“Yargıçları yargı içi ve yargı dışı etki ve müdahalelere karşı korumak amacıyla oluşturulan Yüksek Yargı Kurulları “Hukuk Devleti” İlkesinin en önemli unsurlarından biri olan “Yargı Bağımsızlığı”nı etkili bir biçimde hayata geçirmek için günümüzde dünyanın pek çok ülkesinde tercih edilen bir uygulama olarak karşımıza çıkmaktadır.
Yüksek yargı kurulları, esas olarak yargının yasama ve yürütme organlarından bağımsızlığını sağlamak amacıyla oluşturulduğuna göre, bu kurulların yasama ve yürütme organlarını bağlayan ve kolaylıkla değiştirilemeyen anayasalarda düzenlenmesi uygundur.
“Yargı bağımsızlığı” ilkesi kurulların ağırlıklı olarak yasama ve yürütme organlarının temsilcilerinden oluşmamasını gerektirirken, kurulların sadece veya ağırlıklı olarak yüksek yargıçlardan ya da sadece veya ağırlıklı olarak ilk derece yargıçlardan oluşmaları da birtakım özel sorunlara yol açar. Üst derece ve ilk derece yargıçların kurullarda dengeli bir biçimde temsil edilmesi bu sorunları aşmaya yönelik uygun bir çözümdür.
Yüksek yargı kurullarında yargıç üyeler ile yargıç olmayan üyelerin birbirine oranının ne olacağı sorusuna yargı bağımsızlığı ilkesi bağlamında verilen cevap, kurulun ağırlıklı olarak yargıçlardan oluşmasının, bunun yanı sıra da çoğulcu bir kompozisyona sahip olmasının uygun olacağıdır.
Kariyer kaygısı ve beklentisi olma ihtimali bulunan birinci sınıf yargıçların çoğunluğu oluşturması kurulun sağlıklı işlemesi hususunda sorun yaratabilir.
* Yüksek yargı kurulu üyelerinin nasıl seçileceği de kurulun yargı bağımsızlığını gerçekten sağlayıp sağlayamayacağı açısından büyük önem taşır. Yargıç üyelerin yargıçlar tarafından veya en azından “yargının göstereceği adaylar arasından” yasama veya yürütme organı tarafından, yargıç olmayan üyelerin ise yasama organı tarafından fakat nitelikli çoğunlukla seçilmeleri karşılaştırmalı örneklerde yaygın olarak tercih edilen yöntemlerdir.
Kurulda cumhurbaşkanı ve adalet bakanı gibi yürütme organından gelen “doğal üyeler”in yer alması ise yargı bağımsızlığını zedeler niteliktedir.
* Yüksek yargı kurullarının üye sayısı, görev ve yetki alanındaki yargıçların sayısıyla doğru orantılı olmalıdır. Üyelerin görev süresi ise yargı bağımsızlığını güvence altına alabilecek kadar uzun ve üyelerin hesap verebilirliğini mümkün kılacak kadar kısa olmalıdır. Bir diğer önemli nokta da yüksek yargı kurullarının aldıkları kararların idari kararlar olmaları, bu yüzden de yargı denetimine tabi olmalarının gerekliliğidir.
Hukuk devleti ilkesinin pekiştirilmesi açısından Yüksek Kurulların tüm kararlarının yargı denetimine açılmasının gerektiği söylenebilir.”
(Dr. LEVENT GÖNENÇ, Dünyada ve Türkiye’de Yüksek Yargı Kurulları, Anayasa Çalışma Metinleri No.4, TEPAV, Özet.) (Aynı Zamanda Bakınız: Anayasa Hukuku Açısından Yüksek Yargı Kurulları, Doç.Dr. Bezar Eylem Ekinci, DAÜ Öğretim Üyesi, Turhan Kitabevi, 2019)
KKTC açısından Yüksek Adliye Kurulunun oluşumu ve Kararlarının Denetim dışılığı, yukarıda alıntısını yaptığım hususlar ışığında değerlendirildiğinde, görülecektir ki, Yüksek Adliye Kurulu gerek oluşum, gerek oluşuma bağlı işleyiş gerekse kararlarının denetim dışılığı nedeniyle, “Yargı Bağımsızlığı”nı sağlayacak nitelikte bir Kurul değildir.
Kurulda, fiilen Avukat olanların görev alması, bağımsızlığı zedeleyen temel öğelerden biridir. Aynı şekilde tüm Yüksek Mahkeme Yargıçlarının üstelik süresiz bir biçimde Kurulda görev almaları da yargı bağımsızlığı açısından sorun yaratabilecek niteliktedir.
Bir başka önemli nokta da, Yüksek Adliye Kurulu kararlarının tümüyle denetim dışı bırakılmış olmasıdır. Bu husus,Hukuk Devleti ilkesine aykırı bir durumdur. Kesinlikle düzeltilmesi gerkir. Bu da, Kurulun, Yukarıda alıntısını yaptığım gereklilikler ışığında, Anayasal çerçevede yeniden yapılandırılmasını zorunlu kılmaktadır.
Yargı Reform Yasa Önerisinde bu yönde bir değişikliğin yer almaması, büyük bir eksikliktir.
Bu arada, Yargıç olarak atanacaklarda aranacak nitelikler ile yükselmelerde gözetilecek temel ilke ve ölçütler de muhakkak yasa ile düzenlenmelidir. Bu amaçla bu konuya Anayasada yer verilmeli ve yasaya temel olacak çerçeve kurallar Anayasada düzenlenmelidir.
Buna yargıçların disiplin işlemlerine ilişkin ilke ve ölçütler de dahil edilmelidir.
KKTC ANAYASA MAHKEMESİNİN YETKİ VE GÖREVLERİ (2)
KKTC Anayasa mahkemesinin yetkileri, Anayasanın 144’üncü maddesinde düzenlenmiştir. Maddenin (1)’inci fıkrasında: “Anayasa Mahkemesi: bu Anayasa, yasa ve Mahkeme Tüzüğü kurallarında gösterilen konularda, kesin olarak karar vermek hususunda münhasır yargı yetkisine sahiptir.” Kuralı yer almaktadır.
Bu kurala göre, Anayasa Mahkemesinin yetkileri, sadece Anayasada sayılan yetkilerle sınırlı değildir. Anayasa mahkemesi, ayrıca Yasa ile veya bir mahkeme tüzüğü ile verilecek hususlarda da yetki kullanabilecektir.
Bu düzenleme, 1975 KTFD Anayasasının 110’uncu maddesinde de aynen yer alıyordu ve bu kural, 1985 KKTC Anayasasına KTFD Anayasasından aktarılmıştı.
Diğer yandan bu düzenleme, aynı zamanda 2014 yılında Cumhuriyet Meclisinde oybirliğiyle kabul edilen, fakat halkoylamasında kabul edilmeyen Anayasanın yeni 144’üncü maddesinin (1)’inci fıkrasında da aynen korunmuştur.
Kanımca bu düzenleme, Anayasanın “Hiçbir organ, makam veya merci, kaynağını bu Anayasadan almayan bir yetki kullanamaz” kuralını içeren 3’üncü maddesinin (4)’üncü fıkrası kuralları ile çatışan ve/veya çelişen bir düzenlemedir. Aynı maddenin (2)’nci fıkrasına göre Egemenlik sahibi, kayıtsız şartsız, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetti yurttaşlarından oluşan halk, egemenliğini, yetkili organlar eliyle kullanacaktır. Yetkili organlar ise, yasama yetkisine sahip Cumhuriyet Meclisi; Yürütme görev ve yetkisine sahip Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu ve yargı yetkisi de bağımsız mahkemelerce kullanılacaktır.
Kuşkusuz Anayasalar, kendi düzenleme yetkisini belirli konularla ilgili olarak yasa yapılmasını öngörerek yasamaya devredebilir. Ancak, Anayasa Mahkemesi gibi en üst yargı mercii olan bir yüksek yargı yerinin yetkilerinin bir kısmının Anayasada öngörülmesi ve başkaca yetkilerinin ise yasalarla veya 144’ücü maddenin (1)’inci fıkrasında olduğu gibi mahkeme tüzüğü ile düzenlenmesi ne denli doğru ve yerinde bir yöntemdir tartışma kaldırır.
Anayasa Mahkemesinin Anayasal Yetkileri:
Anayasa Mahkemesinin, doğrudan Anayasa ile belirlenen yetkileri şunlardır:
- Yüce Divan sıfatıyla, yürürlükteki mevzuat çerçevesinde, Cumhurbaşkanını, Başbakanı ve bakanları, ilgili suçlarından dolayı yargılama; (AY. Md.144(2)
(2) Anayasa Mahkemesi organlar arasındaki yetki uyuşmazlıklarının çözüm yeridir ve bu çerçevede devlet organları arasında ortaya çıkan kuvvet veya yetki uyuşmazlıklarına ilişkin yapılan başvuruları inceleyip nihai olarak karar verme yetkisine sahiptir (Md. 145/I)
(3) Yasaların Anayasaya uygunluğunu denetleme: Uygunluk denetimi için mahkemeye başvuru üç farklı yolla yapılabilir.
(A) Bu yollardan ilki: Cumhurbaşkanının yasayı yürürlüğe koymak için Resmi Gazetede yayımlamadan önce, Cumhuriyet Meclisince Kabul edilen yasanın Anayasaya uygun olup olmadığı konusunda Anayasa Mahkemesinden görüş belirtmesini isteme (Md.146/I).
(B) Anayasa Mahkemesi’ne yasaların anayasaya uygunluk denetimi için başvuru yapmanın ikinci yolu iptal davası açmaktır (Md.147(1)
(C ) Anayasaya uygunluk denetimi yollarından sonuncusu ise somut norm denetimidir:
Bu denetim de Anayasa Mahkemesi tarafından gerçekleştirilir. Başvuru yapacak kişiler bir davanın görülmesi sırasında davaya ilişkin uyuşmazlık konularından herhangi birinin karara bağlanmasında etkili olabilen herhangi bir yasanın, kararın veya kuralın Anayasa’ya aykırılığını ileri sürmekte ve bunun üzerine mahkem bu konuyu, Anayasa Mahkemesine sunar. (Md.148/I). Anayasa mahkemesi tarafından verilen karar da mahkemeyi ve ilgili tarafları bağlar ( Md.148 (3)).
(4) Anayasa mahkemesi yukarıda sayılan yetkileri yanında Anayasayı yorumlamak yetkisine münhasıran sahiptir (Md. 149). Bu yetkisini Anayasa ile ilgili komite raporları ile Meclis tutanaklarından yaralanmak üzere gerçekleştirir (Md. 149).
(5) Bakanlar Kurulunun, Cumhurbaşkanının sağlık nedenlerinden ötürü görevini sürekli yapamayacağına ilişkin bildirimini karara bağlar (Md.104)
(6) Anayasa Mahkemesi siyasi partilerin mali denetimini yapar (Md.71(4)
(7) Son olarak da Başsavcının siyasi partilerin kapatılmasına ilişkin açtığı davalara bakar (Md. 71 (7)).
Anayasa Mahkemesinin Yetkilerinin Genişletilmesi:
Bu yetkilere, 2014 yılında kabul edilen fakat halkoylamasında kabul edilmeyen 144’üncü maddeye eklenen yeni (4)’üncü fıkra ile, “Her yurttaş, Anayasada düzenlenmiş temel hak ve özgürlüklerinden herhangi birinin kamu gücü tarafından ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkmesine başvurabilir. Başvuruda bulunabilmek için olağan yasa yollarının tüketilmiş olması şarttır. Bireysel başvuruya ilişkin usul ve esaslar ve bireysel başvuru üzerine Anayasa Mahkemesi tarafından verilebilecek hükümler yasayla düzenlenir” kuralına, dolayısıyla “Anayasa Mahkemesine Bireysel Başvuru” konusuna yer verilmişti.
Şunu belirteyim ki, demokratik bir hukuk devletinde, yurttaşların temel hak ve özgürlüklerini koruma ve bu hakların ihlal edilmesi durumunda adalet arama hakkı, hukukun üstünlüğünün temel bir ilkesidir. Bu bağlamda, Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru, bir yurttaşın veya ülkede yaşayan herkesin doğrudan mahkemeye giderek temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesi’ne başvurma hakkının tanınması, demokrasinin bir gereğidir
KKTC Anayasasının 10’uncu maddesinin (2)’nci fıkrasına göre, Devletin ilkesel amaçlarından biri, “temel hak ve özgürlükleri sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmak” olduğuna göre, bu özgürlüklerin en başta kamu gücü tarafından ihlal edilmesini önlemek, temel hak ve özgürlük ihlallerini ortadan kaldırmak veya bu ihlalleri yaptırıma bağlamak da “insan haklarına saygılı” bir “hukuk devletinin” temel amaç ve görevlerindendir. Bu nedenle anayasa yargısı hukukunda “bireysel başvuru” yolunun kabul edilmesini, Anayasanın 1’inci maddesinin öngördüğü ilkelerin daha da güçlendirilmesi yolunda önemli bir adım olarak kabul etmek gereklidir. Gerçekten bireysel başvuru yolu, pek çok uygar ülkede anayasa yargısının ayrılmaz bir parçası olarak kabul edilmiş bulunmaktadır.
Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru, Türkiye’de de , 12 Eylül 2010 Anayasa Değişikliğine ilişkin referandum sonrası Anayasa’nın 148. maddesiyle düzenlenmiştir. Bu Kural uyarınca, herkes, Anayasa Mahkemesi’ne, kendilerine Anayasa’nın temel hak ve özgürlüklerini düzenleyen maddeleri kapsamında tanınan haklar, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve buna ek olarak Türkiye’nin taraf olduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından ihlal edildiği iddiasıyla başvurabilirler. Bireysel başvurular, bireyin haklarının doğrudan ihlal edilmesi durumunda yapılır ve başvuruda bulunabilmek için diğer yargı yollarının tüketilmiş olması gerekmektedir.
Anayasa Mahkemesinin Yasa ile veya Mahkeme Tüzüğü ile Yetkilendirilebilirliği:
Yukarıda, Anayasa Mahkemesinin yetkilerini düzenleyen 144’üncü madde içerik açısından incelenmiş ve Anayasa Mahkemesinin yetkilerinin, Anayasa ile belirlenenlerle sınırlı olmadığı, 144’üncü maddeye dayanılarak yasa ile de genişletilebileceği irdelenmiştir.
Her ne kadar KKTC Anayasasının 144’üncü maddesinde, Anayasada belirtilen yetkiler yanında, Anayasa mahkemesine yasa ile veya mahkeme tüzüğü ile de yetki verilebileceği öngörülmüşse de, bu maddenin öncelikle değiştirilmesi ve Anayasa Mahkemesi gibi, çok yönlü yetkilerle donatılmış olan bir yüksek yargı yerinin kuruluş, görev ve yetkilerinin bütünüyle doğrudan doğruya Anayasada düzenlenmesi gerekmektedir.
Anayasa (Değişiklik) Yasa Önerisinde bu yönde düzenleme yapılmamış olması kanımca çok büyük bir eksikliktir.
Yargıtay ve Yüksek İdare Mahkemesinin de ayrı ayrı madddelerde kuruluş, görev ve yetkilerini ayrıntılı olarak içerek şekilde Düzenlenmesi:
(Bu konu Yarınki yazımda ayrıntılı olarak incelenecektir)
YARGI BAĞIMSIZLIĞI VE YÜKSEK MAHKEMELERİN BİRER UZMANLIK MAHKEMESİ OLARAK AYRI AYRI KURULMASI (3)
Yargı Bağımsızlığı:
Yargı erkinin bağımsız ve tarafsız olması, modern demokrasilerin ve hukuk devleti ilkesinin temel öğelerinden birisini oluşturmaktadır. Yargı bağımsızlığı, yargının öncelikle, devletin diğer iki erkini oluşturan yasama ve yürütme erklerine karşı bağımsız olmasını, diğer iki erkin yargı erkini görev alanında etkileme olanağına sahip olmamaları anlamına gelir. Daha geniş anlamıyla yargı bağımsızlığı, yargı erkinin, işlevini yerine getirirken, herhangi bir tarafın, herhangi bir nedenle doğrudan veya dolaylı kısıtlama, etki, teşvik, baskı, tehdit ve müdahalesine maruz bulunmamasını anlatır.
Yargı bağımsızlığının tam sağlanabilmesi için, yargılama erkini kullanan yargıcın, yasama ve yürütme organı yanında yargılama süreçlerinde diğer tüm etki edici faktörlerin baskısından uzak karar vermesi zorunludur. Yargı erkinin etki ve müdahaleden uzak olarak gerçekleşmesini sağlayacak husus ise, yargıcın ve dolayısıyla yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığıdır. Yargının bağımsızlığı, bireyin temel hak ve özgürlüklerinin güvencesini oluşturmaktadır. Aynı şekilde yargı erkinin bağımsızlığı ve buna bağlı olarak kabul edilen yargıç güvencesi, hak arama özgürlüğünün de odağını oluşturmaktadır.
Yargı bağımsızlığı hem Anayasalarda hem de uluslararası sözleşmelerde vurgulanmıştır. Bu bağlamda 1985 KKTC Anayasasının 136’ncı ve 137’nci maddelerinde yargı bağımsızlığı ve bunu sağlamaya yönelik güvencelere yer verilmiştir. Aynı şekilde Avrupa İnsan Hakları Sözleşemesi(AİHS)nin 6’ncı maddesinin (1)’inci fıkrasında, herkesin bağımsız ve tarafsız bir mahkemede makul sürede hakkaniyete uygun ve aleni surette yargılanma hakkına adil yargılanma hakkının unsurları olarak vurgu yapilmaktadır.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesini uygulayan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi(AİHM) de yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığının anlam ve kapsam ve sınırlarını içtihatlarıyla ortaya koymaktadır. AİHM içtihatlarına göre, bağımsızlık, mahkemenin yasama ve yürütme organlarının etki ve baskısı altında kalmaksızın, taraflarla her hangi bir bağının bulunmamasını ve hakimlerin görevlerini yaparken emir ve talimat almamalarını zorunlu kılmaktadır. Bir başka anlatımla AİHM’ nin içtihatlarına göre, mahkemelerin bağımsızlığından söz edebilmek için, başka bir kişiden, kuruluş veya organdan talimat almaması, özellikle yürütme organı ve uyuşmazlığın taraflarının etkisinde kalmaması gerekir.
Yargı bağımsızlığı kuşkusuz “Erkler Ayrılığı” ilkesinin ve “hukuk devleti” ilkesinin de zorunlu bir sonucu olarak karşımıza çıkmaktadır. Gerçekten demokratik hukuk devletinin birincil koşulu erkler ayrılığı ve denkliği ilkesi, yargının öncelikle yasama ve yürütme organına karşı bağımsızlığını içermektedir. Daha da önemlisi, demokratik bir hukuk devletinde, yasama ve yürütme organlarının yargı erki tarafından denetlenmesi, temel hak ve özgürlükler açısından en önemli güvenceyi oluşturmaktadır. Gerçekten bağımsız ve yansız bir yargısı olamayan bir ülkede, temel hak ve özgürlüklerin güvencede bulunduğundan ve hukukun üstünlüğünden söz edilemez. Bir ülkenin demokratik hukuk devleti olup olmadığının en temel ölçütü adaleti sağlamaya çalışan yargı erkinin konumu yani yargı erkini kullanan mahkemelerin ve yargıçların bağımsızlık düzeyidir.
Yargı bağımsızlığının iki yönü vardır. Dış bağımsızlık ve İç bağımsızlık.
Dış Bağımsızlık:
Yargının dış bağımsızlığı, Anayasanın 136’ncı maddesinin (2)’nci ve (3)’üncü fıkralarında düzenlenmiş bulunmaktadır:
- Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanımında, mahkemelere ve yargıçlara emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz.
- Görülmekte olan bir dava hakkında, Cumhuriyet Meclisinde, yargı yetkisinin kullanılması ile ilgili soru sorulamaz; görüşme yapılamaz veya herhangi bir demeçte bulunulamaz. Yasamav e yürütme organları ile Devleet yönetimi makamları, mahkeme kararlarına uymak zorundadır. Bu organ vemakamlar, mahkeme kararlarını hiçbir surette değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez.”
Yargının Dış Bağımsızlığı, mahkemelerin ve yargıçların karar verirken yürütme ve yasamanın baskılarından , müdahalesinden ve etkisinden uzak, sadece hukuka ve vicdani kanaatlerine göre hareket etmesidir. Hukukun üstünlüğü ve demokrasinin temeli olan bu ilke, yargıç güvencesi ile desteklenerek, adil yargılanma hakkının ve tarafsızlığın güvencesini sağlar.
Mahkemeler, mali yönden özellikle yürütme organına karşı bağımsız olmalıdırlar. Aksi halde yürütme mali gücünü kullanarak yargıya müdahale edebilir. Mali özerklik ile yargı bağımsızlığı birbirini tamamlayan, hukuk devleti ilkesinin temel gereklerinden ve ön koşullarındandır.
İç Bağımsızlık:
Mahkemelerin ve yargıçların iç bağımsızlığı, yargıçların yargı yetkisini kullanırken üst mahkemeler, Yüksek Adliye Kurulu, Yüksek Mahkeme ve benzeri yöneticilerden (yargı içi hiyerarşi) veya meslektaşlarından emir, talimat, genelge veya tavsiye almadan, sadece Anayasa, yasa ve hukuka göre vicdani kanaatleriyle karar vermelerini anlatır. Bu ilke, yargıcın karar verirken dış etkilere olduğu kadar, hiyerarşik iç etkilere karşı da korunmasını sağlar.
İç Bağımsızlık, Anayasanın 136’ncı maddesinin (1)’inci fıkrasında yer alan “Yargıçlar, görevlerinde bağımsızdırlar, Anayasaya, yasaya ve hukuka uygun olarak vicdani, kanaatlarına göre hüküm verirler” kuralı ile (2)’nci fıkrasında yer alan “Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanımında, mahkemelere ve yargıçlara emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz” kuralında ifadesini bulmaktadır.
ANAYASA MAHKEMESİ DIŞINDAKİ YÜKSEK MAHKEMELERİN KURULUŞU, YETKİ VE GÖREVLERİ
Bir önceki yazımda, Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu, Yetki ve Görevleri konusunda görüşlerimi aktarmış ve Anayasa Mahkemesinin diğer Yüksek Mahkemelerden bağımsız olarak doğrudan Anayasa ile kurulması ve yetki ve görevlerinin de ayrıntılı bir biçimde Anayasada düzenlenmesi gerektiğini belirtmiştim.
Bunu yaparken de, Anayasa Mahkemesinin, yargının dış ve iç bağımsızlığını kurumlaştırmak açısından ayrı bir üst mahkeme olarak kurulması, bir uzmanlık mahkemesi olarak görev yapması ve Anayasada var olan yetki ve görevleri yanında yurttaşların bireysel başvurularını da inceleme yetkisi ile donatılmasının insan hak ve özgürlüklerinin korunması ve geliştirilmesi açısından gerekliliğini vurgulamıştım.
Bugünkü yazımda ise, Anayasa Mahkemesi dışında kalan Yargıtay Ceza, Yargıtay hukuk ve Yüksek İdare Mahkemesi gibi diğer yüksek mahkemelerin de kuruluşunun, yargılama usulü esaslarının ve yetki ve görevlerinin, yargı bağımsızlık ve tarafsızlığını kurumlaştıracak; bu mahkemelere yetkinlik ve uzmanlık kazandıracak biçimde yapılandırılması, yargıçlarının iç bağımsızlık, bir başka deyişle hiyerarşik bağımsızlık ve tarafsızlık ilkelerine uygun olarak çalışmalarına olanak tanınması için Anayasada yer alması gereeken düzenlemelere değineceğim.
Bilindiği gibi, “Yüksek Mahkemelerin Oluşumu ve Görev Bölüşümü”, Anayasanın 143’üncü maddesinde düzenlenmiş bulunmaktadır. Yüksek Mahkeme, bir başkan ve yedi yargıçtan oluşmakta idi. Buna göre Yüksek Mahkeme:
- Başkan ve dört yargıç ile toplanarak Anayasa Mahkemesi görevini yapar;
- Başkan ve iki yargıç ile veya sadece üç yargıç ile toplanarak Yargıtay ve Yüksek İdare Mahkemesi olarak görev yapar.
143’üncü maddenin (5)’inci fıkra kurallarına göre de, yargıtay ve yüksek idare mahkemesinde görev yapacak yüksek mahkeme yargıçları, her adli yılın başlangıcından önce o adli yıl için Yüksek Mahkeme tarafından belirlenir ve bir adli yıl için o yargıç, yargıtay veya yüksek idare mahkemesinde görev yapar. Geçici olarak görevini yürütemeyen yargıçların yerine ise Yüksek Mahkeme Başkanı tarafından görevlendirme yapılır.
Yüksek Mahkeme yargıçlarının her adli yıl başında Yargıtay veya Yüksek İdare Mahkemesi (YİM) bünyesinde görevlendirilmesi uygulaması, özellikle doğal yargıç ilkesi ve iç/hiyerarşik bağımsızlık açısından hukuki tartışmalara zemin hazırlayabilecek niteliktedir
Her adli yıl tekrarlanan bu tür görev yeri değişiklikleri, yargı bağımsızlığı, hukuki istikrar ve dosya tecrübesi açısından sorunlar yaratabilir. Sık değişim; davaların uzamasına, yargıcın dosyaya yabancılaşmasına, uzmanlaşmanın azalmasına ve hiyerarşik yargı bağımsızlığının zedelenmesine yol açabilir.
Yargıcın, uzun süredir yürüttüğü dosyayı devretmek zorunda kalması, yeni yargıcın dosyaya hakim olması sürecini uzatarak davanın uzamasına neden olur; Yargıçların sürekli farklı ceza veya hukuk mahkemelerinde görevlendirilmesi, belirli bir alanda derinlemesine uzmanlaşmalarını da engeller.
Yargıtay hukuk, yargıtay ceza ve yüksek idare mahkemesi gibi yüksek mahkemelerde görev yapacak yargıçların her yıl sürekli olarak değişmesi, “hukuki belirlilik” ve “öngörülebilirlik” ilkelerini de zedeleyerek içtihat istikrarsızlığına, dosya inceleme sürelerinin uzamasına ve benzer olaylarda farklı, hatta çelişkili kararlar verilmesine yol açmaktadır. Bu durum, hukuki güvenliği sarsarak yargıya olan güveni azaltır.
Uygulamada bu tür ciddi ve güveni sarsıcı durumlarla karşılaşılmasını önlemek açısından izlenmesi gereken en gerçekçi ve doğruı yöntemin:
- Yargıtay Ceza;
- Yargıtay Hukuk; ve
- Yüksek İdare Mahkemesinin,
ayrı ayrı birer uzmanlık mahkemesi olarak kurulması olduğunu özellikle vurgulamak istiyorum.
Yüksek mahkemelerin (Anayasa Mahkemesi, Yargıtay Hukuk, Yargıtay Ceza ve Yüksek İdare Mahkemesi) olarak, birbirinden bağımsız uzmanlık yüksek mahkemeleri şeklinde yapılandırılması, yargının, bir başka deyişle yargısal adaletin hızını ve kalitesini artırmak, hukuki öngörülebilirliği sağlamak açısından yeğlenmesi gereken modern bir yargı yapılanması modelidir kanısındayım.
Bu düşünceden hareketle, ayrı Uzmanlık Mahkemelerinin Kuruluşunun Yararlarını aşağıdaki gibi sıralayabiliriz:
- Her bir yüksek mahkeme kendi alanına (Ceza, Hukuk, İdare) odaklandığı için, benzer davalarda farklı kararlar çıkması önlenir, hukuk güvenliği artar.
- İdare hukuku gibi çok yönlü ve disiplinler arası bilgiye sahip olunmasını gerektiren alanlarda, sadece o alana odaklanmış yargıçların görev yapması, daha derinlemesine inceleme ve yerinde kararlar(kamu yararı odaklı) üretilmesini sağlar.
- İş yükünün uzmanlık alanlarına göre dağılması, dosya başına düşen sürenin azalmasına ve yargılama sürecinin kısalmasına ve daha hızlı sonuçlanmasına yardımcı olur.
- İdari yargının kendine özgü kamu hukuku mantığı (idarenin sorumluluğu, idari yargı denetimi) ile adli yargının (ceza/özel hukuk) birbirinden ayrılması, görev uyuşmazlıklarını azaltır.
- Sadece ceza, hukuk veya idari hukuk alanında deneyim kazanmış, uzmanlaşmış yargıçların görev alması, yargılamanın niteliğini artırır.
- Bu yapılanma, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Anayasa çerçevesinde makul sürede adil yargılanma hakkının güvence altına alınmasına da katkı sağlar.
SONUÇ:
Yargıtay Hukuk, Yargıtay Ceza ve Yüksek İdare Mahkemelerinin Kuruluşu, oluşumu, yetki ve görevleri, atanacak yargıçların nitelikleri, atanma yöntemi, özlük hakları ve görev süreleri Anayasa ile belirlenmeli; yargılama usulleri ile disiplin işlemlerine ilişkin usul ve esaslar ise, Uluslararası Etik kurallar ve yargı bağımsızlığı ilkelerine uygun olarak yasa ile düzenleneceği Anayasada ayrıca belirtilmelidir.



