Kıbrıs’ın kuzeyindeki siyasal ve toplumsal tartışmaların merkezinde açıkça konuşulması gereken gerçekler var: Türkçe konuşan Türkiyeliler, Türkçe konuşan Kıbrıslılardan hem rakam olarak daha fazla hem de irade olarak ada yarısı kendini Türkiye’ye teslim etmiş durumdadır.
Siz, Türkçe konuşan Kıbrıslı varlığını Türk ve Türkiye varlığına armağan etmişsiniz; bunu açıkça konuşamamanın ne gibi bir sakıncası olabilir? Siz, bu irade sıfırlanmasının yarattığı kimlik, temsil, yabancılaşma, adalet, huzur, eşitlik ve aklınıza gelecek her sorunu çözmek için değil, aksine Kıbrıs’ı daha da fazla Türkiye yapmak için uğraşıyorsunuz.
Bu açıkça ortada. Yaşananları çıkıp evirmeden, çevirmeden, manipüle etmeden, analiz oyunlarına başvurmadan konuşun. Bu mesele düşmanlık diliyle değil; coğrafi kimlik, irade bağımsızlığı ile toplumsal ve tarihi adalet çerçevesinde ele alınmalıdır. İnsan haklarının arkasına sığınan ana muhalefet partisi önce tarihin kirli ellerini yıkasın. Aynaya baksın, hayal satmasın. Gerçeklerle yüzleşilmemesi, sağlıklı bir gelecek kurulmaması için tüm yollar deneniyor çünkü. İstediğiniz kadar eylem protesto yapın, siz aynı adada, dip dibe Kıbrıslı Rumlara mı daha yakın olacağınız, yoksa buradan tüm kurumları ve her şeyi devrederek bir Türkiye yaratacağınızı zaten en baştan Türkiye ile kavga etmeyeceğinizi söyleyerek gösterdiniz.
Siyasi eşitlik safsatası da ayrı bir çelişki: Bunu talep ederken siyasal, askeri ve ekonomik olarak Ankara’ya bağımlı bir yapı içinde var olunan bu düzende ciddi bir ikiyüzlülük açmazı yaratılıyor ve bizim de bu yalanla yaşamamız, sinip kalmamız bekleniyor. Eğer toplum kendi kaderini belirleme iradesini başka bir devlete bırakmışsa, talep ettiği eşitliğin zeminini zayıflatmışsa ya o devlet ile aynı zemindesinizdir ve bundan nemalanmaktır bütün derdiniz; ya da aksini yapmaya cesaretimiz yok. Memleketin her köşesi işgal altındayken, bağımsız irade iddiasından nasıl söz edebilirsiniz?
Bu nedenle önce Lefkoşa’ya mı yakın, Ankara’ya mı daha uzak olacağınızı açık bir şekilde belirtmelisiniz. Siz coğrafyayı bile küstürmüş, çevreyi mahvetmiş, plansız hayatları bir “tesadüfen yaşıyoruz” durumu hissiyatına bağlamış, adeta yabancılaşmış bir bellek yaratmışsınız. Ve bunun sorumlusunun sadece şu anki hükümet olduğunu, her şeyin hükümet değişince düzeleceği yalanını söylüyorsunuz.
Nereden başlayacaksınız düzeltmeye? Bence bu çarpık tarihin içinde son bozucu olmak istiyorsunuz. Ankara’nın belirleyici etkisine Türkiye’ye tek bir “elini yakamızdan çek” ve benzeri söylemlerle karşı duramazken, ganimet ve savaş artığını nasıl yöneteceksiniz?
Demografik dönüşüm tartışmanın en hassas boyutlarından biridir. Yıllar içinde kuzeyde Türkçe konuşan Türkiyelilerin nüfusu belirgin biçimde artarken (şimdi bir de başka ülkelerden gelen insanların oluşturduğu bir çok kültürlülük yalanı var), çok sayıda öz Kıbrıslı göç etmek zorunda kalmışken siz nasıl bir siyasi eşitlik bekliyorsunuz? Bu hiç samimi değil.
Aldığınız oylar Kıbrıslıların iradesi değil; yapay, yerine oturmayan, içe sinmeyen bir zafer ve kahramanlıktır ancak.
Hâlâ burada Türkçe konuşan öz Kıbrıslı kaldıysa, kendi memleketinde kültürel ve siyasal olarak geriye düşmüşlük ve yalnızlık hissi yaşamaktadır. Siz Türkçe konuşan Kıbrıslılar yerine Kıbrıs Türkleri yarattınız ve eserinizle gurur duyuyor, bu rezaleti meşrulaştırmak istiyorsunuz.
Bugün ortaya çıkan tablo yalnızca bir nüfus değişimi değil; kimliğin, aidiyetin ve temsilin dönüşümüdür. Böyle bir gerçeklik içinde Kıbrıslı Rumlara karşı “azınlık olmayız” söylemi yükseltilirken önce kimin çoğunluk olduğu ve kimin adına konuşulduğu açıklığa kavuşturulmalıdır.
Üstelik bu süreç yalnızca demografiyle sınırlı değildir. Plansız yapılaşma, betonlaşma ve çevresel tahribat kuzeyin karakterini aşındırmış; Türkiye’nin siyasal ve toplumsal sorunları buraya taşınmış, burayı bir arka bahçe algısına yaklaştırmıştır. Bundan siz de mi şikâyet ediyorsunuz?
Fakat samimi olmayan, çelişkili birçok yönünüz var: Bu dönüşümün bedelini en çok kökleri bu topraklarda olan Kıbrıslılar ödemişken, siz İTEM yasasıyla memleketteki Kıbrıslı Rum mallarının satılmasının ve şeker gibi kullanılmasının önünü açmışken ve daha birçok şeyi manipüle ederken, insanların size güvenmesini nasıl beklersiniz? El insaf.
Kendi evlerini ve mülklerini kaybetmiş Kıbrıslı Rumlardan kuzeydeki bu devletçilik oyununu ve bütün bu tabloyu görmezden gelmelerini beklemek gerçekçi değildir. Her fırsatta insan hakları ve siyasi eşitlik söylemine sığınmamızın karşılığı yoktur; çünkü burada Türkçe konuşan Türkiyeliler, Türkçe konuşan Kıbrıslıları silmiştir.
Türkiyeli–Kıbrıslı ayrımını ortadan kaldırmak istiyorsanız, ilk önce kendi memleketinde azınlık kalmış Türkçe konuşan Kıbrıslı kimliğini ve coğrafi kimliği, milli kimlikten uzaklaştıran bir kültür inşasını devreye sokmalısınız. Yani bu da sizin siyasetinizde yoktur.
Kıbrıs’ta olacak olan herkes, bu ülkeyi bölmeden, zarar vermeden, burayı mahvetmeden kalacaksa onların hepsi Kıbrıslıdır. Kıbrıs’ı bütünüyle seven insanları teşvik eden yaptırımları artırma yönünde çalışmak gibi bir derdiniz de yok. İşiniz zor, haklısınız; hırs yer bitirir insanı ama bizi de yemeye hakkınız yok.
Ya coğrafi kimlik inşa etmek için risk alıp vicdanınızı devreye sokacak ve kahraman olacaksınız; ya da hırsınıza ve kişisel menfaatlerinize odaklanıp Türkçe konuşan Kıbrıslılara ve Rumca konuşan Kıbrıslılara —ya da hangi dil olursa olsun— ihanet edip vatan haini olacaksınız.
Evet, siz Türkçe konuşan öz Kıbrıslılar azınlıksınız ve Kıbrıslı Rumlara karşı azınlık olmayı değil, Türkiyelilere karşı azınlık olmayı tercih ediyorsunuz ve bunu da insan hakkı diye yutturmaya çalışıyorsunuz insanlara? Önce bu adadaki belleğe, üretenlere, Kıbrıs’ı bütünüyle sevenlere kulak verin sonra belki insan haklarından dem vurursunuz.
Şu anki hükümet değişse bile, kontrolü ve nüfusu hastalıklı olan bu ada yarısında Türkçe konuşan Türkiyelilerin azınlık olmaması için uğraş verebilirsiniz; ama Türkçe konuşan Kıbrıslıları siz çoktan bitirdiniz. O yüzden o adını bile telaffuz edemeyip kimliklerini cebinizde taşıdığınız Kıbrıs Cumhuriyeti’ne efelenmeye hiç hakkınız yoktur.
Varlığımızı Türkiye’nin varlığına çoktan armağan etmişsiniz; şimdi keyfini daha fazla çıkarabilirsiniz…



