Her şey bir sosyal medya mesajıyla başladı.
Collective Beat’in 3. gecesini planlarken gelen o mesajın sahibi: Beren.
İlk buluşmamızda enerjisinden fazlasıyla etkilenmiştim. Aylar geçti ama aramızdaki sinerji azalmadı, aksine her projede büyüdü.
Onu sahneye her davet ettiğimde “she is my cherry on top” diyorum.
Çünkü bazı insanlar sadece sahneye çıkmaz… Sahneyi tamamlar.
Şimdi gelin, benim cherry on top’umu birlikte tanıyalım.

1. Beren Rojin Durmaz kimdir? Kendini CV gibi değil de, bir sahne anonsu gibi anlatır mısın?
Beren Rojin Durmaz’ı kendinden emin betimlemelerle anlatacak kadar tanıyor muyum, emin değilim. 20’lerinin başında, varoluşsal krizler ile yanıp tutuşan, bir yandan kim olduğunu keşfetmeye çalışırken diğer yandan da aklına düşen, yüreğinde yer eden düşünceler, konular ve durumlarla bir şeyler üretmeye çalışan bir “sanatçı”, belki bir “hikaye anlatıcısı” olabileceği yönünde bazı sezgilerim var. Ben de hala tanışma sürecindeyim Beren Rojin’le.
2. Dünya Performansları nedir? Sen neden ordasın? Sana ne gibi kapılar veya yollar açtı?
Dünya Performansları, dünyanın farklı yerlerinden birçok kültürün, özellikle Batı insanı dışındaki insanların geleneksel performans pratiklerini ve hikaye anlatım biçimlerini, Batının performans sanatlarıyla harmanlayan bir sahne sanatları bölümüdür. Ben oyunculuk bölümü için girdiğim seçmelerden sonra bizim bölüm başkanının beni bizim bölümün seçmelerine çağırmasından dolayı burdayım. Dünya Performanslarında çeşitlilik yaratmak için bir Kıbrıslı-Kürt’e ihtiyaç vardı, ben de yerimi aldım. Bölümüm beni daha önce tanışık olmadığım bir sürü durumun ve konunun içine sokarak, ne çeşit hikayeleri, hangi yollarla anlatmayı sevdiğimi keşfetmemi, en azından biraz fikir edinmemi sağladı. Bir anda kendimi bir yandan stand-up denemeleri yaparken diğer taraftan Kıbrıs’la ilgili, iki çocuğun arkadaşlığı üzerinden savaşı anlatan kısa bir oyun yazıp yönetirken buldum. Şimdi bir yandan mezun olmaya çalışıp diğer yandan da okul arkadaşlarımla “The Creative O” adında bir tiyatro grubu olarak ilk oyunumuzu hazırlıyoruz. Dolayısıyla bölümüm beni anlatmak istediğim bir sürü hikaye, beraber üretebileceğim birkaç insan ve tercih edebileceğim bir sürü farklı hikaye anlatma biçimi/pratiği ile tanıştırdı.
3. Bir sahnende “Annem Kıbrıslı Türk, babam Kürt, ben de Dünya Sanatları okudum” dedin ve seyirci gülme krizine girdi. Bu kimlikleri komediye taşıma fikri nereden çıktı, yoksa zaten hayatın şaka mıydı?
Bu kimlikler aynı miktarda trajik ve komik, en azından benim için. Bir etnik kimliğe ve gruba ait olmak/hissetmek, ama ait hissettiğin etnik grupların ikisinin de varoluşunun reddediliyor/tanınmıyor ve maalesef hala var olabilmek için aktif olarak bir mücadele vermek zorunda bırakılmaları, ben “Dünya Performansları” okumuyor olsaydım da trajikomikti. O yüzden “hayatım bir şaka gibiydi” diyemem çünkü şaka gibi hissettiren benim hayatım değil, içinde bulunduğumuz sosyo-politik durum. Bu varoluşsal ikilemin içinde benim “Dünya Performansları” adında bir bölüm okuyor olmam tabii ki durumu ironikleştiriyor. Bu durumu acıklı bir komediye dönüştürme fikri ben bu bölümü okumak için İngiltere’ye taşınıp, dünya tarafından tanınmayan kimliklerimle dünyayla ilgili bir bölümde var olmaya çalışmanın anlamsızlığının farkına vardığımdan beridir var.

4. Komedi senin için terapi mi, kaçış mı, yoksa ikisi aynı anda mı?
Komedi aslında hayatımda, etrafımda ve dünyada yaşananlarla başa çıkma mekanizmam. Hem içsel sıkıntılarımla ağlayarak baş etmek yerine onlardan gülerek kaçmak, hem de kaçamadığım sıkıntılarla gülerek başa çıkmak. O yüzden şimdiye kadar yaptığım komedi setlerinin çoğu benim çaresi olmayan dertlerimi dile getirmemden ibaretdi. Dolayısıyla komedi benim için hem terapiden kaçarken yakalandığım bir davranış biçimi, başa çıkma mekanizması, hem de aynı zamanda iyileştirici bir mecradır.
5. Kıbrıs’ta “Bunu mutlaka yapmam lazım” dediğin projeler neler? (Biraz spoiler verebilirsin 👀)
İngiltere’de yaptığım şeylerin çoğunu Kıbrıs’ta yapmak isterim. Özellikle geçen sene okulda çıkardığım kısa oyunum “The Olive Tree” (Zeytin Ağacı) Kıbrıs seyircisi tarafından izlensin isterdim. Londra’da genelde Lemonade Comedy Club’da denediğim stand up setlerini de Kıbrıs’ta daha çok denemek isterim. “The Creative O” olarak çıkarmaya çalıştığımız işler de bir gün Kıbrıs’ta oynansın isterim. İngiltere’de uğraştığım işleri Kıbrıs’ta yapabilmek, şimdilik gerçekleşmek için benim aksiyon almamı bekleyen hayaller. Elbet bir gün, portakal atışıp Kıbrıs’da buluşacayık.
6. Bugüne kadar yaptığın performanslar arasında senin için özel olan bir video var mı? Paylaşmak isteyeceğin bazı görseller de ekleyebilir miyiz?
Videonun kendisi özel değil ama ilk stand up setimi severim. Merak edenlerin fikir edinebileceği birkaç görsel…
7. Sence Kıbrıs seyircisi neye daha çok gülüyor: Kendine mi, başkasına mı? (Yoksa önce başkasına, sonra “aslında biz de öyleyiz”e mi?)
“Kıbrıs seyircisi” öyledir veya böyledir diye demeçler verebilecek kadar fazla etkileşime geçmedim Kıbrıs seyircisiyle. Kıbrıs’ta sadece birkaç defa sahnede bulundum ama orada büyümüş olmaktan, etrafımdaki insanlardan, Kıbrıs’daki hayatımda gözlemlediğim kadarıyla, biz kendine gülmek zorunda olan bir toplumuz. En azından benim tanışık olduğum Kıbrıslılar kendi hayatlarının trajedisine gülmeyi sevenlerdir. Gün içinde başımıza gelen bir sıkıntıyı, yıllar önce yaşanmış ve tüm ailenin travmalarını tetikleyen bir anıyı, içinde yaşadığımız sosyo-politik durumun akıbetini gece elektrikler kesildiğinde anlatmak/dinlemek ve gülmek hoşumuza gider. Yaşananları gülerek hazmetmek dışında yapacak başka bir şeyimiz olmadığında gülmek biraz olsun iyileştirir. Bu yüzden biz kendi hikayesine gülmeyi seven, başka hikayelerde de kendinden bir şey bulabildiği sürece herhangi bir şeye ve herhangi birine gülebilen bir toplumuz.
8. Evren geniş, yıldız çok… Başka bir galakside yeniden doğsan, yine Kıbrıslı + Kürt, anadili Türkçe ve Kürtçe olan bir Beren Rojin olur muydun? Yoksa bu hikâye sadece bu evrene mi ait?
Umarım bu hikaye sadece bu evrene aittir çünkü başka bir galakside enteresan başka bir canlı türü olmak yerine Kıbrıslı ve Kürt bir insan olarak dünyaya gelmek beni üzebilirdi. Eğer Kıbrıslı, Kürt uzaylı bir yaratık olarak başka bir galakside doğsaydım, büyük ihtimal “Galaksi değişir, kader değişmez” gibi şeyler söyleyerek sahne sahne gezip diğer uzaylı yaratıkları güldürmeye çalışırdım. Yani bence bu hikaye bu galaksiye hatta üzerinde yaşadığımız gezegene ait kalsa güzel olur ama farklı bir galakside aynı kimliklerle doğsam gene kaçamadığım sıkıntılarıma güler, halimden anlayanları da güldürmeye çalışırdım.



