Ne yazılar yazmak isterken ne yazılar yazıyoruz. Nice güzellikleri paylaşmak isterken neleri paylaşmak zorunda kalıyoruz. Bazen sadece donup öylece kalıyoruz.
İnsan ütopik de olamıyor, hayalperest de kalamıyor. Gerçekleri görüp kavrasa bile kendi içindeki insana daha çok sahip çıkıp, özünden bir şey kaybetmeme kavgası vererek insan yanını korumaya çalışıyor.
Ne yapacağını bilemese de çoğu zaman, biliyor ki kendi yüzünden hiçbir canlıya zarar gelmeyecek. Tıpkı Stephen Rykwalder’ın sözleri gibi “tüm canlıları kurtaramasam da, hiçbirinin acı çekme sebebi ben olmayacağım.”
Sebebi siz olmasanız da sebep olanlarla aynı dünyada yaşıyorsunuz ve bu yeterince acıdır zaten. Bu yüzden insan insana daha çok acı yüklememeli yaşarken. Hiçbir canlıya acı yüklememeli. Acı çektirmemeli. Bilmeden ya da bilerek. O kadar naif, zarif, kibar olmalı.
Olamıyorsa canlıların bulunduğu yerlerde yaşamamalı.
Dünya böyle değildi Matmazel, onu seni döverek öldüren eller bu hale getirdi. Katil olan ilk insan ile başladı bu cinayet.
“Bu toprak benim” diyen ilk insan yüzünden çizildi bu sınırlar, kimse çizilmesini önlemedi, kimse “senin değil” demedi, kimse durdurmadı o ilk insanı.
Dünya böyle değildi Matmazel, hiç değildi.
Almanya’da, Macaristan’da ve birçok yerde sizler için sıcak alanlar yaratılırken, havaalanları açılırken üşümeyesiniz diye kış aylarında; sen mi yanlış yerde yaşıyordun, yanlış insanlar mı senin olduğun yerde yaşıyordu hiç bilinmeyecek. Güneş enerjili sıcak tünellerden hiç haberin olmayacak.
Dünya böyle değildi Matmazel, ilk el kaldıranın eli kırılmadı diye çoğaldı eller yanaklarda, başlarda, ayaklarda, her yerde ama her yerde. İnsanın her yerinde. Bir canlıyı öldüren ilk insan ile başladı bu kavga, bu şiddet.
Güçsüze el kaldıran ilk insan eli ile. Kimse ona “dur” demedi. Kimse ona diklenmedi. Kimse onu cezalandırmadı gerektiğinde ve devam edip sürdü birçok yerde ama birçok yerde birçok vicdansızlık.
Dünya böyle değildi Matmazel, vicdan taşımayan ilk insan ile başladı bu vicdansızlık.
“Bu kadın benim olmazsa öldürürüm” diyen ilk insan yüzündendi bu kopuş.
Canlıya tecavüz eden ilk insan ile kurulamadı düzen, kendi kurdukları düzen sayıldı. Konuşan her ağız bıçaklandı.
Oysa sadece, bir zamanlar Hakan’ın yaptığı gibi “Kendi Hayatının Şiirini Yazanlar”ı okumaktı istediğim. Bırakmadılar. Bırakmıyorlar. Bırakmayacaklar. Asla. Ama asla durmayacaklar.
Dünya böyle değildi Matmazel. Kötülük tohumu taşıyan ilk insan ile yayıldı bu nefret. İnsan olan da görülemedi bunlar yüzünden. Her insan aynı kefeye kondu. Oysa insan özde kalmayı başarandı. Bunlar başaramadı, başaranı da yok etmedikçe durmadı, bitmedi kötülükleri.
“Böylesine güzel bir gökyüzünün altında, bu kadar kötü insan nasıl yaşayabiliyordu?” diyen Dostoyevski haklıydı. Bu kadar kötü insanın bu güzellik altında ne işi vardı?
Kötüden kaçan insan Aziz Nesin’in dediği gibi hayvana sığınıyordu. “İnsanın insandan kaçışıdır, hayvan sevgisi” diyordu Aziz Nesin. İnsan insandan tiksindikçe kendinden nefret ediyordu. Oysa insan insandı. Aynı türde olduğu insan kılıklılar başaramamıştı insan kalmayı. Yine de kendi de onlarla yaftalanıyordu.
Merhameti kaybeden ilk insan ile başladı bu insansızlık ve merhameti kaybettikçe çoğalacaktı.
Oysa Arthur Schopenhauer, insanı yüceleştiren duygunun “merhamet” olduğunu söyler. Bu yüzden kendisinin dediği gibi : “İnsanın gerçek yüzünü görebilenlerin birer hayvansever olması kaçınılmaz.”



