet Ertaç ve Zihni Uysal’ın 2023 tarihli söyleşileri, bs. 153 ve 175).

Kıbrıs’ta İşgal, Tahakküm, Biat ve Vesayetin Kronolojisi
Etiketler: biatişgalkıbrısmeclistürkiyevesayet
KONUK YAZAR

KONUK YAZAR

Gazedda'ya konuk olarak yazan ve/veya yazıları başka mecralarda yayınlanan yazarlar.

Kıbrıs’ta İşgal, Tahakküm, Biat ve Vesayetin Kronolojisi
Konuk Yazar

Kıbrıs’ta İşgal, Tahakküm, Biat ve Vesayetin Kronolojisi

KONUK YAZAR
28 Ekim 2026
 “Son Kale İnsan” Düştüğünde Ne Olacak?
Konuk Yazar

 “Son Kale İnsan” Düştüğünde Ne Olacak?

KONUK YAZAR
25 Eylül 2026
Kaybolanları Ararken Kaybolmak
Konuk Yazar

Kaybolanları Ararken Kaybolmak

KONUK YAZAR
24 Ağustos 2026
Tasos ile Solomos’un Öldürüldüğü Yaz Çok Utandım!
Konuk Yazar

Tasos ile Solomos’un Öldürüldüğü Yaz Çok Utandım!

Gazedda
20 Ağustos 2026
Devam Et
Gazedda

© 2026 Gazedda - Copyleft

  • Künye
  • Dayanışma
  • İletişim
  • Gizlilik Politikası

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

Bulamadık
Tümünü Gör
  • ANA SAYFA
  • YAZARLAR
    • GAZEDDA YAZARLARI
    • GÜNEYDEN YAZARLAR
      • PENNA
    • DÜNYADAN YAZARLAR
      • PROJECT SYNDICATE
    • EDİTORYAL KOLEKTİF
  • SÖYLEŞİ
  • BELLEK & TARİH
    • YERİN HAFIZASI
  • TÜM İÇERİK
    • HABER ARŞİVİ
      • KIBRIS
      • DÜNYA
      • KORONAVİRÜS
    • MULTİMEDYA ARŞİVİ
      • GAZEDDAPOD
      • GAZEDDAWEBTV

© 2026 Gazedda - Copyleft