Andros Kiprianu, AKEL eski Genel Sekreteri
Siyasette, bir siyasetçinin söyledikleriyle yetinmemek; sözleriyle eylemlerinin örtüşüp örtüşmediğini değerlendirebilmek için yaptıklarına ve attığı adımlara daha derinlemesine bakmak gerekir.
Kıbrıs sorunu, herkes tarafından böyle görülmese de ülkenin ve halkın karşı karşıya olduğu en önemli sorundur. Son yıllarda atılan adımlar bizi, gerçekleşmesi hâlinde felaket olacak bir bölünmenin eşiğine getirdi.
N. Hristodulidis üç buçuk yıl önce Cumhurbaşkanlığı görevini devraldı. İlk dönemde karşısında, Türkiye ile tam bir uyum içinde olması ve kabul edilemez iki devletli çözüm tutumuyla bilinen Tatar vardı. Haklı olarak, görüşmelerin yeniden başlamasının son derece zor olduğu söylenebilirdi. Buna rağmen Hristodulidis, müzakereleri Crans-Montana’da kaldığı yerden sürdürmeye hazır olduğunu sürekli vurguluyordu.
Türkiye’nin ve Tatar’ın kabul edilemez iki devlet talebi ortadayken bunun mümkün olmadığını fark etmemiş olabilir mi? Asıl engelin tam da bu kabul edilemez talep olduğunu anlamamış olabilir mi?
Üç buçuk yıl boyunca asıl engel bu olmasına rağmen Hristodulidis, onları bu kabul edilemez tutumdan uzaklaştırmanın bir yolunu bulmaya çalışmadı. Görüşmelerin yeniden başlamasını sağlayacak beşli bir toplantıya katılmaya hazır olduğunu tekrarlamakla yetindi. Acaba bu kabul edilemez tutumlarından geri adım atmayacaklarını bildiği için mi rahatça böyle konuşuyordu?
Aynı zamanda, BM Genel Sekreteri’nin huzurunda üzerinde uzlaşılmış olan düşük siyaset düzeyindeki güven artırıcı önlemler dahi hayata geçirilemedi. Aksine, Cumhurbaşkanı’nın ve hükümetinin eylem ve uygulamaları iki toplum arasındaki güven eksikliğini sürdürdü ve daha da derinleştirdi.
Türk tarafının olumsuz tutumunu sürdürmesi beklenen bir şeydi; çünkü hedefi oldu bittilerin kalıcılaşmasıydı. Peki çözüm ve yeniden birleşme istediğimizi söyleyen bizler nasıl davranmalıydık? Yukarıda da söylediğim gibi, Türkiye’yi kabul edilemez iki devletli çözüm talebinden uzaklaştıracak fikirler geliştirmeliydik.
T. Erhürman’ın Kıbrıslı Türk toplumunun liderliğine seçilmesiyle yeni bir dinamizm ve beklentiler oluştu. Ne yazık ki bunlar da kısa sürede boşa çıktı. Hristodulidis’in retoriği olumlu kalmayı sürdürdü, ancak işin özüne gelindiğinde kendisini destekleyen partileri ve seçmenleri memnun edecek şekilde hareket etmeye devam etti. Ulusal Halk Cephesi (ELAM), DİKO ve EDEK; yani üzerinde uzlaşılmış çözüm çerçevesine ya karşı çıkan ya da Kıbrıs sorununda “sert çizgiyi” savunan partiler.
Hatta çözüme yönelik “hazır” olduğu görüntüsünü güçlendirmek amacıyla, BM Genel Sekreteri’nin görev süresinin sona ermesinden kısa süre önce, kendi ifadesiyle, görüşmelerin yeniden başlaması için inisiyatif alması çağrısında bulundu. Guterres Kıbrıs’a geldi, liderlerle görüştü, beşli toplantıya gidilebilmesi için atılması gereken adımlar kararlaştırıldı ve… kaplumbağa hızında ilerliyoruz. Bu durum, BM Genel Sekreteri’ni üçlü ya da beşli bir konferans olasılığını reddetmek zorunda bıraktı. Aynı zamanda Cumhurbaşkanı, Erhürman’la Kıbrıs sorununu çözmek için bir haftadan biraz fazlasının kendisine yeteceğini söylüyor. Kıbrıslı Türk lider ise ona, izlediği yöntemle görüşmelerin yeniden başlamasını kolaylaştırmak bir yana, daha da zorlaştırdığı yanıtını veriyor.
Bunları söylerken T. Erhürman’ı “aklamıyorum”. Aksine, onun tutumunun da görüşmelerin yeniden başlamasına hiçbir şekilde yardımcı olmadığını düşünüyorum. İster Türkiye kendisini zorluyor olsun, ister başka herhangi bir nedenle, gerçek değişmiyor. Onun da sorumluluğu büyük.
Dolayısıyla Hristodulidis’e, sorunların sözlerle çözülmediğinin söylenmesi gerektiğini düşünüyorum. Sorunlar, meselenin özündeki güçlüklerin aşılmasını hedefleyen son derece somut adımlarla çözülür. Ne yazık ki iktidarda bulunduğu yıllar boyunca böyle bir yaklaşımı izlemedi.
Not: Kıbrıs sorunundaki bu “zor” aşamada Cumhurbaşkanı’nın herkes tarafından desteklenmesi gerektiği söyleniyor. Bu nedenle iki hususu açıklığa kavuşturmak istiyorum. Birincisi, kritik gelişmelerin arifesinde olduğumuzu düşünmüyorum. Aksine, yapılan müdahalelerle uzun süreli bir durgunluk içinde kalacağız. İkincisi, birini ancak ülkenin çıkarlarına hizmet edecek şekilde hareket ettiğine inanıyorsanız desteklersiniz. Aksini düşünüyorsanız onu destekleyemezsiniz.




