• Künye
  • Dayanışma
  • İletişim
  • Gizlilik Politikası
Çarşamba, Ağustos 5, 2026
Bulamadık
Tümünü Gör
Gazedda
30 °c
Nicosia
29 ° Per
29 ° Cum
  • ANA SAYFA
  • YAZARLAR
    • GAZEDDA YAZARLARI
    • GÜNEYDEN YAZARLAR
      • PENNA
    • DÜNYADAN YAZARLAR
      • PROJECT SYNDICATE
    • EDİTORYAL KOLEKTİF
  • SÖYLEŞİ
  • BELLEK & TARİH
    • YERİN HAFIZASI
  • TÜM İÇERİK
    • HABER ARŞİVİ
      • KIBRIS
      • DÜNYA
      • KORONAVİRÜS
    • MULTİMEDYA ARŞİVİ
      • GAZEDDAPOD
      • GAZEDDAWEBTV
  • ANA SAYFA
  • YAZARLAR
    • GAZEDDA YAZARLARI
    • GÜNEYDEN YAZARLAR
      • PENNA
    • DÜNYADAN YAZARLAR
      • PROJECT SYNDICATE
    • EDİTORYAL KOLEKTİF
  • SÖYLEŞİ
  • BELLEK & TARİH
    • YERİN HAFIZASI
  • TÜM İÇERİK
    • HABER ARŞİVİ
      • KIBRIS
      • DÜNYA
      • KORONAVİRÜS
    • MULTİMEDYA ARŞİVİ
      • GAZEDDAPOD
      • GAZEDDAWEBTV
Bulamadık
Tümünü Gör
Gazedda
Bulamadık
Tümünü Gör

Yaşamın Ölüme Direndiği Kent: Kyiv!

“Her ne kadar insanların hayatı ve yaşamlarının düzeni ince bir dal gibi kırılgan ise de; benim tanıklık ettiğim görüntülerde gülümseyişler, mutlu olma istenci ve için için yaşam tüten bakışlar vardı.”

HASAN YIKICI HASAN YIKICI
5 Ağustos 2026
Okuma Süresi: 16 dk
A A
0
https://bsky.app/profile/gazeddakibris.bsky.socialhttps://www.threads.net/@gazeddakibris

Kyiv istasyonuna henüz daha varmadan camdan dışarıya bakıyorum. Katman katman tren raylarını görüyorum,  mavi renkli trenler. Arka planda irili ufaklı binalarıyla Kyiv şehri. Bizi ne bekliyor acaba?  Tren camına hafif yağan yağmurun damlacıkları birikiyor. Yavaşlıyoruz… 

Trenden iner inmez kucaklaşan insanlar görüyorum. Gri bir gökyüzü. Birbirine sarılan genç bir çift. Kavuşma anı. Birazdan öpüşecekler, biliyorum. Elimdeki valizleri ve çantayı bırakıyorum, kameramı hızlıca göz hizama getiriyorum. Kyiv’deki ilk fotoğraf! Kavuşma öpüşü! Bulanık ve odak dışı, ama olsun. Orada bir hikaye var. Zamanın ve geleceğin sislendiği, puslandığı bir dönemden geçiyoruz. 

Kyiv tren istasyonuna indiğimde hala Ukrayna’da olduğuma inanamıyordum. Bunu kavramam zaman alacak. Biri bana yıllar önce, Kyiv’e hem de savaş günlerinde gideceğimi söylese inanmazdım herhalde. Ama hayat değişiyor. Değişen hayatımın bir parçası işte, Kyiv’deyim.

*** 

Kyiv’deki ilk saatlerimde sudan çıkmış balık gibiyim adeta. Bilmediğim bir dil, anlayamadığım yazılar ve istasyonun dışında sağdan sola hızla yürüyen insanlar. Mariia, kalacağımız eve nasıl gideceğimizi anlamaya çalışırken ben de etrafıma bakıyorum. İstasyon hoparlörlerinden bir anons yapılıyor, yan taraftaki duvarda bir propaganda afişi, önümde ellerinde valizlerle istasyona girip çıkan insanlar. Birileri gelirlen birileri gidiyor. Merhaba ve elveda bir arada. Yanımızda sigarasını yakmaya çalışan biri, yüzünden mutsuzluk akıyor. Mariia sesleniyor, metroya iniyoruz. 

*** 

Alışık olmadığım ilk görüntülerden biri askeri üniforma ve sırt çantalarıyla gördüğüm erkekler. Üniformalı askerler ya sınır hattından şehre izinlerini kullanmaya geliyorlar ya da izin sonrası cepheye geri dönüş. Özellikle metro istasyonlarında sıklıkla bir yerden gelip bir yere giden üniformalı askerleri görebiliyorsunuz. 

*** 

Kyiv’de kaldığımız yer, şehir merkezine ve bölgedeki metro istasyonuna yakın. Metro istasyonuna yakın olması önemli. Ulaşım için değil sadece; metro istasyonları aynı zamanda sığınak olarak kullanılıyor.  Nitekim Kyiv’de kaldığımız süre boyunca metro istasyonuna iki kez gideceğiz, ulaşım için değil, sığınak olarak kullanmak için! 

Kaldığımız apartman ana yola yakın, etrafı diğer binalarla ve yeşil alanlarla sarılı. İster istemez insan olası bir drone saldırısında kolay hedef olur mu diye düşünüyor. Öte yandan dikkatimi çeken bir başka unsur, daha şehirdeki ilk saatlerimizde Kyiv’de ne kadar çok irili ufaklı yeşil alan olduğunu görüyorum. 

Kaldığımız apartman da yeşil bir alanla sarılı. Bir çok yerleşim biriminin içinde veya dışında sadece ağaçlardan ve yeşilden oluşan alanlar. Kimisine bir iki salıncak ve kaydırak var. Kyiv’de gördüğüm salıncaklar bana çocukluğumun geçtiği Çağlayan Parkı’ndaki salıncakları anımsattı. Uzun zamandan beridir bu kadar çok salıncağın olduğu bir kent görmemiştim. 

Çocukken bir oyuncak olan salıncaklar, büyüdüğünüz zaman çocukluğunuzun ve dolayısıla da sizin bir parçanız haline geliyor. Salıncakta gülümseyerek ve cıvıltılarla sallanan çocuklar tüm kötülüklere rağmen yaşamın güzelliğini besliyor, yaşamın ağır basan yanını fısıldıyor. 

*** 

Kyiv’deki ilk gecemiz sakin geçiyor. Yine de yorgun olmama rağmen uyumakta güçlük çekiyorum. Neredeyse bütün bir hafta çok hassas ve tetikte bir uyku ile geceleri geçirdim. Sirenler çaldığında ne yapacağımızı biliyoruz. Öyle ki telefona yükleyebileceğiniz online bir uygulama ile nerede saldırı olduğunu takip edebiliyorsunuz. Eğer bulunduğunuz bölgeye bir saldırı söz konusu ise telefondan siren sesi yükseliyor. Nitekim Kyiv’deki ikinci gecemizde önce telefondan hemen ardından ise sokaklardan siren sesleri yükselmeye başlıyor. Panik olmadan hızlıca hazırlanıyoruz. Hazırlandığımız ve çantamı aldığım an -insan zihninin dehlizleri işte- birden Kıbrıs’ta savaş zamanı evini terk etmek zorunda kalan ve bir daha geri dönemeyen insanları düşünmeye başladım. İçinden geldiğim sosyal, tarihsel bağlam ve bilinç dışı lanetim nereye gidersem gideyim benimle beraber olmaya devan edecek. Kyiv’de sadece saniyeler içinde Kıbrıs Maraş’ı, acıları ile göç edenleri ve oraya çöreklenen kötülüğü düşünürken buldum kendimi. O sırada hissettiğim korkunun yerini tanımlayamacağım karmaşık duygular aldı. Sirenler hala şehirde yankılanıyordu.  Kapıdan dışarıya çıktığımızda sığınaklara gitmenin Ukrayna’da on binlerce insanın rutini haline geldiğini düşünmeye başladım. 

Kyiv’de geçirdiğimiz sürece boyunca üç kez sirenler çaldı, sığınaklara ise iki kez gittik. Sığınaklara her gidişimizde insanların yüzünde korku veya kaygı değil, bitkinlik ve yorgunluk gördük. Köpekleriyle, kuşlarıyla, yastık ve battaniyeleri ile sığınaktaki insanların gözlerinden “artık bitsin” ifadeleri yayılıyordu. Bir yandan ise oldukça normalleşen bir rutin halini aldı sığınaklara gitmek. Öyle ki eğer balistik füze saldırısı yoksa çoğu insan evinde kalmayı tercih ediyor. Nitekim her iki seferimizde de sığınaklarda çok az insan vardı. Gecenin sonunda ise herhangi bir saldırı olmadan herkes evine geri dödü. 

Kyiv’deki üçüncü günümüzde şehrin en merkezi caddesi olan Khreshchatyk’te kitapçıları gezerken sirenler çalmaya başladı. Henüz daha gece çökmemişti, akşam üzeri. Mariia ile olduğumuz yerde duruyoruz ve metroya gidip gitmemeyi tartışıyoruz. Bir an etrafıma bakıyorum. Herkes yürümeye, sohbet etmeye ve gülümsemeye devam ediyor. O kalabalığın içerisinde sadece bir kişinin köşeye çekilip telefonunu kontrol ettiğini görebildim. Sirenler sanki çalmıyormuş gibi herkes ne yapıyorsa onu yapmaya devam etti. Biz de Mariia ile cesaret bularak metroya, sığınağa değil, hemen yan sokaktaki kitapçıya girdik. 

*** 

Kyiv yolculuğu benim için batı Avrupa’nın hoş şehirlerine yaptığım keyifli yolculuklardan farklıydı. Kyiv’e bir yandan Mariia’ya ailesini ziyarette ona eşlik etmek için, diğer yandan da sokaklarda gezinerek hem fotoğraf çekmek hem de savaş koşullarında insanların gündelik hayat deneyimlerini gözlemlemek için gittim. Daha en başından konforlu bir yolculuk değildi ve bunun böyle olacağını biliyordum. Fakat bu durum bu yolculuğa başka bir anlam kattı, yaşamın kırılganlığı ve her an her şeyin değişebilecek olma potansiyeli Kyiv’de başka hiçbir yerde hissetmediğim kadar derinden hissettim.

Gündelik hayatta herkesin ‘normal’ seyrinde yaşadığını ve hayatın ritminin sanki Rus işgali yokmuş gibi seyrettiğini hissediyorsunuz. Fakat aynı zamanda bu ‘normalliğin’ her an bir drone veya balistik füze saldırısı ile yüzlerce insan için hemen her akşam değişebileceğini de biliyorsunuz. Dahası birçok ailenin evinde kayıp, yaralı, göç etmiş, ülkeyi terketmiş veya asker kaçağı insan olduğunu da düşündüğünüzde ‘normalliğin’ ardında katman katman yasların ve travmaların olduğunu, dahası kaygı ve anksiyetenin eksilmediği bir sosyal psikolojik ortamda olduğunuzu anlayabilirsiniz. 

*** 

Khreshchatyk caddesinin sonunda yer alan, Kyiv Bağımsızlık Meydanı aynı zamanda yurt savunmasında kayıpların anıldığı bir alan. Orada yüzlerce bayrağın arasında yüzlerce kaybın fotoğrafaları, posterleri ve kayıplar için yazılan notları görebiliyorsunuz. Şehrin tam göbeği ve Kyiv’in en işlek caddesinin ortasında kurulan bu yas mekanı, yasın kolektif olarak deneyimlendiği bir alan olarak beliriyor. Gün boyunca buraya gelen insanlar kayıplarının yasını tutuyor, savaşta kaybettiklerinin fotoğraflarını veya kaybettiklerinin eşyalarını bırakıyorlar, notlar yazıyorlar.

Bu meydanın tam karşısında ise propaganda posterleri arasında cafelerde ve alışveriş merkezlerinde gündelik hayatın öteki ritmi hareket işliyor. Bu iki durum ilk bakışta tezat gibi geliyor, halbuki öyle değil. İç iç geçmiş, karmaşık fakat insanları bir şekilde acılarıyla yaşama devam ettiren ayrı bir ritimden bahsedebiliriz.  

*** 

Mariia’nın ailesi ile tanışmak benim için tarifi çok da kolay olmayan bir deneyimdi. Aynı dili konuşmasak da, aynı kültürü paylaşmasak da oldukça sıcak bir karşılamaya şahit oldum. Öyle ki kısa sürede üzerimdeki çekingenliği atabildim, şaşırtıcı bir şekilde. En çok da nasıl bir ev ortamı ile karşılaşacağımı düşünüyordum ziyaretten önce. Mariia’nın annesi ve anne annesi şehir merkezinin dışında, taşrada yaşıyorlar. Buraya varmak için önce metro ardından ise Türkiye’deki dolmuşların benzeri olan marshrutkaya biniyoruz. Marshrutkayalar eski, döküntü gibi gözüken ama gayet iyi işleyen, içerisinde şöförüne göre sembolizmlerin olduğu yerel minibüsler.  

Mariia’nın ailesinin sıcaklığı ve annesinin hazırladığı şahane sofra hala gözlerimin önünde. Fakat gözlerimin önünden gitmeyen bir başka görüntü ise, Mariia’nın 85 yaşındaki nenesinin enerjisi, yaşam sevinci ve konuşkanlığı… Nenelerin enerjisi hep bir başka oluyor. Daha sonra Mariia’nın vaftiz anne annesi ile de tanışıyoruz. Zaman geçtikçe ona Sovyet Birliği ile ilgili sorular soruyorum. O dönemlere kimsenin kez daha geri dönmek istemediğini, sadece ayrıcalıklı kişilerin mutlu olduğunu ve bu kesimlerin bazı ekstra haklara erişimlerinin olduğunu söylüyor. Ona Stalin’i hatırlayıp hatırlamadığını soruyorum. Stalin öldüğünde 4 veya 5 yaşında olduğunu, Kyiv Bağımsızlık Meydanı’nda babasının omuzlarında birçok insanın ağladığını hatırladığını söylüyor. 

Sonra sohbet dönüp dolaşıp Rus işgaline geliyor. Kyiv’deki birçok insan gibi onlar da Rusya’dan nefret ediyor. Meselenin Putin meselesi olmadığını söylüyor. Rusya’nın geçmişte de gerek Çarlık döneminde gerekse de Sovyetler döneminde Ukrayna’yı bağımsız bir ülke olarak görmediğini, Ukrayna kültürünün, dilinin ve ulusal bağımsızlığının Rusya tarafından her zaman yok sayıldığını söylüyorlar. 

İşgalin kısa süre içerisinde sona ereceğine dair umutları yok. Ukraynalı arkadaşlarım, orada Kyiv’de tanıştığım insanlar da işgalin kısa süre içerisinde sona ereceğine dair umut beslemiyorlar. 

Mariia bir ara bana Ukrayna’ya dönmenin intihar olacağını söylüyor. Ne garip aynısını ben de Kıbrıs için düşüyor ve hissediyorum. Öyle ki sırf ziyaret etmek için bile Kıbrıs’a gitme istenci içimde zerre yok. 

*** 

Ukrayna-Rusya ‘ilişkileri’ ile Kıbrıs’ın kuzeyi ile Türkiye ‘ilişkileri’ arasında birçok paralellik bulabilirsiniz. Rusya Ukraynalıları ayrı bir dili, kültürü ve tarihi olan bağımsız bir halk olarak tanımıyor. Rusya’ya göre Ukraynalılar da Rus! Ukrayna’nın bağımsız bir ülke olmasını, kendi demokrasisi ile yönetilmesini ve Batı’ya yakınlaşmasını istemiyor. Bu ilişkiler Çarlık döneminde de böyleydi, Sovyetler döneminde de, günümüz otokratik Rusyası döneminde de. Kıbrıslı Türkler ile Türkiye arasındaki ilişkide de benzer kolonyal dil ve tahakküm ilişkisi hüküm sürmekte. Türkiye için Kıbrıslı Türkler yoktur, sadece Türkler vardır. Kıbrıslı Türklerin ayrı bir kültürü, tarihi ve kendi kaderini tayin hakkı yoktur. Kendi demokrasisini inşa etme, kendi geleceğini tayin etme, kendi varoluşunu gerçekleştirme hakkı yoktur. Kısacası tanınmayan ve yok sayılan bir varlıktır. Türkiye Kıbrıs’ın kuzeyinde işgalcidir, Rusya’nın Ukrayna’da işgalci olduğu gibi. Bugün Dublin’de yaşayan Ukraynalı arkadaşlarımla bu konuyu konuşurken ne kadar benzer bir kolonyal söylemin kapsamında olduğumuzu kavrıyoruz. Tek bir farkla. Ukraynalılar bağımsız bir halk olarak yaşayabilmek için kavga ediyor. Kıbrıslı Türkler ise konforlu yaşamlarına devam edebilmek için uyum sağlıyor.    

*** 

Ukrayna’nın çok geniş ve şahane bir mutfağı var. Anadolu’dan, Gürcistan’dan ve tarihdeki çeşitli medeniyetlerden günümüze taşıdıkları hem orijinal hem de melez bir mutfak. Kyiv’de lüks restorantlara gidip yemek yemedim, fakat her gün en az bir kez bir halk restoranı olan Puzata Hata’ya gittim. Puzata Hata çeşitli bölgelerde şubesi olan ve diğer mekanlara göre daha ucuz olan fakat gerek Ukrayna mutfağına has yemek çeşidi gerekse de kalitesi ile olağanüstü bir yer. 

Ukrayna’da ayrıca Gürcistan mutfağına dair bir çok mekan bulabilirsiniz. Orada geçirdiğim zaman boyunca dikkatimi çeken bir unsur da bu oldu. Ukrayna mutfağı bence birden fazla kültürün nasıl da sınırları aşarak zengin bir çeşitlilik oluşturabileceğini göstermesi bakımından Doğu Avrupa’da önemli bir coğrafya. 

*** 

Neredeyse her gün kilometrelerce yürüdüm. Hangi şehre gidersem gideyim odağımda her zaman yürümek ve fotoğraf çekmek var. Yürümek benim için aynı zamanda tanışmanın ve keşfetmenin yöntemi. Bazen aynı yolları ve bölgeleri gün içinde tekrar tekrar yürüdüğüm oluyor. Kyiv’de yürürken, Kyiv’i yürürken elbet mimarisiden, sokaklarının güzelliğinden ve şehrin renklerinden etkilenmemek mümkün değil. Öte yandan yürüdük sonra gözünüze takılan ve üzerinde düşünmeye başladığınız başka şeyler de beliriyor. Mesela gördüğünüz bir binanın akşam olduğunda sabahı sağlam bulup bulmayacağını; sokaklardaki erkeklerin azlığını, yaşlı veye çok genç nüfusun sosyal hayata katıldığını, genç ve orta yaş grubunun cephede olduğunu, üniversiteyi bitiren gençlerin askere gitmemek için ve kontrollerden kaçınabilmek için yollar aradığını, akşam saatlerinde gürültü çıkaran bir araba geçişinde insanların saldırı olduğunu sanarak çığlık atıp ağladığını, çatışmalarda hasar almış ve hurdaya çıkmış askeri araçların meydanlarda sergilendiğini, sergilenen askeri araçların önlerinde selfi çekilen birer turizm objesi haline geldiğini, cafelerde oturan insanların sosyal medya propaganda projeleri için kafa patlattığını, çocukların kendi dünyalarını var olan dünyaya taşıyarak parklarda koşuştuğunu veya gece olduğunda müziğin hiç olmadığı kadar canlı hissedildiğini hissedebilirsiniz… 

Her ne kadar insanların hayatı ve yaşamlarının düzeni ince bir dal gibi kırılgan ise de; benim tanıklık ettiğim görüntülerde gülümseyişler, mutlu olma istenci ve için için yaşam tüten bakışlar vardı.  

*** 

Yalnız geçirdiğim ve kilometrelerce yürüdüğüm bir günün akşamına Mariia mesaj atıyor. “Eve gelme, güzel bir jazz konseri buldum, oraya gidelim” Bulunduğum yere yakın bir mekan. Yarım saat içerisinde orada buluşuyoruz. Son zamanlarda dinlediğim en güzel jazz konserini Kyiv’deki Squat17B’de dinledik. Deneysel jazz yapan ve Ukraynalı öğrencilerden oluşan grup Avrupa’nın birçok şehrinde dinlediğim jazz etkinliklerinden çok daha kaliteli bir performans ortaya koydu. Ukrayna’da genelde etkinliklerden sonra açık arttırma veya numaralı biletlerle sanatçıların ürettiği veya farklı yerlerden buldukları eserler, eşyalar Ukrayna ordusu ile dayanışmak için satılıyor. Bu satışlardan veya bağışlardan elde edilen gelirin kontrolü nasıl yapılıyor bilmiyorum fakat dayanışmak ve küçük de olsa orduya yardım etmek için insanlar fedakarca hareket ediyor. 

Mariia için hassas ve duygusal bir yolculuktu Kyiv yolculuğu. Çünkü onun için bu yolculuk aynı zamanda 4 yıl önce bıraktığı evini ziyaret etme; bir zaman gündelik hayatının bir parçası olan mekanların izini sürme anlamına geliyordu. Yıllar önce birlikte olduğu arkadaşları bugün dünyanın çeşitli yerlerinde yaşamlarına devam etmeye çalışıyor. Jazz konserini dinlediğimiz Squat17B aynı zamanda Mariia’nın işgalden önceki günlerde arkadaşlarıyla zaman geçirdiği son mekan. Bana Rus işgali başlamadan önde o mekanda arkadaşlarıyla çekildikleri fotoğrafı gösteriyor. Kimsesi Kyiv’de değil! Ama Kyiv, Mariia’nın evi. Fakat işgalden önce bıraktığı yer değil artık.

*** 

Kyiv’de bulunduğum süre boyunca kameramın odağını savaşın yıkımı değil, insanların doğal halleri ve gündelik yaşamın akışı vardı. Kyiv’de fotoğraf çekmek, batı Avrupa’nın sokaklarında fotoğraf çekmek gibi değildi. Kyiv’de fotoğraf çekerken aklımın ucunda hep insanların yaşadıkları travmalar, acılar ve kayıplar vardı.

***

Ukrayna’daki son günümüzde bir protestoya denk geliyoruz. Zelensky hükümetinin Rusya tarafından rehin alınan Azov askerlerinin geri iadesi için daha fazla adım atması için organize edilen bir protesto. Başını genç ve yaşlı kadınlar çekiyor. Yoldan geçen tüm arabalar destek veriyor.  Azov Birliği ilk başta Ukrayna milliyetçileri tarafından kuruldu. Mariupol gibi bazı bölgelerin Rusya’dan geri alınmasında Ukraynalılar için kahramanca bir rol oynadı Azov Birliği. Azov Birliği ayrıca Putin’in neo-nazi örgütlenmesi dediği birlik! Gönüllülerden oluşan ve daha sonra kurumsal bir yapıya bürünen ordu bugün Ukraynalılar için ulusal değeri olan bir yapı. Şu an ise Ukrayna ulusal ordusunun bir parçası. Protestoda durup bir süre fotoğraf çekiyorum. Daha sonra ise şehirde son bir yürüyüş yaparak Kyiv Tren İstasyonu’na gidiyoruz. 

*** 

Yorgunuz fakat öte yandan aylar öncesinden hazırlandığımız ve başımıza ne geleceğini kestiremediğimiz bu yolculuğu beraber başarabildiğimiz için hem mutlu hem de kendimizden gurur duyuyoruz. İstasyonda bir köşede oturup treni bekliyoruz. Önümüzde neredeyse 2 günlük bir yolculuk var. Ukrayna’dan tren ile Polonya’ya, Polonya’dan uçak ile İrlanda’ya… 

Ansızın Kyiv tren istasyonunun hoparlörlerinden bir müzik çalmaya başlıyor.   “Benim Kyiv’im” O an bu parça öylesine büyüleyici bir atmosfer yaratıyor ki, tüm hengamenin içerisinde zaman duruyor ve kendimi sadece müziğe bırakıyorum. 

***

Ukrayna bağımsız bir kimliği, ayrı bir kültürü ve kendi tarihi olan; Rusya gibi büyük bir imparatorluğa karşı kendi geleceğini ve iradesini savunan bir ülke. Yaşamın ölüme direndiği kent: Kyiv! Bu şahane ülkeye güzel günlerde yeniden gideceğimi biliyorum. 

Birinci Bölüm: Dublin’den Kyiv’e Bir Yolculuk 

Dublin’den Kyiv’e Bir Yolculuk 
Etiketler: gündelik yaşamişgalkentKyivrusyasavaşseyahatukrayna
HASAN YIKICI

HASAN YIKICI

Yersiz, yurtsuz...

Dublin’den Kyiv’e Bir Yolculuk 
HASAN YIKICI

Dublin’den Kyiv’e Bir Yolculuk 

HASAN YIKICI
24 Haziran 2026
Miles Davis ile Yürümek, Miles Davis’i Yürümek
HASAN YIKICI

Miles Davis ile Yürümek, Miles Davis’i Yürümek

HASAN YIKICI
8 Haziran 2026
Endülüs’te Bir Düş Şehir: Sevilla
HASAN YIKICI

Endülüs’te Bir Düş Şehir: Sevilla

HASAN YIKICI
20 Mayıs 2026
“Ne Zaman Bir Kent Anlatsam Venedik İle İlgili Bir Şeyler Söylüyorum”
HASAN YIKICI

“Ne Zaman Bir Kent Anlatsam Venedik İle İlgili Bir Şeyler Söylüyorum”

HASAN YIKICI
16 Nisan 2026
Devam Et
Gazedda

© 2026 Gazedda - Copyleft

  • Künye
  • Dayanışma
  • İletişim
  • Gizlilik Politikası

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

Bulamadık
Tümünü Gör
  • ANA SAYFA
  • YAZARLAR
    • GAZEDDA YAZARLARI
    • GÜNEYDEN YAZARLAR
      • PENNA
    • DÜNYADAN YAZARLAR
      • PROJECT SYNDICATE
    • EDİTORYAL KOLEKTİF
  • SÖYLEŞİ
  • BELLEK & TARİH
    • YERİN HAFIZASI
  • TÜM İÇERİK
    • HABER ARŞİVİ
      • KIBRIS
      • DÜNYA
      • KORONAVİRÜS
    • MULTİMEDYA ARŞİVİ
      • GAZEDDAPOD
      • GAZEDDAWEBTV

© 2026 Gazedda - Copyleft