1955–1959 yılları arasındaki EOKA’nın silahlı mücadele dönemi sırasında İngiliz sömürge yönetimi tarafından, Lefkoşa’nın batısında yer alan Kokkinotrimitya köyü yakınlarında kurulan siyasi tutukluları toplama kampı, Kıbrıs yakın tarihinin en sert idari tedbir mekânlarından biriydi.
Kokkinotrimitya Toplama Kampı, yalnızca bir alıkoyma mekânı değil; sömürge idaresinin yargısız gözetim, idari tutuklama ve psikolojik baskı politikalarının somutlaştığı bir alan olarak Kıbrıs tarihinin hafıza mekânlarından biridir. Dikenli teller, barakalar ve gözetleme kuleleri; hukukun askıya alındığı bir dönemin maddi izleri olarak varlığını sürdürmektedir.

Kamp, köyün yaklaşık 2 kilometre doğusunda konumlanmış; 1955’in sonlarından 1959’un başına kadar faaliyet göstermiştir.
Sac levhalardan yapılmış baraka sıralarından oluşan kamp, aralıklı ahşap gözetleme kuleleriyle desteklenen, üst üste çekilmiş yüksek dikenli tel hatlarıyla çevriliydi. Güvenlik son derece sıkıydı. Mekânsal düzeni itibarıyla klasik bir cezaevinden çok, idari kararla alıkoymaya dayalı bir sömürge kampı niteliği taşıyordu.

Kimler Tutuldu?
Kampın temel işlevi, İngiliz sömürge düzenine karşı mücadeleye karıştıkları şüphesiyle tutuklanan ancak yetersiz delil nedeniyle mahkemeye çıkarılmayan ya da mahkemede beraat eden Kıbrıslırumları alıkoymaktı. Bu yönüyle kamp, yargısal değil idari bir baskı aracına dönüştü.
EOKA’nın sömürge yönetimine karşı silahlı mücadele dönemi boyunca binlerce Kıbrıslırum burada tutuldu. Aralarında, örneğin Kyriakos Matsis gibi EOKA’nın önemli kadroları ve tanınmış militanlar da bulunuyordu. Bununla birlikte, mücadeleyle doğrudan bağlantısı olmayan; arama ve toplu gözaltı uygulamaları sırasında yakalanmış çok sayıda sivil de kampta alıkonuldu.

Kaçışlar: Tel Örgülerin Ötesine Geçen Dört Tarih
Kokkinotrimitya Toplama Kampı’ndan, tüm sıkı güvenlik önlemlerine ve çok katmanlı dikenli tel hatlarına rağmen dört ayrı tarihte başarılı kaçışlar gerçekleşti. Bu kaçışlar, kampın yalnızca bir gözetim mekânı değil, aynı zamanda direniş iradesinin sınandığı bir alan olduğunu da anlatır.
19 Ocak 1956 tarihinde gerçekleşen ilk kaçışta Rossidis Mihalakis Hristu, Assiotis Mihail Andreas, Yorgacis Polikarpou Kosta, Poietaridis Solon Antoniou ve Georgiadis Andonis Mihail kamptan ayrılmayı başardı.
13 Eylül 1956’daki ikinci kaçış, katılımcı sayısı bakımından en geniş olanıydı. Yorgallas Mihail Thoma, Symeonidis Feidias Mihail, Papahristoforu Evagoras, Kyriakos Matsıs Hristoforu, Epameinondas Yiannakis, Loizou Tevros Theodorou ve Aristeidu Panagiotis kampın güvenlik çemberini aşarak firar etti.
26 Ekim 1956’da Ioannidis Andreas Ioannou, Sofokleous Andreas Georgiou, Yiannaku Sotiris Yiannakis ve Sotiriadis Andis Georgiou üçüncü kaçışı gerçekleştirdi.
Son olarak 11 Eylül 1958’de Georgios Karyos tek başına kamptan kaçtı.
Bu firarların bazıları, hazırlık süreci, gizlilik düzeyi ve uygulama biçimi bakımından dönemin tanıklıklarında neredeyse “romanı andıran” olaylar olarak aktarılmıştır. Sıkı gözetim altındaki bir toplama kampından kaçış, yalnızca fiziksel bir eylem değil; sömürge rejiminin denetim mekanizmasına karşı sembolik bir meydan okuma olarak da hatırlanmaktadır.
İşkenceler ve Tanıklık
Kamp ve ona bağlı sorgu süreçlerinde birçok EOKA üyesi işkenceye maruz kaldı. Bunlardan biri, dönemin Omorfo ve Lefkoşa kırsalındaki bölge sorumlularından, daha sonra Adalet ve Kamu Düzeni Bakanı yapılan, aşırı sağ ve milliyetçi görüşleriyle bilinen ve toplumlararası çatışmalar döneminde Kıbrıslıtürklere karşı bazı saldırıların organizesinde de ismi geçen Nikos Koşis idi.

Koşis, yaşadıklarını şu sözlerle aktarmıştır:
“8 Aralık 1956’da Dali’de yakalandım. O gün Gregoris Afxentiou ile birlikte Agro’daydım. Döndüm; Lefkoşa’ya giremiyordum çünkü 25 yaş altı erkeklere sokağa çıkma yasağı uygulanıyordu. Bu nedenle Dali’ye gittim. Orada, bir ihbar sonucu tutuklandım ve Lefkoşa’daki Special Branch (Özel Şube)’e götürüldüm. Tutuklandığım andan Kokkinotrimitya Toplama Kampı’na sevk edildiğim ana kadar, yani yaklaşık 13–14 gün boyunca ağır işkencelere maruz kaldım.
Başlıca işkencecim –bunu söylemekten üzgünüm– bizim içimizden bir Kıbrıslıydı; İngilizlerin ajanı Onisiforos Kastoris. İngilizler onu işkencelerde kullanıyordu. Elbette Kastoris’in yanı sıra Lynch, Willard ve bazı diğerleri de bana işkence etti. Bir-iki Türkün, İngilizlerden ve kendi içimizden olan o Kıbrıslı Rumdan daha az işkence yaptığını söyleyebilirim. İşkenceler korkunçtu, inanılmazdı.”
Gündelik Hayat ve Ziyaretler

Ziyaretler genellikle pazar günleri yapılabiliyordu. Adanın hemen her bölgesinden gelen tutuklu yakınları uzun kuyruklar oluşturuyordu.
Tutukluların en bilinen uğraşlarından biri ise ince marangozluk ve ahşap işçiliğiydi.

Kapanış ve Sonrası
Kıbrıs’ın bağımsızlığıyla ilgili Londra’da imzalanan anlaşmaların ardından, 22 Şubat 1959’da tüm siyasi tutuklular serbest bırakıldı. Kamp aynı tarihte işlevini yitirdi. Zurih Anlaşmaları’nın onay sürecinin ardından kapılar açıldı; serbest kalan tutuklular Lefkoşa sokaklarına çıkarak kutlamalar yaptı.
1964’ten itibaren kamp tesisleri BM Barış Gücü tarafından kullanılmaya başlandı.
Bugün ise kamp alanı müze olarak hizmet vermektedir.



