• Künye
  • Dayanışma
  • İletişim
  • Gizlilik Politikası
Cuma, Temmuz 31, 2026
Bulamadık
Tümünü Gör
Gazedda
32 °c
Nicosia
30 ° Cts
30 ° Paz
  • ANA SAYFA
  • YAZARLAR
    • GAZEDDA YAZARLARI
    • GÜNEYDEN YAZARLAR
      • PENNA
    • DÜNYADAN YAZARLAR
      • PROJECT SYNDICATE
    • EDİTORYAL KOLEKTİF
  • SÖYLEŞİ
  • BELLEK & TARİH
    • YERİN HAFIZASI
  • TÜM İÇERİK
    • HABER ARŞİVİ
      • KIBRIS
      • DÜNYA
      • KORONAVİRÜS
    • MULTİMEDYA ARŞİVİ
      • GAZEDDAPOD
      • GAZEDDAWEBTV
  • ANA SAYFA
  • YAZARLAR
    • GAZEDDA YAZARLARI
    • GÜNEYDEN YAZARLAR
      • PENNA
    • DÜNYADAN YAZARLAR
      • PROJECT SYNDICATE
    • EDİTORYAL KOLEKTİF
  • SÖYLEŞİ
  • BELLEK & TARİH
    • YERİN HAFIZASI
  • TÜM İÇERİK
    • HABER ARŞİVİ
      • KIBRIS
      • DÜNYA
      • KORONAVİRÜS
    • MULTİMEDYA ARŞİVİ
      • GAZEDDAPOD
      • GAZEDDAWEBTV
Bulamadık
Tümünü Gör
Gazedda
Bulamadık
Tümünü Gör

Darbe ile Müdahale Arasında: Londra ve Ankara’nın Beş Günü

Britanya ile Türkiye 15–20 Temmuz arasında ne biliyor, ne istiyor ve neye hazırlanıyordu?

NURİ SILAY NURİ SILAY
31 Temmuz 2026
Okuma Süresi: 23 dk
A A
0
https://bsky.app/profile/gazeddakibris.bsky.socialhttps://www.threads.net/@gazeddakibris

Kıbrıs 1974 Araştırmaları – II

Kıbıs 1974 araştırmalarının ilki olan “Kıbrıs 1974: Herkes Her Şeyi Biliyordu” başlıklı araştırma yazısında, 15 Temmuz darbesine giden süreci Washington ile Atina arasındaki belgeler üzerinden izlemiştik. Yunanistan’daki askerî cuntanın darbe hazırlıkları, Atina ve Lefkoşa’dan gelen uyarılar, Amerikan diplomasisinin kullanmadığı imkânlar ve NATO dengesi adına alınan kararlar aynı soruda birleşiyordu: Darbenin yaklaştığına ilişkin bu kadar bilgi varken neden önlenmedi?

Bu araştırma, aynı beş güne Londra ve Ankara’dan bakıyor.

Britanya, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin garantörlerinden biridir. Adada iki egemen üs bölgesine, askerî birliklere, hava gözetleme imkânlarına ve Doğu Akdeniz’e uzanan diplomatik bir ağırlığa sahiptir. Türkiye de garantör devlettir ve darbenin ilk saatlerinden itibaren askerî hazırlığa başlamıştı. İki ülkenin başbakanları 17 Temmuz’da Londra’da bir araya geldi. Türkiye ortak hareket önerdi, Britanya reddetti. İki gün sonra Türk çıkarma filosu Kıbrıs’a doğru ilerlerken Britanya uçakları gemileri izliyordu.

Kıbrıs’ın bölünmesine giden süreçte Londra ile Ankara’nın sorumluluğu yalnızca kapalı kapılar ardında yapılmış gizli bir anlaşmanın bulunup bulunmamasıyla ölçülemez. Asıl sorular başka yerde duruyor:

Britanya hangi yetkilere sahipti? Hangi askerî ve diplomatik araçları kullanabilirdi? Ecevit’in ortak hareket önerisini neden reddetti? Türk filosunun yaklaştığını gördüğünde ne yaptı? Türkiye Londra’ya yalnızca anayasal düzenin yeniden kurulmasını mı önerdi, yoksa Kıbrıs’ta daha kalıcı bir askerî ve siyasi düzen mi istiyordu? Ve bütün bu kararlar alınırken Kıbrıslıların iradesi neredeydi?

Belgeler bizi üç kavramın etrafında dolaştırıyor: yetki, kapasite ve tercih.

18 Temmuz 1974, Milliyet gazetesi

Darbe biliniyordu, tehlike ortadaydı

15 Temmuz 1974’te Makarios yönetimini deviren güç, bağımsız bir Kıbrıslı Rum siyasi hareket değildi. Darbe, Yunanistan’daki askerî cuntanın denetimindeki Millî Muhafız Ordusu, Kıbrıs’taki Yunan subayları ve EOKA-B kadroları tarafından gerçekleştirildi. Nikos Sampson’un cumhurbaşkanlığına getirilmesi, Kıbrıslı Türkler açısından sıradan bir hükûmet değişikliği anlamına gelmiyordu. Enosis ihtimali artık yalnızca siyasi bir hedef değil, askerî güçle dayatılabilecek yakın bir tehdit olarak algılanıyordu.

16 Temmuz 1974, Günaydın Gazetesi

Ankara bu tehdide ilk günden itibaren askerî hazırlıkla karşılık verdi. Amerikan istihbaratı 17 Temmuz’da Türkiye’nin güneyindeki birlik hareketlerini izliyor, Ankara’nın Kıbrıs’ta bir köprübaşı veya denetim bölgesi kurabileceğini değerlendiriyordu. Askerlerin alarma geçirilmesi, gemilere yükleme yapılması ve mevcut çıkarma planlarının Kıbrıs’a göre uyarlanması, Ecevit Londra’dayken de devam etti.

Türkiye’de sonradan kurulan resmî ve siyasi anlatılarda, müdahale kararının 16 Temmuz’da kesinleştiği sık sık tekrarlandı. Gazetecilik çalışmaları, askerî anlatılar ve hatıratlar hazırlıkların o tarihte ileri bir aşamaya ulaştığını aktarıyor. Ancak doğrudan ulaşabildiğimiz resmî karar zincirinde belirleyici belge 19 Temmuz tarihli Bakanlar Kurulu kararnamesidir. Bu nedenle askerî seçeneğin hazırlanmasıyla, o seçeneği kullanma yetkisinin resmen verilmesini birbirinden ayırmak gerekiyor.

Britanya’nın ilk hazırlıkları ise başka bir öncelik sırasına göre yapıldı. Londra; Britanya yurttaşlarının ve turistlerin tahliyesine, üs bölgelerinin güvenliğine ve çatışmanın bu bölgelere sıçramamasına hazırlanıyordu. Makarios’u Kıbrıs Cumhuriyeti’nin meşru cumhurbaşkanı sayıyor, Sampson yönetimini tanımıyordu. Fakat meşru hükûmeti tanımakla, onu yeniden görevine getirmek için harekete geçmek arasında giderek büyüyen bir boşluk vardı.

18 Temmuz 1974, Milliyet gazetesi

Britanya bu boşluğu nasıl dolduracaktı? Garanti Antlaşması’nı anayasal düzeni yeniden kurmak için mi kullanacaktı, yoksa kendi üsleriyle bölgesel çıkarlarını koruyacak dar bir güvenlik çerçevesine mi çekecekti?

17 Temmuz’daki Londra görüşmesi, bu sorunun ilk açık cevabını verdi.

Ecevit Londra’ya ne önerdi?

Bülent Ecevit, Başbakan Harold Wilson ve Dışişleri Bakanı James Callaghan’la görüşmek üzere 17 Temmuz’da Londra’ya gitti. Görüşme çoğu zaman “ortak müdahale teklifi” diye birkaç sözcükle özetleniyor. Oysa masadaki öneri daha somuttu.

18 Temmuz 1974 tarihli fotoğrafta, bir dizi görüşmenin ardından Londra’daki 10 Downing Street’ten ayrılan Britanya başbakanı Harold Wilson ve Türkiye başbakanı Bülent Ecevit görülüyor.

Türkiye, Britanya’nın garantör devlet olarak ortak harekete katılmasını istiyordu. Türk birliklerinin Ağrotur ve Dikelya’daki Britanya üsleri üzerinden Kıbrıs’a geçirilmesi önerildi. Britanya harekâta katılırsa, iki ülkenin kuvvetlerinin nerede konuşlanacağı birlikte belirlenecekti.

Ecevit’in Amerikan Büyükelçisi William Macomber’e söylediği aktarılan söz, Ankara’nın üslerden ne beklediğini açıkça ortaya koyuyordu:

“Orada üsleri var. Şimdi kullanmayacaklarsa ne işe yarıyorlar?”

Wilson, üslerin yalnızca Britanya kuvvetlerinin amaçları için kurulduğunu savundu. Türk birliklerinin üs bölgelerinden geçirilmesini kabul etmedi. Ortak Britanya-Türkiye askerî harekâtı da reddedildi.

Peki Britanya üsleri ne için vardı?

Kıbrıs Cumhuriyeti’nin anayasal düzeni Yunanistan destekli bir darbeyle yıkılmıştı. Britanya, Makarios’un meşru cumhurbaşkanı olduğunu söylüyordu. Garantör sıfatını ve kriz içindeki merkezî konumunu kabul ediyordu. Buna rağmen üslerinin ortak garantör müdahalesinde kullanılamayacağını ileri sürüyor; aynı üsleri kendi yurttaşlarını tahliye etmek, askerî varlığını korumak ve çatışan tarafların bölgelere girmesini önlemek için hazırlıyordu.

Sorun Britanya’nın üsleri kullanıp kullanmaması değildi. Üsler zaten kullanılıyordu. Asıl mesele, hangi amaç için kullanılacaklarıydı.

18 Temmuz 1974, Milliyet Gazetesi

Ecevit’in önerisi de yalnızca darbe öncesindeki anayasal düzenin geri getirilmesiyle sınırlı değildi. 18 Temmuz’da ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Joseph Sisco’ya sunulan talepler arasında Kıbrıs’taki Türk askerî varlığının Yunan askerî varlığıyla en azından eşitlenmesi, Kıbrıslı Türk toplumunun denize ulaşması, hava ve deniz limanlarından eşit biçimde yararlanılması ve iki geçici özerk yönetim kurulması vardı. Asker ve silah hareketlerinin garantör devletler veya Birleşmiş Milletler tarafından denetlenmesi de öneriliyordu.

Bu talepler, Ankara’nın Kıbrıs’ta yalnızca Sampson’un uzaklaştırılmasını istemediğini gösteriyordu. Darbenin yarattığı tehlike, Türkiye tarafından adadaki askerî ve siyasi dengenin köklü biçimde değiştirilmesi için de kullanılıyordu.

Britanya ortak harekâtı kabul etseydi Türk birliklerinin görev alanı ve adada kalacağı süre sınırlandırılabilir miydi? Böyle bir müdahale, Türkiye’nin tek taraflı çıkarmasından daha sınırlı bir sonuç doğurabilir miydi? Darbeyi planlayanlar, Türkiye’nin askerî müdahale ihtimalini bilmelerine rağmen neden geri adım atmadı? Tehlikenin boyutu bütün başkentlerde görülürken neden olağan diplomatik girişimlerin ötesine geçilmedi?

Bu soruların kesin cevapları elimizde yok. Fakat Londra’nın önünde yalnızca iki seçenek bulunmadığı açık: Ya Türkiye’nin istediği her şeyi kabul etmek ya da ortak hareketi tümüyle reddetmek zorunda değildi. Kuvvetlerin sayısı, görev alanı, komutası, harekâtın hedefi ve süresi müzakere edilebilirdi. Britanya bu yolu açmak yerine kapattı.

Türkiye’nin askerî hazırlıkları Londra görüşmesinden önce başlamıştı. Dolayısıyla Britanya’nın ret kararı Ankara’nın tek taraflı askerî harekât kararını doğurmadı. Ancak garantörlerin birlikte ve sınırları önceden belirlenmiş bir müdahale ihtimalini ortadan kaldırdı. Bundan sonra Ankara kendi planına, Londra ise yaklaşan müdahalenin sonuçlarını yönetmeye yöneldi.

18 Temmuz 1974, Cumhuriyeti Gazetesi

Garanti Antlaşması: Yetki vardı, peki irade?

Garanti Antlaşması, taraflara Kıbrıs Cumhuriyeti’nin bağımsızlığını, toprak bütünlüğünü ve anayasal düzenini koruma sorumluluğu yüklüyordu. Antlaşmanın ihlali hâlinde garantörlerin önce birlikte değerlendirmesi öngörülüyor; ortak hareket mümkün olmazsa her garantöre, antlaşmayla kurulan düzeni yeniden tesis etmek amacıyla hareket etme hakkı tanınıyordu.

11 Şubat 1959’da Türkiye ve Yunanistan tarafından paraflanan Zürih metninde bu hüküm III. maddeydi. Britanya, Londra görüşmelerinde Ağrotur ve Dikelya’daki egemen üs bölgelerini güvenceye alan yeni bir madde ekletti. Yeni hüküm 1960’ta imzalanan nihai antlaşmanın III. maddesi olunca, müdahale hükmü IV. maddeye kaydı.

19 Temmuz 1974 tarihli Türkiye Bakanlar Kurulu kararnamesindeki “III. madde” atfının, müdahale hükmünün III. madde olduğu Zürih metninin numaralandırmasından kaynaklandığı anlaşılıyor. Aynı dönemin TBMM kayıtlarında ise nihai antlaşmanın IV. maddesine atıf yapılıyordu.

Britanya hukukçuları, IV. maddenin Londra’ya otomatik bir askerî müdahale zorunluluğu getirmediği görüşündeydi. Fakat “zorunlu değildi” cevabı tartışmayı bitirmiyor. Tam tersine asıl siyasi soruyu gündeme taşıyor.

Britanya’nın hareket etme hakkı vardı. Yunanistan’daki askerî cunta Kıbrıs’ın anayasal düzenini silah zoruyla yıkmıştı. Makarios hâlâ meşru cumhurbaşkanı olarak tanınıyordu. Kıbrıslı Türklerin güvenlik endişeleri vardı. Türkiye askerî hazırlık yapıyordu. Bu koşullarda Londra, sahip olduğu hakkı hangi amaçlarla kullanmayı değerlendirdi?

19 Temmuz’da Avam Kamarasında verilen cevap dikkat çekiciydi. Bir milletvekili, Britanya’nın IV. maddeden doğan tek taraflı yetkiyi neden kullanmadığını ve bunun için sahip olduğu deniz ve hava gücünden neden yararlanmadığını sordu. Dışişleri Bakanlığı adına konuşan Roy Hattersley, askerî hareketin hukuken imkânsız olduğunu söylemedi. Bunun Meclisin iradesine ve “bu aşamada” Kıbrıs’ın çıkarına uygun olmayacağını belirtti.

Britanya hükûmeti böylece kararını hukukla değil, siyasi uygunlukla açıklıyordu.

Kimin uygunluğu? Hangi Kıbrıs’ın çıkarı? Darbeyle görevden uzaklaştırılan meşru hükûmetin mi? Kıbrıslı Türklerin mi? Yoksa iki NATO ülkesinin savaşa girmesini engellemek, Britanya üslerini korumak ve Doğu Akdeniz’deki askerî dengeyi sürdürmek isteyen Londra’nın mı?

Britanya Kıbrıs’ta anayasal düzeni garanti etmişti. O düzen yıkıldığında yalnızca yetkisinin sınırlarını değil, sorumluluğunun gereklerini de açıklamak zorundaydı.

18 Temmuz 1974, Cumhuriyet Gazetesi

Britanya gerçekten ne yapabilirdi?

Britanya Savunma Bakanlığının değerlendirmelerinde, Makarios’u yeniden göreve getirmek, Millî Muhafız Ordusunu etkisizleştirmek ve bütün adada denetim kurmak için yaklaşık üç tugaya, hava desteğine ve iki haftalık hazırlığa ihtiyaç duyulacağı hesaplanıyordu. Darbe ile Türk çıkarması arasındaki beş günlük süre içinde böylesine geniş bir operasyonu hazırlamak son derece güç olarak görülüyordu.

Londra daha sonra bu hesabı, askerî müdahalenin neden mümkün olmadığına ilişkin temel savunularından biri hâline getirdi. Ancak tartışmayı yalnızca Britanya’nın askeri müdahalesi ihtimali çerçevesinde yürütmek, Britanya hükümetinin önündeki diğer seçenekleri görmezden gelmek demektir.

Britanya adadaki birliklerini ve üs bölgelerini takviye edebiliyordu. Hava gözetlemesi yapıyor, deniz unsurlarını bölgeye kaydırıyor, tahliye planları hazırlıyordu. Çatışan tarafların üslerden yararlanmasını engellemeye hazırdı. Gerekirse Yunanistan’ın Kıbrıs’a yeni kuvvet göndermesini önlemek için deniz gücünün kullanılmasını değerlendiriyordu.

Öyleyse neden askerî kapasite yalnızca Makarios’u geri getirecek üç tugaylık bir operasyon üzerinden tartışıldı?

Türk filosunun ilerleyişi karşısında diplomatik ve askerî baskı kurulamaz mıydı? Britanya donanması caydırıcı biçimde konuşlandırılamaz mıydı? Üsler, koşulları ve süresi açıkça belirlenmiş ortak bir garantör harekâtı için kullanılamaz mıydı? Darbeyi yöneten Yunan subaylarının çekilmesi için Atina’ya daha ağır ve doğrudan bir baskı uygulanamaz mıydı?

Bu seçeneklerin her biri ayrı askerî, hukuki ve siyasi riskler taşıyordu. Fakat devletlerin sorumluluğu yalnızca kolay ve risksiz seçeneklere sahip olup olmadıklarıyla ölçülemez. Önlerinde hangi imkânların bulunduğu, hangilerinin ciddi biçimde değerlendirildiği ve hangilerinin daha baştan siyasi tercihle dışarıda bırakıldığı da sorulmalıdır.

18 Temmuz saat 11.30’daki Kabine toplantısında Britanya’nın yönü belirginleşti. Akademik çalışmalarda aktarılan Kabine kaydına göre Callaghan, Sisco’nun Atina’ya Yunan subaylarının çekilmesi, Ankara’ya ise Türkiye’nin müdahaleden vazgeçmesi için azami Amerikan baskısı uygulamasını istiyordu. Wilson, Britanya’nın, Türkiye’nin veya ikisinin birlikte yapacağı askerî müdahaleyi arzu edilir bulmuyordu. Diplomasi sonuç vermez ve askerî müdahale gündeme gelirse bunun BM kararıyla yürütülmesi gerektiğini savunuyordu.

Londra kendi siyasi ve askerî ağırlığını doğrudan kullanmak yerine Washington’un Ankara ve Atina üzerindeki etkisine yaslanmayı seçti. Britanya garantör devlet olarak merkezî konumdaydı; fakat Türkiye’yi durdurma görevini büyük ölçüde ABD’ye bırakıyordu.

Bu tercih, askerî yetersizlikle tek başına açıklanabilir mi?

19 Temmuz: Ankara yetki verdi, Londra rolünü daralttı

19 Temmuz’da Ankara ile Londra iki ayrı karar aldı.

Türkiye’de Bakanlar Kurulu, Kıbrıs’a fiilî müdahale emri verme yetkisini Başbakan Ecevit’e bıraktı. Kararname, Yunanistan’ın Türkiye’ye saldırması hâlinde karşı harekât emri verme yetkisini de kapsıyordu. Aynı gün alarm, iaşe ve birliklerin sevkiyle ilgili kararlar alındı.

18 Temmuz’daki gizli TBMM oturumunda ise hükûmete yeni bir asker gönderme yetkisi verilmemişti. Başbakan Vekili Necmettin Erbakan milletvekillerini bilgilendirmiş, toplantı 20 Temmuz saat 15.00’e ertelenmişti. Yeni izin, askerî harekât başladıktan sonra Meclisten geçti. Ecevit hükûmeti çıkarmayı, TBMM’nin 1964 ve 1967’de verdiği önceki izinlere dayandırdı.

Türkiye’de siyasi kararın hangi aşamada askerî icra emrine dönüştüğü bütünüyle belirsiz değildir. Ecevit, 19 Temmuz saat 02.00 civarında Londra’dan döndükten sonra doğrudan Genelkurmay Başkanlığına gitti. Ardından toplanan Bakanlar Kurulu, Kıbrıs’a askerî müdahale kararını oy birliğiyle aldı. Aynı gün çıkarılan 7/8608 sayılı kararname, fiilî müdahale emrini verme yetkisini Başbakan’a bırakıyordu.

İbrahim Artuç’un aktardığına göre, Bakanlar Kurulunun yazılı kararı sabahın ilk ışıklarıyla bir kurye aracılığıyla Genelkurmaya ulaştırıldı. Talimatta Türk Silahlı Kuvvetlerinin “yarın sabah Kıbrıs’a çıkacağı” belirtiliyordu. Çıkarma filosunun 19 Temmuz saat 11.30’da Mersin’den ayrıldığı düşünüldüğünde, siyasi kararın askerî icraya dönüşmesi o sabah tamamlanmıştı.

Ancak kararın Genelkurmaya ulaştığı kesin saat ile Ecevit’in imzasını taşıyan özgün icra emri henüz yayımlanmış değil. Üstelik kaynaklar kararın hangi aşamada kesinleştiği konusunda bütünüyle örtüşmüyor. Mehmet Ali Birand müdahale emrinin Ecevit tarafından Londra yolculuğundan önce imzalandığını, Artuç ise çıkarmanın gününü belirleyen yazılı kararın 19 Temmuz sabahı Genelkurmaya ulaştırıldığını aktarıyor. Bu farklılık, hazırlık emri ile fiilî çıkarmayı başlatan son talimatın birbirinden ayrılması gerektiğini düşündürüyor.

Ortaya çıkan tablo, askerî hazırlığın siyasi iradenin yerine geçtiğini değil; siyasi karar ile askerî planlamanın günler boyunca iç içe ilerlediğini gösteriyor. Genelkurmay hazırlıkları sürdürürken hükûmet diplomatik girişimleri askerî takvimle birlikte yürütmüş, 19 Temmuz sabahında ise çıkarmanın ertesi gün başlayacağını yazılı olarak bildirmişti. 

19 Temmuz’da Britanya Dışişleri, “Türkiye’nin Muhtemel Kıbrıs İşgaline Britanya Hükûmetinin Yanıtı” başlıklı bir muhtıra hazırladı. Araştırmacıların FCO dosyalarından aktardığı belgeye göre Londra’nın amaçları: Britanya yurttaşlarını korumak, mümkün olduğunca askerî müdahaleden uzak durmak, Türkiye’yi hedeflerini sınırlamaya ikna etmek, Yunanistan’dan gelebilecek karşı müdahaleyi önlemek ve Ege’de Türk-Yunan savaşını engellemekti.

Listede ne yoktu?

Yunanistan destekli darbeyle yıkılan anayasal düzenin yeniden kurulması yoktu. Makarios’un görevine dönmesini sağlayacak bir mekanizma yoktu. Yaklaşan Türk çıkarma filosunu durdurmak temel hedeflerden biri değildi.

Britanya artık darbeyi geriletmeye değil, Türk müdahalesinin sınırlarını ve bölgesel sonuçlarını yönetmeye hazırlanıyordu. Kıbrıs’ın anayasal geleceği, Londra’nın öncelikler sıralamasında üslerin, yurttaşların ve NATO içi dengenin gerisine düşmüştü.

Britanya Türk filosunu gördü

19 Temmuz öğleden sonra Britanya’nın önünde yalnızca diplomatik raporlar yoktu.

Ortak İstihbarat Komitesinin Türkiye’nin muhtemel hedeflerine ilişkin değerlendirmesi saat 14.50 GMT’de, Paris’te bulunan Başbakan Wilson’a ulaştırılmak üzere özel kalem müdürü Sir John Hunt’a gönderildi. Rapora göre Türkiye; liman ve havaalanı elde etmeyi, kuzeydoğu Kıbrıs’ta geniş bir alanı denetim altına almayı, Lefkoşa’nın Türk kesimiyle Mağusa’yı içine alan bir bölge kurmayı ve adayı fiilen bölmeyi hedefleyebilirdi.

İstihbarat çıkarmanın tam yerini bilemedi. Ana harekâtın Mağusa çevresinde gerçekleşeceğini tahmin etti; çıkarma Girne’nin batısında yapıldı. Fakat yanlış tahmin, raporun asıl uyarısını ortadan kaldırmıyordu. Britanya istihbaratı, Türkiye’nin sınırlı bir güç gösterisinin ötesine geçebileceğini ve müdahalenin Kıbrıs’ta fiilî bölünmeye yol açabileceğini değerlendiriyordu.

Akşam saatlerinde Nimrod uçaklarının radar gözetlemesi tabloyu daha da açık hâle getirdi. İskenderun’dan ayrılan altı büyük gemi Kıbrıs’ın kuzeydoğusunun yaklaşık 40 mil açığında tespit edildi. On altıdan fazla küçük gemiden oluşan ikinci grup, Girne ile Karpaz arasındaki kıyının kuzeyinde ilerliyordu. Britanya değerlendirmesine göre bu hareketlilik, 20 Temmuz sabahı adanın kuzey kıyısına yapılacak bir çıkarmayla uyumluydu.

Bilgi artık masadaydı. Türk filosu Kıbrıs’a doğru ilerliyordu. Müdahalenin adayı fiilen bölebilecek hedefler taşıdığı değerlendiriliyordu.

Londra bu saatlerde ne yaptı?

Aynı gün hazırlanan Britanya politika muhtırasında filoyu durdurmak merkezî hedefler arasında yer almıyordu. Deniz gücü, esas olarak Yunanistan’ın karşı müdahalesini önlemek ve çatışmanın bir Türk-Yunan savaşına dönüşmesini engellemek için düşünülüyordu.

Britanya’nın önceliği neden darbeyle başlayan saldırıyı ve yaklaşan çıkarmayı durdurmak değil, iki NATO ülkesinin çatışmasını önlemekti? Kıbrıs’ın bağımsızlığı ve anayasal düzeni, NATO’nun güneydoğu kanadının istikrarından daha mı az önemliydi? Londra’nın Türkiye üzerindeki baskıyı Washington’a bırakması, hareket alanını daraltan zorunlu bir durum muydu, yoksa kendi stratejik çıkarlarına uygun bir seçim miydi?

Bu sorulara tek bir belgeyle cevap veremeyiz. Fakat 18 ve 19 Temmuz kararları aynı yönde ilerliyor: Britanya kendi rolünü anayasal düzeni yeniden kurmak için genişletmedi; üslerini, yurttaşlarını ve bölgesel dengeyi korumak için daralttı.

20 Temmuz 1974’te hareket başladıktan sonra Türkiye Başbakanı Bülent Ecevit ve Başbakan Yardımcısı Necmettin Erbakan askeri yetkililerle birlikte, masada Kıbrıs haritası

Son karar ne zaman verildi?

20 Temmuz’un ilk saatlerinde Joseph Sisco, Ecevit ve Dışişleri Bakanı Turan Güneş’le yeniden görüştü. Atina’dan aldığı sınırlı tavizlerin değerlendirilmesini ve harekâtın ertelenmesini istedi. Ecevit konuyu Bakanlar Kuruluna götüreceğini söyledi. Toplantının ardından Sisco’ya kararın geri döndürülemez olduğu bildirildi.

Bu görüşme, Türkiye’nin askerî müdahaleyi ilk kez düşündüğü an değildi. 20 Temmuz sabahındaki toplantı, geri döndürülemez hâle gelen askerî ve siyasi sürecin son teyidiydi.

Kısa süre sonra hava indirme ve çıkarma harekâtı başladı.

Anayasal düzeni yıkan Yunanistan destekli darbe, Türkiye’nin askerî müdahalesiyle yeni bir aşamaya geçti. Devletler kendi güvenliklerini, stratejik dengelerini ve askerî hedeflerini tartışırken savaş, Kıbrıslıların hayatında geri dönülmez yıkımlara yol açtı. İnsanlar öldürüldü, kaybedildi ve yerinden edildi. Kıbrıs’ın bölünmesini derinleştirecek askerî ve siyasi zemin beş gün içinde kuruldu.

Kim neyi seçti?

Britanya darbenin kim tarafından gerçekleştirildiğini biliyordu. Makarios’u meşru cumhurbaşkanı olarak tanıyordu. Türkiye’nin askerî hazırlıklarını izliyor, 19 Temmuz’da çıkarmanın yaklaştığını ve müdahalenin fiilî bölünmeyle sonuçlanabileceğini değerlendiriyordu.

Buna rağmen Londra, garantörlük rolünü anayasal düzeni yeniden kuracak biçimde genişletmedi. Ortak harekâtı reddetti. Üsleri bu amaçla kullandırmadı. Türkiye üzerinde doğrudan ve daha ağır bir baskı kurmak yerine ABD’nin etkisine yaslandı. Türk filosu ilerlerken onu durdurmaya değil, üsleri ve Britanya yurttaşlarını korumaya, harekâtın kapsamını sınırlamaya ve Yunanistan’ın karşı müdahalesini önlemeye yöneldi.

Türkiye ise darbenin yarattığı güvenlik tehdidi karşısında diplomatik temas yürütürken askerî hazırlığını tamamladı. Fakat Londra ve Washington’a sunduğu talepler yalnızca darbe öncesindeki düzene dönüşü içermiyordu. Askerî varlığın genişletilmesi, limanlara erişim ve iki geçici özerk yönetim gibi talepler, Ankara’nın daha kalıcı bir düzen aradığını ortaya koyuyordu.

Yunan cuntasının ve Kıbrıs’taki uzantılarının darbeyi gerçekleştirmedeki büyük sorumluluğu açıktır. Darbenin Kıbrıslı Türkler için yarattığı tehdit ve geçmişte yaşanan saldırılar da gerçektir. Ancak bunlar, 20 Temmuz’da başlayan ve 14 Ağustos’taki ikinci harekâtla adanın kuzeyinde geniş ve kalıcı bir askerî denetime dönüşen sürecin hedeflerini ve sonuçlarını kendiliğinden meşrulaştırmaz. Aynı şekilde Britanya’nın kullanmadığı seçenekleri tarihi sorumluluğunun dışına itemez.

Beş gün boyunca Londra ile Ankara yalnızca önlerine çıkan olaylara tepki vermedi. Hangi tehlikeyi önceleyeceklerini, hangi hukuki yoruma dayanacaklarını, hangi askerî aracı kullanacaklarını ve Kıbrıs’ta hangi sonuca razı olabileceklerini de seçtiler.

Britanya’nın önceliği Kıbrıs Cumhuriyeti’nin anayasal düzeninden çok üsleri, yurttaşları ve NATO dengesi oldu. Türkiye ise darbenin yarattığı krize, Kıbrıs’taki askerî ve siyasi dengeyi kendi lehine değiştirecek bir müdahaleyle karşılık verdi.

Londra, Ankara, Atina ve Washington arasında belgelerin henüz bütünüyle açığa çıkarmadığı nasıl bir eşgüdüm bulunduğunu kesin olarak bilmiyoruz. Ancak bildiğimiz bir şey var: Kıbrıs’ın geleceği bir kez daha Kıbrıslıların iradesi dışında, başka başkentlerde kurulan masalarda belirlendi.


Kaynaklar

  • TBMM, 18 Temmuz 1974 tarihli gizli oturum tutanağı, 13. Dönem, Cilt 13/1, 2. Birleşim, 2. Oturum.
  • TBMM, 20 Temmuz 1974 tarihli gizli oturum tutanağı, 13. Dönem, Cilt 13/1, 3. Birleşim.
  • Avam Kamarası, “Cyprus”, 19 Temmuz 1974, Hansard, Cilt 877. Roy Hattersley’nin Britanya’nın tek taraflı müdahale yetkisini kullanmamasına ilişkin cevabı bu görüşmede yer alıyor.
  • FRUS, Belge 91: Washington Special Actions Group toplantı tutanağı, 17 Temmuz 1974.
  • FRUS, Belge 96: Joseph Sisco’nun 18 Temmuz’da Londra’da Ecevit ve Callaghan’la yaptığı görüşmelere ilişkin kayıtlar.
  • FRUS, Belge 104: Sisco’nun 20 Temmuz’un ilk saatlerinde Ecevit ve Turan Güneş’le yaptığı görüşmeler.
  • 11 Şubat 1959 tarihli Zürih Garanti Antlaşması taslağı.
  • 16 Ağustos 1960 tarihli Garanti Antlaşması’nın nihai metni.
  • 19 Temmuz 1974 tarihli ve 7/8608 sayılı Bakanlar Kurulu kararı. Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk ve Bakanlar Kurulu üyelerinin imzaladığı karar, Kıbrıs’a fiilî müdahale emri verme yetkisini Başbakan’a bırakıyordu. Belgenin Devlet Arşivleri Başkanlığında bulunan nüshasının görüntüsü Anadolu Ajansı aracılığıyla yayımlandı. Belge görüntüsü, belgeyi aktaran TRT Haber dosyası.
  • İbrahim Artuç, Kıbrıs’ta Savaş ve Barış, İstanbul: Kastaş Yayınları, 1989, s. 146. Bakanlar Kurulu kararının 19 Temmuz sabahı bir kurye aracılığıyla Genelkurmaya ulaştırıldığı ve çıkarmanın ertesi sabah başlayacağının bildirildiği anlatı.
  • Mehmet Ali Birand, 30 Sıcak Gün, 12. baskı, İstanbul: Milliyet Yayınları, 1986, s. 5 ve 51–53. Çevrim içi nüsha.
  • Jan Asmussen, Cyprus at War: Diplomacy and Conflict During the 1974 Crisis, Londra: I.B. Tauris, 2008. Kitap bilgileri, incelenen çevrim içi metin.
Etiketler: 15 Temmuz Darbesi20 temmuz 1974BritanyaBülent EcevitGaranti AntlaşmasıHarold WilsonKıbrıs 1974türkiye
NURİ SILAY

NURİ SILAY

Aktivist/Vicdani Retçi

Birlikte Yaşanan Köyden Toplu Mezara: Alaminyo
BELLEK & TARİH

Birlikte Yaşanan Köyden Toplu Mezara: Alaminyo

NURİ SILAY
28 Temmuz 2026
Aşşa’nın Son Düğünü
BELLEK & TARİH

Aşşa’nın Son Düğünü

NURİ SILAY
22 Temmuz 2026
Kıbrıs 1974: Herkes Her Şeyi Biliyordu
BELLEK & TARİH

Kıbrıs 1974: Herkes Her Şeyi Biliyordu

NURİ SILAY
19 Temmuz 2026
Darbe Sabahı Atina’nın Önündeki İstihbarat Raporu: 15 Temmuz 1974’te Ne Biliniyordu?
BELLEK & TARİH

Darbe Sabahı Atina’nın Önündeki İstihbarat Raporu: 15 Temmuz 1974’te Ne Biliniyordu?

NURİ SILAY
16 Temmuz 2026
Devam Et
Gazedda

© 2026 Gazedda - Copyleft

  • Künye
  • Dayanışma
  • İletişim
  • Gizlilik Politikası

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

Bulamadık
Tümünü Gör
  • ANA SAYFA
  • YAZARLAR
    • GAZEDDA YAZARLARI
    • GÜNEYDEN YAZARLAR
      • PENNA
    • DÜNYADAN YAZARLAR
      • PROJECT SYNDICATE
    • EDİTORYAL KOLEKTİF
  • SÖYLEŞİ
  • BELLEK & TARİH
    • YERİN HAFIZASI
  • TÜM İÇERİK
    • HABER ARŞİVİ
      • KIBRIS
      • DÜNYA
      • KORONAVİRÜS
    • MULTİMEDYA ARŞİVİ
      • GAZEDDAPOD
      • GAZEDDAWEBTV

© 2026 Gazedda - Copyleft